Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde Görülen Marka İptali Davası, YIDK Kararının İptali ve Sicilden Terkin Talepleriyle "..." Markası ile "... Orta Tane" Markası Arasındaki İltibas İddialarını İnceliyor.
Özet: Önde gelen bir gıda şirketi olan davacı, köklü ve tescilli markalarıyla ("...") karıştırılma ihtimali bulunduğunu belirterek, "..." ibareli marka başvurusunun iltibas yaratması, ayırt edicilikten yoksun ve tanımlayıcı olması nedeniyle YİDK kararının iptalini, markanın hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ederken, davalı ise kendi marka başvurusunun tescilli mal ve hizmetler yönünden karıştırılma ihtimali olmadığını, ortak unsur "..."in düşük ayırt ediciliğe sahip olduğunu ve markaların genel izlenimlerinin farklı olduğunu savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/519 Esas - 2025/374

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/519
Karar No : 2025/374
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 13/12/2024
Karar Tarihi : 02/10/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 02/10/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili .....’nin gıda sektöründe eski, gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında bisküvi, şekerleme, kraker, çikolata ve çikolatalı ürünlerin imalinde ve satışında en çok tanınan, kaliteli ve güvenilir ürünleri ile tüketicilerin beğenisini kazanan ve tercih edilen, büyük ve başarılı, sektöründe lider bir firma olduğunu,... markalarının ilgili tebliğin 05, 29, 30, 32 ve 35. Sınıflarında yer alan mallar ve hizmetler için tescilli ve işlem gördüğünü, itiraza konu ...... markasının da bulunması göz önünde bulundurulduğunda, müvekkili adına aynı/farklı sınıflarda tescilli başka bir marka olduğu düşüncesinin ortaya çıkma tehlikesinin bulunduğunu, Ya da tam tersi durumun oluşup müvekkilinin markalarının yeni çıkacak olan markayı adına tescil ettirmek isteyen kişinin bir markası sanılmasının da iltibas meydana getireceğini, özellikle bu gibi durumlarda itiraz edilen markayla ilgili olarak çıkabilecek herhangi kötü bir imajın, müvekkilinin markasını da etkileyecek ve zarara uğratacağını, tüm bu sebeplerden dolayı tüketiciler açısından iltibas meydana gelmesi ve müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğramasının kaçınılmaz olduğunu, itiraz edilen markayı tescil ettirmek isteyen kişinin de haksız kazanç elde etmesinin söz konusu olduğunu, müvekkili adına tescilli olan mesnet markaların esas unsurunun ... kelimesinden meydana geldiğini, markanın sonuna eklenen “+”, “....” ya da ....” ibarelerinin mesnet markaların esas unsurunun ... olduğu gerçeğini değiştirmediğini, markalarda geçen ... kelimesinin ise müvekkili ticaret unvanının kök kelimesini teşkil eden unsur olmakla müvekkiline işaret etmekte ve kaynak bildirdiğini, bu nedenle markaların esas unsurunun son derece ayırt edici olan ve müvekkille özdeş hale gelen ... kelimesi olduğunu, ilanına itiraz edilen marka başvurusunun da ... ....” ürünü için büyüklük / nicelik bildirmekle tanımlayıcı olduğunu ve ayırt ediciliğinin bulunmadığını, bu markanın okunuşu ve telaffuzu ile kulakta bıraktığı etkide ... kelimesi başlangıç kısmında yer almakla ön plana çıktığını, bu durumun da müvekkili mesnet markaları ile bu markanın karıştırılmasına neden olacağını, bununla birlikte, markalarda yapılan vurgunun, söz konusu bu markaların ayırt edilemeyecek derecede benzer markalar olarak algılanmasına neden olduğunu, itiraz edilen markanın esas unsurunun, müvekkili mesnet markalarındaki gibi tartışmasız ... kelimesi olduğunu ifade ederek, ....sayılı kararının 29. Sınıfın tamamı yönünden iptaline, .... sayılı ve "... orta tane" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse 29. Sınıfın tamamı yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; tescil edilen mal veya hizmetler yönünden karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığını, bu kapsam dahilinde davaya konu marka başvurusu ile itiraza mesnet gösterilen markanın, tescil edilen mal veya hizmetler yönünden benzerliği söz konusu olmadığından tüketici zihninde bir ilişkilendirmeye yol açmasının da mümkün olmadığını, somut olay değerlendirildiğinde “... orta tane” ibareli marka başvurusu ile “...” unsuruna sahip itiraza gerekçe olarak gösterilen markaların, tescil edilen mal veya hizmet sınıfları yönünden, aralarında benzerlik veya karıştırılma ihtimalinin olmadığını, davalı marka başvurusunun beyaz zemin üzerine siyah renk kullanılarak yazılan “... orta tane” kelimelerinden oluştuğunu, markada başka bir unsurun bulunmadığını, davacının itiraza mesnet markalarının ise farklı kelime ibareleri bulunan markalar olduğunu, başvuruya konu “... orta tane” ibareli marka ile unsurlarından biri “..." olan itiraz gerekçesi markalar arasında ortak olan “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük seviyede olan bir unsur olduğunu, markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacağını, örtüşmeyen bileşenlerin benzerlikleri veya farklılıkları ve ayırt ediciliklerinin ele alınacağını, sadece düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsurun örtüşmesinin, markaların ihtiva ettiği diğer unsurlarla beraber ortaya çıkan genel izleniminin karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını, bununla birlikte, sadece ayırt edici niteliği olmayan veya tanımlayıcı unsurların örtüşmesinin karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını, davalı tarafından yapılan marka tescil başvurusu incelendiğinde tescil edildiği mal veya hizmet sınıfında markanın kendine özgü ve ayırt edici bir algı oluşturduğunu; kullanılan harflerin, kelimelerin, yazı stilinin farklı olduğunu; tescil edildiği sınıflara ilişkin markanın ayırt edici fonksiyonunun yerine getirildiğini ve markalar arasında karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmayacağını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; markalar karşılaştırıldığında, müvekkiline ait marka tescil başvurusunun herhangi bir esinlenmenin sonucu ortaya çıkmadığını, marka ibaresinin yoğun şekilde 15 yıldır kullanılan ......" markalarında kullanılan "... ve "orta tane" ibarelerinden meydana gelmiş olduğunu, markaların genel olarak bıraktığı intiba açısından bütünsel değerlendirilmesi gerektiğini, bu anlamda markaların benzer olmadığını, müvekkili markasının "...." şeklinde telaffuz edildiğini, davacı markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzerliğinin bulunmadığını, müvekkilinin esas ibaresinin "..." olduğunu, markaların birbirinden kolaylıkla ayrıldığını, markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak herhangi bir benzerlik bulunmadığını ve işaretlerin tüketici nezdinde toplu olarak bıraktığı izlenim açısından herhangi bir iltibas tehlikesi barındırmadığını, somut olayda taraf markalarının verdikleri hizmet dikkate alındığında tüketici kitlesinin birbirinden farklı olduğu gibi, kullanıcı kitlesinin orta düzeydeki alıcıdan bilinçli alıcı seviyesine yükseldiğinin ve aynı oranda karıştırma ihtimalinin ortadan kalktığının kabulünün gerektiğini, markalar arasında karıştırma ve benzerlik bulunmadığını, keza mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında göz önüne alındığında, benzer alıcı çevresine hitap etmedikleri, benzer ihtiyaçları gidermedikleri, birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet etme olanaklarının olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkânı olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olmadığı, kullanım yöntemleri-amaçları aynı olmadığından SMK hükümleri anlamında iltibas ihtimalinin ilk şartı olan emtianın benzerliği kriterinin somut uyuşmazlık açısından oluşmadığını, bu noktada tarafların faaliyet alanları nazara alındığında davacıya ait markalara ilişkin ortak alıcı grubunun mevcut olmadığını, farklı kitlelere hitap etmeleri nedeniyle tüketici nezdinde taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının "..." ibareli markalarının tanınmışlığının belirlenmesi için Yargıtay'ın yerleşik kabulüne göre de, davacının TPMK'ye yaptığı başvuruya ilişkin belgeler de getirtilerek, tüm delillere göre bilirkişi incelemesi yaptırılması ve .... Uzmanlar Kurulu'nun 1999 tarihli tanınmışlık kriterlerinin de dikkate alınması gerektiğini, davacının markaları bakımından SMK 19/2’ye dayanarak, 29. sınıftaki mal ve hizmetleri bakımından kullanım ispatı sunmasını talep ettiklerini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ... sayılı "... orta tane" ibareli marka için davalı tarafından 16/05/2023 tarihinde 29.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu; başvurunun ilanına karar verildiği, bu ilana karşı davacının .... sayılı kararı ile itirazın kabulüne başvuru hakkındaki ret kararının kaldırılmasına nihai olarak karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Her ne kadar davalı tarafından davacının redde gerekçe markaları hakkında kullanım ispatı talep edilmişse de, davacının redde gerekçe markalarının tescil edildikleri tarih dikkate alındığında, söz konusu markaların kullanıma konu edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu malların davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır.
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Somut olayda benzer bulunan 29. sınıfa giren mallar yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, bu gıda ürünlerini satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu değerlendirilmiştir.
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
ATAD kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır.”
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, ilk harfi büyük “..” ibaresi ile dava konusu mallar bakımından tanımlayıcı, ayırt edici niteliğe haiz olmayan “Orta tane” ibaresinin yan yana yazıldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Davacı markalarında “...” ibaresi ortak olmakla birlikte, iki tanesinde çatı marka olarak ...” ibaresi, bir tanesinde “plus” ibaresi, bir diğerinde “+” işaretinin yer aldığı, herhangi bir şekil unsuru içermeyen kelime markalarıdır. Öte yandan “... ...!” ibareli marka slogan şeklinde oluşturulmuştur. Davacıya ait markaların esas unsurlarının “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır.
Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir.
Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, yukarıda koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir.
Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır.
Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır.
Davacının markalarında ....” kelimesinin, gündelik dilde ve ticari hayatta çok kullanılan ibarelerden biri olduğu anlaşılmış olup, dolayısıyla ayırt edici niteliği düşük olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu “...” ibareli markanın ilk dört harfinin davacının markalarının esas unsuru olan “...” ibaresi ile aynı olduğu anlaşılmıştır.
Davacı markaları ile dava konusu marka değerlendirildiğinde, “...” ibaresinin biçim, şekil, istenilen şeylerin yazılması ve doldurulması için hazırlanmış basılı belge, gerekli güç ve yeteneklere sahip olmak, diri ve canlı görünmek anlamlarına geldiği, bununla birlikte “... tutmak”, .... şeklinde gıda maddeleri ile yakından ilgili olan anlamları ve bu minvalde tüketici nezdinde uyandıracağı anlam gözetildiğinde “...” ibaresinin dava konusu malların yani gıda ürünleri için tanımlayıcı olduğu, dolayısıyla ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu, dava konusu markanın esas unsurunun bütüncül olarak “...” ibaresi olduğu ve söz konusu ibarenin “...” ibaresine kıyasla ayırt edici niteliğinin daha fazla olduğu, dava konusu markayı “...” ve “olive” şeklinde ayırmanın hatalı değerlendirmeye yol açacağı, bu tür markalar arasındaki karıştırılma tehlikesinin, yapılacak küçük bir değişiklik ile ortadan kaldırılabileceği, üçüncü kişilerin markaları ile normal koşullarda iltibas ihtimali olsa dahi, üçüncü kişilerin bu kullanımlarına katlanmak durumunda olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal olarak belirli düzeyde bir benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu mallar, redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.
TANINMIŞLIK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıda da değerlendirildiği üzere, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “....” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, netice itibariyle de, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı yukarıda değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu markanın kapsamında yer alan malların redde gerekçe markaların kapsamlarında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında dava konusu mallar bakımından karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacının tanınmışlık iddiasının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı,.... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.02/10/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır