Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen, tanınmış marka ihlali, haksız rekabet ve karıştırılma ihtimali iddialarıyla YIDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin istemli davada verilen karar.
Özet: 2008den beri perakende satış sektöründe yüzlerce tescilli markası ve .... ibaresiyle özdeşleşmiş tanınmış bir konsepti bulunan davacı, kendi markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzerlik taşıyan, esas unsuru .... kelime öbeği olan davalı markasının tescilinin, markasının ayırt edici karakterini zedeleyeceği, haksız kazanç ve rekabete yol açacağı gerekçesiyle YİDK kararının iptalini, davalı markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken; davalılar ise markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının tanınmışlık veya kötü niyet iddialarını somut delillerle ispat edemediğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/523 Esas - 2025/325

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/523
Karar No : 2025/325
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 14/12/2024
Karar Tarihi : 18/09/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 18/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının “.... olarak tarif edilen konseptte 2008 yılından beri hızla büyüyerek, kendi adına tescilli yüzlerce markası ve yanında ulusal çapta bilinen 3. kişi firma ürün/markaları ile müşterilerine uygun fiyatlarla ve düşük maliyette kaliteli gıda ve tüketim malzemeleri sunma amacı güden sektörde tanınan ve saygın bir perakende satış firması olduğunu, alıcılarının ve tüketicilerinin her gelir düzeyinde müşteriler olduğunu, davacının .... nezdinde 35. Sınıfa giren satış hizmetlerinde tescilli yüzlerce markasının bulunduğunu, hal bu iken davalı firmanın ....markasına ve 6769 sayılı SMK’nın m. 6/1, m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerine dayalı olarak dosyaladığı itirazların diğer davalı .... tarafından kısmen dahi olsa reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılarından yakın benzer olduğunu, davalının markasında davacının markasında esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan “....” kelime öbeğinin aynısının ön plana çıkartılmış, yani esas unsur olarak kullanılmış olduğunu, zaten de taraf markalarının benzer olduğunun .... tarafından da kabul edilmiş olduğunu, ayrıca dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan 09 ve 43. Sınıflara giren emtialar ile davacının markasının tescilli olduğu emtiaların benzer/türdeş olduğunun da kabulünün gerektiğini, zira davacının markasının kapsamında 35. Sınıf altında 09, 29, 30 ve 32. Sınıflara giren emtiaların satışı hizmetlerinin de bulunduğunu, bu sebeple “.... esas unsurlu markasını 2017 yılından beri yoğun ve ciddi bir biçimde kullanarak ve tanıtarak davacı ile özdeşleştirmiş olduğunu, yani bu kelime öbeğinin davacı ile özdeşleşmiş bir afiş ismi ve slogan haline geldiğini, nitekim bu hususun.... ibareli paylaşımların davacının marka ve tasarım hakkının ihlali niteliğinde olduğunun tespit edilmiş olduğunu, yani dava konusu edilen markanın tescili halinde davacının tanınmış markasının sahip olduğu ayırt edici karakterin zedeleneceğini ve bundan haksız kazanç elde edileceğini, davalı firmanın davacının tanınmış markasına bu derecede benzeyen bir işareti kendisine marka olarak seçmesinin davalının kötü niyetinin ve davacı ile haksız rekabet yapma saikinin açık bir tezahürü olduğunu, davacının .... sayılı kararının iptaline, ....ve "hepsiburada market ..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen markanın kapsamından çıkartılmamış olan emtialar yönünden somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, ayrıca somut olayda davacının SMK m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6 ve m. 6/9 hükümlerinin uygulanması koşullarının oluştuğunu da ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davalının markasında geçen “....” tanınmış markasının ve davalı ile özdeşleşmiş turuncu renk kompozisyonunun mevcudiyetinin taraf markaları arasındaki karıştırılma ihtimalini bertaraf ettiğini, ayrıca davacının markasının 09. ve 43. Sınıflara giren emtialarda tescilli olmadığını, davacının markasının tanınmış bir marka da olmadığını, davacının kötü niyete ve gerçek hak sahipliğine ilişkin iddialarını da somut delillerle ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "hepsiburada market ..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu 2.... sayılı SMK’nın m. 6/1, m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6, m. 6/9, m. 5/1-b ve m. 5/1-ç hükümlerine dayalı olarak itiraz ettiği, davacının bu itirazının .... sayılı markası kapsamında haklı görülerek davalının marka başvurusunun kapsamından 35. Sınıfa giren hizmetlerin tamamının çıkartılmış olduğu, itirazı kısmen reddedilmiş olan davacının itirazını m. 6/1, m. 6/3, m. 6/5, m. 6/6, m. 6/9 hükümlerine ve aynı markalara dayalı olarak tekrar ettiği, ancak bu itirazın da, .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacının markası renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, sadece baş harfleri büyük olacak şekilde aynı puntolarla, aynı satır üzerinde ayrı olarak yazılmış .... harf/sayı kombinasyonu, davacının çatı markasıdır. Halk tarafından bilinen ve belirli bir firmanın ürünlerinin çoğunluğunda yer alan bir çatı markası veya bir firmanın ticaret unvanının ayırıcı unsuruyla birlikte kullanılan ikincil kelime unsurlarından oluşan markalara uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tip markalarda yer alan ikincil kelime unsurlarının aynısının veya benzerlerinin başka bir markada yer alması halinde, markaların benzerliği değerlendirmesinde çatı markası (veya ticaret unvanının ayırıcı unsuru) arka planda bırakılarak değerlendirme yapılması gerekir. Dolayısıyla; davacının markasında korunma altına alınması istenilen esas unsurun “....” kelime öbeği olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu edilen marka ise; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işaretin üst kısmına, turuncu ve yeşil renkli harflerle küçük puntolarla “....ibaresi de davalının çatı markası olduğundan, “....” kelimesinin de yerleşik anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliği olmadığından, işarette kullanılmış olan kelimeler içerisinde, zaten de diğerlerine nispeten daha büyük puntolarla yazılmış olan “....” kelime öbeğinin, markasal hüviyette ayırt ediciliğinin daha yüksek olduğu, bu kelime öbeğinin görsel açıdan da ön plana çıkartılmış olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; işarette kullanılmış olan ve tenteyi andıran basit figürün, böyle, basit şekil unsurunun yanında baskın karakterli/büyük puntolu kelimelerin yazıldığı markalarda, marka hukukunda yerleşik olan görüşe “söz görünümden yüksek sesle konuşur” genel kaidesi gereğince talî bir unsur sayılması gerektiği değerlendirilmektedir. Zaten de; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden böyle karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın da esas unsurunun “...” kelime öbeği olduğu değerlendirilmiştir.
İşaretlerde esas unsur konumunda kullanılmış olan “...” ortaklığından hareketle, değerlendirilen taraf markaların benzer olduğu değerlendirilmiştir. Yerleşik içtihada göre; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacak olduklarından, davacının “...” esas unsurlu markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” esas unsurlu markasıyla karşılaştığında bu markaları “görsel açıdan benzer bulması ve karıştırması”nın ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarının esas unsuru olan bu ibarenin ayniyeti, markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan benzer kılmaktadır.
Taraf markaların anlamsal açıdan değerlendirilmesinde; taraf markalarında esas unsur olarak kullanılmış olan “...” kelime öbeği, her ne kadar analmı olan bir isim tamlaması/bir slogan ise de; kelime öbeğinin bu anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olup olmadığı irdelendiğinde; bu anlamı itibariyle kullanıldığı emtialarla doğrudan bir bağlantısının kurulamayacağı, markasal hüviyette kullanılmasının “orijinal” bir niteliği taşıdığı, herkesin ilk anda aklına gelebilecek bir tercih olmadığı ve dolayısıyla markasal hüviyette somut ayırt ediciliğinin, başka herhangi bir kelime öbeğinden daha zayıf/düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla; ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş olan görüşün somut uyuşmazlıkla örtüşmediği, ancak bu kelimeyi esas unsur olarak ihtiva eden markaları gören tüketicilerin zihninde ilk planda oluşan algının ise yakın olduğu kanaatine varılmıştır. Zaten de; davacının dava dosyasına sunmuş olduğu belgelerden, davacının bu kelime öbeğini/sloganını 2017 yılından beri markasal hüviyette yoğun bir biçimde kullandığı ve tanıttığı, dolayısıyla bu slogana markasal hüviyette korunması gereken ilave bir ekonomik değer kattığı; netice itibariyle de, somut olayda, değerlendirilen taraf işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzediği değerlendirilmiştir.
Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markası, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan, 09 ve 43. Sınıflara giren emtialar yönünden tescilli değildir. 16 ve (satış hizmetleri hariç) 35. Sınıfa giren emtialar ile 09 ve 43. Sınıflara giren emtiaların da benzer alıcı çevresine hitap eden, benzer ihtiyaçları karşılayan, son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri aynı olan, satış yerleri aynı olan, birbirleri yerine ikame imkanları ve birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri bulunan emtialar olduğu söylenememektedir. ANCAK; davacının markasının kapsamında, 35. Sınıf altında satış hizmetlerine konu edilen emtialar arasında, davalının markasının kapsamında kalmış olan 09. Sınıftaki emtiaların da yer aldığı anlaşılmaktadır. Bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtialar olduğu, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir. Zira; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.” Dolayısıyla; 09. Sınıfa giren emtialar özelinde, somut uyuşmazlıkta emtia benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği söylenebilecektir.
Ayrıca; davacının markalarının kapsamında, 29, 30 ve 32. Sınıflara giren emtiaların da satışı hizmetlerine konu edildiği anlaşılmaktadır, davalının markasının kapsamında kalmış olan emtialar arasında ise “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” de bulunmaktadır; bu hizmetlerin benzer/türdeş oldukları da, doktrin ve içtihatlarda kabul edilmektedir. Zira; her iki hizmete konu edilen emtialar da aynıdır.
Neticede, somut uyuşmazlıkta; davalının markasının kapsamında kalmış olan, 09. Sınıfa giren emtiaların tamamı ile, 43. Sınıfa giren “yiyecek-içecek sağlanması hizmetleri” yönünden emtia benzerliği/türdeşliği şartının (kısmen) gerçekleştiği, diğer hizmetler yönünden ise bu şartın gerçekleşmemiş olduğu kanaatine varılmıştır.
Taraf markalarının kapsamına giren mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi/seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Davalının markasının kapsamında kalmış olan 09 ve 43. Sınıflara giren emtiaların hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bunların alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan mallar/hizmetler olmadığı fiili gerçeği gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu alıcılar, söz konusu mal ve hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/kalitesiz/eksik ürün/hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur olarak kullanılan “...” kelime öbeğinin ayniyetinden hareketle markaların görsel, işitsel ve bilhassa da kavramsal açılardan benzer olduğu değerlendirilmiştir. Bu ortaklık sebebiyle; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının “...” esas unsurlu markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının “...” esas unsurlu markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalinin doğduğu değerlendirilmiştir. Davacının markalarının korunduğu satış hizmetleri ile dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan bir takım emtialar benzer/türdeş de bulunduğundan, söz konusu hizmetlerde “...” kelime öbeğinin/sloganın/ tanıtma vasıtasının markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/ işletmesel bir bağlantı bulunduğunu veya ortak bir çalışma/iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, bu emtialar özelinde, davacının hedef pazarındaki tüketici/ müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği değerlendirilmiş olup, neticede; somut olayda, davalının markasının kapsamında kalmış olan; 09. Sınıfa giren emtiaların tamamı ile, 43. Sınıfa giren “yiyecek-içecek sağlanması hizmetleri” yönünden, değerlendirilen taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin kısmen bulunduğu kanaatine varılmıştır.
DAVACININ ÖNCEKİ KULLANIMA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir.
Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır. İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak, SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz.
Davacı taraf; dava konusu edilen “....” kelime öbeğinin, davalının markasının kapsamında kalmış olan emtiaların tamamında, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markası tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Neticede; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamında kalmış olan emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu delillerden, davacının “...” markasının, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan 09 ila 43. Sınıflara giren emtiaların hitap ettiği sektörlerdeki bilinirliği, bu markaya ve markanın tanıtımına yapılan yatırımlar, bu markanın piyasa payı anlaşılamadığından, bu markanın bu sektörlerde “tanınmış” olduğunun söylenmesi mümkün görülmemiştir. Kaldı ki; somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalı tarafın davaya konu markasının, davacının markasının “tanınmışlığı”ndan haksız yarar sağlaması, “tanınmış marka”nın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş/oluşma ihtimalinin yüksek olması gerekir. Taraf markaları, benzer bulunmuş ise de, taraf markalarının benziyor olması, SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların “otomatikman” gerçekleştiği veya gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Tanınmışlığın varlığı koşulu sağlanmışsa -ki somut uyuşmazlıkta sağlanamadığı değerlendirilmektedir- inceleme, önceki/tanınmış markanın zarar görecek şekilde etkilenmesi koşulu ile devam etmelidir. Bu koşulun gerçekleşme ihtimali, haklı sebeplerle ve mantıklı argümanlarla ortaya konulmalıdır, öyle, ki; davalının markasının tescil edilmesi halinde, hayatın olağan akışı içinde SMK 6/5 maddesinde sayılan durumların ortaya çıkmasının gerçekten olası olduğu yönünde bir kanaat hâsıl olmalıdır.
Neticede, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan emtialar yönünden, SMK m. 6/5 hükmünde aranan durumların somut olayda gerçekleştiğinin/ gerçekleşme ihtimali olduğunun ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ FİKRİ HAKLARA DAYALI İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, .... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına/diğer fikri haklara tanınan koruma da, fiilen kullanıldığı faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/bu haklar markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur.
Her ne kadar davacının dava konusu edilen markasındaki ....kelime öbeği, davacının ....sayılı tasarımında da geçiyor ise de, davacının bu tasarımının dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan 09 ila 43. Sınıflara giren emtialarda fiilen kullanıldığına ilişkin dava/marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunulmadığı göz önüne alındığında; somut olayda davacının fikri haklarına/tasarımına dayalı iddialarının da dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de subjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Somut olaya dönüldüğünde; davalının "hepsiburada market ...." işaretini kendisine marka olarak seçerken “spekülasyon, yedekleme, şantaj vs.” gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğu, davalının markasının kapsamında kalmış olan, 09. Sınıfa giren emtiaların tamamı ile, 43. Sınıfa giren “yiyecek-içecek sağlanması hizmetleri” yönünden emtia benzerliği/ türdeşliği şartının (kısmen) gerçekleştiği, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan emtiaların hitap ettiği tüketici kesiminin bilgi/bilinç/dikkat/ özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan yukarıda sayılmış olan emtialar açısından iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin kısmen bulunduğu, diğer hizmetler yönünden ise bulunmadığı, davacının “gerçek hak sahipliği”, “tanınmışlık” ve “fikri haklardan kaynaklanan hak” iddialarının davalı tarafın markasının kapsamında kalmış olan emtialar yönünden tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ... kararının iptali ve hükümsüzlük koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kısmen Kabulüne,
TÜRKPATENT YİDK'nın 2024/M-12705 sayılı kararının 9. Sınıfa giren emtiaların tamamı ile 43. Sınıftaki "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından iptaline,
Davaya konu markanın yukarıda belirtilen mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen ...T’e gönderilmesine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kısmen reddolunması, davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 427,60.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 13.825,5‬0.-TL
yargılama giderlerinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18/09/2025
Kâtip Hâkim....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 488,40.-TL
Tedbir Harçları : 1.132,1‬0.-TL
Bilirkişi Ücreti : 12.000,00.-TL
P.M. : 205‬‬,00.-TL
TOPLAM : 13.825,5‬0.-TL