Ceza Genel Kurulu, amcanın yeğenine yönelik cinsel istismar suçlamasında, Yargıtay bozma kararına yapılan Cumhuriyet Başsavcılığı itirazını ve delil yeterliliğini değerlendiriyor.
Özet: Sanığın yeğenine yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararının, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından eylemin cinsel amaçlı olduğuna dair şüpheden uzak, kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karşın; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, mağdurun beyanlarını destekleyen görgüye dayalı anlatımların, olayın intikal şeklinin ve yaşının kurguyu mümkün kılmamasının sanığın savunmasına itibar edilmesini engellediğini belirterek bozma kararına itiraz etmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2023/147 E.  ,  2026/68 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 2329-1977
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-(3. cümle) 3-c, 62... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.06.2021 tarihli ve 10-256 sayılı hükmün, sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 19.10.2021 tarih ve 2329-1977 sayı ile; ''...Hükmün "B) 1-" fıkrasındaki (3.cümle) ibaresinin hükümden çıkarılıp yerine (1. ve 3.cümle) ibarelerinin eklenmesi suretiyle'' düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Bu kararın da sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.05.2022 tarih ve 174-4866 sayı ve oy çokluğu ile; ''...Olayın intikal şekli ve zamanı, suç tarihinde yedi yaşı içerisinde bulunan mağdurenin aşamalardaki çelişkili ifadeleri, doktor raporu, tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay günü ağabeyinin kızı olan mağdureye yönelik eylemini cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, mevcut hâliyle ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi...'' gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Daire Üyeleri ... ve ...; "...Daire çoğunluğunca sanığın öz yeğeni olan mağdureye yönelik eylemlerini 'cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair' yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiş ise de; Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf konusu; sanığın eyleminin amca-yeğen ilişkisi çerçevesinde sevgi amaçlı fiziksel temas mı yoksa cinsel istismar mı olduğu husundan ibarettir. Toplumumuzda küçük çocuklara karşı sevgi gösterisinde fiziksel temas olgusu var ise de yakın akraba dahi olsalar bebeklik çağından sonra, özel bölge kavramını ve iyi temas kötü temas ayırımını öğrendikleri yaşlardan itibaren çocukların özel bölgelerine (cinsel organlar, popo, göğüs) dokunulması normal bir durum değildir. Sanığın olay günü misafir olarak kaldığı abisine ait evde, sabah saatlerinde yatağından alıp kendi yattığı odaya götürdüğü mağdurenin poposunu sıkması, üzerlerine çarşaf çekerek mağdureyi kendi kasıkları üzerinde hoplatması, mağdureyi bacaklarının arasına sıkıştırması şeklinde gerçekleşen olayda, mağdure ile sanığın aynı yatakta çarşafın altında gören katılan ... ve sanığın kız kardeşi tanık ...'in gördükleri manzaradan rahatsız olarak sanığa kızmaları, mağdurenin sanığın bu dokunmalarını 'kötü dokunma' olarak algılayıp olaydan sonra iki gün içine kapanıp hiç konuşmaması, mağdurenin durumundan endişe eden annesi katılan ...'in psikoloğa götürmesi ve akabinde aynı gün karakola giderek şikayetçi olmaları, katılanlar ... ve ...'in olaydan önce de sanığın mağdureyi kucağına almasından rahatsız olup onu uyardıkları yönündeki beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin amca-yeğen sevgisi kapsamında fiziksel temas boyutunda olmayıp cinsel duyguları tatmine yönelen davranışlar niteliğinde olduğu ve çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın mahkumiyetine dair hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyoruz..." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 18.07.2022 tarih ve 149579 sayı ile; "...Olayın çok kısa bir sürede intikal ettirilmiş olması, olay tanıkları olan katılan ... ve sanığın kardeşi olan tanık ...'un anlatımlarının mağdurun anlatımlarının destekler mahiyette oluşu, mağdurun olaydan kısa süre sonra alınan beyanının mağdurun yaşı itibariyle kurgu olmasının mümkün bulunmaması, mağdurun amcası olan sanığa suç atfında bulunulmasınını gerektirecek düzeyde bir ihtilafın bulunmaması, adli görüşme ve değerlendirme rapor içeriği nazara alındığında sanığın inkara yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceği kanaatine varılmıştır...Yukarıda açıklandığı üzere, sanığın savunmasına itibar edilmemiş, mağdurun Çocuk İzlem Merkezinde usulüne uygun alınan beyanına ve bu beyanı destekleyen görgüye dayalı anlatımlara göre ilk derece mahkemesinin; 'sanık ...'un mağdurun amcası olduğu, mağdurun 2013 doğumlu olduğu, olay tarihinde aynı ikamette uyudukları, mağdurun annesinin ikametten ayrıldığını duyan sanığın mağdurun yattığı yatak odasından mağduru kucaklayarak kendi yattığı odaya taşıdığı, yanına yatağa yatırdığı, üzerine ince bir örtü örttüğü, mağdurenin kalçasına dokunduğu, kucağına oturttuğu, cinsel organını mağdurun arkasına sürttüğü, mağdureyi cinsel amaçla bacaklarının arasına alarak ileri geri doğru mağdureyi hareket ettirdiği ve bu şekilde mağdureye cinsel istismarda bulunduğu,' şeklindeki kabulünün dosyadaki delillerle uyumlu olduğu ve bu nedenle sanığa verilen mahkûmiyet hükmü hakkında bölge adliye mahkemesince verilen düzeltilerek esastan red kararının onanması gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.12.2022 tarih, 10979-11133 sayı ve oy çokluğu ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Katılanlar ... ve ...'ın evli ve çocuklarından tanık ...'in on bir, katılan mağdure ... ...'nın ise yedi yaşında oldukları, ailenin Mudanya'da ikamet ettiği, sanığın katılan ...'ın kardeşi olduğu, yirmi dört yaşında olan sanığın Bilecik'te öğrenim gördüğü, katılanlar ... ve ...'ın 29.09.2020 günü adli makamlara başvurarak evlerinde misafir olan sanığın yalnız kaldıkları sırada kızları ... ...'ya yönelik dokunma yoluyla cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi oldukları,
    Katılan mağdure ... ...'nın alınan adli raporunda sol femur dış kısmında iki cm çapında şikâyetçiler tarafından olayla ilişkilendirilen morluk bulunduğu, katılan mağdurenin Çocuk İzlem Merkezinde alınan beyanında görevli adli görüşmeci tarafından düzenlenen raporda; mağdurenin özel bölgelerini tam bilmediği ve amcasının özel bölgesini doğru isimlendiremediği, amcasının kasık bölgesine ''ayak'' dediği, iyi ve kötü amaçlı dokunmayı nitelendirebildiği, sosyal, duygusal ve zihinsel gelişiminin normal görüldüğü, amcasının kendisine yönelik eylemini cinsel eylem olarak ifade ettiği, mağdureyle soru cevap şeklinde iletişim kurulduğu, anlatımların anlaşılır ve kendi içinde tutarlı olduğu, olayı anlatırken sergilediği duygudurumun yaşı ile uyum gösterdiği, olayı çelişkisiz olarak anlattığı tespitlerine yer verildiği,
    Anlaşılmıştır.
    Katılan mağdure ... Çocuk İzlem Merkezinde; amcası olan ...'un uyandığında kendisine "Kahvaltı hazır." dediğini, kahvaltının hazır olmadığını görünce tekrar yattığını, amcasının kendisini kucağına alarak misafir olarak kaldığı odaya götürüp yatağa attığını ve üzerine atladığını, kapıyı kilitlediğini, bağırınca kapıyı açtığını, kendisini yatağa attıktan sonra özel bölgelerine dokunmaya çalıştığını, eliyle ve ayağıyla poposuna dokunduğunu, kıyafetlerini çıkarmadığını, pipisini görmediğini, pipisini poposuna dokundurmadığını, üzerindeyken eliyle poposuna dokunduğunu, karnına karnıyla dokunduğunu, kendisini kucağına oturttuğunu, ardından üstüne oturduğunu, sırtının alt kısmına ayağıyla dokunduğunu, (mağdurenin sanığın kasık bölgesini kast ettiği) ''Annene söylersen daha çok yaparım!'' dediğini, "Söylerim." deyince daha çok yaptığını, annesi ve halasının bu olayı gördüklerini,
    Kovuşturmada; uyuduğu sırada amcasının gelerek kendisini kolundan tutup odaya götürdüğünü, kendisini zıplatmaya çalıştığını, yorganı üzerilerine örttüğünü, gitmeye çalıştığını ama sanığın kendisini tuttuğunu, yatağın içinde kendisine bir şey yapmadığını, dokunmadığını, kapıyı kilitlediğini, sonradan açtığını, olay sırasında garip hissettiğini, öyle yaptığı için şikâyetçi olduğunu,
    Katılan mağdurenin yargılama beyanıyla ilgili görüşü alınan sosyal hizmet uzmanı; kendisinin de katılan mağdureden net bir beyan alamadığını, tedirgin olduğunu, unuttuğunu düşündüğünü, olumsuzluklar yaşandığını ve mağdurenin konuşmak istemediğini, kendisine evcilik oynar gibi çadırın altında olduklarını beyan ettiğini, Çocuk İzlem Merkezindeki beyana itibar edilebileceğini düşündüğünü,
    Katılan ... kollukta; eşinin kız kardeşi ...'in eşi ve çocuğuyla bir haftadır evlerinde misafir olduğunu, eşinin erkek kardeşi sanığın da 25.09.2020 tarihinde evlerine misafir olarak geldiğini, ... ve ailesinin misafir odasında, sanığın kızı ...'in odasında, ...'in kendi odasında, kızının kendi yanlarında yattığını, eşiyle site görevlisi olduklarını, eşinin sabah 08.00'de, kendisinin de 09.00'da evden çıktığını, çıktığı zaman herkesin kaldıkları odada, ...'in de yatak odalarında yalnız başına uyuduğunu, bir saat sonra döndüğünde kızını uyuduğu odada bulamadığını, salonda ... ve ailesinin olduğunu, onlara "... nerede?" diye sorduğunu, uyuduğunu söylediğini, ''odada yok'' dediğini, sanığın da olmadığını, ...'e "...'un odasına birlikte bakalım." dediğini, kapıyı ...'in açtığını, sanığın yatakta yattığını, üzerine kızını yatırdığını, üzerilerinin çarşafla örtülü olduğunu, sanığın kızını bacaklarının arasında sıkıştırdığını ve ileri geri hareket ettirdiğini, hemen bu duruma tepki gösterdiğini, ...'in çarşafı almak istediğini, alamayınca "Sen ne yapıyorsun?'' diye bağırdığını, kızının saçının dağınık, suratının kızarmış, dudak kısmının şişmiş durumda olduğunu, kızını alıp yatak odasına götürdüğünü, sanığa ''Sen ne yapıyorsun, evimden git, kızımı senin bacaklarının arasından aldım, kızımın yatağında ne işin var?'' dediğini, sanığın önce kendisine cevap vermediğini, sonra ''Ben ne yaptım ki?'' dediğini, kızının bacağının üst kısmında bir kızarıklık gördüğünü, kızına ne olduğunu sorduğunda sadece ''Popoma dokundu, anlatırsam kızarsın, ... amcama söylersin!'' dediğini, gün boyunca odasından hiç çıkmadığını, daha sonra normalleştiğini, sonra bir uzmana götürdüklerini, geçen yıl kızıyla sanığın aynı çekyatta yatmalarının kendisini rahatsız ettiğini ve eşinin onu uyardığını,
    Kovuşturmada; olayın cumartesi sabahı olduğunu, çalıştığı sitede sabah çöpleri atıp döndükten sonra kızını yattığı yatakta bulamadığını, görümcesine ''... nerede?'' diye sorduğunu, az önce yatakları götürmek için gittiği odada uyuduğunu gördüğünü söylediğini, sanık ... ...'in olmadığını söyleyerek odasına ''Birlikte bakalım.'' dediğini, odaya tek başına girmekten korktuğunu, sanığın odaklandığı için odaya girdiklerini bile duymadığını, yorganın tamamen kapalı olduğunu ve hiçbir şeyin görünmediğini, bir hareketin olduğunu ama dışarıdan anlamadıklarını, görümcesinin "Sen ne yapıyorsun?'' diye çığlık attığını ve yorganı açtığını, kendisinin de kızını aldığını, sanığın altta, çocuğun üstte olduğunu, sanığın, ''Bu çocuğun senin bacağının arasında ne işi var?'' şeklindeki sorusuna cevap vermediğini, kızın iki gün konuşmadığını, çocuğu doktora götürmeden şikâyetçi olmak istemediğini, onun bu durumdan nasıl etkileneceğini bilemediğini, hiç konuşmadığı için o an polis çağıramadığını, ''hepten susacağını düşünerek'' bir şey yapamadığını, iftira atmak için bir sebebi olmadığını, maddi durumu olmadığından eşinin babasına para gönderdiklerini, ...'in sanığın oyun oynamak amacıyla kendisini odaya götürdüğünü, tokat attığını, ...'in de odaya girip çıktığını, sanık kapıyı kilitlediği için ağladığını, bunun üzerine kapıyı açıp ''Birlikte oynayacağız, uyuyacağız.'' dediğini, çıkmak istediğini ama sanığın bırakmadığını anlattığını, kızın bacağında morluk olduğunu,
    Katılan ... kollukta; sanığın öz kardeşi olduğunu, kız kardeşi ... ve ailesinin evlerinde misafir olduklarını, saat 08.00 gibi sitede çalıştığından evden ayrıldığını, döndüğünde evdeki herkesin moralinin bozuk olduğunu, ''... nerede?'' diye sorduğunu, gittiğini söylediklerini, bir süre sonra eşinin ağlayarak yanına geldiğini, "Sana gerçekleri anlatacağım.'' dediğini, sanığın kızını kucağına alarak yattığını ve ...'in de bunu gördüğünü anlattıklarını, daha önceden kızını kucağına almasından eşinin rahatsız olması nedeniyle sanığı uyardığını ama bu zamana kadar cinsel bir yaklaşımını sezinlemediğini, en son olaydan önceki akşam uyardığını, olay günü sanığı aradığında ulaşamadığını, ertesi gün konuştuğunda ''Siz yanlış anladınız, kesinlikle öyle birşey yok." dediğini, kızının iki gün hiç konuşmadığını,
    Kovuşturmada; olay günü eve döndüğünde ''... nerede?'' diye sorduğunu, ilk başta söylemediklerini, daha sonra olayı anlattıklarını, inanamadıklarını, çocuk konuşmayınca bir şey yapamadıklarını, iki gün çocuğu dolaştırıp kendisine gelmesini beklediklerini, pazar akşamı konuşmaya başladığını, daha sonra pedagoga götürdüklerini ve sonrasında şikâyetçi olduklarını,
    Tanık ... kollukta; Ağabeyi ...'in evine eşi ve çocukları ile birlikte misafir olduğunu, olay günü sabah ağabeyi ve yengesinin işe gittiklerini, sabah sanığın kaldığı odada olduğunu, ...'in mutfakta ders yaptığını, ...'in yatak odasında uyuduğunu, mutfakta kahvaltı hazırladığı sırada yengesinin gelerek ...'i odalarda bulamadığını ve ses vermediğini söylediğini, kardeşi sanığın odasına birlikte bakmak istediğini, kardeşinin yattığı odaya gittiğini, kapıyı açtığında tek kişilik yatakta çarşafın altında yeğeni ve kardeşini gördüğünü, kardeşinin yeğeninin altında olduğunu ve onu bacaklarıyla sıkıştırdığını, sanığa ''Sen ne yapıyorsun, kızın senin bacaklarının arasında ne işi var?'' dediğini, sanığın ''Bir şey yapmadım'' dediğini ama yengesinin onu evden gönderdiğini, ...'in iki gün konuşmadığını, iki gün sonra kendisine amcasının kendisini odaya götürdüğünü, kapıyı kilitlediğini, kendisini yatağa atarak üzerine çıktığını ve karnının ağrıdığını anlattığını,
    Kovuşturmada; ...'le birlikte kapıyı çalarak odaya girdiklerini, sanık ... ...'in yatağın içinde olduklarını, çarşafın altında bir kıpırdanma olduğunu, başları kafalarına kadar örtük durumda olduklarını, çarşafı açtığında sanığın ...'i bacaklarının arasına sıkıştırdığını gördüklerini, sanık evden gittikten sonra ...'i sıkıştırdıklarını ama kızın bir şey söylemediğini ve ''Söylesem kızarsınız.'' dediğini, iki gün sonra kendisine "Anlatacağım ama annemlere anlatmayacaksın." diyerek olayı anlattığını, sanığın ...'i kahvaltı hazır diye kendi odasına götürdüğünü, kapıyı önce kilitlediğini, çocuk korktuğunu söyleyince açtığını, ''Oyun oynayacağız, kimsenin bilmemesi gerekiyor.'' dediğini, "Anneme anlatırım." deyince tokat attığını, yatağa atıp üzerine atladığını ve çarşafın altına soktuğunu anlattığını, daha sonra ne olduğunu sorunca ''Anlatamam.'' diyerek ağlamaya başladığını,
    Tanık ...; O gün anne ve babasının işte olduğunu, sanığın kız kardeşini "Kahvaltı hazır, sen daha ne yapıyorsun?" diyerek odasına götürdüğünü, şüphelenip arkalarından gittiğini ve odaya girdiğini, amcası ve kız kardeşinin yatakta oturduğunu, kapıyı açık bırakarak odadan çıktığını, amcasının kapıyı kilitlediğini duyduğunu, annesi gelince kız kardeşinin amcasının yanında olduğunu söylediğini, odaya gittiklerini, amcasının kız kardeşini bacaklarının arasına aldığını, olaydan sonra kardeşinin deli olduğunu, ... ismini kitapta bile görünce delirdiğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık savcılıkta; Bilecik'ten abisinin evine misafir olarak geldiğini, ...'in odasında tek başına yattığını, sabah saat 11.00 sıralarında yattığı odadan oturma odasına geçtiğini, yatak odasına şarj aletini almaya gittiğini, ...'in anne ve babasının yatağında ve uyanık olduğunu, ...'in odasına gittiğini ve yatağına uzandığını, ...'in arkasından geldiğini ve ''Bu benim yatağım'' diyerek yanına uzandığını, ...'in geldiğini, onun da ...'in yanına oturduğunu, ...'in ...'i kaldırdığını ve odadan gönderdiğini, ... çıktıktan sonra ...'in "Ben büyüdüm" dediğini, kendisinin de onu havaya kaldırdığını ve ''Ne kadar ağır olmuşsun.'' dediğini, daha sonra yengesinin ...'e "... nerede?'' diye sorduğunu duyduğunu, onun da ''... Amca'mın yanında!'' dediğini, yengesi ve ablasının odaya girdiğini, yengesinin "Neden kızı yatağına alıyorsun?'' dediğini, ''Ne oldu ki?'' diye sorduğunu, ...'i götürdüklerini, yengesinin ''Bu evden git!'' dediğini, odada kendisinin sırt üstü uzandığını, ...'in de sırt üstü yattığını, temasları olmadığını, giyinik olduklarını, ...'i bir kez havaya kaldırdığını ve "Ne kadar büyümüşsün?'' dediğini, karın boşluğundan tutarak kaldırdığını, suçlamaları kabul etmediğini, olayın cumartesi günü olduğunu, ailenin pazar günü alış veriş merkezine gezmeye gittiklerini, hemen şikâyetçi olmadıklarını, ablası ...'a ...'i dövdüğünü ve cinsel istismarda bulunduğunu söylediklerini, olay sırasında ...'in yanlarında olduğunu, odasından kalkıp şarj aletini almaya gitmesiyle başlayan olayın toplam dört dakika sürdüğünü,
    Kovuşturmada; suçlamayı kabul etmediğini, ilk ifadesinin geçerli olduğunu, ...'i odaya götürdüğünün söylendiği ama ...'in de yanlarında olduğunu, saat 11.00 civarı oturma odasında eniştesiyle birlikte oturduklarını, odaya geçtiğinde ... ve ...'in geldiğini, zorlama olmadığını, aile arasında huzursuzluk olduğunu, yengesinin abisinin anne ve babasına para göndermesini istemediğini ve abisini komple uzaklaştırmak için yalan söylediğini,
    Savunmuştur.
    V. GEREKÇE
    A.İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
    Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
    Sanık hakkında, yedi yaşındaki yeğeni ...'a cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle kurulan mahkûmiyet hükmünün Özel Daire tarafından sanığın eylemini cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle bozulduğu anlaşılmaktadır.
    Dosya kapsamında elde edilen tüm delillere göre; annesinin şiddetli tepki gösterdiği olay sonrasında korkuya kapılan katılan mağdurenin olaya ilişkin anlatımları, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında farklılık arz etmektedir. Katılan mağdurenin annesi ve halasının sorularına verdiği cevaplar da abisinin odaya girip girmediği ve sanığın kendisine tokat atıp atmadığı gibi önemli ayrıntılar bakımından değişiklik göstermektedir. Katılan mağdure soruşturma evresindeki anlatımlarının aksine yargılama aşamasında sanığın kendisine bir şey yapmadığını ve dokunmadığını ifade etmiştir. Açıklanan sebeplerle katılan mağdurenin çelişkili beyanlarının sanığın mahkûmiyetine temel oluşturabilecek güvenilirliğe sahip bulunmadığı açıktır. İlk anlarda katılan mağdureden olaya ilişkin açık bir cevap alamayan ebeveynlerinin, adli makamlara dört gün sonra başvurduğu da dikkate alındığında, ilk birkaç günlük süreçte olayın mahiyeti ile ilgili kararsız kaldıkları ortadadır. Tanık ...'un anlatımına göre katılan ... eve gelmeden kısa bir süre önce yatağında uyuduğu anlaşılan katılan mağdurenin sanıkla odada yalnız kaldıkları sürenin de sanığın savunmasında belirttiği üzere birkaç dakikalık kısa bir zaman dilimine tekabül ettiği, tanık ...'in, anlatımlarıyla sabit olduğu üzere sanık ... kardeşi ile odada birlikte oturduğu ve çıktığı, dolayısıyla ağabeyinin odaya tekrar gelme ihtimali yanında evde en az iki yetişkin bulunduğu bir ortamda sanığın katılan mağdureye yönelik eylemini cinsel saikle gerçekleştirdiği hususunun şüphede kaldığı, tüm bu hususlara nazaran, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin sanığın katılan mağdureye yönelik eylemlerini cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu...; "Gerekçe bölümünde ayrıntılarına yer verilen açıklamalar doğrultusunda oluşturulduğu değerlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen nedenlerin yerinde olduğu ve itirazın kabulü gerektiği anlaşılmakla; Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim." düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu görüşüyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.01.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 04.02.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.