Diyarbakırda bağ vasfıyla Hazine adına tespit edilen taşınmazların kadastro tespiti iptali ve tescil davasında, orman tahdidi itirazları sonrası keşif avansının yatırılmaması üzerine davanın reddedilmesine ilişkin temyiz incelemesi.
Özet: Davacılar, kadastro tespitiyle Hazine adına kaydedilen taşınmazların uzun süreli zilyetlik ve tapu kayıtlarına dayanarak kendi adlarına tescilini talep etmiş, ancak ilk derece mahkemesi, daha önceki bozma kararına uyarak ve davacıların keşif delil masraflarını zamanında yatırmaması nedeniyle keşif talebinden vazgeçtiğini kabul edip, ispat yükünü yerine getiremedikleri gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacılar ise temyiz dilekçelerinde, keşif avansı bildiriminin usulsüz yapıldığını, davanın uzun süredir takip edildiğini, taşınmazların orman vasfında olmadığını ve bağ olarak kullanıldığını ispatlayan önceki delillerin mevcut olduğunu ileri sürerek, davanın yeniden incelenmesi ve kararın bozulmasını talep etmektedirler.
8. Hukuk Dairesi         2025/1240 E.  ,  2026/4374 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI : 2013/69 E., 2025/13 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacılar ... ve arkadaşı vekili ile ... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kadastro sırasında, Diyarbakır ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 3 47... parsel sayılı 4.960,80 m² yüzölçümündeki taşınmaz, tutanağın beyanlar hanesine "... oğlu ...'ın 19 yıldan beri işgalindedir." şerhi verilerek; aynı yer 3 47... parsel sayılı 7.221,07 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise, tutanağın beyanlar hanesine "... kızı ...'ın 13 yıldan beri zilliyedindedir." şerhi verilmek suretiyle, şahıslar adına kayıtlı tapu kayıtları nedeniyle ve orman sınırları dışına çıkarıldıkları belirtilerek, bağ vasfıyla Hazine adına tespit edilmişlerdir.
2. Davacılar ... ve ... dava dilekçesinde; Diyarbakır ili ... ilçesi ... Mahallesi 3 47... parsel sayılı taşınmazın 1/3 hissesinin ...'e, 2/3 hissesinin ...'a, 92 parsel sayılı taşınmazın ise tamamının ...'a ait olduğunu, 40 yılı aşkın süredir kendi tasarrufları altında bulunduğunu ileri sürerek, taşınmazların kadastro tespitinin iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini talep ettikten sonra, davacı ... 21.11.1994 tarihli duruşmada, kendisine ait taşınmazın 93 parsel olduğunu, bu taşınmazla ilgili ayrı dava açtığını, 94 parsel sayılı taşınmazın tamamının ...'a ait olduğunu ileri sürerek, 94 parsel hakkında açtığı davadan vazgeçtiğini beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.11.1994 tarihli ve 1994/7 Esas, 1994/97 Karar sayılı kararı ile, davacı ...'ün davasının reddine, davacı ...'ın davasının kabulüne, 3 47... ve 94 parsel sayılı taşınmazların tutanaklarının iptaline, 3 47... parsel sayılı taşınmazın ... adına, 3 47... parsel sayılı taşınmazın ...'ın mirasçıları adına hüküm yerinde gösterilen payları oranında tapuya tesciline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 21.11.1994 tarihli ve 1994/7 Esas, 1994/97 Karar sayılı kararına karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.05.2000 tarihli ve 2000/3663 Esas, 2000/4641 Karar sayılı ilamıyla, "dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastro çalışmasının 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 4. maddesine göre yapılıp genel kadastro ile birlikte ilan edildiğinden açılan bu dava nedeniyle kesinleşmediği, bu durumda davanın aynı zamanda orman tahdidine ve 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi uygulama çalışmasına itiraza ilişkin olduğu, orman tahdidine itiraz davalarının Orman İdaresine yöneltilmesi gerektiği açıklanarak, Orman İdaresinin davaya dahil edilmesi sağlanarak taraf teşkilinden sonra toplanacak delillere ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi" gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla, "keşif delil masraflarını süresinde yatırmayan davacı tarafın keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, davanın vasfı gereği keşif yapılmadan görülmesinin mümkün olmadığı, ispat yükünün davacı tarafta olduğu, mevcut delil durumu itibarıyla davacının davasını ispatlayamamış olduğu" gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu Diyarbakır ili ... ilçesi ... Mahallesi 3 47... ve 94 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespiti gibi tapuya tescillerine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacılar ... ve arkadaşı vekili temyiz dilekçesinde; keşif delil avansının yatırılması amacıyla çıkarılan muhtıranın müvekkili ... tarafından azledilen vekile tebliğinin usulsüz olduğunu, davanın 1992 yılından bu yana devam ettiğini ve müvekkilinin davasını düzenli bir şekilde takip ettiğini, dava konusu taşınmazlara ait tapu kayıtları bulunduğunu, daha önce yapılan keşifler sonucu düzenlenen bilirkişi raporları ve dinlenen mahalli bilirkişi beyanları ile iddialarının ispatlandığını, dayanak tapu kayıtlarının zemine aynen uyduğu, taşınmazların orman vasfında olmadıkları ve keşif tarihi itibarıyla 35... yıldır bağ vasfıyla tasarruf edildiğinin sabit olduğunu ve davanın reddine dair verilen kararın hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Davacılar ... ve arkadaşları ayrı ayrı sunmuş oldukları temyiz dilekçelerinde; İlk Derece Mahkemesince yapılan ihtarın geçersiz olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kadastro tespitine esas alınan tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı, dava konusu taşınmazlar üzerinde davacılar yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafından, verilen kesin süre içerisinde keşif masraflarının yatırılmadığı, bu nedenle keşif deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayıldığı ve mevcut delillerle de davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine dair yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, verilen karar usul ve kanuna uygun düşmemektedir.
Şöyle ki, 3402 sayılı Kanun'un 36/1. maddesinde "Taraflardan her biri dava harcını, dinlenmesini talep ettiği tanık ve bilirkişi ücretini ve diğer yargılama giderlerini karşılamak zorundadır. Davacı hakim tarafından belirlenecek süre içinde gerekli giderleri Mahkeme veznesine yatırmadığı takdirde, onunla ilgili delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılır. Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır." düzenlemesine yer verilmiş olup, bu maddenin ara karar gereğini yerine getirmekle yükümlü taraf aleyhine uygulanabilmesi için ara kararın kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması, kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi ve ilgilisine usulüne uygun şekilde tebliği gerekir.
Dosya kapsamında yapılan incelemede, İlk Derece Mahkemesince 26.11.2024 tarihli duruşmanın (1) numaralı ara kararı ile 20.12.2024 tarihinde mahallinde keşif yapılmasına, açıklanan masrafların yatırılması için davacılara 2 haftalık kesin süre verilmesine, verilen kesin süre içinde yatırılmaması halinde mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtarına, bu hususta davacı tarafa muhtıra çıkartılarak duruşma zaptının eklenmesine karar verildiği, ancak kurulan ara kararda keşif harcı ile giderlerin nereye yatırılacağı belirtilmediği gibi, kesin sürenin yerine getirilmemesi halinde sonuçlarının ne olacağı hususunun açıkça ihtar edilmediği, davacılara tanınan süre ile keşif günü arasında da davacı tanıkları ve mahalli bilirkişilere keşif gününün tebliğ edilip, taşınmaz başında hazır olmalarının bildirilebilmesi için yine uygun bir sürenin bulunmadığı, buna göre verilen ara kararın kanuni unsurları ihtiva etmediği anlaşılmıştır.
Ayrıca davacı ... tarafından 12.01.2023 tarihli duruşmada önceki vekili azlettiğine ilişkin beyanda bulunulmasına rağmen, ara karar gereği çıkarılan muhtıra azledilen vekile tebliğ edilmiş olduğundan, kesin süre ihtarını içeren keşif ara kararının davacı ...'a usulüne uygun tebliğinden söz edilemez.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, hakim, katip, mübaşir, yerel bilirkişi adayları, tanıklar ve teknik bilirkişilere verilecek ücretlerle vasıta parasının, yapılacak tebligatlarla ilgili masrafların kalemler halinde tek tek gösterilip, yatırılacağı birim belirtilmeli, bu ücretlerin temini ve yatırılması için davacı tarafa makul bir süre tanınmalı, tanınacak süre ile keşif günü arasında da bilirkişi adayları ve tanıklara davetiye tebliğ edilip taşınmaz başında hazır olmalarının bildirilebilmesi için yine uygun bir sürenin olmasına dikkat edilmeli, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçları tereddüte mahal bırakmayacak açıklıkta ihtar edilip yöntemine uygun şekilde ilgilisine tebliğ edilerek, masraf yatırıldığında taşınmazlar başında keşif icra edilip, tarafların tüm delilleri değerlendirilerek, oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, usulüne uygun olmayan ara karara dayanılarak, davacı tarafın keşif deliline dayanmaktan vazgeçtiğinin ve dolayısıyla davayı ispatlayamadığının kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacıların temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
İstek halinde peşin harcın temyiz eden davacılara ayrı ayrı iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,15.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.