Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış marka benzerliği ve kötü niyet iddialarıyla YIDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davası görüldü.
Özet: Davacı, davalı adına tescil edilen kuşcular toptan gıda maddeleri melike ekinci ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ederek, marka başvurusuna yönelik itirazlar sonrası verilen YIDK kararının iptalini istemiş; müvekkili markalarının dünya çapında tanınmış olduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu ve özellikle 30. sınıftaki kahve, kakao, çay gibi emtialar arasında orta düzey bilinçli tüketiciler için karıştırılma ihtimali yaratacak anlamsal, işitsel ve görsel benzerlikler bulunduğunu iddia ederken, davalı ise kurum kararının doğru olduğunu savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/545 Esas - 2025/424

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/545
Karar No : 2025/424
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 24/12/2024
Karar Tarihi : 16/10/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 16/10/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı tarafın .... sayılı marka başvurusuna yönelik itirazlarının Kurum tarafından kısmen kabul edilerek başvuru kapsamından bir kısım emtiaların çıkartılmasına karar verildiği, ancak başvuru kapsamında 30. sınıftaki “.... markası yönünden işaretsel benzerlik olsa da dava konusu markada kalan mallar yönünden benzerlik olmadığı, ..... markası yönünden hem işaretsel hem sınıfsal benzerlik bulunmadığı, tanınmışlık iddiasının kabul edilmediği gerekçelerinin isabetli olmadığını, marka tescil başvurusunun kapsamında yer alan; 30. Sınıftaki “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler.” emtiaları için orta düzey bilince sahip tüketiciler için İKAME ÜRÜN olarak görülen/bilinen 30. Sınıftaki “Çaylar, buzlu çaylar” emtialarının da reddi gerektiğini, markaların seri marka algısı yarattıklarını, reyonlarda daha az dikkat gerektiren mallar üzerinde kullanılacak ve orta düzey bilince sahip tüketicilere sunulacak olan .... başta olmak üzere birçok ülkenin.... tarafından da kabul edildiğini, başvurunun bu nedenle tümden reddi gerektiğini, müvekkili markalarının dünya çapında bilinir olduğunu, özellikle “....” esas unsurlarına sahip taraf markalarının nihai algıda hem anlamsal, hem işitsel hem de görsel benzerlik taşıdıklarını, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğunu, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "kuşcular toptan gıda maddeleri melike ekinci" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı.... vekili cevaplarında özetle; verilen kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahısa usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, kötü niyet ve 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı ".... toptan gıda maddeleri melike ekinci" ibareli marka için davalı tarafından 25.11.2022 tarihinde 30.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının ve yine dava dışı 3. Bir firma tarafından itirazda bulunulduğu, .... 07.12.2023 tarihli kararı neticesinde dava dışı.... içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç. Pekmez” emtialarının çıkartılmasına karar verildiği, söz konusu karara karşı davacı yanın bir kez daha itirazda bulunduğu ve başvurunun, kapsamında kalan emtialar yönünden de reddinin talep edildiği, .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
.... güncel sicil kayıtlarından, dava konusu başvurunun tescil işlemlerinin, davalı hak sahibine 17.03.2025 tarihinde yapılan tescil noksan bildirimine rağmen iki aylık hak düşürücü süre içerisinde tamamlanmadığı anlaşıldığından, dava konusu markanın hükümsüzlüğü istemi yönünden bu aşamada bir değerlendirme yapılmamış olup, yalnızca işlem dosyası ve .... kararının iptali istemi yönünden değerlendirme yapılmıştır.
Dava konusu marka kapsamında ... kararı sonrasında kalan emtialar “Çaylar, buzlu çaylar.” emtialarından ibarettir.
Davacı yanın .... sayılı markası kapsamında, dava konusu markadaki “çaylar, buzlu çaylar” emtiaları birebir yer almaktayken, davacı yanın .... sayılı markası kapsamında ise dava konusu markadaki emtialar yer almamaktadır.
Bununla birlikte davacı yanın her iki markası kapsamında da 30.sınıfta “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler.” emtiaları yer almakta olup bu emtialar temel olarak “kahve, kakao, çikolata” ürünleri ve bu ürünler temelli içeceklerdir. Bu içecek grubunda sıcak içecekler olduğu gibi soğuk olarak servis edilen çok sayıda alternatif içecek ürünü de bulunmakta olup bu ürünler yiyecek – içecek hizmeti sunan işletmeler tarafından tüketicilere sunulabildiği gibi özellikle soğuk versiyonlarının ambalajlı ürünler olarak gıda ürünlerinin satışının gerçekleştirildiği satış noktalarında perakende olarak da tüketiciye satışı yapılan ürünlerdir.
Dolayısıyla bahsi geçen mallar ile dava konusu marka kapsamında kalan mallar aynı ya da aynı tür olarak kabul edilebilir değil iseler de sıcak veya soğuk şekilde tüketilebilen, günlük tüketim alışkanlıkları içinde benzer işlevleri yerine getiren, aynı ticari kaynaktan gelme potansiyeli bulunan (özellikle günümüzdeki birçok içecek zincirinde hem çay hem kahve esaslı içeceklerin aynı işletmece aynı marka altında sunulması gibi), satış noktaları benzer, birbirileri ile ikame edilebilir veya rekabet edebilir nitelikteki emtialardır. Söz gelimi, tüketicinin soğuk bir içecek temini amacıyla bir marketin satış reyonlarında soğuk çay (ice tea), bitki bazlı soğuk içecekler, gazlı içecekler, sodalar, soğuk kahveler, çikolata bazlı soğuk içecekler gibi birçok ürün ile karşı karşıya kalması mümkün olup hitap ettikleri tüketici kesiminin ortak olması, kullanım amaçlarının aynı veya benzer olması ve son olarak marketlerde içecekler bölümünde yan yana veya yakın raflarda bulunuyor olmaları nedeniyle dağıtım kanallarının aynı oldukları göz önüne alındığında bu malların benzer nitelikte mallar olarak kabulü isabetli olacaktır.
Markaların karıştırılma olasılığından bahsedebilmek için, emtiaların veya hizmetlerin aynı ya da benzer olması gerektiği gibi, markayı oluşturan unsurların da aynı ya da benzer olması şarttır. İki işaret arasındaki karıştırılma ihtimali, iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi, başvurusu yapılan markanın, daha önce tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir markaya benzerliği nedeniyle, tüketicinin bu markayı daha önceki markayla karıştırması ve bu nedenle satın almayı düşündüğü üründen farklı bir ürünü almasıdır. İkinci durum ise, tüketici, iki marka arasındaki farkları fark etmesine rağmen, bu markaların aynı işletmeye ya da aynı ekonomik-idari kaynağa ait olduğunu düşünebilir. Bu durumda, tüketici aslında almak istemediği bir ürünü, güvendiği önceki markayla bağlantılı olduğunu düşündüğü için satın alabilir. Bu durum, önceki tescilli veya başvurusu yapılmış markanın tüketici nezdinde oluşturduğu güvenin haksız bir şekilde kullanılmasına yol açar ve karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olur.
Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. ABAD kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür.
Somut uyuşmazlıkta benzer bulunan hizmetlerden 30. Sınıftaki “içecek ürünleri”, tüketicinin günlük tüketim rutininde olağan şekilde yer alan ve en sık yararlanılan / satın alınan emtialar olup ilgili tüketicilerinin de ortalama dikkat ve seçicilik düzeyine sahip herhangi bir kimse olabileceği değerlendirilmiştir.
.... sayılı ilamında da belirtildiği üzere "karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali"nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır.
Markaların karşılaştırılmasında, işaretlerin görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açıdan benzer olup olmadıkları, markaları oluşturan unsurların bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesiyle tespit edilebilir. Aynı şekilde, markaların kapsadığı mal ve hizmetler açısından benzerlikleri de bir bütün olarak ele alınmalıdır. Görsel benzerlik karşılaştırılırken, markalara konu olan yazı ve işaretlerin yerleşim biçimleri, harf sırası ve yazı karakterleri gibi belirgin özelliklere dikkat edilmelidir. Sesçil benzerlik açısından, markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi dillerinde nasıl telaffuz edildiği önemlidir; özellikle markaların başlangıç kısımlarının fonetik olarak benzer sesler çıkarıp çıkarmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kavramsal benzerliklerin karşılaştırılmasında ise, tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bu kelimelere kendi dillerinde anlam verip veremeyeceği dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, dava konusu "...." markası, kırmızı renkte bir kuşak motifi içerisinde beyaz renkte yazılarak, markanın hakim ve markasal anlamda kaynak gösterme fonksiyonuna haiz ana unsuru olarak kullanılmış “.... şeklindeki davalı isminden oluşan bir markadır. Markanın asli unsuru olan ....” kelimesi olacaktır.
Davacı yanın markaları ise esasen birbirinden farklı algılar yaratır markalardır. Davacı yanın ....” ve ....” şeklinde iki ayrı esas unsurdan oluşmaktadır.
İşbu uyuşmazlık kapsamında tartışıldığı gibi kendisinden önce tescil edilmiş bir markadaki ibare ile birlikte kendi unsurlarını içerisinde barındıran birleşik bir markanın önceki marka ile iltibas oluşturup oluşturmadığına karar verilebilmesi için önceki markanın kendi başına uyuşmazlık konusu mal ve hizmetlerde bağımsız bir ayırt edici karakterinin olup olmadığının ve bu ibarenin sonraki markada da dominant bir etkiye sahip olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla iltibas ihtimalinin varlığı için önemli olan, önceki markanın, sonraki marka içerisindeki kullanımında bağımsız ayırt edici karakterini koruyup korumadığı ve ayırt edici niteliğinin ne denli yüksek olduğudur.
Dava konusu markası ile davacı yanın "... şeklindeki markası, bu markaya ilişkin yukarıda da yer verilen değerlendirmeler çerçevesinde görsel, işitsel ve hatta kavramsal olarak dahi birbiri ile benzer algılar yaratması mümkün olmayan, ilk bakışta birbirinden tamamen soyutlanmış, birbirinin kurumsal imajına yanaşmayan, bu hususta ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasını dahi gerekli kılmayacak düzeyde farklılaşmış markalar olarak değerlendirilmiştir. Ortalama düzeyde dikkat, gördüğünü algılama ve seçicilik düzeyine haiz herhangi bir tüketicinin, bu iki işaret arasında bağlantı kurma ihtimali dahil iktisadi – idari anlamda bir ilişki olduğu zannıyla hareket etmesi olağan bir beklenti de değildir. Bu nedenle davacı yanın anılan markası, her ne kadar dava konusu markadaki “çaylar, buzlu çaylar” emtialarını birebir ihtiva etmekte ise de taraf markaları arasında iltibas riskinin mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır.
Taraf markaları görsel anlamda bakıldığında,....markası arasında doğrudan bir benzerlik halinin mevcut olmadığı, dava konusu markada şekil unsuru ve birden fazla sözcük unsurunun varlığı ile bunların konumlandırılmasının yarattığı genel mizanpajın, davacı yanın düz sözcük markası şeklindeki markasından ilk algıda farklılaşmış olduğu değerlendirilmiştir. Bununla birlikte dava konusu markadaki asli markasal algıyı üstlenen “....” şeklinde telaffuz edilecek taraf markaları açısından da belli düzeyde bir işitsel benzerlik oluşturmaktadır. Taraf markaları kavramsal olarak ise “kuş” kelime kökünden türetilmiş sözcükler olsalar da “.... kelimeleri doğrudan aynı anlama sahip olmayıp “kuşcu” sözcüğü “kuş üreten/satan” anlamına sahip olarak bir bireyi ya da satış yapılan noktayı ifade ederken, “kuş” kelimesi ise hayvanın kendisini ifade etmektedir. Bu halde her iki kelime de Türkçe, somut karşılıkları bulunan, günlük dilde kullanılan ve fakat birbirinden farklı anlamlara sahip ibarelerdir. Anılan ibareler bu nedenle yaratım sözcükler kadar yüksek bir ayırt ediciliğe de haiz değillerdir. Ortalama zekadaki bir tüketicinin dava konusu markayı “kuş” kökünden türetilmiş bir ibare olarak algılayarak unsurlarına ayıracağı gibi bir sonuca varılmasının isabetli bir yaklaşım olmayacağı ve markayı bütün olarak ve sahip olduğu anlamıyla algılayacağı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla ortak harf dizilimi ve sesçil benzerliğe rağmen işaretler görsel bütünlükteki farklılaşmanın yanı sıra nihai algılarında da birbirlerinden yeterli düzeyde uzaklaşmıştır.
Nitekim karıştırılma ihtimali değerlendirilirken, markaların görsel, işitsel ve kavramsal özelliklerinin tamamı gözetilerek bütünsel anlamda bıraktığı intiba üzerinden bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla markaların başlangıç kısımlarında ya da belli bölümlerinde ortak harf dizilimleri taşıyor olmaları nedeniyle işaretlerin her koşulda benzer görülmeleri doğru ve isabetli bir değerlendirme biçimi olmayacaktır.
Bu nedenle taraf markaları arasındaki benzerlik ilişkisinin iltibas ihtimaline neden olup olmayacağı değerlendirmesinde görsel, işitsel ve kavramsal unsurların her somut olayda eşit öneme sahip olmadığının göz ardı edilmemesi gerekmekte ve esas olanın ilgili tüketici grubunun seçicilik ve dikkat düzeyi nezdinde, markaların nihai anlamda hangi doğrultuda bir algı yaratacakları olduğudur.
Böyle bir durumda ise her iki taraf markasının ortak olarak “....” kelime kökünü içermelerine rağmen, ilgili tüketicinin, taraf markalarının bütünsel algılarında salt bu ibare nedeniyle oluşan benzerlikten ötürü bir yanılgı yaşama ihtimali bulunmayacağı, anılan ibarenin markalardaki kullanımının nihai algılara, başka bir ifadeyle kurumsal kimliklerine olan etkisinin birbirinden somut bir biçimde farklılaştığı, dolayısıyla tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraf markaları arasında ekonomik ya da idari bir ilişki bulunduğu yönünde bir sonuca sebebiyet vermeyeceği değerlendirilmiş olup,
Netice itibariyle de, dava konusu marka ile.... kararı sonrasında başvuruda bırakılan emtialar yönünden, emtia ilişkisinin “benzerlik” düzeyinde olduğu, bu düzeyde bir ilişki karşısında, taraf işaretleri arasındaki ilişki düzeyinin daha yüksek olması gerektiği, somut olayda ise taraf markaları arasındaki ilişkinin tüketiciler nezdinde doğrudan bir yanılgı oluşumuna yol açacak mahiyette güçlü olarak görülmediği, dava konusu markanın bütünsel algısına etki eden unsurlarının varlığının, işaretler arasında daha düşük düzeyli benzerlik ilişkisi kapsamında değerlendirilebilecek mallar yönünden iltibas riskinin oluşumunun önüne geçeceği, ilgili emtialar özelinde markaların bu haliyle birbirlerinin devamı ya da serisi niteliğinde algılanabilecek işaretlerden oluşmadıkları, dava konusu markadaki “....” kelimesinin yanı sıra eklenen şekil unsuru, tali sözcükler ve davalı adını da içerir “... ibarelerinin bütünsel algıya tali düzeyde de olsa katkısı nedeniyle ortaya çıkan genel mizanpajın varlığı karşısında taraf markaları ile aynı ya da farklı zamanlarda karşı karşıya kalan tüketicilerin, ilgili emtialarda dava konusu markayı gördüğünde zihninde davacı markalarını çağrıştırmasını gerektirir bir benzerliğin işaretler arasında mevcut olmadığı, bu halde .... incelemesine konu emtialar yönünden işaretler arasında iktisadi – idari kaynaklar açısından ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerlik algısının mevcut olmayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Esas olarak Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi ile uluslararası alanda düzenlenen tanınmış marka kavramı, genellikle ülke mevzuatlarında tanımlanmamıştır. Bunun sebebi, tanınmış marka kavramının her somut olaya göre farklılık göstermesi ve önceden belirlenmiş kesin kriterlere uymamasıdır. Tanınmış marka için, mahkemeler ve doktrin tarafından bazı unsurlar tespit edilmiş ve belirleyici nitelikte bazı ölçütler ortaya konmuştur. Tanınma kabiliyeti yüksek olan işaretler güçlü markaları – ki bu uzun yıllar kullanım ve yoğun bir reklamla bu güç elde edilir- meydana getirdikleri için, ihlale maruz kalma oranlarının daha yüksek olması nedeniyle, onlara sağlanacak olan koruma alanının da zayıf işaretlere nazaran daha geniş olması gerekeceği şüphesizdir.
Mevzuatımızda markaların tanınmışlık düzeyiyle ilgili tescil engeli bakımından “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal veya hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal veya hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin(sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir
Neticede, somut uyuşmazlıkta davacı yanın, işlem dosyası özelinde markalarının tanınırlığı hususunda hiçbir somut delile yer vermediği ve SMK m. 6/5 koşullarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilmekte veya tescil edilmiş ise hükümsüz kılınabilmektedir.
Burada söz konusu olan; tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ayırt edici nitelikteki herhangi bir işarettir. Dolayısıyla bu kullanıma dayalı üstün bir hakkın varlığı, işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasına bağlıdır. Ticaret sırasında kullanma, marka hukukuna özgü kullanma suretiyle gerçekleşir.
Tescilsiz bir işaretin korunmasını sağlayan ve nispi ret nedenine konu teşkil eden durum, işaretin itiraz eden tarafından daha önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması ve bu kullanım neticesinde işaret ile kaynağı arasında nispeten bir aidiyet kazandırılmış olmasıdır. Yani, bir markanın tescil başvurusundan önce, bu işaret bir başkası tarafından oluşturulmuş ve kullanma neticesi ayırt edici nitelik kazandırılmışsa, bu hakka dayanarak sonraki tescil engellenebilir.
Neticede, somut olayda, işlem dosyası kapsamına davacı tarafça sunulan ve davacı yanın ihtilafa konu ibare üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu gösterir hiçbir belgenin mevcut olmadığı, keza yine davacı yanın tescilli markaları ile dava konusu markanın, ihtilafa konu olarak değerlendirilen emtialar özelinde de zaten benzer olarak görülmemesi nedeniyle davacı yanın tescilli markalarına dayalı kullanımlarının da SMK m. 6/1 kapsamında varılan nihai kanaatten farklı bir sonuç yaratmayacak olduğu, bu nedenle SMK m. 6/3 koşullarının da somut olayda meydana gelmeyeceği kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Türk hukukunda kötü niyet; “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranmak” olarak tanımlanmıştır. Buna göre bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumamaktadır.
Nitekim sınai mülkiyet haklarına özgü yürürlükteki düzenleme uyarınca da kötü niyetle yapılan marka başvuruları da itiraz üzerine reddedilebileceği gibi tescilli bir markanın da kötü niyetli tescil iddiasına dayalı hükümsüzlüğü talep olunabilecektir.
Buna göre bir marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olarak değerlendirebilmesi için, başvuru anında, markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılmak istenildiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir
İçtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalının kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu; dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığı; davacı yanın iddialarının temelini, taraf markaları arasındaki benzerlik iddiası oluşturmakta ise de benzerlik iddiasının tek başına kötü niyet karinesine olarak değerlendirilmeyeceği anlaşılmış olup, netice itibariyle de, davalının kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
.... kararı sonrasında dava konusu marka başvurusu kapsamında kalan emtialar yönünden .... sayılı markası ile dava konusu marka arasında nihai algılar itibariyle hiçbir benzerlik bulunmadığı ve markaların ilk anda farklı algılar yarattıkları, davacı yanın.... sayılı markası ile dava konusu marka arasında belli düzeyde bir benzerlik hali mevcut ise de gerek ortak unsurların ayırt edici gücü gerekse de nihai algı itibariyle bu benzerlik halinin ...kararı sonrasında kalan emtialar bakımından değerlendirilen ilişkisi yönünden iltibas riskine yol açacak bir sonuç doğurmayacağı, SMK m. 6/3 koşullarının somut olayda oluşmadığı, SMK m. 6/5 koşullarının somut olayda oluşmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahısın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.16/10/2025
Kâtip Hâkim....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır