Uluslararası taşımacılık şirketinin yetkisiz vekaletnameyle kesinleşen haksız icra takibi ve hacizler nedeniyle uğradığı ticari ve manevi zararların tazminatına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bir nakliye firması, vekaletinde yetkisi olmayan avukatın icra takiplerini usulsüzce kesinleştirmesi sonucu uğradığı haksız hacizler, ticari faaliyetlerinin durması ve itibar kaybı gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talep etmektedir; zira Yargıtayca onanan önceki mahkeme kararlarıyla avukatın itiraz sürelerinden feragat yetkisi olmadığı ve takiplerin usulsüz kesinleştiği sabitlenmiştir, davalı şirket ise borçlunun kötü niyetli olduğunu ve kendi işlemlerinin usulüne uygun olduğunu savunarak talebin reddini istemektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ4. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:2026/1928 KARAR NO:2026/3867T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ :(KAPATILAN)BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:02/10/2025NUMARASI:2014/915 Esas - 2025/844 KararDAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ:16/09/2026Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirketin Ulaştırma Bakanlığı Kara Ulaştırma Genel Müdürlüğünden verilen C karnesine sahip uluslar arası taşımacılık yapan bir nakliye firması olduğunu, 01/03/2007 tarihinde müvekkilinin alacaklı .... A.Ş. Şirketine herhangi bir borcu olmadığı halde Bakırköy 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından 110.000 EURO meblağlı icra takibine geçildiğini, 26/04/2007 tarihinde Bakırköy 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından 63.000 EURO meblağlı alacağın tahsili için müvekkili aleyhine ilamsız icra takibine geçildiğini, 01/03/2007 tarihinde müvekkili hazır bulunmadan Bakırköy 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına başvuran davalı şirket lehine hareket eden diğer davalı ... ...'nun icra dosyalarından ödeme emrini bizzat kalemde tebliğ aldığını, aynı gün vekaletnamesinde açıkça yetkisi olmadığı halde sürelerden feragat ederek takibi kesinleştirdiğini, müvekkili şirkete ait 35 adet çekici ve dorseye hacizler konulduğunu, fiilen trafikten bağlandığını, bir kısmının satıldığını, bankalardaki hesaplarına haciz konulduğunu, satılan araçların bedeli davalı tarafından tahsil edilerek uhdelerine geçirildiğini ve diğer araçların da bağlanarak müvekkili şirketin ticari faaliyetinin fiilen durdurulduğunu, bu hususla ilgili olarak müvekkili şirketin Bakırköy 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasının iptali için Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesine dava açtığını, mahkemece takibin kesinleşmesine yönelik yapılan işlemlerin iptaline ve müvekkili firmanın ıttıla tarihinin de 11/12/2012 olarak öğrenmiş sayılmasına karar verildiğini, bu kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiğini, müvekkili aleyhine Bakırköy 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası açısından da aynı süreçlerin işletildiği ve bu dosyanın da takibin kesinleşmesine yönelik yapılan işlemlerin iptaline ve müvekkili firmanın ıttıla tarihinin de 11/12/2012 olarak öğrenmiş sayılmasına karar verildiğini, bu kararın da Yargıtayca onandığını ve kararın kesinleştiğini, Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin her iki ilamında da davacı .... Şti. Adına temsilen Av. ...'a verilen vekaletnamede, davalı ... ...'ya İİK'nın borçluya tanıdığı itiraz sürelerinden ve haklarından vazgeçmeye, borcu kabul edip haciz konulmasını istemeye yetkisinin bulunmadığı,bu haliyle davacı şirket adına yaptığı işlemle takibi kesinleştiremeyeceği ve davacı şirketi borç altına sokamayacağı halde müvekkili şirket adına hareket ederek davalı .... A.Ş.'nin açtığı ilamsız takibi kesinleştirip davalı ile birlikte hareket ederek müvekkili şirketi zararı uğrattığını, bu işlerden anlayan uzman bilirkişilere dosyanın tevdine karar verilerek dosya üzerinden yaptırılacak incelemeyle müvekkili şirketin 35 adet aracının değişik tarihlerde bağlanarak çalışmadan men edilmeleri, bunlardan bir kısmının satılması karşısında davalı şirkete geçen bedellerin ayrı ayrı tespitini, ... Derneğinden bir aracın getirebileceği aylık kazancının sorulmasına, 01/03/2007 tarihinden bu güne müvekkilinin haksız hacizlerden dolayı uğramış olduğu tüm ticari itibar ve kazanç kaybının tespiti, uğradığı sair tüm maddi ve manevi zararlarının tespitiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile harca esas değerin 700.000,00 TL olarak gösterildiğini, bu bedelin 01/03/2007 tarihinden itibaren bankaların mevduata uyguladığı en yüksek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.Davalı ... AŞ. vekili cevap dilekçesinde; Davacının kendine verilen bir hakkı dürüstlük kuralına aykırı olarak kullandığını, İcra Mahkemesi tarafından tebligatın usulsüzlüğüne dair verilen kararı fırsatı bilerek bu davayı açtığını, oysaki davacı şirketin işlemin başından itibaren icra takiplerinden haberdar olduğunu ve müvekkili şirket ile irtibata geçtiğini, borcun ödenmemesi sebebiyle doğacak sonuçların müvekkilini ilgilendirmeyeceğini, müvekkilinin yaptığı tüm işlemlerin usulüne uygun olduğunu, araç takyidatlarından borçlu şirkete ait araçlar üzerinde kendilerince haciz konmadan önce de birçok hacizlerin bulunduğunu, davacı şirketin başkaca borçlarını ödeyemeyecek kadar acz içinde olduğunun aşikar olduğunu, müvekkiline atfedilen soyut ve dayanaksız zarar iddiasını kabul etmediklerini, davacının beyanının aksine şirketin araçlarının satılmadığı ve bankaya haciz yazısı da gönderilmediğini, müvekkilinin birçok alanda ticari itibarının yüksek, piyasada tanınan bir firma olduğunu, usulsüz işlemlerin muhatabı yahut tarafı olabilecek bir şirket olmadığını buna ihtiyacının da olmadığını, davacının davayı açmaktaki gayesinin müvekkili şirketten maddi elde etme ve borcun tahsilini engellemek olduğunu, müvekkili şirkete ait araçları aldıktan sonra borcunu ödemeyerek icra takibine geçildikten 5 yıl sonra İcra Mahkemesine başvurarak tebligatı iptal ettirmenin, 7 yıl sonra da borçlu olduğu halde işbu davayı açmasının kötü niyetli olduğunu, bu sebeplerle davacının hiçbir beyanını kabul etmediklerini, haksız ve kötü niyetli davanın öncelikle zamanaşımı sebebiyle aksi halde esastan reddini talep etmiştir.Davalı ... vekil cevap dilekçesinde; Davacının iddiasını ve talebini dayandırdığı haksız fiilin hukukun izin vermediği ve hoş karşılamadığı zarar verici eylem ve davranışlar olup TBK'ya göre haksız fiilin 4 tane unsuru olduğunu, bunların hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı olduğunu ve işbu davada haksız fiil koşullarının oluşmadığını, bilindiği üzere icra dairelerinde borçlanmanın iki şekilde olduğunu, bunlardan ilkinin ödeme taahhüdünde bulunma, diğerinin de ödeme emrini kabul ederek itiraz sürelerinden feragat etme yolu olduğunu, işbu vekaletnamede “ödeme taahhüdünde bulunmaya” şeklinde açıkça bir yetki verilmişken “T.C. icra dairlerinde borçlanmaya ve bilimum haciz işlemlerini yürütmeye, menkul ve gayrimenkul üzerinde haciz konulmasına muvafakat etmeye gerekli yazışmalarda bulunmaya tam yetki” verildiğini, verilen bu yetkinin çok açık olarak ödeme emirlerini kabul etmeye ve itiraz sürelerinden feragat ederek takibi kesinleştirmeyi kapsadığının görüldüğünü, müvekkilinin söz konusu işlemleri davacı şirketin verdiği yetki ve bilgisi dahilinde yerine getirdiğini, iddia edilen zarar, davacının borcu ödeyememesi sebebiyle oluştuğunu, müvekkilinin zararın meydana gelmesinde kusuru olmadığını ve dolayısıyla bunlar arasında illiyet bağı da olmaması sebebiyle davanın reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının hem iç ilişki de hem de dış ilişkide, müvekkilinin yaptığı işlemlere örtülü icazetinin olduğunun kabulü ve bu sebeple de davanın reddinin gerektiğini, davacının TMK. md. 2'deki dürüstlük kuralına aykırı hareket etmesi sebebiyle de davanın reddinin gerektiğini, davacının talebinin zamanaşımına uğraması sebebiyle de davanın reddinin gerektiğini, anılan sebeplerle davanın reddini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "...davacı vekili davalı gerçek kişi davalı avukat ile davalı şirketin eylem birliği içerisinde müvekkili aleyhine başlatılan haczi kesinleştirerek müvekkiline ait araçlar üzerine icra-i haciz uygulatıldığını,uygulanan haczin haksız olduğundan bahisle müvekkilinin uğramış olduğu zararın tazminine yönelik olarak huzurdaki davayı açmış ise da,haksız hacizden kaynaklanan tazminat davalarında uygulanması gereken Türk Borçlar Hukukunun haksız fiile ilişkin hükümlerine göre,haksız fiil sorumluluğu için hukuka aykırı kusurlu bir fiillin bulunması şart olup davalıların böyle bir fiilde bulunmadıkları,uygulanan icra-i haczin hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davanın reddine ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Vekilin, müvekkilinin bilgisi ve talimatı dışında, kanunun borçluya tanıdığı yasal süreleri bertaraf etmesi, vekalet görevinin sınırlarının aşılması niteliğinde olduğunu, davalı vekilin, müvekkili aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü ihlal ederek, gizlice takibi kesinleştirmesi, sadakat borcuna aykırılığın en ağır biçimi olduğunu, iptal edilen bir kesinleşme işlemine dayalı olarak yapılan hacizlerin başlangıcından itibaren haksız haciz niteliğinde olduğunu, davalı vekilin bu işlemleri yaparken müvekkilinden yazılı bir talimat almadığını, müvekkilini süreçten haberdar etmediğini vekilin sadakat, özen ve müvekkilini aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiğini, basiretli bir vekil gibi davranmadığını, haksız eylemin şartlarının oluştuğunu, davalıların birlikte hareket ettiğini, zarar konusunda bilirkişi incelemesi yapılmamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Davacı aleyhine davalı şirket tarafından başlatılan icra takiplerinde vekil olan davalı ...'ı yetkisinde olmamasına rağmen diğer davalı ile işbirliği içinde takibi kesinleştirmesi sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararların tahsili istemine ilişkindir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesine göre; Hakim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Mahkemece uygulanan haczin haksız olduğundan bahisle uğranan zararın tazmini hukuki sebebine dayanılmışsa da dava dilekçesinde ileri sürülen sebepler ve talep sonucu dikkate alındığında; davalılardan ... yönünden davanın vekilin sadakat yükümlülüğü ve müvekkilin talimatlarına uyma yükümlülüğü gereğince vekilin yetkisi olmamasına rağmen takibi kesinleştirmesinden kaynaklanan zarara ilişkin talepte bulunulduğu, nitekim bu hususun 20.11.2014 tarihli ön incelemde duruşmasında "İhtilafın, avukat olan davalı ... ın diğer davalı tarafça, davacı aleyhine yürütülen icra takiplerinde, kendisine bu yönlü verilen bir vekalet olmadığı ve vekalet kapsamını bunu içermediği ve böyle bir talimat olmadığı halde, icra takiplerine itiraz etmeyerek, usulsüz kesinleştirmesi sureti ile diğer davalı yanca uygulanan hacizlerden dolayı zarar gördüğü ve zararın davalılardan tazminat olarak tahsili iddiasına karşılık, davalı ...'ın vekalet yetkisi ile verilen talimat ile müvekkili bilgisi ile bu işlemlerin yapıldığı, oluşan zarardan sorumlu olmadığı savunması yanı sıra diğer davalının, alacağı sebebi ile yaptıkları icra takiplerinin yasaya ve usule uygun kesinleştirilmesi sonucu alacağın tahsili amacı ile işlemler yapıldığı, yasaya aykırı durum olmadığı, ve tazminattan sorumlu olmadıkları savunmasından kaynaklandığı anlaşıldı." şeklinde tutanağa geçirildiği ve tarafların ihtilaf niteliği konusunda itirazda bulunmadığı anlaşılmaktadır. O halde dava, davalı ...'ın vekalet görevini kötüye kullanması, özellikle de vekilin özen ve sadakatle iş görme ve hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması hukuksal sebebine dayandırılarak açılmıştır.Vekâlet sözleşmesinin tanımına TBK'nın 502. maddesinde yer verilmiş olup buna göre "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" . Türk Hukuk Lûgatı'nda da "Vekilin, vekâlet verenin (müvekkil) bir işini görmeyi ya da işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1173).Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme yükümlülüğünden doğar. Aynı zamanda vekil görevini yaparken sadakat ve özen göstermek zorundadır. Vekilin sadakat ve özen borcu da vekil edene karşı önde gelen borçlardandır. Aynı Kanun’un 505. maddesinin birinci fıkrası gereğince vekil, vekalet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür.Bu durumda, Mahkemece tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda, vekilin yetkisini aşıp aşmadığı, talimatlara uygun davranıp davranmadığı, vekilin özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı olup olmadığı hususunda inceleme yapılarak vekilin sorumlu olup olmadığı belirlendikten sonra diğer davalı yönünden el ve işbirliği bulunup bulunmadığı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgı değerlendirme yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf talebi yerindedir.Yukarıda açıklanan hususlar gereğince sair yönler incelenmeksizin davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince kaldırılmasına, yukarıdaki eksiklikler gereğince yargılama yapılarak yeniden karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf talebinin yukarıda açıklanan sebeplerle KABULÜ ile, (kapatılan)Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/915 Esas 2025/844 Karar sayılı, 02/10/2025 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde kendisine iadesine,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. ve 362/1/g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 16/09/2026