Bankacılık işlemlerinden kaynaklanan, çoklu devirlerle finansal varlık şirketine geçen alacağın tahsili amacıyla açılan itirazın iptali davasında kefalet ve zamanaşımı savunmaları.
Özet: Bankaların devraldığı alacaklardan kaynaklanan itirazın iptali davasında, davacı şirket, kredi sözleşmelerinden doğan borçlarını ödemeyen müşterek müteselsil borçlu ve kefiller olan davalılar aleyhine başlatılan icra takibine yapılan itirazın kaldırılmasını ve takibin devamını talep etmektedir; davalılar ise gerçek kişi kefaletlerinin Borçlar Kanunu uyarınca on yıl sonra kendiliğinden sona erdiğini, itirazın iptali davasının kanuni süresinden çok sonra açıldığını ve bankacılık kanununda yer alan yirmi yıllık zamanaşımı süresini uzatan ilgili hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini savunarak borca itirazlarını sürdürmektedirler.

T.C.
İSTANBULASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİDOSYA NO : 2025/421KARAR NO : 2026/762DAVA : İTİRAZIN İPTALİ (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 03.04.2025KARAR TARİHİ : 21.09.2026Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen İTİRAZIN İPTALİ davasının ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...E. ...K.sayılı görevsizlik kararı üzerine mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilmesinden sonra yapılan açık yargılaması sonunda:GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA; Davacı vekili ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket.... A.Ş.’nin iştigal konusu, ‘Bankaların, katılım bankalarının ve diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıkların satın (devir) alınması ve satılması’ faaliyeti olduğunu, ayrıca ...'nun iştiraki olduğunu, Davaya/takibe konu alacak öncelikle ... A.Ş. ile birleşen ... A.Ş. Tarafından 10.08.2001 tarihinde...'ye devredildiğini, ... ise alacağı, 14.02.2006 tarihinde ...A.Ş’ye devrettiğini, ... A.Ş.'nin, 06.03.2017 tarihinde müvekkil şirket ...A.Ş. ile birleşmesine karar verildiğini, .. A.Ş. ile ...Tic. Ltd. Şti. arasında tanzim olunan kredi sözleşmeleri ile dava dışı borçlu şirkete krediler kullandırılmış olup davalılar da işbu kredi sözleşmelerinde müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumunda olduğunu, Davalı/borçluların sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemeleri üzerine, kredi kullandıran banka tarafından kredi hesabı kat edilmiştir. ... 1. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi davalılara tebliğ edilmiş olup alacağın tamamı muaccel hale geldiğini, 27.06.2013 tarihinde davalılar hakkında davaya konu ... 7. İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, bahse konu borçlulara usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmiş olup borçluların haksız itirazları ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı-borçlular likit ve genel kredi sözleşmesi ve ihtarname ile sabit olan borçlarını haklı bir sebepleri olmaksızın ödemeyerek icra takibi yapılmasına sebep olduklarını, takibe konu borcun ödendiğine, ertelendiğine veya başka bir nedenle ortadan kalktığına dair bir belge sunmaksızın da afakî bir şekilde borca itiraz ettiklerini, bu durumda ekteki belge ve kayıtlar karşısında, davalı-borçluların itirazlarında haksız ve kötü niyetli olduğu, bu itirazın takibi sürüncemede bırakmak maksadı ile yapıldığının açıkça anlaşıldığını, bu nedenlerle davalı-borçluların %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini talep ettiklerini, öncelikle ihtiyati haciz talebinin kabulü ile davalılar adına kayıtlı taşınır ve taşınmazlar ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine teminatsız olarak yahut Mahkemece uygun görülecek bir teminat mukabilinde ihtiyati haciz konulmasına, davalıların ... 7.İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına yapmış oldukları borca ve tüm ferilere yönelik itirazın iptali ile ile takibin asıl alacak, BSMV ve asıl alacağa değişen oranlarda temerrüt faizinin iki katı faiz oranı uygulanmak suretiyle devamına, davalılar aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.... 6.ATM 07.04.2025 tarih ve ... E. ... K.sayılı kararı ile davaya bakma görevinin İstanbul 1 veya 2.ATM olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiş, dosya tevzi sonrası mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde de belirtildiği gibi müvekkilerinin, ...'ye devredilen ... A.Ş'nin 2.000.000.000.-ETL (2.000.-TL Yeni TL) bedelli kredi sözleşmesine 27.03.1998 tarihinde limitli kefil olduklarını, kefaletinden tam 15 yıl sonra, kredinin ödenmediği iddiası ve alacağın tahsili amacıyla davalılar aleyhine ... 7. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, takibe 28.05.2015 tarihinde itiraz edildiğini ve durduğunu, davacı tarafça 22/07/2015, 14/12/2016, 07/05/2021, 04/12/2024 tarihlerinde gayrımenkul haczi, 14/12/2016 tarihinde araç sorgusu yapıldığını, 1 yıllık itirazın iptali süresi geçtikten 10 sene sonra huzurdaki davanın açıldığını, müvekkillerinin 27 yıl evvel 27.03.1998 tarihinde tarihinde eski para ile 6.000.000.000.-TL bedelli kredi sözleşmesine 2.000.000.000.-TL ile sınırlı olarak kefil olduklarını, kredi sözleşmesinin aslı dosyaya ibraz edildiğinde imzaların müvekkillerine ait olup olmadığı ve belli kısımların parafsız olarak sonradan doldurulup doldurulmadığı yönünde ayrıntılı beyanda bulunacaklarını, Borçlar Kanunu madde 598 gereğince gerçek kişi tarafından verilmiş olan hertürlü kefaletin, sözleşmenin kurulmasından itibaren 10 yıllık sürenin geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağını, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'ndan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresini 20 yıla çıkaran 141.maddesine ilişkin geçici 16. madde de Anayasa Mahkemesi'nin ...E.,... K. Sayılı kararı ile iptal edildiğini, 2013 yılında yapılan takip 2015'de yapılan itirazla durduğunu, yıllarca takipsiz kaldığını, 2023'te yenilenmeden haciz işlemlerine devam edildiğini, işlem yapıldığı tarih itibariyle de 20 senelik zamanaşımının sona erdiğinin kabul edilmesi gerektiğini, itirazdan sonra 1 sene içerisinde itirazın iptali davası açılması gerekirken 9 sene sonra açılması nedeniyle de davanın süreden reddedilmesi gerektiğini, zira itirazdan sonra yapılan işlemlerden alacaklı vekillerinin haberdar olduğunu, müvekkillerinin kredi sözleşmesinin kefilleri olduklarını, BK madde 589 gereğince sözleşmede kefalet için belirlenen miktar dışında sorumlulukları olmadığını, ... 1. Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu hesap kat'ının ihbarı ve banka alacağının ödenmesine ilişkin keşide edilen ihtarnamede borç 6,432,438,830.-TL olarak gözüktüğünü, bu miktarın borcun tamamı olup kefalet miktarını aştığını, 15 senede %1175 faiz işletildiğini, uygulanan faiz oranlarına itiraz ettiklerine, müvekkiller lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, tam bilgileri müvekkillerince hatırlanmasa da, ... İli ... İlçesi ... Mahallesi, 277 Ada 103 Parselde bulunan ipotekli bağımsız bölüm banka tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla satılarak paraya çevrildiğini, müvekkilleri temerrüde düşürülmemiş olup, borç muaccel olmadığından faiz talebinin yerinde olmadığını, ... 1.Noterliği'nin ...tarih ve ... yevmiye nolu hesap kat ihtarnamesinin müvekkillerine tebliğ edilemediğini, bu nedenle temerrüt tarihinin takip tarihi olarak kabulü gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME:Dava; bankacılık işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi borcunun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasında davalılar vekili tarafından kredi sözleşmesinin aslı dosyaya ibraz edildiğinde imzaların müvekkillerine ait olup olmadığı ve belli kısımların parafsız olarak sonradan doldurulup doldurulmadığı yönünde ayrıntılı beyanda bulunacakları yönündeki şerhi bulunmakla beraber genel olarak kredi ve kefalet ilişkisinin varlığının kabul edildiği, çözümlenmesi gereken sorunun, alacağın hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeniyle talep edilebilip edilemeyeceği, davacı varlık yönetim şirketinin davalılardan banka kredi alacağının bulunup bulunmadığı, var ise miktarının ne olduğu noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. İtirazın iptali davalarının 2004 sayılı İİK’nın 67/1. fıkrası gereğince Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Davacı, ... 7. İcra Dairesi’nin ... sayılı dosyası ile 28.06.2013 tarihinde, borçlular dava dışı ... Ltd Şti.ile davalılar...ve ... aleyhine, "30.10.1998 - 6.432,44 TL 1 adet Kredi ...A.Ş. ... Şubesi tarafından genel kredi sözleşmelerine istinaden tesis edilip kullandırılan kredilerden kaynaklanan alacak olup ekinde genel kredi sözleşmeleri, ihtarname ve eki hesap özeti, temliknameler vardır." açıklamasıyla, 6.432,44.-TL asıl alacak, 69.211,88.-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 75.644.32.-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlattıktan sonra (...) ödeme emrinin borçlu/davalılara 26.05.2015 tarihinde tebliğ edildiği, borçluların tamamının 28.05.2015 tarihinde hiçbir borcu olmadığını, borcun tamamına ve faize itiraz ettiklerini belirterek takibi durdurdukları, davacının da 03.04.2025 tarihinde 75.644.32.-TL toplam alacak üzerinden huzurdaki itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmaktadır.Hak Düşürücü Süre Yönünden;6098 sayılı TBK'nin m.598/f.3 hükmüne göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet,buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalkar. 6101 sayılı TBK Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun m.1.hükmüne göre kural olarak,"TBK'nin yürürlüğü girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği ancak temerrüt, sona erme ve tasfiye konularında TBK'nin uygulanacağı" düzenlemesi getirilmiştir.6101 sayılı Kanunun m.5 hükmüne göre," TBK'nin yürürlüğü girmesinden önce başlamış hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri eski kanun hükümlerine göre tabi olmaya devam eder, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı TBK'de öngürülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayarak TBK'de öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur."6101 sayılı Kanunun m.5/f.2 hükmüne göre, "TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar, ancak bu ek süre TBK'de öngörülen süreden daha uzun olamaz."6101 sayılı Kanunun m.6 hükmüne göre ise "Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'de öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır."6101 sayılı kanunun 6.maddesinin gerekçesinde de; "süreye bağlı hak" ile "hak düşürücü süre"lerin farklı kavramlar olduğu, süreye bağlı haktaki sürenin, kanunda bu hakkın varlığını sürdürmesi için öngörülmüş olan bir süre olduğu, "süreye bağlı hak"taki sürenin, ne zamanaşımı süresi ne de hak düşürücü süre olduğu, bu nedenle de Türk Borçlar Kanununda süreye bağlı haklar için öngörülen süreler hakkında 5 inci maddesinin kıyas yoluyla uygulanacağı ve hak sahibinin, bir yıllık ek süreden yararlanabileceği..." vurgulanmıştır.Yukarıdaki yasal düzenlemeleri somut olay yönünden değerlendirmek için öncelikle TBK ile ilk kez getirilen on yıllık kefalet süre sınırlamasının hukuki niteliğinin saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır.Konu ile ilgili öğretide ortaya konan görüşlere göz atacak olursak;"...on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. on yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar).. Kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü göz önünde tutulur.." (Prof.Dr. C.Yavuz Borçlar Hukuku s.1472 vd)"... on yılın geçmesi ile borç kendiliğinden ortadan kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek (azami) süreye ilişkin düzenleme başka bir hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır..." (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi s.3085 ) "... Kefilin sorumlu tutulabileceği on yılık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... on yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz..." (Doç. Dr. Burak Özen Kefalet Sözleşmesi s. 578 vd) "... Yeni Borçlar Kanununda sona ermeyle ilgili emredici nitelikte hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da - 01/07/2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır... (kefalet sözleşmesinde ) on yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5.maddesi göz önünde tutulacaktır... Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren on yılın hak düşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir...Hak düşürücü süre olarak kabul edilirse 01/07/2012 tarihinden önce on yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5.maddenin tanıdığı bir yıllık ek süreden yararlanacak ve 01/07/2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir...(Prof. Dr. Seza Reisoğlu-TBK'nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi- İstanbul, 15/06/2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını)"....6101 sayılı TBKYUŞHK'nın 5/2.maddesine göre TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanır. Aynı Kanunun 6. maddesine göre bu kanunun 5.maddesinin uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.(...) Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012'den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal on yıllık süreye tabi olur(...) bu tarihten önce on yıllık süre dolmuşsa (...) alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir.Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer...."(Y.Doç.Dr.Serkan Ayan-Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu)" TBK m.583/f.3 hükmüne göre on yıllık sürenin başlangıcı,kefalet sözleşmesinin kurulma anı olacaktır...."(Yrd.Doç.Dr.Özlem Acar, Türk Borçlar Hukukunda Müteselsil Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2015 ) Davalı gerçek kişilerin, dayanak sözleşmeleri kefil olarak imzaladığı tarihin 27.03.1998 olması nedeniyle 01.07.2012 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK m.598/f.3 hükmünün incelendiğinde; sözleşmenin imzaladığı 27.03.1998 tarihi ile icra tabinin başlatıldığı 28.06.2013 tarihi arasında 10 yıllık süre dolmuştur. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği anlaşılmaktadır.O halde somut olay açısından 6098 sayılı TBK ile düzenlenen sürenin mevcudiyeti, bu sürenin TBK'nın yürürlüğe girmiş olduğu tarih itibariyle dolmuş olması karşısında davacı hak sahiplerinin, TBK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren bir yıllık ek süreden yararlanmaları mümkündür. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıllık süre 01.07.2013 itibariyle dolmaktadır. Davalı gerçek kişilere yönelik olarak bu davaya esas icra takibi 28.06.2013 tarihi itibariyle hak düşürücü süre dolmadan başlatılmıştır. Yine borca İtiraz dilekçesinin alacaklı tarafa tebliğ edildiğine dair bir belgeye de rastlanmadığından davanın 1 yıllık yasal hak düşürücü süre içinde açıldığı kabul edilmiştir.Bu nedenle davalılar vekilinin hak düşürücü süre itirazı yerinde görülmemiştir.Zamanaşımı Def'i Yönünden;Dava konusu kredi sözleşmesinin 31.12.1997 taarihinde düzenlendiği, kefalet sözleşmesinin ise 27.03.1998 tarihinde düzenlendiği anlaşılmaktadır.Bankacılık Kanunu 132/8 maddesi gereğince ... tarafından devralınan fon bankalarının alacakları fon alacağı niteliğindedir. ... 21/12/1999 tarihinde ... devredilmiş, 10.08.2001 tarihinde Sümerbank ile birleştirilmiştir.... tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıl olmuştur. 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu hükme bağlanmıştır. 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde ise 141. maddede öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olduğu belirtilmiştir. Bu durumda 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zamanaşımı süresi 20 yıla uzamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 gün ... E. ...K. sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmü iptal edilmemiş, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun geçici 16. maddesine ilişkin esas incelemenin "zamanaşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zamanaşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir (Aynı yönde bakınız. Yargıtay 19 HD. ...E. ... K). Davaya ve takibe konu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacı (devirden önce ... A.Ş.), 30.10.1998 tarihli ihtarnameyi göndererek hesap kat ihtarında bulunmuş, alacak bu tarih itibariyle muaccel olmuştur. Yukarıda açıklanan zamanaşımı süreleri ve tarihler dikkate alındığında, davaya konu alacağın 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresini doldurmadığı ve bu nedenle zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı anlaşılmaktadır. İcra takibinin bu 20 yıllık süre dolmadan 28.06.2013 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı TBK.nun 154/2 maddesi (Mülga 818 sayılı BK.nun 133.maddesi) gereğince zamanaşımı süresinin kesildiği ve bu tarih itibariyle tekrar işlemeye başladığı, davanın açıldığı 03.04.2025 tarihinde de 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmış, davalının zamanaşımı itirazlarının reddine karar verilmiştir. Davalılar kredi sözleşmesindeki imzalarını inkar etmişlerdir.İtirazın iptali davası genel hükümlerine göre görülen bir dava olması sebebiyle borçlu takibe itirazında bildirdiği itiraz sebepleriyle bağlı olmadan bütün savunma sebeplerini davada ileri sürebilir (Emsal; Yargıtay HGK.nun 18.01.2012 tarih ve ...E. ...K.).İmza incelemesi için dava konusu sözleşme aslının ibrazı istenmiş, davacı taraf sözleşmeyi ibraz edememiştir.Fotokopi belge üzerinde imza incelemesi yapılamaz ve fotokopi belge üzerinden düzenlenen rapor hükme esas alınamaz. (Emsal:Yargıtay HGK.nun 30.09.2021 tarih ve ...E. ...K. - Yargıtay 11.HD.nin 24.11.2021 tarih ve... E. ... K. - Yargıtay 19.HD.nin 25.10.2017 tarih ve ...E. ... K. İle aynı daire 22.03.2017 tarih ve... E....K. - Yargıtay 13. HD.nin ...E. ... K. ) Benzer şekilde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi ...Esas,... Karar sayılı emsal bir ilamında: "...Dava; dava İİK. 67. vd. maddeleri uyarınca açılan itirazın iptali davasıdır. Davacı davalının ve murisinin Genel Kredi Sözleşmelerinde müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğunu, davalının kefil ve kefilin mirasçısı olarak sorumlu olduğu ileri sürmektedir.Uyuşmazlık davalı ve murisini kefil sıfatıyla davaya konu genel kredi sözleşmelerini imzalayıp imzalamadığı noktasında toplanmaktadır. 6100 sayılı HMK'nun 211. maddesinde imza inkarı halinde mahkemece yapılacak usuli işlemler düzenlenmiş ve uygulamaya elverişli (tatbike medar) belgeler sayılmıştır. İmzayı inkâr edenin atılış tarihi itibariyle inkar edilen imzası ile yakın tarihte atılmış, uygulamaya elverişli imzalarının temin edilmesi gerekir.Umumi Kredi Taahhütnamesi Başlıklı 540.000-TL bedelli genel kredi sözleşmesinin fotokopisinde (sureti ) davalının müteselsil kefil olarak imzası mevcut ise de DAVACI KENDİSİNE VERİLEN KESİN SÜREYE RAĞMEN GENEL KREDİ SÖZLEŞMESİNİN ASLINI DOSYAYA SUNMAMAMIŞ, aslı ibraz edilen genel kredi sözleşme asıllarında da davacının kefil sıfatıyla imzası bulunmamaktadır. BUNA GÖRE DAVACININ DAVALININ MÜTESELSİL KEFİL SIFATI İLE GENEL KREDİ SÖZLEŞMESİNİ İMZALADIĞI HUSUSU İSPATLANAMADIĞINDAN MAHKEMECE İMZA İNCELEMESİ YAPILMAKSIZIN DAVALI YÖNÜNEN DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİNDE BİR İSABETSİZLİK YOKTUR..." şeklinde karar vermiştir (Benzer Şekilde; İstanbul BAM 12.HD.nin 13.03.2023 tarih ve 2023/486 E. 2023/362 K.)Açıklanan nedenlerle söz konusu kredi sözleşmesindeki imzaların davalılara ait olduğu ve dolayısıyla akdi ilişkinin varlığı ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davanın REDDİNE,1-Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcının, peşin alınan 1.291,82-TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 559,82-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde DAVACIYA İADESİNE,2-Davalılar vekille temsil olunduğundan yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 45.000,00-TL vekalet ücretinin DAVACIDAN TAHSİLİ İLE DAVALILARA VERİLMESİNE,3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin KENDİ ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, 4-Davalılar tarafından sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından BU HUSUSTA DEĞERLENDİRMEYE YER OLMADIĞINA,5-Dava şartı arabuluculuk sürecinde Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.800,00-TL arabuluculuk ücretinin, davada haksız çıkan davacıdan alınarak 6183 sayılı Kanuna göre tahsili ile hazineye irat kaydına,6-Taraflarca yatırılan avansın kullanılmayan kısmının, KARAR KESİNLEŞTİĞİNDE İLGİLİ TARAFA İADESİNE,Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, HMK.nun 345.maddesi gereğince, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/09/2026 KATİP - HAKİM - ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır