Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, nitelikli cinsel saldırı suçunda sanığın hileli hareketlerle rızası hilafına eylem gerçekleştirdiğine dair yerel mahkemenin direnme kararı üzerindeki uyuşmazlığın çözümü.
Özet: Nitelikli cinsel saldırı suçundan yargılanan sanığın davasında, yerel mahkeme sanığın evlilik vaadiyle gerçekleştirdiği hileli ve manipülatif hareketlerle mağdurenin rızasını ortadan kaldırarak zincirleme şekilde cinsel saldırı suçunu işlediğine hükmetmişken, Yargıtay özel dairesi ilk incelemesinde mağdurenin soyut beyanları dışında cezalandırmaya yeterli somut delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat yönünde bozma kararı vermiştir; ancak yerel mahkeme, sanığın profesyonelce hileli davranışlarını ve mağdurenin toplumsal baskılar altındaki durumunu dikkate alarak rızanın geçerli olmadığı kanaatiyle mahkûmiyet kararında direnmiş ve uyuşmazlık, nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurlarının sanığın aldatıcı eylemleri karşısında oluşup oluşmadığı noktasında toplanmıştır.

KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ağır CezaSAYISI : 175-162I. HUKUKÎ SÜREÇSanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 15... gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.11.2014 tarihli ve 54-188 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.05.2015 tarih ve 1033-6586 sayı ile; "...Müracaatın yapılış şekli ve zamanı, sanığın atılı suçu kabul etmediği yönündeki savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediğine dair katılanın soyut beyanları dışında cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın müsnet suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verimesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 23.10.2015 tarih ve 175-162 sayı ile; "... Sanığın son derece profesyonel hileli hareketlerle katılanı evleneceklerine ikna etmesi ve katılanın sanıktan şüphelenmesini gerektirecek hiçbir şüpheli durumun bulunmaması karşısında, katılanın gerçekten evlilik ile ilgili meseleleri konuşacaklarını zannederek rızası ile sanığın arabasına binmesinde bir beis bulunmadığı anlaşılmıştır. Otoriter yapısı ile her fırsatta katılanı evlenmekten vazgeçeceği izlenimi vererek avucuna alan sanığın, rıza ile arabasına binen katılanı bilerek ıssız bir yere götürdüğü anlaşılmıştır. Sanık zorla gerçekleştirmiş olduğu ilk cinsel saldırı eyleminden sonra dahi hileli hareketlerini sürdürmeye devam etmiştir. Belirtildiği üzere köyde yaşayan, iffet ve namus konularında son derece duyarlı bir çevreye sahip olan katılanın cinsel saldırıya maruz kaldıktan sonra artık evlenmelerinden başka çıkar yol olmadığını düşündüğü ve bundan sonra sanığın evlilik ve diğer konularla ilgili taleplerine 'hayır' diyemediği görülmüştür. Sanığın cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdikten sonra 'babanın evlenmemize karşı çıkmasından korktuğum için bunu yaptım, evliliğimizi garanti altına almak istedim' şeklindeki hileli beyanlarına inanan katılanın, düğünlerine çok kısa bir süre kalmışken sanığın ikinci kez aynı eylemi yapmayacağını düşünmesi de makul karşılanmıştır. Bu şekilde sanığın zincirleme şekildeki her iki eylemini de zorla gerçekleştirdiği, katılanın her iki cinsel ilişkide de rızasının bulunmadığı, nişanlısı olan ve kısa bir süre sonra evleneceği sanığın arabasına rızası ile binmiş olmasının, sanığın cinsel saldırı eylemine de rıza gösterdiği anlamına gelmeyeceği kanaatine varılmıştır...'' şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Bu hükmün de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2016 tarihli ve 424163 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307. maddesinin değişik üçüncü fıkrası uyarınca inceleme yapılması için Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesine gönderildiği, Özel Dairece 19.02.2020 tarih ve 437-1332 sayı ile direnme kararı yerinde görülmediğinden bahisle incelenmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 18.11.2021 tarih ve 152-570 sayı ile Cumhuriyet savcısının temyizini kapsayan ek tebliğname düzenlendikten sonra değerlendirilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilen dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2022 tarihli ve 424163 sayılı bozma istekli ek tebliğnamesiyle incelenmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, Özel Dairece 29.03.2023 tarih ve 15010-1826 sayı ile direnme kararının bir kez daha yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Katılan mağdure ...'nün kırk dört yaşında ve bekâr olduğu, Muğla ili Milas ilçesi ... köyünde yaşadığı, ailesiyle birlikte besicilikle uğraştığı, sanık ...'ın Didim ilçesinde ikamet ettiği ve serbest meslek sahibi olduğu, katılan mağdure ve sanığın 2012 yılı Temmuz ayında evlenme düşüncesiyle birliktelik yaşamaya başladıkları, 2012 yılı Ekim ayı sonunda ayrıldıkları, Sanık tarafından 02.11.2012 tarihinde katılan mağdure ve babası hakkında kambiyo senedine dayalı icra takibi başlatılmasını müteakiben sanık hakkında 08.11.2012 tarihinde dolandırıcılık suçundan suç duyurusunda bulunan katılan mağdurenin ayrıca 22.09.20 12... .10.2012 tarihlerinde sanığın kendisine yönelik iki kez nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği iddiasıyla şikâyetçi olduğu, 09.11.2012 tarihinde alınan raporunda katılan mağdurenin bakire olmadığının ve kızlık zarında saptanan yırtığın on beş günden daha eski bir tarihe ait olduğunun belirtildiği, Didim Cumhuriyet Başsavcılığının sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği 09.07.2013 tarihli ek kararın Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesince kaldırılması üzerine sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan cezalandırılması için kamu davası açıldığı,Anlaşılmıştır.Katılan mağdure savcılıkta; sanığın kardeşi olduğunu sonradan öğrendikleri ... isimli şahıs aracılığıyla sanık ...'la tanıştığını, sanığın kendisini ... olarak tanıttığını ve bekâr olduğunu söylediğini, hoşlandığı sanıkla birlikte olmaya başladıklarını, sanığın Bodrum'da satın aldığını söylediği evin peşinatının bir kısmını kendisinden istediğini, kabul etmeyince kızdığını, daha sonra kaza yapıp bir çocuğun ölümüne neden olduğunu belirterek evi almaktan vazgeçtiğini söylediğini, 22.09.2012 tarihinde buluşup arabayla Akbük sahilinde tenha bir yere gittikleri sanığın, aracın içinde üzerine atlayarak organ sokmak suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, direnip bağırdığını ama sanığa engel olamadığını, sanığın, babası evlenmelerine karşı olduğundan işi garantiye almak için bunu yaptığını söylediğini, olayı kimseye anlatamadığını, 27.09.2012 tarihinde köyde kendi evlerinde nişanlandıklarını, nişana sanığın ailesinden kimsenin gelmediğini, evlendikten sonra oturmak için babasının Milas'taki evini seçtiklerini, sanığın evdeki kiracıyı çıkarmak için babasına ve kendisine belge imzalattığını, daha sonra bunun yeterli olmayacağını söyleyerek noterden vekâletname almak istediklerini, noter memurunun uyarması üzerine babasının vekâletname vermekten son anda vazgeçtiğini, bu olaydan sonra sanığın kendisini aramayı bıraktığını, kendisinin onu aradığını, evlenme işlemleri için 15.10.2012 tarihinde buluştuklarını, nüfus müdürlüğüne başvurduklarını, Güllük tarafında tenha bir yerde sanığın aracı durdurduğunu, karşı koymasına ve bağırmasına rağmen yine kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, bayıldığı için sanığın kendisini kolonya ile ayıltmaya çalıştığını, evlilik tarihi olarak 25 ya da 26 Ekim tarihini belirlediklerini ama sanığın bahaneler uydurduğunu ve sonrasında kendisinden ayrıldığını, 02.11.2012 tarihinde icra dairesinden tebligat geldiğini, takibe konu senedi imzalamadığını, kendisini başka bir isimle tanıtan, dolandıran ve cinsel saldırıda bulunan şahıstan şikâyetçi olduğunu, Kovuşturmada; sanıkla önceden tanışmadığını, sanığın aldığı ev için peşinat gerektiği ve ölümlü bir kaza yaptığı gibi anlatımlarla kendisini kandırdığını, böylelikle menfaat temin etmeye çalıştığını, cinsel saldırı olayı sırasında bağırdığını, ancak sanığın ''Sus, jandarma gelecek!'' diyerek ağzını kapattığını, rızası ile cinsel ilişkiye girmediğini, sadece evlenmek ve çocuk sahibi olmak istediğini, başka bir amacı olmadığını, sanığın nişan için aldıkları yüzüğün içine ismini ... olarak yazdırdığını, evlendikten sonra oturmayı kararlaştırdıkları evdeki kiracının tahliyesi için kendilerine kâğıt imzalattığını, sanığı evleneceği kişi olarak gördüğünü ve ona güvendiğini, Güllük Yolu'nda tenha bir yerde sanığın kendisine ikinci kez cinsel saldırıda bulunduğunu, ardından kendisinden ayrıldığını ve bir süre sonra 450.000 TL'lik bir senede dayanarak aleyhine icra takibinde bulunduğunu, böylece işin asıl yüzünü anlamış olduğunu,Tanık ...; sanığın evlenme vaadiyle kız kardeşi olan katılan mağdureyi kandırdığını, aldıkları yüzüğün içine adını ... olarak yazdırdığını, kiracıyı evden çıkartmak için ''Evi üzerime yapın, kiracıyı ben çıkartırım!'' dediğini, bu amaçla kâğıdı katılan mağdure ve babasına imzalattıklarını, katılan mağdurenin anlattığına göre sanığın zorla ırzına geçtiğini, Tanık ...; katılan mağdurenin, kızı olduğunu, sanık ile kızının evlenmeye karar verdiklerini, evlerinin bahçesinde nişan yaptıklarını, ancak nişandan önce ve sonra sanık ve ... isimli şahsın kendileri ve aileleri ile ilgili şüpheli beyanlarda bulunduklarını, sanığın isteğiyle bazı belgeler imzaladığını, Milas'taki kiracıyı çıkartmak için görünüşte satış sözleşmesi yapılacağını söylediklerini, boş bir kâğıdı imzaladığını, daha sonra şahısların noterden satış sözleşmesi yapılması gerektiğini söylediklerini, sanığa vekâletname vermek için notere gittiğini, görevlinin böyle bir vekâletname verirse sıkıntıya girebileceğini söylemesi üzerine bundan vazgeçtiğini, kızını dolandırdıklarını, Tanık ...; sanığın kardeşi olduğunu, Milas'a gezmeye giderken ... ile tanıştıklarını kardeşini tanıştırabileceğini söylediğini, sanık ve katılan mağdurenin nişan yaptıklarını, nişandan sonra ...'ün kendisine kardeşinden ayrılacağını, ancak kardeşi ile ilişkiye girdiğini ve bu durumun ailesi tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını söylediğini, bunu söylerken arkadaşı ...'ın yanlarında olduğunu, savcılıkta beyanda bulunurken cinsel saldırı olayı ile ilgili bir şey sormadıklarını, tanıştıklarında çevresince bilinen adı olan ...'ı kullandığını ama kardeşinden ... olarak bahsetmediğini,Tanık ...; ... ile çay içtiklerini, tanımadığı bir kadının geldiğini, doğrudan ...'a; "Kardeşin benimle evlenmezse, onu yakarım!" dediğini, aile meselesi olduğunu anlayınca oradan uzaklaştığını, Tanık ...; sanık ile katılanın dükkânına geldiklerini ve nişan yüzüğü alacaklarını söylediklerini, kendilerine yüzükleri gösterdiğini, bir çift yüzük beğendiklerini, yüzüklerin içine yazmak amacıyla isim ve tarih sorduğunda ise sanığın adının ... olduğunu söylediğini,Beyan etmişlerdir.Sanık savcılıkta; kafe işlettiğini, katılan mağdurenin eski nişanlısı olduğunu, kendini gerçek adıyla tanıttığını, ... ile rızası dâhilinde ilişkiye girdiğini, herhangi bir zorlama olmadığını, icraya konulan senedi katılan mağdurenin babasından ona verdiği borç karşılığında aldığını, daha sonra işleri nedeniyle vermiş olduğu parayı talep ettiğini, katılan mağdure ve ailesinin parayı ödemeye yanaşmadıklarını, bunun üzerine senedi icraya koyduğunu, Kovuşturmada; katılan mağdureyle ilişkilerinin karşılıklı rıza ile gerçekleştiğini, zorla ırza geçme ya da zorla başka bir olay yaşanmadığını, ...'ün evinde bir defa sevişmenin biraz ötesinde yarım ilişki diyebileceği bir ilişki olduğunu, ...'ün gerçek adını bildiğini, kendisini ... ... olarak tanıtmadığını, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A.İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin DeğerlendirmelerAnayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.B.Somut Olayda Hukuki NitelendirmeSanık ve katılan mağdurenin yaklaşık dört ay birlikte oldukları, bu süreçte nişanlandıkları ve evlenme amacıyla resmî başvuru yaptıkları, daha sonrasında ise anlaşamayarak ayrıldıkları, ayrıldıktan sonra sanığın katılan mağdure ve babası hakkında kambiyo senedine dayalı icra takibi başlattığı, bunun üzerine katılan mağdurenin sanık hakkında dolandırıcılık suçundan suç duyurusunda bulunduğu ve hemen sonrasında sanığın kendisine yönelik olarak değişik zamanlarda iki kez cinsel saldırıda bulunduğunu da iddia ederek şikâyetçi olduğu anlaşılmaktadır. Katılan mağdure 22.09.2012 tarihinde gerçekleşmiş cinsel saldırı olayından beş gün sonra sanıkla nişanlandığını, iki hafta sonra tekrar sanığın aracında kimsenin bulunmadığı tenha bir alanda aynı şekilde cinsel saldırıya uğradığını beyan etmektedir. Sanık ise katılan mağdurenin evinde onun rızasıyla bir kez ilişkiye girdiklerini beyan etmiş ve müsnet suçu kabul etmemiştir. Dosya kapsamına göre kendisine güç kullanarak cinsel saldırıda bulunan kişiyle nişanlanması, evlenme hazırlıkları yapması ve ikinci kez yalnız kaldıkları araçta cinsel saldırıya uğraması hususları genel hayat tecrübelerine uygun düşmeyen katılan mağdure, kendisinden ayrıldıktan sonra dahi sanıktan şikâyetçi olmamıştır.Bu kapsamda katılan mağdurenin nitelikli cinsel saldırı suçuna ilişkin iddialarını, kendisi ve babası hakkında icra takibinde bulunan ve kendisinden ayrılan sanığa duyduğu kızgınlık nedeniyle ileri sürdüğü yönünde şüphe bulunmaktadır. Mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin sanığın katılan mağdureyle rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle,1-Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 175-162 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.