Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, marka başvurusunun reddi sonrası YİDK kararının iptali davasında, benzerlik, önceki kullanım ve kötü niyet iddialarını değerlendirdi.
Özet: Dava, davacının ".... yaşam merkezi" markası başvurusunun kısmen reddedilmesi yönündeki YİDK kararının iptali talebiyle açılmıştır. Davacı, kendi markasının davalıların mevcut markalarıyla görsel, işitsel ve kavramsal olarak karıştırılma ihtimali olmadığını, tüketicilerin bilinçli olduğunu ve davalıların kendi önceki, düşen başvuru tarihinden sonraki markalarını tescil ettirerek kötü niyetli davrandıklarını iddia etmektedir. Davacı ayrıca markasını eski başvuru tarihinden itibaren fiilen kullandığını belirtmektedir. Davalılar ise tarafların markalarının, özellikle ana unsurları olan "..." ve "..." ibarelerinin, benzer mal ve hizmetler için kullanılması nedeniyle yüksek derecede benzer olduğunu ve bu durumun tüketiciler arasında karıştırılma ihtimali doğuracağını savunarak davanın reddini istemektedir. Mahkeme, markalar arası benzerlik ve karıştırılma ihtimali konularında bilirkişi raporu almıştır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/549 Esas - 2025/331
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/549Karar No : 2025/331....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptaliDava Tarihi : 26/12/2024Karar Tarihi : 18/09/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 18/09/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA :Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının “... ... sayılı markanın tescili için dosyaladığı marka başvurusunun davalı firmanın .... tarafından kısmen dahi olsa nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira kısmi redde mesnet alınan markalar ile davacının markasının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, markaların kapsamına giren emtiaların kullanıcılarının da bilinçli tüketici niteliğini haiz olduğunu, dolayısıyla markaların karıştırılma ihtimalinin olmadığını, davacının 28.03.2019 tarihinde de dava konusu edilen markanın tescili için bir başvuru dosyaladığını, ancak bu başvurunun tescil harcı yatırılmadığından hükümden düştüğünü, davalının kısmi redde mesnet alınan markalarının başvuru tarihlerinin davacının bahsi geçen başvurusundan sonraki tarihler olduğunu, davacının huzurdaki davaya konu markasının tesciline itiraz eden davalının basiretli bir tacir olarak davacının önceki başvurusundan da haberdar olması gerektiğini, yani davalının kötü niyetli olduğunu, ayrıca da davacının dava konusu edilen markasını önceki markasının başvuru tarihinden beri fiilen kullandığını, marka tescil edilmemiş olsa dahi başkasının tescilli bir markasına karşı bu tescilsiz markanın tescilli markadan daha önceki bir tarihten beri kullandığı ispatlamak sureti ile sonradan tescil edilmiş marka kaydının terkin edilmesini mahkemeden isteme ve gerektiğinde haksız rekabet davaları açma hakkı bulunduğunu ifade ederek, .... sayılı "... yaşam merkezi" marka tescil başvurusunun talep edilen tüm sınıflar açısından kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP :Davalı ....vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, davacının markasının esas unsurunun görsel açıdan da ön plana çıkartılmış olan “...” ibaresi olduğunu, bu ibare ile davalı firma adına tescilli markanın esas unsuru olan “...” ibaresi arasında iki harf farklılığının olduğunu, ayrıca davacının marka başvurusunun reddedildiği emtialar açısından, taraf markalarının aynı veya ilişkili emtialarda kullanılacağını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davalının bünyesinde olduğu .... Holdingin inşaat, gayrimenkul geliştirme, konut ve otelcilik alanlarında piyasada tanındığını, “...” markasının davalı firma ile özdeşleşmiş olduğunu, davalının “...”lı markaları ile davacının dava konusu edilen “...”lı markasının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunu, ayrıca taraf markalarının aynı/benzer hizmetlerde kullanılacağını, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali olduğunun kabulünün gerektiğini, davacının davalının kötü niyetli olduğu yönündeki iddialarının mesnetsiz olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE :Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir. Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... sayılı "... yaşam merkezi" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .... sayılı kararı ile nihai olarak kısmen reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Somut olayda, taraf markaları, renk ve şekil unsurlarından yoksun sırf kelime markalarıdır; davacının markasında, karakteristik özellikteki siyah renkli büyük puntolu harflerle “...” ibaresi ve bu ibarenin altına da, silik renkli küçük puntolu harflerle....” kelime öbeği, yerleşik anlamı haiz bir isim tamlaması olması itibariyle de, zaten, markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun olduğu anlaşılmış olup, neticede; davacının markasında esas unsurun “...” kelimesi olduğu değerlendirilmiştir. Davalının kısmi redde mesnet alınan markalarının bir tanesinde tek unsur olarak kullanılmış olan, el yazısı karakterindeki siyah renkli küçük harflerle yazılmış “...” ibaresinin markanın esas unsuru olduğu anlaşılmıştır. Davalının diğer markasında da, aynı yazım özellikleriyle yazılmış “...” ibaresinin, tanınmış bir coğrafi yerin adı olması itibariyle markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun “....” kelimesiyle birlikte kullanılmış olması itibariyle markanın esas unsuru olduğu değerlendirilmiştir.Taraf markalarının esas unsurları olan “...” ve “...” ibarelerinin ilk harfleri de dahil olmak üzere, dört harfi, dizinleri de dahil olacak biçimde ortak olduğu anlaşılmakla; değerlendirilen taraf markaların esas unsurları itibariyle benzer olduğu değerlendirilmiştir. Aralarında bir/birkaç harf farkı olan sözcüklerin, birbirleriyle benzer sözcükler sayıldığına dair Yargıtay’ın artık iyice yerleşmiş pek çok emsal kararı vardır. Ayrıca; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. Markalar fonetik/duyusal/işitsel olarak değerlendirildiğinde, taraf markalarında esas/tek unsur olarak kullanılmış olan ibareler arasındaki harf ve dizin ortaklığından hareketle, markaların kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan da yakınlaştığı değerlendirilmiştir. Ayrıca; bu ibarelerin Türkçe’de ve yaygın olarak bilinen/ bilinebilecek dillerde herhangi bir anlamı olmadığı fiili gerçeği de gözetildiğinde, bu ibarelerin markasal hüviyette kullanımının tüketici zihninde kavramsal açıdan “yabancı dilde veya marka sahibi tarafından yaratılmış bir sözcük” dışında spesifik bir algı yaratmadığı ve bu nedenle değerlendirilen taraf markaların tüketici zihninde yarattığı algının da farklılaştığının söylenmesinin mümkün olmadığı; neticede, somut olayda, değerlendirilen taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzerlik olduğu kanaatine varılmıştır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir. Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; dava konusu edilen markanın kısmen reddedildiği 41 ve 43. Sınıflara giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesine bakıldığında; bunların alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan hizmetler olmadığı, hatta bir kısmının alıcılar tarafından profesyonel işleri kapsamında satın alındığı fiili gerçekleri gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu alıcılar, söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir.Davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetlerin tamamı, davalının tescilli markalarının kapsamında birebir yer almaktadır. Dolayısıyla, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır.Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan “...” ve “...” ibarelerinin ihtiva ettikleri tüm sessiz harflerin ve bir sesli harfin, dizinleri de dahil olacak şekilde ortaklığının, işaretleri görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakınlaştırdığı değerlendirilmiştir. Bu ortaklık sebebiyle; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...”lı markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalinin doğduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler ile davalının markasının tescilli olduğu hizmetlerin birebir aynı olduğu ve işaretlerin bütünsel algı itibariyle birbirleriyle ilişkilendirilebilirliği karşısında üst düzey dikkate ve özene sahip tüketicilerin bile yanılgı yaşamalarının mümkün olacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenlerle, “..../ ....” ibarelerinin bu hizmetlerde markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davacının markasının, davalının markasının tescilli olduğu/korunduğu bu hizmetler açısından davalının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğundan ve davalının markasının tescili olduğu hizmetler ile davacının markasının kısmen reddedildiği hizmetler aynı olduğundan, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunduğu kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Değerlendirilen taraf markaların/işaretlerin görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzer olduğu, davacının markasının kapsamına alınmak istenilen/markanın kısmen reddedildiği hizmetlerin tamamı açısından emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği, davacının markasının kapsamına alınmak istenilen hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, davacının markasının kısmen reddedildiği tüm hizmetler yönünden, değerlendirilen taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, .... kararının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18/09/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır