Yargıtay, orman vasıflı taşınmazda tapu iptali ve tescil davasında, kadastro tutanağı olmadan idari tescil edilen yerlerde hak düşürücü sürenin uygulanamayacağına hükmetti.
Özet: Mirasçılar tarafından fındık bahçesi olarak kullanıldığı iddia edilen arazinin orman niteliği taşımadığı gerekçesiyle açılan tapu iptali ve tescil davasında, ilk derece mahkemesi ve istinafın farklı gerekçelerle davayı reddetmesi üzerine, Yargıtay, taşınmazın kadastroya tabi olmaksızın idari yolla orman olarak tescil edildiği durumlarda hak düşürücü sürenin uygulanamayacağına hükmederek, uyuşmazlığın esastan incelenmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir.

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/220 E., 2025/279 K.Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... ve arkadaşları vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA 1. Kadastro sonucunda, Ordu ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 25 62... parsel sayılı (eski ... Mahallesi 1561 parsel) 99.715,71 m² yüzölçümündeki taşınmaz, orman vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil tapuda kayıtlıdır.2. Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; tapuda orman vasfıyla kayıtlı bulunan Ordu ili ... ilçesi ... Mahallesi 25 62... (eski ... Mahallesi 1561) parsel sayılı taşınmaz sınırları içinde bulunan yaklaşık 4.500 - 5.000 m² yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün, müvekkilleri olan davacılara murislerinden intikal ettiğini, murisin taşınmazı 1980'li yıllarda satın aldığını, o tarihte taşınmazın tarım arazisi niteliğinde olup imar ve ihya edildiğini, taşınmazın 1980 yılından bu yana muris ve davacılar tarafından kullanıldığını, halen fındık bahçesi vasfında olduğunu, orman niteliği taşımadığını ileri sürerek, taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ile miras hisseleri oranında davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) uyarınca orman kadastrosunun 1978 yılında yapılıp kesinleştiğini, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davanın Orman İdaresine karşı yöneltilmesi gerektiğini, ormanların imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılamayacağını, özel mülkiyete konu edilemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesinde; davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde bulunduğunu, zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılamayacağını belirterek, davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/80 Esas, 2023/235 Karar sayılı kararıyla, "dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/80 Esas, 2023/235 Karar sayılı kararına karşı davacı ... ve arkadaşları vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 08.02.2024 tarihli kararı ile, "davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12/3. maddesi uyarınca on yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı" gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 08.02.2024 tarihli kararının davacı ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 25.11.2024 tarihli ve 2024/2609 Esas, 2024/6800 Karar sayılı ilamıyla, "dava konusu 1561 parsel sayılı 99.715,71 m² yüzölçümündeki taşınmazın, tapulama harici alan iken 29.06.2020 tarihli tescil bildirimi ile orman vasfıyla Hazine adına tescil edildiği, taşınmaz hakkında herhangi bir kadastro işleminin yapılmadığı ve kadastro tutanağının düzenlenmediği, davanın taşınmazın bir kısmının, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 31/2. ve 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddelerinde yer alan 10 yıllık hak düşürücü sürenin, hakkında kadastro tutanağı düzenlenmeyen, tescil harici alanda kalmakta iken idari yoldan tapuya bağlanan taşınmazlar hakkında uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı, ayrıca orman kadastro çalışmalarının kesinleşmesinden itibaren 10 yıldan fazla sürenin geçmiş olmasının da, davanın esası sırasında değerlendirilmesi gereken bir husus olduğu, buna göre işin esasının incelenmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü sürenin geçmiş olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla, "dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1978 yılında orman kadastro çalışması yapıldığı ve kesinleştiği, dava konusu taşınmazın orman tahdidi içinde kaldığı, yapılan bu tahdidin Kadastro Güncelleme Yönetmeliği'nin 15/3 maddesi gereğince tapuya aktarıldığı ve taşınmaza eski 1561 parsel numarası verildiği, daha sonra 6831 sayılı Kanun'un 2/B madde uygulama çalışmasında taşınmazın orman sınırları dışına çıkartılmadığı, yapılan yargılama, toplanan deliller, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları, orman kadastro tutanakları ve tüm dosya kapsamından, dava konusu taşınmaz bölümünün kesinleşen tahdit içinde kalan ve orman sayılan yerlerden olduğu, davanın açıldığı tarihte tahdidin kesinleşmesi üzerinden 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesi gereğince on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, orman sayılan yerlerin zilyetlikle kazanılmasının hukuken mümkün olmadığı" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1. Davacı ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediğini, dava konusu taşınmazın 1977 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında orman sınırları içinde kaldığı yönündeki gerekçenin işin esası ile örtüşmediğini, dosya içerisinde bulunan 29.06.2020 tarihli teknik raporda orman alanının 60.000 m² olarak tespit edildiğini, 2020 yılında yapılan çalışmada ise orman sınırlarının 99.175,71 m² olarak belirlendiğinin belirtildiğini, orman alanının genişletildiğini, eski orman kadastro haritası ile güncel haritanın birbirinden farklı olduğunu, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kalmayıp tescil harici bırakılan ve 2020 tarihli kadastro çalışmalarında genişletilen orman arazisi içinde bulunduğunu, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, teknik bilirkişilerce dava konusu edilen alanın eksik ölçüldüğünü, orman bilirkişi raporunun eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu hazırlandığını belirterek, hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı Hazine vekili katılma yoluyla sunduğu temyiz dilekçesinde; yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen, müvekkili lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, istinaf incelemesinin duruşmalı yapıldığını, buna göre istinaf duruşma vekalet ücreti taktir edilmesi gerektiğini ve müvekkili kurum tarafından yapılan yargılama giderleri konusunda karar verilmediğini belirterek, hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz bölümünün orman vasfında olup olmadığı, taşınmaz üzerinde davacılar yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri var olmadığına ve dava konusu taşınmaz bölümü orman tahdidi dışında kalmış olsa dahi en eski tarihli hava fotoğrafında orman örtüsü ile kaplı olduğunun anlaşılmasına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında, davacı ... ve arkadaşları vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2. Davacı gerçek kişiler tarafından açılan davanın reddine karar verildiğine göre, 6100 sayılı Kanun'un 326. maddesi uyarınca davalı Hazine tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı taraftan alınarak Hazineye ödenmesine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta hüküm kurulmaması doğru görülmediği gibi; bozma ilamı sonrasında duruşma açılarak karar verilmiş olması karşısında, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) gereğince davalı Hazine lehine istinaf duruşma vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davalı Hazine lehine vekalet ücreti takdir edilmemiş olması da isabetsiz olup, bozmayı gerektirmekte ise de, bu eksikliklerin giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. VII. KARARYukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı ... ve arkadaşları vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin ise sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının, yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (6) numaralı bendinden sonra gelmek üzere "7-Davalı Hazine tarafından sarf edilen 200,00 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalı Hazineye verilmesine,", "8-Yargıtay bozma ilamından sonra duruşma açılarak yargılamaya devam olunduğu ve davalı Hazine kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18. sırasının (b) bendi uyarınca 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı Hazineye verilmesine," bentlerinin eklenmesine ve hükmün, bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,15.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.