Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin, eski ortak döneminden kaynaklanan ödenmemiş ticari araç satış faturalarına ilişkin itirazın iptali davasında, ticari defterlerin kesin delil niteliğiyle ilk derece kararının istinaf incelemesi.
Özet: Davacı şirketin, eski ortak ve yetkilisinin davacı şirketten ayrılmasının ardından yeni yönetimin tespit ettiği ve davalı şirkete yapılan araç satışlarından kaynaklanan 2.880.000,00 TLlik ödenmemiş alacağın tahsili amacıyla başlattığı icra takibine davalı şirketin itirazı üzerine açılan itirazın iptali davasında, davalının banka ödeme zorunluluğu olmadığı ve malvarlığının tehditle devredildiği savunmalarına karşın, ilk derece mahkemesi ticari defterleri kesin delil kabul ederek noter satış sözleşmelerindeki nakit ödeme beyanlarının aksine davalı şirketin satış bedellerini ödemediğini tespit etmiştir.

T.C.
ANTALYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİKARAR TARİHİ:05/03/2025T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİKARAR TARİHİ:16/11/2021DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:05/03/2025İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.Üye hakimin görüşü değerlendirildi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacı şirket ile davalı şirketin 16/10/2019 tarihine kadar tek ortağı ve şirketlerin yetkilisinin ... olduğunu, adı geçen kişinin davacı şirketteki ortaklığının Antalya 3.Noterliği'nin 16.10.2019 tarih ve ... yevmiye sayılı Hisse Devri Sözleşmesi ile hissesini dava dışı ... adlı şirkete devrettiğini, şirkete ait nama yazılı hisse senetlerini alıcıya ciro ve teslim ve şirket yönetim kurulunun devre ilişkin aynı tarihli onay kararı ile sona erdiğini, yine davacı şirketteki yönetim kurulu üyeliğinin ise en son 30.10.2019 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Kararı ile yeni yönetim kurulu üyelerinin seçilmesiyle, davalının şirketteki yönetim kurulu üyeliği görevinin de sona erdiğini, davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olan bu kişinin davacı şirketteki ortaklığı ve yetkili sıfatı kalmadığını, davacı şirketin ortağı ve yetkilisinin şirketteki payını devretmesinden ve şirket yetkililiğinin sona ermesinden sonra, şirketin yeni yönetimi tarafından defter ve kayıtlarda varlığı görülen alacağın akıbetinin araştırıldığını ve batıl nitelikteki araç satış işlemleri nedeniyle düzenlenen araç satış faturalarının ödenmesi için yaptıkları tüm başvuruların sonuçsuz kalması nedeniyle, Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı şirketin borca ve takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız ve yersiz olduğunu, öncelikle İİK.nun 257/2.maddesinin 2 no'lu bendi uyarınca, davalı-borçlunun adına kayıtlı ..., ... ve ... plakalı araçlarını üçüncü kişilere devrederek mallarını kaçırmaya başladığını, davalının mallarını satarak kaçırması halinde davacının alacağının tahsilinin mümkün olmaması nedeniyle davalının menkul, gayrimenkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının, takdiri mahkemeye ait olmak üzere teminat mukabilinde veya teminatsız olarak ihtiyaten haczine, davanın kabulü ile davalı – borçlunun Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında asıl alacak olan 2.880.000,00-TL’lik kısmına yapılan itirazının iptaline, takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı yanın dava dilekçesinde, davalı şirket yetkisi ...'nun aynı zamanda 16.10.2019 tarihine kadar davacı şirketin de tek ve yetkili ortağı olduğunu beyan ederek sanki bu şekilde iki şirketin de yetkilisi olması hasebiyle şirketin yaptığı tüm iş ve işlemlerin muvazaalı olduğu düşüncesi yaratmaya çalıştığını oysa ki mevzuat hükümlerinde gerçek kişi ya da tüzel kişilerin aynı anda birden çok şirketin ortağı ya da sahibi olmasını engelleyen bir hüküm bulunmadığını, davacı yanın dilekçesinde muvazaa iddiasına dayanak teşkil etmek üzere davaya konu araç satışlarının vekaletname verilerek gerçekleştirdiğini ileri sürerek temelsiz iddiasını temellendirmeye çalıştığını, davacı şirket tarafından yapılan araç devir işlemi ile ilgili davalı şirkete fatura düzenlenmiş davalı şirket tarafında da bu faturaların deftere işlendiğini, bunun yanında ayrıca her ne kadar davacı yan tarafından söz konusu bedellerin banka kanalı ile ödenmesi gerektiği yönünde iddia olsa da bu hususun doğru olmadığını, zira davalı şirket ve davacı şirketin iştigal konusunun araç satım işi olmadığını, bu sebeple de davaya konu araçların satış bedellerine ilişkin ödemelerin banka kanalı ile yapılması zorunluluğunun bulunmadığını, zira bu kalemlerin ticari defterlerde emtia olarak kayıt edilmemekte taşıtlar hesabına kaydedildiğini, davalı şirket yetkilisinin yıllarca harcadığı emek ve sermaye ile maliki olduğu 3 otel, 1 AVM ve şirketin diğer nakdi ve gayrimenkul mal varlıkları uluslararası bir mafya örgütü tarafından baskı ölüm tehditleri ile çok komik bir rakama nerede ise bu işletmelerin yıllık cirosu olan bedele ... Lımıted'e devredildiğini, neticeten davacının davasının tüm talepleri yönünden ayrı ayrı reddine, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda özetle; "... Tarafların TTK 64.maddesi uyarınca usulüne uygun tutulduğu tespit edilen ticari defterlerinin HMK 222.maddesi uyarınca kesin delil niteliğini taşıdığı, incelenen ticari defterlere göre davalı şirketin, noter satış sözleşmelerinde satış bedelinin nakit olarak alındığı yönündeki beyanların aksine satış bedellerini ödemediğinin kesin delil ile ispat edildiği ..." gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Somut olayda, ticari defterlerin kesin delil niteliğine sahip olmadığını çünkü müvekkili şirket tarafından dosyaya ibraz edilen noter satış senetleri kesin delil niteliğinde olmakla, bu belge ile defter kayıtlarının aksinin kesin delil ile ispat edilmiş olduğunu, düzenleme biçimindeki noter senetlerinin sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil olduğunu, vekaleten satış bedelini alan kişinin şirkete elden aldığı parayı ödememiş olması durumunda davacı şirketin bu bedel ile ilgili muhatabının artık alıcı değil, vekaleten parayı elden aldığını belirtilen vekil olması gerektiğini, hisse devir işlemini kabul etmemekle beraber, bu tarihte, hem davacı şirketin hem de davalı şirketin yetkilisinin ... olduğunu, hisseleri devralan ve şirketin yeni tek ortağı olacak olan tarafın; devir öncesinde tüm döküman ve defter ve kayıtlarını incelediğini beyan edip bu haliyle aktif ve pasiflerle birlikte kül halinde devralmak istediğini belirtmesi üzerine, şimdi hiç haberi yokmuş gibi davranarak müvekkil şirkete dava açmasının kabul edilemez olduğunu, TTK 395. Maddesinin uygulanma yeri olmadığını, hisselere el koyma tarihinde şirketin bilanço ve mali kayıtlarının incelendiği hususunun açıkça belirtilmiş ve tüm kayıtlara vakıf olunmasına karşın 1 yıl gibi bir süre sessiz kalıp, daha sonradan TTK 395. Maddesi kapsamında satışların batıl olduğu iddiasında bulunulmasının kabul edilemeyeceğini, ek kararla inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.İlk derece mahkemesince taraf ticari defterleri incelenmiş ve ticari defterlerin HMK 222.maddesi uyarınca kesin delil niteliğini taşıdığı, incelenen ticari defterlere göre davalı şirketin, noter satış sözleşmelerinde satış bedelinin nakit olarak alındığı yönündeki beyanların aksine satış bedellerini ödemediğinin kesin delil ile ispat edildiğine kanaat getirilerek, davanın kabulüne karar verilmiştir.Tarafların, kendi oluşturdukları belgelere delil olarak dayanamayacaklarına ilişkin kuralın bir istisnası ticari defterlerdir. Ancak, kanun koyucu, ticari defterlerin delil niteliğine sıkı şartlar getirmiştir.Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4).İlk derece mahkemesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere;Davacı adına ... ile davalı adına ... arasında 24.05.2019 tarihinde ... plakalı aracın satışı ile ilgili Serik 2. Noterliği ... yevmiye nolu araç satış sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede araç bedelinin 260.000,00TL olduğu, satıcının ... plakalı aracı alıcıya hali hazır durumu ile satarak bedelini nakit aldığını ve aracı teslim ettiğinin imza altına alındığı görülmüştür. Davacı adına ... ile davalı adına ... arasında 24.05.2019tarihinde ... plakalı aracın satışı ile ilgili Serik 2. Noterliği ... yevmiye nolu araç satış sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede araç bedelinin 1.270.000,00TL olduğu, satıcının ... plakalı aracı alıcıya hali hazır durumu ile satarak bedelini nakit aldığını ve aracı teslim ettiğinin imza altına alındığı görülmüştür. Davacı adına ... ile davalı adına ... arasında 24.05.2019 tarihinde ... plakalı aracın satışı ile ilgili Serik 2. Noterliği ... yevmiye nolu araç satış sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede araç bedelinin 1.350.000,00TL olduğu, satıcının ... plakalı aracı alıcıya hali hazır durumu ile satarak bedelini nakit aldığını ve aracı teslim ettiğinin imza altına alındığı görülmüştür. Ticari defter kayıtlarında ödemeye ilişkin bir kaydın olmadığı belirtilmiştir.Resmi belge olan, noter satış senedinde, araç bedellerinin alındığı açıkça yazmaktadır.6100 sayılı HMK'nın 204/1.maddesi uyarınca düzenleme şeklinde noter senetleri sahteliği ispat oluncaya kadar kesin delil niteliğindedir. Noter senetlerinde, araç bedellerinin alındığının açıkça yazması karşısında, araç bedellerinin ödenmediğinin aynı kuvvette delil ile ispatlanması gerekir. Yukarıda da anıldığı üzere, ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Ticari defterlerdeki kaydın lehe delil olması için, defter kaydının aksinin kesin delille ispatlanamamış olması gerekmektedir. Somut olay bakımından ise aksi, noter satış belgeleriyle ispatlanmıştır (Benzer bir uyuşmazlıkta; satış akit tablosu ile satış bedellerinin ödendiğinin yer alması karşısında, senetle ispat kuralı gereği taşınmaz bedellerinin ödendiği ispat edildiği halde, bu ödemenin davacının defterinde kayıtlı olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirtir Antalya BAM 11. HD'nin 2021/2002 E, 2023/210 K sayılı ilamı, Yargıtay 11. HD'nin 2023/2875 E, 2024/5502 K sayılı ilamı ile onanmıştır) Dosyada, araç satışlarının, noterde, vekalet yolu ile yapıldığı da görülmekle, davalı vekilinin, satış bedelinin ödendiği ve davacının muhatabının artık vekil olduğuna ilişkin istinaf sebebi yerindedir. Somut uyuşmazlıkta, araç satış bedellerinin ödendiği davalı tarafça ispatlanmıştır ve aksi davacı tarafça ispatlanamamıştır. Ticari defterlerde ödeme kaydının olmaması satış bedelinin ödenmediğini göstermez. Mahkemece, bu husus göz ardı edilerek, sırf ticari defterlerde kayıt olmaması nedeniyle, yazılı şekilde karar verilmesi yerinde değildir.Ayrıca, satış tarihinde, ... isimli kişinin taraf şirketlerin temsilcisi olduğu, davacı şirketin %100 pay sahibi olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Satış yapılan araçların satış tarihinde, davacı şirketin önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı olduğuna ilişkin bir iddia ve bilgi de dosyada mevcut olmamakla, genel kurulun devredilmez nitelikte yetkisinin var olduğundan, genel kurul kararının mevcut olmasından söz edilemez. Araçlar üzerindeki tasarrufların, ilgili dönemdeki şirket yetkili temsilcisi/yöneticisi tarafından yapıldığı açıktır.Bilindiği üzere, şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağı TTK'nun 395, maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddeye göre; yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz. Rekabet Yasağı ise TTK md. TTK'nun 396 düzenlenmiş olup; "Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir. Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir. Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklıdır." şeklindedir.İşlem tarihlerinde, adı geçen kişi şirket temsilcisidir ve % 100 pay oranına sahiptir. Genel kurulda tek temsil yetkisine yine kendisi sahiptir.Anonim şirketlerde temsil yetkisinin kapsam ve sınırlarını düzenleyen TTK m. 371 hükmünün 6'ıncı fıkrası; "Sözleşmenin yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek pay sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket arasındaki sözleşmenin geçerli olması sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu şart piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan işlemlere ilişkin sözleşmelerde uygulanmaz." şeklindedir.Tek pay sahipli anonim şirketlerde, tek pay sahibi aynı zamanda şirketin yönetim kurulu üyesi ve kendisiyle şirket arasında bir işlem gerçekleştirecekse, TTK'nın 371/6 hükmü gereğince geçerlilik koşulu olan yazılı şekle uymasının genel kurul izni koşulunu da sağladığı kabul edilebilir (Şenocak, Kemal/Songur, Damla; Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt 2, Seçkin yayınevi, Ankara 2022, s. 2151; Kırca, İsmail/Feyzan Hazal, Manavgat/Çağlar, Anonim Şirketler Hukuku, C 1, s. 669).Somut olayda da, iki tüzel kişilik mevcuttur ve işlem tarihinde, davacı yetkilisi ile davalı yetkilisi aynı kişi olup, vekaleten işlemler yapılmıştır. Yazılı şekle uyulması, yukarıdaki belirtilen hususun temsilci sıfatıyla da (kanunda "başkası adına" şeklinde ifade edilen durum) yapılan işlemde de uygulanabilir olduğunun kabulü ile, davalının bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Ayrıca, TTK m. 395'te, şirketin yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebileceği, diğer tarafın böyle bir iddiada bulunamayacağı belirtilmiştir. Dava dilekçesi içeriğinde, her ne kadar satış sözleşmesinin anılan madde gereği geçersiz olduğu beyan edilmişse de talep sonucunda, satış bedellerinin tahsilinin istendiği anlaşılmaktadır.Taraflar ticaret şirketidirler ve ortaklarından ayrı tüzel kişiliğe sahiptirler.Tacir olmanın hükümlerinden birisi de basiretli iş adamı gibi hareket etmektir. TTK m. 16/2 gereği; Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekirTürk Ticaret Kanunu, tacire, bütün ticarî faaliyetlerinde, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü getirmiştir. Basiret, sağduyu, ilim, tecrübe ve feraset ışığıyla görüp sezmeye ve bilip değerlendirmeye esas teşkil eden konuları etraflıca ve tam olarak kavrayabilmedir.(KARAHAN, Sami, Ticarî İşletme Hukuku, 6102 Sayılı TTK. ile 6098 Sayılı TBK. ve 6100 Sayılı HMK‟ya Göre Güncellenmiş 20 Baskı, Konya 2011, s. 86; AYHAN, Rıza, Ticarî İşletme Hukuku, Ankara 2007, s. 203) Basiret, tacirin ticarî işletmesiyle ilgili olarak, fiilî ve hukukî işlemlerde göstermesi gereken dikkat, tedbir ve objektif özen yükümlülüğü demektir. Tacir, tüm bu hukukî ve fiilî işlemlerini yaparken, ticarî hayatın gerektirdiği tüm tedbirleri almalı ve meydana gelebilecek değişmeleri önceden tahmin etmeye çalışarak yükümlülük altına girmesi gereklidir. Tacirden beklenen basiretin ne olduğu kanundan değil ticarî hayattan, özellikle ticarî teamüllerden çıkartılabilir. (KİZİR, Mahmut., "Yargıtay Kararları Işığında Basiretli İşadamı Gibi Hareket Etme Yükümlülüğünün Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanmasına Etkisi", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 19 Sayı: 2 Yıl: 2011, s. 245-283) Dava dilekçesinde açıkça (4 numaralı bend), davacı taraf, "Davacı şirketin ortağı ve yetkilisinin şirketteki payını devretmesinden ve şirket yetkililiğinin sona ermesinden sonra, şirketin yeni yönetimi tarafından defter ve kayıtlarda varlığı görülen alacağın akıbeti araştırılmış..." şeklinde ifade kullanmıştır. Basiretli iş adamı gibi hareket etmenin gerekliliği bu incelemenin, pay devri aşamalarında olmasıdır. Mahkemece, davalının, araç satış bedellerini ödediğinin ispatlandığının kabulü ile, aksi iddiaların davacı tarafça ispatlanamadığı kabul edilerek, tüm yönlerden de davanın ispatlanmadığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamıştır.Ayrıca, Dairemizce kamu düzenine ilişkin olarak yapılan incelemede; dava öncesi yapılan ve Hazine tarafından karşılanan arabuluculuk ücreti ile ilgili olarak mahkemece hüküm kurulmadığı görülmüş olup 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi, 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 14 ve16. fıkralarında; tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarının Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği, Adalet Bakanlığı Bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin yargılama giderlerinden sayılacağı, yine bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderlerin anlaşmaya varılamaması halinde ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacağı düzenlenmiştir. Arabuluculuk ücreti ile ilgili dairemizce re'sen karar vermek gerekmiştir. HMK m. 353/1,b,2-3 gereği; Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında veya yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir.Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜYLE; yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince düzelterek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 16/11/2021 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,2-Davanın REDDİNE;A)Davacı tarafça yatırılan 54,40 TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kadına,B)Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak, alınması gerekli 615,40 TL maktu ret karar harcının, davacı tarafça başlangıçta yatırılan 31.615,20 TL peşin karar harcından mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harç bedelinin karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine,C)Antalya 1. Asliye ticaret Mahkemesi'nin 21/01/2022 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı, ... Harç sayılı harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince İPTALİNE, D)Davacı tarafça ilk derece yargılamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,E)Davalı tarafça ilk derece yargılamasında gider yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,F)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; 374.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,G)Arabuluculuk aşamasında sarf edilen 1.320,00 TL'nin yargılama gideri olarak 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edilmek üzere davacıdan alınarak Hazine'ye GELİR KAYDINA, H)Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE, 3-İstinaf incelemesi yönünden; a-Davalının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde davalıya İADESİNE, b-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 324,20 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı (iki kere yatırılmıştır), 74,00 TL posta masrafı ve tebligat gideri olmak üzere genel toplamda toplam 398,20 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 4-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince aynı Kanun'un 361/1 maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. ...