8. Hukuk Dairesi, orman vasfı iddia edilen taşınmazın tapu iptali ve tescili talepli davasında, bilirkişi raporunun tarihi orman tahdit belgelerini ve hava fotoğraflarını yetersiz incelemesi nedeniyle ilk derece mahkemesi kararını bozdu.
Özet: Dava, davacı idarenin Antalyadaki bir taşınmazın 1941 tarihli kesinleşmiş orman tahdidi sınırları içinde kaldığını iddia ederek tapu kaydının iptaliyle orman niteliğiyle hazine adına tescilini ve davalıların müdahalesinin önlenmesini talep ettiği bir mülkiyet uyuşmazlığında, kadastro mahkemesinde görevsizlik ve açılmamış sayılma kararı sonrası asliye hukuk mahkemesinde yeniden açılan davada, ilk derece mahkemesince taleplerin reddedilmesi üzerine, yüksek mahkeme; bilirkişi raporunun, taşınmazın 1941 orman kadastrosu sırasındaki konumunu en eski tarihli hava fotoğrafları ve haritalarla yeterince incelememesi, komşu parsellerle ilişkisini netleştirmemesi ve tahdit dışı kaldığı sonucunu kesin olarak belirleyememesi gerekçeleriyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/480 E., 2025/48 K.İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak verilen karar, davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usûl eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA1. Antalya ili ... ilçesi ... köyünde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi hükmüne göre 2010 yılında yapılan kadastro sırasında; tapuda davalılar adına kayıtlı bulunan 410 parsel sayılı 3.000 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 2 04... parsel numarasıyla ve 3.201 m² yüzölçümlü olarak yeni haritası ile malik hanesi “tapu kütüğünde olduğu gibi” şeklinde tespit edilmiştir.Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi, daha önce sınırlaması yapılmayan ormanlarda 1984 yılında yapılan ve 11.12.1985 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu, ilk tahdidin aplikasyonu ve 2/B uygulaması, 22.04.1992 tarihinde ilân edilen, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması çalışmaları ile 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre yapılıp 1984 yılında kesinleşen genel arazi kadastrosu çalışmaları vardır.2. Davacı ... İdaresi vekili 06.04.2011 tarihli dilekçesiyle, taşınmazın bir bölümünün yörede 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi sınırları içinde bırakıldığını, daha sonra yapılan aplikasyon çalışmalarında da bu durumun değişmediğini ileri sürerek, tahdit içinde kalan taşınmaz bölümünün tespitinin iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini Kadastro Mahkemesinden talep etmiştir. Kadastro Mahkemesince, mülkiyete ilişkin iddialarda Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş ve işbu görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleştikten sonra, davacı ... İdaresi tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 20. maddesinde belirtilen iki haftalık süre içinde dosyanın görevli Mahkemeye gönderilmesi yönünde başvuruda bulunulmaması nedeniyle ek kararla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve bu karar da temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bilahare; davacı ... İdaresi vekili 21.12.2012 tarihli dava dilekçesiyle, 2 04... parsel sayılı taşınmazın kısmen kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı halde 3402 sayılı Kanun'un 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sırasında davalı gerçek kişiler adına tespit edildiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptal edilip orman niteliği ile Hazine adına tesciline, davalıların elatmalarının önlenmesine ve taşınmaz üzerindeki tüm yapıların yıkımına karar verilmesini Asliye Hukuk Mahkemesinden talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 20.10.2014 tarihli ve 2012/836 Esas, 2014/537 Karar sayılı kararı ile davacının gerçek kişiye açtığı davanın reddine, davacının davalı Hazineye karşı açtığı davanın ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 19.10.2017 tarihli ve 2016/2420 Esas, 2017/8019 Karar sayılı ilâmı ile "Hükme dayanak yapılan bilirkişi kurul raporunda, dava konusu taşınmazın bulunduğu Gedelme mevkiinde 4999 sayılı Kanun uyarınca düzeltme işlemi yapıldığının, ancak henüz ilân edilmediğinin, tahdit haritalarının grafik yöntemle yapıldığından doğru olmadıklarının, davaya konu taşınmazların 1963 tarihli memleket haritasında ve 1958 yılı hava fotoğrafında açık alanda gözüktüğünün, Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 21. maddesinde açıklanan yöntemle yaptıkları hat uygulamasına ve düzeltme haritasına göre dava konusu taşınmazın tahdit dışında kaldığının, orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirtildiği, ekli aplikeli memleket haritasında ve hava fotoğrafında davaya konu taşınmazın açık alanda işaretlendiği, ancak 1941 yılında yapılıp kesinleşen ilk orman kadastrosunun yapımında esas alınan en eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritaları getirtilip dava konusu taşınmazın anılan resmi belgelerdeki konumunun da belirlenmediği, rapor ekindeki 1958 tarihli hava fotoğrafında taşınmazın konumunun komşu parselleri de gösterecek şekilde işaretlenmediği, ayrıca aynı gün temyiz incelemesi yapılan aynı nitelikteki bir kısım dosyalarda dava konusu taşınmazın bulunduğu ... Köyünde 1984 yılında 2896 sayılı Kanun uyarınca yapılan çalışmada daha önce sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu yapıldığı belirtilmiş olmasına rağmen temyize konu dosyada bu çalışmaya ilişkin tutanak ve haritalar yer almadığı gibi bilirkişi raporunda bu çalışmadan da bahsedilmediği, bu haliyle uzman bilirkişi kurul raporu yeterli olmayıp dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdidinde ne gibi işleme tâbi tutulduğu yönünde duraksama olduğu açıklanarak, öncelikle 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro tutanaklarının düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile taşınmazların olduğu yerde 1984 yılında 2896 sayılı Kanun uyarınca yapılan çalışmaya ilişkin tutanak ve haritaları ve 6831 sayılı Kanun'un 4999 sayılı Kanun'la değişik 9. maddesi uyarınca yapılan düzeltme işlemi ilân edilmiş ise anılan düzeltme işlemine ilişkin işe başlama, işi bitirme, çalışma ve sonuçları ilân tutanakları ile düzeltme haritasının orijinalinden çekilmiş renkli fotokopi örnekleri bulundukları yerlerden getirtildikten sonra, bilirkişiler vasıtasıyla 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan ve kesinleşen tahdit hattının belirlenmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi" gereğine değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesinin 22.05.2019 tarihli ve 2018/157 Esas, 2019/399 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Dairemizin 07.11.2022 tarihli ve 2021/12238 Esas, 2022/8813 Karar sayılı ilâmı ile "Hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda, dava konusu 2 04... parselin tamamının bilirkişi heyetince belirlenen orman tahdit hattının dışında, P.5 sayılı orman sayılmayan iç parselde kaldığı belirtildiği halde, rapor ekinde yer alan Ek-5 numaralı krokide gösterilen tahdit hattına göre çekişme konusu parselin bir kısmının orman sınırları içinde kaldığının anlaşıldığı, bu haliyle, bilirkişilerin rapor içeriğindeki ifadeleriyle Ek-5 numaralı krokide gösterilen tahdit hattı çeliştiğinden, söz konusu bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmasının usul ve kanuna uygun bulunmadığı, bu doğrultuda Mahkemece, dosyanın aynı bilirkişilere tevdii ile ek rapor aldırılarak bahsi geçen çelişkinin giderilmesi ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu şekilde kendi içinde çelişki ihtiva eden bilirkişi heyeti raporuna dayanılarak karar verilmesinin isabetsiz olduğu" belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... arazinin yapısına en uygun olan sınır hattının 22/A çalışması ile belirlenen sınır hattı olduğu, gerek bilirkişilerce yapılan aplikasyon ve gerekse 3402 sayılı Kanun 22/A maddesi kapsamındaki çalışmalarda dava konusu yerin, tamamının orman sayılmayan alanda P.5 parsel sayılı iç parsel içinde kaldığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kaldığını, verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kalıp kalmadığına ilişkindir.İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın bulunduğu orman tahdit hattına ilişkin orman sınır noktalarının bulunamadığı, orman tahdit hattı aplikasyonunun mümkün olmadığı ve bu nedenle arazinin yapısına en uygun tahdit sınır hattının 22/2-a sırasında belirlenen sınır hattı olduğu ve bu hatta göre; dava konusu taşınmazın orman sınırları dışında kaldığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; ulaşılan sonuç dosya kapsamıyla uyuşmamaktadır. Şöyle ki; somut uyuşmazlıkta esas olan, zemine göre en uygun sınırın belirlenmesi değil, 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan tahdit çalışmasındaki sınırın, tahdit tutanaklarının da dikkate alınması suretiyle saptanmasıdır. Kaldı ki; İlk Derece Mahkemesince kabul edilen mavi renkli hattın geçtiği çizgi incelendiğinde dahi taşınmazın bir kısmı orman sınırları içinde görünmektedir. Bu doğrultuda; bilirkişilerce dosyaya sunulan 05.06.2024 tarihli ek raporda; dava konusu taşınmazın bulunduğu, 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdit hattına ilişkin orman sınır noktalarının tutanaklarda tam tarif edilmeyip, mevkii isimleri ile yer aldığı ve zeminde bulunamadığı, ancak tarifi yapılan tek OS noktasının ... numaralı nokta olduğu, 1941 tarihli tahdit zabıtnamesinde; "... köprüsü üstündeki ... numaralı rasat noktasına gelinerek..." ifadesinin kullanılmış olduğu, bu ibarede kesme boğazı köprüsü ifadesi ile kesme boğazı eski köprüsünün anlaşıldığı ve halen bu köprünün mevcut olduğunun belirtildiği, bu çerçevede bilirkişilerce ... numaralı OS noktası olan kesme boğazı köprüsü üzerinden yapılan tahdit hattı uygulamasında belirlenen ve ek raporun 15. sayfası ile asıl rapora ekli Ek-5 numaralı krokide mavi renkli hattın solunda turuncu renk ile gösterilen orman tahdit hattının 1941 yılında yapılan orman tahdit hattı olduğu anlaşılmış olup, davacı ... İdaresinin itirazlarının bu hatta göre belirlenmesi gerekmektedir. Zira bilirkişilerce; zeminde yeri belli olan ... nolu OS noktası baz alınarak, 1222-1223 OS noktası arasındaki açı ve mesafe düzeltmesi ile birlikte belirlenen turuncu renkli 3116 tahdit hattına göre; P.5 iç parsel poligonunun, tahdidin yapıldığı esnadaki araziye uygun olarak kapandığı, memleket haritaları, hava fotoğrafları ve arazi yapısının durumuna göre, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerden geçen 1223, 1252, 1253, 1254, 1255, 12 56... numaralı OS noktalarının da tahdit tutanaklarındaki tariflere uygun mevkilere geldiği, açı ve mesafelerinde hata olmadığı belirtilmiştir. Hal böyle olunca; dava konusu 2 04... parselin bir kısmının turuncu hattın sağında yani kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı anlaşılmakla; tahdit hattı içinde kalan kısmın yüzölçümünün belirlenerek tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine şeklinde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARARYukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilâmının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,16.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.