İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi alacağının varlık yönetim şirketine temliki sonrası icra takibine yönelik borca ve zamanaşımına itirazın iptali davası.
Özet: Bu dava, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan ve birden fazla devirle davacıya geçen bir kredi alacağının tahsili için başlatılan icra takibine, müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumundaki davalının haksız bulduğu borç, faiz ve ferilerine yaptığı itirazın iptali istemine ilişkindir; davacının, davalı hakkında başlattığı takibe borçlunun ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten kısa süre sonra yetkiye, borca ve zamanaşımına itiraz etmesi üzerine, mahkeme, özellikle Türk Borçlar Kanununun kefalet sözleşmeleri için öngördüğü on yıllık hak düşürücü süre başta olmak üzere alacağın varlığını ve miktarını değerlendirerek, davalının itirazının hukuka uygun olup olmadığını belirleyecektir.

T.C.

İSTANBUL
ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NO : 2025/734
KARAR NO : 2026/761
DAVA : İTİRAZIN İPTALİ (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14.10.2025
KARAR TARİHİ : 21.09.2026
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen İTİRAZIN İPTALİ davasının mahkememizde görülen açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket ... A.Ş.’nin iştigal konusu, ‘Bankaların, katılım bankalarının ve diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıkların satın (devir) alınması ve satılması’ faaliyeti olduğunu, ayrıca ...'nun iştiraki olduğunu, Davaya/takibe konu alacak öncelikle ... A.Ş. ile birleşen ... A.Ş. Tarafından 10.08.2001 tarihinde ...'ye devredildiğini, ... ise alacağı, 07.03.2006 tarihinde ...A.Ş’ye devrettiğini, ...A.Ş.'nin, 06.03.2017 tarihinde müvekkil şirket ... A.Ş. ile birleşmesine karar verildiğini, ... A.Ş. ...Şubesi ile ...Şirketi arasında tanzim olunan kredi sözleşmeleri ile dava dışı borçlu şirkete krediler kullandırılmış olup davalının da işbu kredi sözleşmelerinde müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumunda olduğunu, davalı/borçlunun sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemesi üzerine, kredi kullandıran banka tarafından kredi hesabı kat edildiğini, ... 2. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı kat ihtarnamesi davalılara tebliğ edilmiş olup alacağın tamamı muaccel hale geldiğini, 25.06.2013 tarihinde davalı hakkında davaya konu ... 5. İcra Müdürlüğü'nün... (Eski:...) sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, bahse konu borçluya usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmiş olup borçlunun haksız itirazları ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı-borçlunun likit ve genel kredi sözleşmesi ve ihtarname ile sabit olan borçlarını haklı bir sebepleri olmaksızın ödemeyerek icra takibi yapılmasına sebep olduklarını, takibe konu borcun ödendiğine, ertelendiğine veya başka bir nedenle ortadan kalktığına dair bir belge sunmaksızın da afakî bir şekilde borca itiraz ettiklerini, bu durumda ekteki belge ve kayıtlar karşısında, davalı-borçluların itirazlarında haksız ve kötü niyetli olduğu, bu itirazın takibi sürüncemede bırakmak maksadı ile yapıldığının açıkça anlaşıldığını, davalıların ... 5.İcra Müdürlüğü'nün... (Eski:...) sayılı dosyasına yapmış oldukları borca ve tüm ferilere yönelik itirazın iptali ile ile takibin asıl alacak, BSMV ve asıl alacağa yıllık % 22 oranından az olmamak üzere değişen oranlarda temerrüt faizinin iki katı faiz oranı uygulanmak suretiyle devamına, davalılar aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı davaya cevap vermemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME:
Dava; bankacılık işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi borcunun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davalı davaya cevap vermediğinden taraflar arasında üzerinde uzlaşılan bir husus bulunmamaktadır.
Çözümlenmesi gereken sorun, alacağın hak düşürücü süre ve zamanaşımı def'i (İcra takibindeki borca itiraz dilekçesindeki) nedeniyle talep edilebilip edilemeyeceği, davacı temlik alan varlık yönetim şirketinin ... A.Ş.den kullandırılan krediden kaynaklanan alacağının bulunup bulunmadığı, var ise miktarının ne olduğu noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
İtirazın iptali davalarının 2004 sayılı İİK’nın 67/1. fıkrası gereğince Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
Davacı, ... 5. İcra Dairesi’nin ...(Eski:...- ...) sayılı dosyası ile 24.06.2013 tarihinde, borçlular dava dışı ... Şirketi, ... ile davalı ...aleyhine, "18.10.1998 - 3.630,85 TL 1 adet ... A.Ş. ... Şubesi tarafından genel kredi sözleşmelerine istinaden tesis edilip kullandırılan kredilerden kaynaklanan alacak olup ekinde genel kredi sözleşmeleri, ihtarname ve eki hesap özeti, temliknameler vardır." açıklamasıyla, 3.630,85.-TL asıl alacak, 43.113.91.-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 46.744,76.-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlattıktan sonra (...) ödeme emrinin borçlu/davalıya 26.08.2015 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu davalının 27.08.2015 tarihinde yetkiye, borca, faize ve tüm ferilerere itiraz ederek zamanaşımı def'inde bulunduğu, davacı alacaklı vekilinin 02.08.2022 tarihinde yenileme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
İİK. nun 78/son maddesi gereğince borçluya yenileme emrinin tebliği zorunlu bulunmamaktadır (12.Hukuk Dairesi'nin 01.04.2005 tarih ve ...E. ... K.)
Hak Düşürücü Süre Yönünden;
6098 sayılı TBK'nin m.598/f.3 hükmüne göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet,buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalkar.
6101 sayılı TBK Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun m.1.hükmüne göre kural olarak,"TBK'nin yürürlüğü girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği ancak temerrüt, sona erme ve tasfiye konularında TBK'nin uygulanacağı" düzenlemesi getirilmiştir.
6101 sayılı Kanunun m.5 hükmüne göre," TBK'nin yürürlüğü girmesinden önce başlamış hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri eski kanun hükümlerine göre tabi olmaya devam eder, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı TBK'de öngürülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayarak TBK'de öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur."
6101 sayılı Kanunun m.5/f.2 hükmüne göre, "TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar, ancak bu ek süre TBK'de öngörülen süreden daha uzun olamaz."
6101 sayılı Kanunun m.6 hükmüne göre ise "Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'de öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır."
6101 sayılı kanunun 6.maddesinin gerekçesinde de; "süreye bağlı hak" ile "hak düşürücü süre"lerin farklı kavramlar olduğu, süreye bağlı haktaki sürenin, kanunda bu hakkın varlığını sürdürmesi için öngörülmüş olan bir süre olduğu, "süreye bağlı hak"taki sürenin, ne zamanaşımı süresi ne de hak düşürücü süre olduğu, bu nedenle de Türk Borçlar Kanununda süreye bağlı haklar için öngörülen süreler hakkında 5 inci maddesinin kıyas yoluyla uygulanacağı ve hak sahibinin, bir yıllık ek süreden yararlanabileceği..." vurgulanmıştır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeleri somut olay yönünden değerlendirmek için öncelikle TBK ile ilk kez getirilen on yıllık kefalet süre sınırlamasının hukuki niteliğinin saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Konu ile ilgili öğretide ortaya konan görüşlere göz atacak olursak;
"...on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. on yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar).. Kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü göz önünde tutulur.." (Prof.Dr. C.Yavuz Borçlar Hukuku s.1472 vd)
"... on yılın geçmesi ile borç kendiliğinden ortadan kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek (azami) süreye ilişkin düzenleme başka bir hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır..." (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi s.3085 )
"... Kefilin sorumlu tutulabileceği on yılık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz..." (Doç. Dr. Burak Özen Kefalet Sözleşmesi s. 578 vd)
"... Yeni Borçlar Kanununda sona ermeyle ilgili emredici nitelikte hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da - 01/07/2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır... (kefalet sözleşmesinde ) on yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5.maddesi göz önünde tutulacaktır... Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren on yılın hak düşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir...Hak düşürücü süre olarak kabul edilirse 01/07/2012 tarihinden önce on yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5.maddenin tanıdığı bir yıllık ek süreden yararlanacak ve 01/07/2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir...(Prof. Dr. Seza Reisoğlu-TBK'nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi- İstanbul, 15/06/2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını)
"....6101 sayılı TBKYUŞHK'nın 5/2.maddesine göre TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanır. Aynı Kanunun 6. maddesine göre bu kanunun 5.maddesinin uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.(...) Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012'den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal on yıllık süreye tabi olur(...) bu tarihten önce on yıllık süre dolmuşsa (...) alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir.Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer...."(Y.Doç.Dr.Serkan Ayan-Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu)
"TBK m.583/f.3 hükmüne göre on yıllık sürenin başlangıcı,kefalet sözleşmesinin kurulma anı olacaktır...."(Yrd.Doç.Dr.Özlem Acar, Türk Borçlar Hukukunda Müteselsil Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2015 )
Davalı gerçek kişilerin, dayanak sözleşmeleri kefil olarak imzaladığı tarihin 27.03.1998 olması nedeniyle 01.07.2012 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK m. 598/f.3 hükmünün incelendiğinde; sözleşmenin imzaladığı 27.03.1998 tarihi ile icra tabinin başlatıldığı 28.06.2013 tarihi arasında 10 yıllık süre dolmuştur.
6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği anlaşılmaktadır.
O halde somut olay açısından 6098 sayılı TBK ile düzenlenen sürenin mevcudiyeti, bu sürenin TBK'nın yürürlüğe girmiş olduğu tarih itibariyle dolmuş olması karşısında davacı hak sahiplerinin, TBK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren bir yıllık ek süreden yararlanmaları mümkündür. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık süre 01.07.2013 itibariyle dolmaktadır. Davalı gerçek kişilere yönelik olarak bu davaya esas icra takibi 24.06.2013 tarihi itibariyle hak düşürücü süre dolmadan başlatılmıştır. Yine borca İtiraz dilekçesinin alacaklı tarafa tebliğ edildiğine dair bir belgeye de rastlanmadığından davanın 1 yıllık yasal hak düşürücü süre içinde açıldığı kabul edilmiştir.
Bu nedenle davalılar vekilinin hak düşürücü süre itirazı yerinde görülmemiştir.
Zamanaşımı Def'i Yönünden;
Dava konusu kredi sözleşmesinin 20.12.1997 taarihinde düzenlenmiş, davalı da sözleşmeye müşterek ve müteselsil kefil olmuştur.
Bankacılık Kanunu 132/8 maddesi gereğince ... tarafından devralınan fon bankalarının alacakları fon alacağı niteliğindedir. Sümerbank 21/12/1999 tarihinde ... devredilmiştir.
26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıl olmuştur. 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu hükme bağlanmıştır. 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde ise 141. maddede öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olduğu belirtilmiştir. Bu durumda 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zamanaşımı süresi 20 yıla uzamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 gün...E... K. sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmü iptal edilmemiş, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun geçici 16. maddesine ilişkin esas incelemenin "zamanaşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zamanaşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir (Aynı yönde bakınız. Yargıtay 19 HD....E.... K). Davaya ve takibe konu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacı (devirden önce ... A.Ş.), 30.10.1998 tarihli ihtarnameyi göndererek hesap kat ihtarında bulunmuş, alacak bu tarih itibariyle muaccel olmuştur. Yukarıda açıklanan zamanaşımı süreleri ve tarihler dikkate alındığında, davaya konu alacağın 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresini doldurmadığı ve bu nedenle zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı anlaşılmaktadır. İcra takibinin bu 20 yıllık süre dolmadan 28.06.2013 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı TBK.nun 154/2 maddesi (Mülga 818 sayılı BK.nun 133.maddesi) gereğince zamanaşımı süresinin kesildiği ve bu tarih itibariyle tekrar işlemeye başladığı, davanın açıldığı 03.04.2025 tarihinde de 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmış, davalının zaman aşımı itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Mahkememizce alınan 18.06.2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Davacı ... A.Ş. firmasının davalı müteselsil kefil ...'dan takip tarihi 24.06.2013 itibariyle 3.000,00 TL asıl alacak kadar alacaklı olduğu, 24.06.2013 takip tarihinden itibaren 3.000,00 TL asıl alacak üzerinden (Davacı takip talebi ile yıllık % 22 oranında temerrüt faizi talep etmiş olup, talebi ile bağlılık ilkesi gereğince) davacı talebi gibi yıllık % 22 oranında temerrüt faizi uygulanması gerektiği, davalının müteselsil kefil olması ve kefalet limitinin 3.000,00 TL ile sınırlı olması nedeniyle, TBK. 589. Maddesine göre “kefilin her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağı" ilkesi gereğince davalı müteselsil kefilin takip tarihi itibariyle kefalet limiti 3.000,00 TL ile sınırı sorumlu ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olabileceği dikkate alındığında; Davalı müteselsil kefil 24.06.2013 takip tarihi itibariyle ve nihai hukuki taktir mahkemeye ait olmak üzere 3.000,00 TL asıl alacak tutarının tamamından ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu bulunduğu, tarafların %20 inkar tazminatı, masraf, vekalet ücreti ve benzeri diğer taleplerinin ise mahkemenin takdirleri içinde kaldığı yönünde gödüş bildirilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacı tarafın bankanın alacağını 07.03.2006 tarih ve ... Arşiv No: ... sayılı temlikname ile aldığı ve icra takibi başlattığı anlaşılmaktadır.
Dava dışı ... A.Ş. ile dava dışı ...Ltd. Şti. Arasında 20.02.1997 tarih ve 3.000.000,00 kredi limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, davalı ...'da krediye 3.000.000.000,00 TL (3.000,00.-TL) limitle müteselsil kefil olarak imzalamıştır.
Davacı banka sözleşme ilgili maddelerine dayanarak ... 11.Noterliği'nin...tarih ve ... yev. No.lu ihtamamesi ile muhataplar ...Şti.,... ve ...'ya göndererek; Kredi hesabının 18.10.1998 tarihi itibariyle kat edildiği bildirilerek bu tarih itibariyle banka alacağı olan 3.624.354.606,-TL (3.624,35 TL.)'nin ihtarname tarihinden itibaren 3 gün içerisinde ödeme tarihine kadar işleyecek faiz, Gider Vergisi, KKDF. Ve Diğer ferileriyle birlikte borç miktarının bankalarına yatırılmasını ihtar etmiştir.
Davalı müteselsil kefil ...'ya çıkartılan ihtarname "...Adres terk ikinci adresi bilinmediğinden dolayı 13.11.1998 tarihinde iade edildiği anlaşılmıştır." şerhi ile tebliğ edilemeden dönmüştür. Böylece davalı müteselsil kefil takip tarihinde temerrüde düşmüştür. Bilirkişi raporuna göre davalı bankanın asıl alacağı 3.630,85.-TL ise de takip öncesi davalı kefil temerrüde düşürülmediğinden, takip ile birlikte temerrüde düştüğünden işlemiş faiz talebi kabul edilmemiş, kefalet limiti olan 3.000.000.000,00.-TL (3.000,00.-TL) ile sorumlu tutulmuştur.
Asıl alacağa taleple bağlı kalınarak davacının talebi gibi yıllık % 22 oranında temerrüt faizi uygulanması gerekmiştir.
Banka alacağı likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmek gerekmiş oluş aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davanın KISMEN KABULÜNE,
Davacının ... 5. İcra Müdürlüğü’nün ... (Eski:... - ...) sayılı dosyası ile davalı/borçlu aleyhine başlattığı icra takibine İTİRAZIN KISMEN İPTALİNE,
Takibin 3.000,00.-TL asıl alacak üzerinden DEVAMINA,
Asıl alacağa takip tarihinden itibaren % 22,00 oranında temerrüt faizi ve faiz üzerinden %5,00 gider vergisi UYGULANMASINA,
İcra takibine yapılan itiraz haksız olduğundan ve likit (belirlenebilir) hüküm altına alınan alacak (3.000,00.-TL) üzerinden % 20 hesabıyla 600,00.-TL İcra inkar tazminatının davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE,
Takip dosyasının karar kesinleştiğinde ilgili icra müdürlüğüne İADESİNE,
1-Alınması gereken karar ve ilam harcı 732,00-TL olup, peşin alınan 798,29-TL harçtan mahsubu ile eksik alınan bakiye 66,29-TL harcın DAVALIDAN ALINARAK HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
Davacı tarafından yatırılan 615,40-TL başvuru harcı, 798,29-TL peşin harç toplamı 1.413,69-TL harcın DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA ÖDENMESİNE,
2-Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 1.540,00-TL, bilirkişi ücreti 12.000,00-TL'den oluşan 13.540,00-TL yargılama giderinin davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 868,97-TL'sinin DAVALIDAN ALINARAK DAVCIYA ÖDENMESİNE, BAKİYESİNİN DAVACI ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,
3-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından BU HUSUSTA DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükteki AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan (kabul olan dava değeri üzerinden) 3.000,00-TL vekâlet ücretinin DAVALIDAN TAHSİLİ İLE DAVACIYA VERİLMESİNE,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde YATIRAN TARAFA İADESİNE,
7-Dava şartı arabuluculuk sürecinde Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00-TL arabuluculuk ücretinin;
A) 295,22-TL'sinin davalıdan alınarak,
B) 4.304,78-TL'sinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, davalı açısından HMK.nun 341/2.maddesi gereğince kesin, davacı açısından HMK.nun 345.maddesi gereğince, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/09/2026
KATİP - HAKİM -
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır