Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, 6769 sayılı Kanunun 6/1 maddesi uyarınca marka tescil ret kararının görsel, fonetik ve genel kullanıma açık olma gerekçeleriyle iptali talebi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının, belirli bir ifade için yaptığı marka başvurusunun, sahip olduğu özgün görsel unsurlar (özel yazı karakteri, kırmızı renk ve harf içindeki gülücük sembolü) ve farklı fonetik yapısı sayesinde mevcut markalarla karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı; ayrıca, marka ibaresinin temelini oluşturan terimin (roka) herkesin kullanımına açık, genel bir kelime olup tekelleştirilemeyeceği gerekçeleriyle, Türk Patent ve Marka Kurumunun marka tescil başvurusunu reddeden kararının iptali talebini içeren bir davayı özetlemektedir.

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/182 Esas - 2026/261

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA"
ANKARA
4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR
HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2025/182 ( Ankara 5 FSHHM'nin 2025/218 Esas sayılı birleşen dosya dahil )
KARAR NO : 2026/261
DAVA : Marka ... Kararı İptali
DAVA TARİHİ : 02/05/2025
KARAR TARİHİ : 08/06/2026 Yazım Tarihi: 21/06/2026
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkili adına 22.06.2023 tarihinde yapılan ... başvuru numaralı “...” ibareli marka başvurusunun, ... tarafından, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/1 maddesi gereğince.... ve ... sayılı markalar mesnet gösterilerek reddedildiğini; söz konusu ret kararına karşı yapılan yinelenen itirazın da ... ’nun 20.02.2025 tarihli ve ... sayılı kararı ile reddedildiğini; müvekkilinin markasının görsel olarak ayırt edici unsurlar taşıdığını; mesned gösterilen markalar ile tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını; müvekkili adına tescil başvurusu yapılan “...” ibareli markanın gerek kullanılan yazı karakteri ve renk tercihleri, gerekse içerisinde barındırdığı özgün grafik unsurlar sayesinde görsel olarak belirgin bir ayırt ediciliğe sahip olduğunu; özellikle ibarenin kırmızı renkte tasarlanmış olmasının, bu rengin tüketici algısında dikkat çekici ve vurgulayıcı bir renk olması sebebiyle, markaya kendine özgü bir görünüm kazandırmakta ve diğer markalardan kolaylıkla ayırt edilmesini sağlamakta olduğunu; ayrıca, marka ibaresinde yer alan “O” harfinin içine eklenmiş olan gülücük sembolünün, yalnızca estetik bir farklılık yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda markaya özgün bir kimlik kazandırarak tüketici nezdinde çağrışım yaratan ve hatırlanabilirliği artıran bir unsur olarak öne çıkmakta olduğunu; bu görsel unsurlar sayesinde, müvekkilinin markası ile mesnet gösterilen diğer markalar arasında açık ve belirgin bir farklılık oluştuğunu; yanyana getirilip incelendiğinde; karıştırılma ihtimali bulunmadığının kolaylıkla anlaşılmakta olduğunu; dolayısıyla, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca verilen ret kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu; müvekkilinin markasının fonetik olarak "..." ibaresi ile farklı işitsel kullanıma sahip olduğunu ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını; mesnet gösterilen markalardan özellikle “...” ibaresi arasında fonetik (işitsel) anlamda belirgin farklılıklar mevcut olduğunu; her ne kadar yazılış bakımından benzerlik iddiasında bulunulsa da, işitsel algı bakımından bu iki ibarenin farklı ses yapısına ve telaffuza sahip olduğunu; “...” ibaresinin Türkçe kökenli bir kelime olup, halk arasında bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir terim olduğunu; telaffuzunun sade ve akıcı olduğunu; buna karşın, mesnet gösterilen “...” ibaresinin ise İngilizce “...” kelimesinden türetilmiş izlenimi veren, sert ve vurguya dayalı farklı bir fonetik yapıya sahip olduğunu; özellikle “...” ibaresindeki harflerin yumuşak ses yapısı ile “...”daki sert ve keskin tonlar tüketici algısında farklı çağrışımlar uyandırmakta olduğunu, bunun da işitsel karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmakta olduğunu; Markaların fonetik yapılarının benzerliği, karıştırılma ihtimali bakımından önem arz etmekle birlikte, bu ihtimal ancak ortalama düzeyde dikkat gösteren tüketici nezdinde dahi ayırt edilemeyecek derecede bir benzerlik varsa söz konusu olabileceğini; oysa somut olayda, “...” ve “...” ibareleri bu eşiği aşacak düzeyde bir işitsel yakınlığa sahip olmadığını; dolayısıyla, işitsel açıdan değerlendirildiğinde; müvekkilinin markasının, mesnet gösterilen markalarla karıştırılması mümkün olmayıp, ret kararına dayanak oluşturulmasının hukuka aykırı olduğunu; ... ibaresinin herkesin kullanımına açık bir ibare olduğunu, kimsenin tekel kullanımına tahsis edilmediğini; Rokanın, .... (....) familyasına ait bir bitki türü olduğu ve keskin, hafif acı bir tadı ile yaygın olarak tüketilen, tanınan bir sebze olduğunu; hem Türk mutfağında hem de dünya genelinde bilinen ve gündelik hayatta sıkça karşılaşılan bu terimin, herhangi bir kişiye ya da kuruluşa ait bir hak olarak tekelleştirilemeyeceğini; “...” ifadesinin, her ne kadar bazı sektörlerde ticari anlamda kullanılsa da, bu kullanımların, kelimenin kendisinin kamuya açık, yaygın ve herkes tarafından kullanılabilen bir terim olma özelliğini değiştiremediğini; müvekkilinin, marka başvurusunda bulunduğunda, “...” kelimesini özgün tasarım ve grafik unsurlarla birleştirerek markasını oluşturduğunu ve bu şekilde ayırt edici bir kimlik kazandığını; ancak, marka ve patent kurumunun, müvekkilinin başvurmuş olduğu “...” markasını, başka bir pastane ve kafe markası ile benzerlik gösterdiği gerekçesiyle reddetmesinin, hukuk açısından hatalı bir değerlendirmeye dayanmakta olduğunu; bu kararın iptali talebiyle açılan bu davada, “...” kelimesinin herhangi bir kişi veya kuruluş tarafından tekel olarak kullanılmasının mümkün olamayacağını vurgulanın gerekmekte olduğunu; ..., halk arasında her gün kullanılan, doğrudan bir sebze ismi olan ve çok yaygın bir şekilde bilinen bir terim olduğunu; bu sebeple, tek bir kişi ya da işletmeye ait olamayacağını; hukuken, bir kelimenin veya ifadenin yalnızca belirli bir kişi ya da kuruluşa tahsis edilmesi ancak o kelimenin, yalnızca o kişiye özgü ayırt edici ve tescillenmiş bir marka olmasıyla mümkün olduğunu; ancak "..." kelimesinin genel halk tarafından yaygın şekilde kullanılan ve tanınan bir isim olduğundan, tekelleştirilmesinin hukuken geçerli olmadığını; bu ismi yalnızca kendi markasında belirli grafiksel tasarımlar ve özgün görsel unsurlarla kullanarak ayırt edici bir nitelik kazandırdığını; bu özgünlüğün, müvekkilinin markasının diğer ticari markalardan ayırt edilmesini sağlamakta olduğunu; Bu tasarım unsurları ve ayırt edici özelliklerin, markanın tanınmasını ve farkındalık yaratmasını sağlayan temel unsurlar olduğunu; ancak, markanın bu özgün öğeleri dışında kalan “...” kelimesinin, basitçe gündelik hayatta sıkça karşılaşılan ve herkes tarafından kullanılabilen bir terim olduğunu; Dolayısıyla, marka ve patent kurumunun müvekkilinin başvurusunu reddetmesinin, “...” kelimesinin halk arasında serbestçe kullanılabilen bir terim olmasının göz ardı edilmesiyle verilmiş bir karar olduğunu; herhangi bir kişi veya şirketin, sadece bu kelimeyi kullanarak bir markayı tekelleştiremeyeceğini; ancak kelimenin kullanımının belirli ayırt edici unsurlar eklenerek, özgün ve farklı bir marka kimliği yaratılabileceğini; müvekkilinin yaptığının da tam olarak bu olduğunu; "..." kelimesini, tasarım öğeleriyle birlikte, kendine özgü bir marka haline getirmiş olduğunu; bu bağlamda, "..." kelimesi kimsenin tekeline tahsis edilemeyecek, fakat uygun ayırt edici unsurlarla herkesin kullanabileceği bir ibare olarak kalması gerektiğini; ....verdiği reddetme kararının, bu hukuki çerçeveye aykırı olarak verilmiş olduğunun açık olduğunu ve bu kararın iptal edilmesi gerektiğini; Davalı ... nezdinde 43. Sınıfta pek çok ... ibareli marka bulunduğunu; bunların müvekkilinin hitap ettiği tüketici kitlesinin ve yiyecek sınıfının ayrı kolları olması sebebiyle karıştırılma ihtimali bulunmadığını; "..." markasıyla, yalnızca tantuni satışı yapan bir işletmeye sahip olduğunu ve bu markanın, özellikle tantuni ürünleriyle sınırlı olduğunu; "... " gibi diğer markalarının ise farklı yiyecek ürünleri sunmakta olduklarını; bu markaların isimlerinde geçen “...” kelimesinin, aynı sebzeyi ifade ediyor olsa da, her bir markanın hedeflediği ürün ve tüketici kitlesinin farklı olduğunu; müvekkilinin markasının, "...", özellikle tantuni gibi belirli bir yiyecek türüne yönelik olduğu için, bu sektörde faaliyet gösteren ve benzer isimler taşıyan markalardan ayrı bir kategoride yer almakta olduğunu; “... ” gibi diğer markaların, restoran ve döner sektörlerinde faaliyet göstermekte olduğunu; bu markaların, genellikle farklı yiyecek türleri sunduklarından, her birinin farklı bir tüketici kitlesine hitap ettiğini; yani, her bir markanın kendi ürün çeşidi ile sınırlı olup, bunun da tüketicilerin her markayı özgün ve ayırt edici bir şekilde tanımasını sağladığını; hukuken, markaların benzerliği değerlendirilirken, yalnızca kelime benzerliği değil, aynı zamanda pazarın ve hedef kitlenin farklılığının da göz önünde bulundurulması gerektiğini; müvekkili nin “...” markasının, "... " gibi diğer markalarla karıştırılmasının söz konusu olmadığını; her bir markanın farklı bir pazar segmentine hitap etmesi ve belirli ürünlere odaklanması, bu markaların birbirinden ayırt edilmesini sağlamakta olduğunu; yiyecek sektöründe, tüketicilerin markaları ayırt edebilme yeteneği oldukça yüksek olduğunu, çünkü genellikle tüketicilerin, alışveriş veya yeme içme tercihlerini belirlerken sadece ürünün ismine değil, aynı zamanda ürünün türüne, sunumuna ve sektörel konumuna dikkat edildiğini; bu nedenle, "..." markasının, “... ” ile karıştırılma riskinin son derece düşük olduğunu; müvekkilinin markasının, belirli bir yiyecek türüne odaklanmış bir işletme olarak, benzer isimli diğer markalardan kesinlikle ayrılmakta olduğunu; farklı yiyecek sınıflarına hitap eden ve aynı hedef kitleye yönelmeyen markalar arasında karışıklık yaratma ihtimali bulunmadığını; bu sebeple, müvekkilinin "..." markasının tescil edilmesi konusunda herhangi bir engel bulunmadığını; karışıklık yaratma ihtimali olmayan, belirli bir sektörde faaliyet gösteren ve belirli tüketici kitlesine hitap eden bu markaların birbirine karıştırılmayacağının açık olduğunu; hukuki açıdan, müvekkilinin başvurusunun hukuka aykırı bir karışıklık oluşturmayacağını ve diğer markalarla karışma riski taşımadığını; Marka tesciline konu işaretin ayırt edici niteliğinin değerlendirilmesinde, işaretin içerdiği unsurların her birinin ayrı ayrı değil, bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini; ortalama tüketicilerin, markaları günlük hayatta parçalayarak değil, bütünsel olarak algılamakta ve bu bütün üzerinden hatırlama ve ayırt etme yoluna gittiğini; dolayısıyla başvuruya konu edilen markanın, her ne kadar birden fazla unsur içerse de bu unsurların her birinin ayrı ayrı değil; birlikte oluşturduğu görsel, işitsel ve kavramsal bütünlük çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini; Nitekim; ....’nın "..." kararında da benzer biçimde, ayırt ediciliğin yalnızca tek tek kelimeler üzerinden değil, bu kelimelerin kombinasyonunun oluşturduğu anlam bütünü üzerinden değerlendirilmesi gerektiğinin kabul edildiğini; Bu ilkeler doğrultusunda müvekkil adına başvurusu yapılan markanın, gerek şekil gerekse sözcük kombinasyonu açısından bütünsel olarak ayırt edici nitelikte olduğunu ve marka başvurusunun reddinin, bu bütüncül değerlendirme ilkesine aykırı olduğunu; Tüm bunlara göre; davalı ... 'nun 20.02.2025 tarihli ... sayılı kararının iptali ile ... Kod Numaralı marka tescil başvurusunun tescilini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ...firma vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: müvekkilinin daha önce adına tescil ettirdiği ... isimi konusunda davacının talebinin haksız, hukuki dayanaktan yoksun ve kabul edilemez bir talep olduğunu; bu konuda müvekkili şirketin bu ismi şekli ve gıda sektöründe (.... ) yeme içme,yemek,Cafe, lokanta, et ürünlerinde kullanılmak üzere ... numara ile tescil ettirip yenilediğini; şeklinin, ortadaki O harfi ve davamında gerçek tatlar ve gıda ile ilgisi açık net şekilde belli olduğunu; bunu başkasının kullanmasının karışıklığa sebep olacağı, ayırt edilemeyecek, haksız rekabet doğuracağını; davacının kullandığı isim ve şekil ile aynı sektörde, gıda amaçlı olarak kullanılacağını; ayrıca ... isminin özel ve esas kullanılan isim olduğunu; yani herkesin kullandığı, beynelminel bir bitki adı olabileceğini; bu amaçla kullanılamayacağını; ... isminin müvekkilinin olmadığını; ancak telaffuzunun da benzerlik taşımakta olduğunu ve karıştırılacağını, İyecek içecek, hizmet sektörü ve gıda ürünlerinde karışıma sebep olacağını; tüketici kitlesinin benzer olduğu ve aynı ismi,markayı çağrıştıracağını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
DELİLLER ve DEĞERLENDİRME:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; asıl ve birleşen dosyada davacı şahsın ... başvuru sayılı markasına yönelik davalılardan ...'ın .... sayılı markaları ile diğer davalı ... firmasının ... sayılı itiraz mesnedi markaları dolayısıyla SMK 6/1 maddesine göre iltibas oluştuğu gerekçesiyle davacı başvurusunun ve itirazının nihai olarak reddi konusunda verilen ...'in ... sayılı ... kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır.
... kararının 03/03/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 02/05/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır.
... ...'nun ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ..., ..., ... sayılı "...." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi uyarınca reddi yönündeki ... kararına karşı, başvuru hakkındaki ret kararının kaldırılması talebiyle başvuru sahibi tarafından yapılan itiraz incelenmiştir.
Bu çerçevede yapılan incelemede başvuru ile redde gerekçe olarak gösterilen markaların görsel ve işitsel yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle benzer olduğu kanaatine varılmıştır. Takiben başvurunun kapsamında yer alan hizmetler ile aynı/aynı tür hizmetlerin ret gerekçesi markaların da kapsamında bulunduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda markalar arasında ilgili tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimalinin bulunduğu değerlendirilmiş ve başvuru hakkında .... 6769 s. SMK'nın 6/1 maddesi gereğince verilen ret kararı yerinde görülmüştür.
KARAR; İtirazın ve başvurunun reddine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir.
6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük)
Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri)
"(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. ." hükmü yer almaktadır.
SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ;
Her iki taraf markasının AYNI işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması,
Her iki taraf markasının benzer işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması,
Her iki taraf markasının BENZER işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır.
Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır.
Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davacı başvuru Markası Davalı şahıs Markaları
... (...)
17/04/2026 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; "Dava konusu davacının dava konusu ... numaralı markası ile davalı "..."ın adına ... numara , ... numaralı markaları ile diğer davalı "......Ltd. Şti."nin adına ... numara ile tescilli markası arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası uyarınca benzerlik, karıştırılma ihtimali bulunmadığı; Dava konusu davalı ...'in 20.02.2025 tarihli ... sayılı ... kararının yerinde olmadığı" şeklinde ifade edilmiştir.
Davalı firma vekilinin yeni bir heyetten rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talep reddedilmiştir.
GEREKÇE:
Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle;
Davacının "... " ibareli marka başvurusu ile davalılara ait " .... " ibareli tescilli markaları arasında emtia benzerliği oluşsa da biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle özellikle markanın bütünselliği gözetilerek görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı;
İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu hizmetler için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davacının "... " ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davalılara ait " .... " ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, her iki taraf markasında bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davalıların tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu;
Nitekim bu konuda benimsenen bilirkişi heyet raporunda " Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile engelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; Rapor'un 12 ile 20. sayfalarında taraf markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan değerlendirilmesi ayrıntılı olarak açıklandığından, tekrara mahal vermemek adına, Heyet olarak ilgili kısımdaki görüş ve değerlendirmelerimize rücu eyleyerek, en nihayetinde, taraf markaları arasında benzerlik olmadığı, taraf işletmeler arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunmadığı, halkın (bilinçli tüketicinin) bu markalar altında sunulan (aynı olan)hizmetlerin aynı gerçek/tüzel kişiden veya ekonomik olarak bağlantılı gerçek/tüzel kişilerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesi ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri;
Sonuç olarak; taraf markaları arasında, 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında markaların karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. " şeklinde de izah edildiği;
Nihayetinde davanın kabulü gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın KABULÜNE,
2-Dava konusu .... sayılı ... Kararının iptaline,
3-Asıl dava yönünden; Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davalı kurumdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
4-Birleşen dava yönünden; Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davalı firma ve davalı şahıstan eşit tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına,
5-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan eşit tahsiliyle davacıya verilmesine,
6-Davacının yaptığı; 16.000,00 TL bilirkişi ücreti, 1.395,00 TL tebligat ücreti, 1.230,80 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 18.625,80 TL yargılama giderinin davalılardan eşit tahsiliyle davacıya verilmesine,
7-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Dair verilen karar davacı vekili ile davalı kurum vekilinin ve davalı firma ...vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı.09/06/2026
Katip .... Hakim ....
E-İmzalıdır E-İmzalıdır