Denizlide orman sınırı içinde kalan, yolsuz tescil edilen taşınmazın tapu iptali ve orman vasfıyla hazine adına tescili talebinde, istinafın ilk derece kararını bozarak verdiği emsal karar.
Özet: Dava konusu taşınmazın, ilk kadastro çalışmalarında tarla olarak belirlenip özel şahıs adına tescil edilmesine rağmen, daha önceki mahkeme kararları ve müteakip kadastro çalışmalarıyla orman tahdit sınırları içerisinde kaldığının kesinleştiği; bu durumda arazi kadastro ekiplerince yapılan ikinci tescilin hukuken yolsuz olduğu ve kamu malı niteliğindeki taşınmazlar için iyi niyet prensibi veya hak düşürücü sürelerin uygulanamayacağı, dolayısıyla tapu kaydının iptal edilerek taşınmazın orman vasfıyla hazine adına tescili gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin ret kararının isabetsiz bulunarak bozulmasına karar verilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2025/3494 E.  ,  2026/4329 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/2330 E., 2024/2245 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 7. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/440 E., 2024/281 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ... İdaresi vekili, davalılar ... vekili, Sosyal Güvenlik Kurumu vekili, ... Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Kadastro sonucunda, Denizli ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 1077 parsel sayılı 9.400 m² yüzölçümlü taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle, gerçek kişi adına tespit ve tescil edildikten sonra, 1997 yılında satış işlemi ile davalı adına tescil edilmiştir.
2. Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; Denizli ili ... ilçesi ... Mahallesi ... mevkinde bulunan 1077 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kesinleşmiş orman sınırı içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili olan davalının taşınmazı 26.06.1997 tarihinde tarla görünmesine istinaden kaydında herhangi bir şerh olmaksızın satın aldığını, taşınmazın edinilmesinde herhangi bir muvazalı durumun söz konusu olmadığını ileri sürerek, haksız davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "tapulama ve kadastrosu yapılmış olan yerlere ilişkin yapılan orman kadastro çalışmalarında tapulama ve kadastro tespitlerine aynen uyulmasının mümkün olmadığı durumlarda mevcut tapu kayıtlarının esas alınacağı, dava konusu taşınmazın, tapulama ve kadastro çalışmalarına göre tarla vasfında belirlenmesi, tapu belgesinde tarla olarak yazması, taşınmazın bir kısmının orman kadastro çalışmaları uyarınca orman sınırları içerisinde kaldığı davacı tarafça iddia edilse de Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 19. maddesine 27.12.2013 tarihinde eklenen 3. maddesine göre taşınmazının mevcut tapu kaydının orman kadastro çalışmasından farklılık göstermesi nedeniyle mevcut tapu kaydının esas alınması gerektiği, taşınmazın tarla vasfında kabul edilmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesindeki tapu siciline güven ilkesine aykırı düşeceği" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... İdaresi vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "İlk Derece Mahkemesince, belirtilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuçta dosya kapsamına ve toplanan delillere göre isabet bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1969 yılında seri usulde orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiştir. Bu çalışmada dava konusu taşınmaz 1056-1057 OTS sınır noktalarına göre 58 sayılı orman iç parseli olarak seri usuldeki orman kadastrosunun dışında bırakılmış, ancak Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.01.1973 tarihinde kesinleşen 13.10.1972 tarihli ve 1970/508 Esas, 1972/375 Karar sayılı kararı ile orman tahdit komisyonu kararının iptali ile orman tahdit sınırı içine alınmış, daha sonra 1987 yılında tesis kadastrosu yapılmıştır. Dava konusu taşınmaz, ilk tesis kadastrosundan sonra 1993 yılında yapılan aplikasyon ve evvelce tahdidi yapılmayan ormanların kadastrosu ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi çalışmasında da orman kadastro sınırı içinde bırakılmış olup bu işlem 04.06.1994 tarihinde kesinleşmiştir. Bu işleme itiraz için 6831 sayılı Kanunu'nun 11. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre de çoktan dolmuştur. Taşınmaz daha önce yapılan orman kadastro sınırları içinde ve mülkiyet hakkı Hazineye kullanım hakkı Orman İdaresine ait kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerince bu durum göz önünde bulundurulmadan, hata ile ikinci kere kadastrosu yapılıp yolsuz olarak gerçek kişiler adına özel mülkiyete tabi olacak şekilde sicil oluşturulmuştur. Ancak, 766 sayılı Kanun'un 46/2 ve 3402 sayılı Kanun'un 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastro yolsuz (Türk Medeni Kanunu'nun 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olduğundan malikine mülkiyet hakkı kazandırmaz ve Türk Medeni Kanunu'nun 1026. (TMK m. 934 - İsviçre MK m. 976) maddesi gereğince sicil hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edilebilir. Kamu malı taşınmazlar yönünden de 10 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra dava açılmasını engelleyen 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü tümcesinin 23.07.2011 tarihli ve 28003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 gün ve 2009/31-77 sayılı kararıyla iptal edildiğinden kamu malı orman olduğu gerekçesiyle dava açılmasını engelleyen bir yasa hükmü de bulunmamaktadır. Dolayısıyla baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydı, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşaî), mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (izharî), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda Türk Medeni Kanunu'nun 1023. (eMK m. 931 - İsviçre MK m.974) maddesindeki "iyi niyetle edinme" kuralının da uygulanamayacağı gibi tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 Esas, Karar; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 Esas, Karar 13.06.1989 tarihli ve 7/25 Esas, Karar sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı gözetilmeyerek hatalı değerlendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesinde isabet yoktur." gerekçesiyle, davacı ... idaresi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un 353/(1)-b.2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve yeniden davanın esası hakkında karar verilmesi suretiyle davanın kabulüne, 1077 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptaline ve orman niteliğiyle Hazine adına tapu siciline tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesindeki ayrıcalıklar dışında ormanlar üzerine kısıtlayıcı hiçbir şerh konulamayacağını, bu nedenle taşınmazın orman sınırlarında bulunan kısmının tespiti ile bu kısım üzerindeki şerhlerin kaldırılmasına ve bu kısmın orman vasfıyla Hazine adına tapuya tescil edilmesi gerektiğini, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2009/17631 Esas ve 2010/73 Karar sayılı ilamın da belirtildiği üzere Devlet Ormanlarına ait tapu kayıtları üzerinde hiçbir kişi yada kurum lehine şerh verilemeyeceğinden dava konusu taşınmaz kaydında alacaklılar ve hak sahipleri lehine konulan şerhlerin kaldırılması gerektiğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin mülkiyetinde bulunan taşınmazın, tapulama ve kadastro çalışmalarına göre tarla vasfında belirlendiğini, taşınmazın bir kısmının orman kadastro çalışmaları uyarınca orman sınırları içerisinde kaldığının davacı tarafça iddia edilmekte olduğunu Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği'nin 19. maddesine 27.12.2013 tarihinde eklenen 3. maddesine göre müvekkilinin taşınmazının mevcut tapu kaydının orman kadastro çalışmasından farklılık göstermesi nedeniyle mevcut tapu kaydının esas alınmasını, yani taşınmazın tarla vasfında kabul edilmesi gerektiğini, tapu siciline güven ilkesi uyarınca müvekkilin bedel karşılığında tarla niteliğinde satın almış olduğu taşınmazın bir kısmının orman sınırları içerisinde kalmış olduğu iddiasıyla müvekkilin taşınmazının tescilinin iptali halinde müvekkilin Anayasal güvence altına alınmış mülkiyet hakkının ihlal edileceğinin açık olduğunu, tapu sicilinde orman arazisi olarak görünmeyen taşınmazı iyiniyetle edinen müvekkile karşı davacı taraf ancak kamu yararının varlığı halinde kamulaştırma talebinde bulunabilecekken tescilin iptalinin talep edilmesinin mümkün olmadığın, bu durumda müvekkilinin taşınmaza karşılık ödemiş olduğu satış bedeli kadar zarara uğramasının söz konusu olacağını, yargılama aşamasında, dava konusu taşınmazın tapu kaydında mevcut alakadarların tamamına usulüne uygun olarak tebligat yapılarak davaya dahil edilmediğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
3. Davalılar Sosyal Güvenlik Kurumu vekili ve ... Müdürlüğü vekili temyiz dilekçelerinde; kurumlarının davalı ...'dan alacaklı olduğunu, alacaklarını tahsil edemediklerini, bu nedenle tapu siciline güven ilkesi gereği davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerine haciz tatbik edildiğini, taşınmaz üzerindeki haciz şerhlerinin kaldırılmasının alacakların tahsilini imkansız kılacağını ve ağır hak kayıplarına neden olacağını ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kesinleşen orman tahdidine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman sınırlarında kalıp kalmadığı ve kalmakta ise, taşınmazı sonradan satın alan davalının tapu siciline güven ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... İdaresi vekili, davalılar ... vekili, Sosyal Güvenlik Kurumu vekili ve ... Müdürlüğü vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,
7139 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına,
Harçtan muaf olduğundan Sosyal Güvenlik Kurumu ve ... Müdürlüğünden harç alınmasına yer olmadığına,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz eden davalı ...'dan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.