T.C. Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, tanınmış bir markaya tecavüz ve haksız rekabet iddiasıyla açılan marka hükümsüzlüğü davası.
Özet: Bu hukuki uyuşmazlık, davacının, eski çalışanı olan davalının kendi tescilli ve tanınmış "modalife" ve "modamed" markalarıyla karıştırılacak düzeyde benzer olan "MODALIFE" ibareli markayı kötü niyetle tescil ettirerek marka hakkına tecavüz ettiğini ve haksız rekabete yol açtığını ileri sürerek söz konusu markanın hükümsüzlüğünü, tecavüzün menini ve manevi tazminat ödenmesini talep ettiği; davalının ise kendi markasının davacı markalarından kelime, görsel unsurlar ve tescil sınıfları açısından farklı olduğunu, dolayısıyla tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali yaratmadığını savunarak davanın reddini istediği bir fikri ve sınai haklar davasıdır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/481 Esas - 2025/447
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/481Karar No : 2025/447....Dava : Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti ve Men'i, Manevi Tazminat, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 19/11/2024Karar Tarihi : 23/10/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 23/10/2025Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti ve Men'i, Manevi Tazminat, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; .... ibaresinin müvekkili adına tescilli 2000 yılından beri kullanılan tanınmış bir marka olduğunu, müvekkilinin.... nezdinde ....ibareli marka tescil başvurusunun 3. kişinin itirazı nedeniyle tescil edilemediğini, davalının bölge müdürü olduğunu, işverenlikte çalışmakta iken 08/11/2022 tarihinde müvekkilinin markası ile haksız rekabet teşkil edecek şekilde .... sayılı kötüniyetli ...” ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, davalı her ne kadar halihazırda yastık, yorgan, yatak gibi kısıtlı ürünlerle marka hakkını tecavüze başlamışsa da davalı tarafından kurulan yetkilisi olduğu....' nin ticaret sicil gazetesinde yer alan kuruluş amaç ve konuları arasında mobilya ürünlerinin de mevcut olduğunu, davalının "...." ibaresine müvekkilinin hem fiili olarak kullanım tarihinden hem de .... nezdinde tescili tarihinden çok uzun yıllar sonra tanınmışlığından faydalanacak ve haksız rekabet oluşturacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunarak marka hakkına tecavüz ettiğini, davalı tarafından karıştırmaya neden olacak şekilde meydana getirilen “...” markasının, davacının “modalife” ve ..." ibareli markalarının alt markası izlenimi uyandıracağının kuvvetle muhtemel olduğunu, SMK’nın Marka tescilinde red için nispi nedenler başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrasında “Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmü bulunduğunu, SMK’nın 25/1 maddesinde 6. maddeye atıf yapıldığından, ticari vekil ya da temsilci tarafından tescil edilen markanın, marka sahibinin usulüne uygun başvurusu ile hükümsüzlüğüne karar verilebileceğini, müvekkilinin “modalife” ve "modamed" ibareli markaların aynı olan, karışıklığa ve iltibasa sebep alabilecek ibarelerin farklı firmalarca kullanımına engel olunmasının gerektiğini, zira “modalife” ibaresinin bu şekilde kullanımının haksız rekabet teşkil edeceğini, halk nezdinde bu kullanımın iltibas yaratacağını, dava konusu “...” "...." ibareli markanın, farklı zamanlarda ayırt edilmesinin olanaksız olduğunu, her iki markada da emtialar üzerinde hatırlanacak olan simgenin müvekkiline ait “....” markasında odaklanmasının karıştırma riskini beraberinde getirdiğini, markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin varlığı ise, markaların benzerliğinin kabulünü zorunlu kıldığını, ortalama bir tüketicinin gözünde “...." ibaresi müvekkil ile özdeşleşmiş olduğundan, bu ifadenin davacı şirketin eski temsilcisi tarafından veya farklı firmalar tarafından kullanımına izin verilmemesi gerektiğini ifade ederek, öncelikle tedbir taleplerinin kabulü ile markanın kullanıldığı .... adresine erişim yasağı getirilmesine ilişkin tedbir kararı verilmesini ve nihayetinde; davalının haksız rekabeti ve müvekkili tescilli markasına tecavüzünün tespitine, davalının müvekkilin tescilli markasına tecavüzünün men'ine, 08.11.2022 tarih ve.... tescil numaralı....” ibareli markanın iptali ve markanın hükümsüzlüğüne, 250.000,-TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevaplarında özetle; usul açısından davacının eksik harç yatırdığını, davalının manevi tazminat talebinin dayanağının anlaşılmadığını esas açısından ise müvekkilinin .... tescil numaralı markasının "..." değil "....." olduğunu, bu nedenle davacının iddialarının "..." ibaresi üzerinden değil "...." ibaresi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini, "..." ibareli markanın müvekkiline değil dava dışı 3. kişilere ait olduğunu, dava Konusu markalar birbirinden farklı ve kolaylıkla ayırt edilebilir nitelikte olduğunu, dava konusu müvekkil markası ile davacıya ait markalar değerlendirildiğinde markaların birbirinden farklı unsurları içerdiği, müvekkile ait markanın davacıya ait markalardan kelime, yazı stili, kullanılan görsel unsurlar, renk kombinasyonu unsurları bakımından ayrıştığını, markalar bütün olarak değerlendirildiğinde tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığının ortaya çıktığını, dava konusu markalar farklı mal ve hizmet sınıflarında tescil edildiğinden karıştırılma ihtimali söz konusu olmadığını, davacının markalarının genellikle düğün paketi mobilyaları sattığı, bunların içerisinde veya ayrı ayrı salon takımı, yatak odası takımı, oturma grubu, genç odası, masa&sandalye takımı ürünlerinin satış pazarlamasını yaptığını, müvekkilinin ise bu alanlarında herhangi bir faaliyetinin bulunmadığını dava dilekçesinde de bu hususun davacı tarafından açıkça ikrar edildiğini, dolayısıyla farklı sektördeki farklı emtialara yönelik markaların karıştırılma tehlikesi bulunmadığını, davacıya ait dayanak markalar tanımlayıcı unsur içerdiğinden ayırt ediciliği düşük markalar olduğunu, "moda" ibaresinin sektörel bazda tanımlayıcı unsur olup herhangi bir kişi veya işletmenin tekeline bırakılmasının mümkün olmadığını, markaların karıştırılma ihtimalinin tespitinde, markalarda yer alan asıl ve ayırt edici unsurların ayırt edicilik düzeyi önem taşıdığını, bir markanın ayırt edici karakteri ne kadar yüksek ise, benzer markalara karşı o ölçüde koruma düzeyi yüksek tutulacak, buna karşılık, markalarda yer alan tanımlayıcı veya herkesin kullanımına açık ibareler yönünden benzer markalara karşı bu markanın koruma düzeyinin de düşük tutulacağını, diğer bir anlatımla, markalarda herkesin kullanımına açık ve kimsenin tekeline bırakılamayacak işaretleri veya benzerlerini başkalarının da tescil ettirebilmesine olanak tanıması gerektiğini, mobilya, tekstil ve mefruşat sektörü bakımından "moda" ibaresinin ayırt ediciliği bulunmadığını, yanına eklenen başkaca kelimelerle ayırt edicilik kazandığını, sektörde çok sayıda kişi tarafından "moda" ibaresinin kullanıldığını, müvekkilinin de diğer kimseler kadar tanımlayıcı unsur niteliğindeki "moda" kelimesini kullanmaya hakkı olduğunu, aksinin davacı tarafından tekelleşmeye müvekkil bakımından ise çalışma hürriyetinin engellenmesine yol açacağının ortada olduğunu, renklerin de sınırlı sayıda bulunması nedeniyle renklerin belirli bir kişi adına tescil edilmesinin mümkün olmadığını, davacının Tanınmış Marka olduğu yönündeki iddialarının asılsız olduğunu, kaldı ki bir an için davacının markasının tanınınmış marka olarak nitelendirilebileceği kabul edilse dahi tanınmış marka korumasının "modalife+kelime" ibaresi üzerinde koruma sağlayacağı, korumanın salt "moda" ibaresine indirgenemeyeceğinin izahtan vareste olduğunu, tanımlayıcı unsurların yanına eklenecek unsurlarla ayırt edicilik kazanması mümkün olup müvekkil bakımından da ayırt edicilik koşulları sağlandığını, SMK m.19-2 Uyarınca davacının "modalife+kelime" şeklinde tescil ettirdiği 51 adet markayı kullandığını ispat etmesi gerektiğini, davacının, tescil ettirdiği markaların büyük kısmını hiç kullanmamış bir kısmını ise yalnızca göstermelik olarak birkaç defaya mahsus olmak üzere kullandığını, davacının söz konusu markaları tescil etmekteki asıl niyetinin, ticari hayatta "moda" kelimesi üzerinde tekelleşme sağlayarak başka kimselerin "moda" kelimesini kullanımının önüne geçmek olduğunu, üstelik davacı, bir adım daha öteye giderek "moda home" ibaresi için de tescil başvurusunda bulunduğunu ancak asıl marka sahibi tarafından itiraz edilmesi üzerine bu girişiminin sonuçsuz kaldığını, somut olayda marka hakkına tecavüz olmadığı gibi haksız rekabetin de olmadığını, Yargıtay’ın son içtihatları doğrultusunda marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete dayalı hükümler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunduğundan davacının her iki hukuki sebebe dayanan ancak tek bir vakıadan ibaret taleplerini aynı anda ileri sürmesi mümkün olmayıp davacıya taleplerini ve dayanağını açıklaması için kesin süre verilmesi gerektiğini, müvekkilinin tescil ettirdiği markada "moda" ibaresinin yer alması nedeniyle haksız rekabet koşullarının oluştuğu/marka hakkına tecavüz edildiği iddia edilmişse de sektörde herkesin kullanımına açık ve kimsenin tekeline bırakılamayacak olan "moda" ibaresinin kullanılmasında müvekkiline kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla manevi tazminat talebinin reddi gerektiğini, ihtiyati tedbirin de koşullarının oluşmadığını beyan ederek dava konusu marka dava dilekçesinde hatalı şekilde beyan edilen "moda home" değil "....." markası olduğunu, yargılama aşamasında herhangi bir karışıklığa mahal vermemek adına bu hususun netleştirilmesinin gerektiğini, detaylıca izah ettiği açıklamalar doğrultusunda taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesi mevcut olmayıp iltibas iddialarının yersiz olduğunu, haksız rekabet ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığını ifade ederek, davanın karar verilmesini istemiştir.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.GEREKÇE :Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişiye tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalı arasındaki uyuşmazlık, davacı markasına davalı tarafından tecavüz edilip edilmediği, davalı markasının hükümsüzlüğü şartlarının oluşup oluşmadığı, tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı, kullanmama defi taleplerinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;Davalının Trendyol ve Hepsi Burada Pazar yeri ile https://modabedding.com/ web sitesindeki kullanımlarına bakıldığında, bunların kanepe, yastık, ortopedik oturma minderi, minder kırlent gibi ürünler üzerinde olduğu anlaşılmıştır.Bilindiği üzere, yerleşik yargı içtihatları ve doktrinde yaygın görüşe göre, bir marka sahibinin markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, başkasının markasından haksız şekilde yarar sağlamak veya iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutmak, onlara şantaj yapmak, engellemek ya da marka ticareti yapmak gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır.....Özgün, ayırt edici niteliği yüksek, tek başına ve kelime ve/veya şekil kombinasyonu olarak tesadüfî olarak seçilmesi ya da oluşturulması mümkün olmayan yurtiçi ya da yurtdışında tescilli veya kullanılan ibare veya şekilleri içeren, piyasadaki bilinirlik düzeyi yüksek olan markalarla aynı ya da benzer nitelikte olan, aralarında sözleşme, ön sözleşme, ticaret yahut işçi-işveren ilişkisinin bulunduğu üçüncü tarafın; renk, dizayn, yazı şekli, tertip tarzı itibarıyla özgün olan markasının aynısı ya da ayırt edilemeyecek derecede benzeri için yapılan, yurtdışında ya da yurt içinde tescilli bulunan ve bilinirlik düzeyi yüksek olan markalar için sistematik bir biçimde yapılan, rakibi firmanın Türk pazarına girişini engelleme amacı güden marka başvuru ve tescilleri genel olarak kötü niyeti gösteren işaretler olarak kabul edilmektedir. Markanın sahibi tarafından yaratılmış olması ve herkesin aklına gelmesinin ticari hayatın olağan akışına uygun olmamasına rağmen bir başkası tarafından tescili hallerinde kötü niyetin varlığı kabul edilmektedir. Somut uyuşmazlığa bakıldığında, davacının, davalının kötüniyetli olduğu yönündeki iddialarını, davalının daha önce kendi çalışanları iken çalıştığı esnada müvekkilinin markalarıyla benzer markayı tescil ettirme iddiasına dayandırdığı anlaşılmıştır. Bu iddialara karşı davalı taraf ise davaya konu .... tescil numaralı markayı tescil ettirmelerine rağmen ticari hayatta hiçbir zaman kullanmadıklarını ve kendisinin de diğer kimseler kadar tanımlayıcı unsur niteliğindeki "moda" kelimesini kullanmaya hakkı olduğunu, aksinin davacı tarafından tekelleşmeye davalı bakımından ise çalışma hürriyetinin engellenmesine yol açacağını beyan etmiştir. Davacı ile davalı arasında hizmet ilişki bulunduğu ve davalının zaman zaman davacı şirkette çalıştığı dönemlerde huzurdaki davaya konu marka başvurusunu yaptığı sabit olmakla birlikte taraf beyanları ve dosyaya sunulan deliller ışığında davalının ....” markasının tescili açısından kötü niyetli olduğu kanaatine varılmıştır..... sayılı kararına göre, “… iltibas (karıştırılma) tehlikesi, markanın mal ve hizmetin menşeini gösterme, aynı zamanda garanti ve reklam fonksiyonu ile de ilgilidir. Dolayısıyla işaretler arasındaki benzerliğin, alıcıları satın almayı düşündükleri mal yerine bir başka mal almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasında idari ve ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikesi içinde ele alınmalıdır. İşaretler arasında benzerlik olup olmadığı incelenirken, markanın tescil olunması istenen ya da tescil olunan şekli ile kapsadığı mal-hizmet listesi önem taşır. Markalar arasındaki iltibas tehlikesi telaffuz, biçim ya da anlam itibariyle ortaya çıkabilir. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda taraf markaları arasında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırma ihtimalinin değerlendirilmesi için; taraf markaların aynı veya benzer olup olmadığı, taraf markaların kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzer olup olmadığı, bu kullanımın halk nezdine, ilişkilendirme ihtimali dahil, karıştırılma ihtimali doğurup doğurmadığı hususları değerlendirilecektir. Somut olayda, davalının....” markalarının kapsamında da davalının markasının kapsamındaki mallar ve hizmetlerle aynı veya aynı tür olan ve 20 ve 35. Sınıflarda yer alan mallar/hizmetler bulunmaktadır. Neticede, mal hizmet ayniyetinin gerçekleştiği kanaatine varılmıştır.Markaların karşılaştırılması için, öncelikle asıl unsurlarının belirlenmesi gerekmektedir. Asıl unsurların “kelime” olması halinde markaların kök kelimesinin belirlenerek, eklerin başlı başına ayırt ediciliği olup olmadığı değerlendirilmelidir. “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak yapılmalıdır.” (....Somut olayda, kelime, şekil ve/veya renk içeren markalarda asıl unsur kelimeler ve figüratif unsurların bütünüdür. “Karma bir markanın bir veya daha fazla unsurunun baskın karakterine karar verirken özellikle bu unsurların her birinin asıl niteliklerinin diğer unsurlarınkiyle karşılaştırılmasına dikkat edilmelidir. Ek ve yardımcı olarak, çeşitli unsurlarının markadaki yerleşimlerindeki göreceli konumlarının da dikkate alınması gerekir.” .... –...Markaların çok sayıda ortak harfi aynı sırada içermesi ve aynı renklerin kullanılmış olması nedeniyle, ortak kelimelerin benzerliğe etkisi artmaktadır. Her ne kadar... kelimesinin yüksek ayırt ediciliği olmadığı değerlendirilmiş ise de, markaların bütün olarak benzer olduğu değerlendirilmiştir.Diğer bir deyişle markalardaki ...ibarelerinin ortak olması, tek başına benzerlik için yeterli bir durum değilse de markaların bütün olarak belirgin ortaklıklar içermesi ve ... dışındaki kelimelerin de ayırt ediciliğinin olmaması/ düşük olması nedeniyle markaların belirli bir benzerlik taşıdığı değerlendirilmiştir. “Karıştırılma olasılığı, davanın tüm koşulları dikkate alınarak geniş çaplı olarak değerlendirilmelidir. Karıştırılma olasılığı ilişkili faktörler arasında bazı karşılıklı bağlılıklar olması ve özellikle markalar ve mal ve hizmetler arasında benzerlik olması anlamına gelir. Buna bağlı olarak, mal ve hizmetlerin düşük dereceli benzerliği, markaların yüksek benzerliği ile karşılanabilir; tersi de doğrudur.” ....Önceki markanın ayırt ediciliği de, karıştırılma olasılığının genel değerlendirmesinde dikkate alınması gereken unsurlardan biridir: “Önceki markanın daha yüksek ayırt ediciliği olması, karıştırılma riskini artırır..... Yüksek ayırt edici karakteri olan markalar, ya kendi başlarına ya da piyasadaki itibarları nedeniyle, daha düşük ayırt edici karakteri olan markalardan daha geniş bir korumadan yararlanırlar.”....Bu nedenle, yüksek ayırt ediciliği olan markalar, ya başlı başına ya da piyasadaki bilinirlikleri nedeniyle, ayırt ediciliği düşük olan markalardan daha geniş bir korumadan yararlanırlar. Burada sözü edilen ayırt edicilik, tanınmışlıktan farklı bir kavram olup bazı markaların belirli mal ve hizmetler yönünden sahip oldukları ayırt ediciliktir. Yani, yüksek ayırt ediciliğe sahip marka demek tanınmış marka demek anlamına gelmemektedir. Bir marka tanınmış marka olmasa da, belirli bir mal veya hizmet için yüksek ayırt ediciliğe sahip olabilir. Davacı markalarının özellikle bazı mal ve hizmetler yönünden yüksek ayırt ediciliğe sahip olduğu anlaşılmıştır. “Önceki markanın daha ayırt edici olması, daha çok karıştırılma olasılığına neden olur.”....Önceki marka yüksek ayırt ediciliğe sahip olduğunda, marka sahiplerinin farklı olduğu bilinse bile, markaların karıştırılması söz konusu olabilir. “İki markanın kapsamındaki mal veya hizmetler arasındaki benzerliğin karıştırılma olasılığına neden olmak için yeterli olup olmadığı değerlendirilirken önceki markanın ayırt edici karakteri ve özellikle itibarı dikkate alınmalıdır. Genel algılama, mal ve hizmetlerin üretim yerlerinin farklı olduğu şeklinde olsa bile, karıştırılma olasılığı olabilir. Aksine, halkın mal veya hizmetlerin aynı işletmeden veya ekonomik olarak ilişkili olduğu bir işletmeden kaynaklı olduğuna inanabileceği bir durum yoksa, karıştırılma olasılığı olmayabilir.”....Elbette ki sadece bazı harflerin veya kelimelerin ortak olması, markaların genel izlenim açısından benzer olduklarını söylemek için yeterli değildir; markaların hangi mal ve / veya hizmetler üzerinde kullanılacağı, hangi tüketiciye yönelik olduğu, marka ibarelerinin özgün niteliği ve ayırt ediciliği ve markanın kullanım sonucu kazandığı arttırılmış ayırt ediciliği gibi birçok etken genel izlenim üzerinde etkilidir. Markalar arasındaki benzerlik ve farklılıkların genel izlenim üzerindeki etkisi; tüketici kitlesi, dava konusu malların niteliği de göz önünde bulundurularak, markaların bütünsel karşılaştırması yoluyla belirlenir: “Genel değerlendirme açısından, söz konusu markaların görsel, fonetik veya kavramsal yönleri her zaman aynı öneme sahip değildir ve markaların piyasada bulunabilecekleri nesnel koşulların incelenmesi yerindedir.” (....Markaların genel izlenim yönünden benzer olduğu ve ilişkilendirilebileceği değerlendirilmiştir."Tüketicinin, her iki markayı her zaman aynı anda görüp detaylarını karşılaştırabildiğini düşünmek hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi markada yer alan yardımcı unsurlar ile ve ayırım gücü az olan ifadeleri her zaman hatırında tutabileceği de düşünülemez. Daha önce gördüğü, yararlandığı, satın aldığı ve denediği bir malın yahut hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildiği kadarıyla hafızasında kalan özelliklerine dayanarak, sonraki aynı veya benzer mal ve hizmetlere ilişkin alışverişlerinde de aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü satın almak yahut hizmetten yararlanmak istemek tüketicinin en genel yaklaşımıdır… Davalı işaretini gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdığı davacı markalarının bıraktığı intibaı hatırlayacak ve en önemlisi, bu hatırlama davalı adına tescil olunan itiraza konu markanın daha önce tescil edilip kullanılmakta olan davacı markalarının bir başka versiyonu, serisi veya uzantısı olduğunun ya da davacının vermiş olduğu bir lisans gereği ürünler üzerinde kullanıldığının algılanmasına yol açabilecektir." Yukarıdaki açıklamalar ışığında, 6769 sayılı SMK’nın marka tescilinde nispi ret nedenlerine ilişkin 6(1) maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede, davacının.... markası arasında, davalı markasının kapsamında yer alan tüm mallar ve hizmetler yönünden, karıştırılma olasılığı bulunduğu kanaatine varılmıştır.Ticari Vekil Veya Temsilci Adına Tescile İlişkin Değerlendirme: Davalı markasının SMK m.6/2’ deki “(2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” düzenlemesi kapsamında hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu hükmün uygulanabilirliği için taraf markalarının aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olması gerekmektedir. Oysa uyuşmazlıkta taraf markaları arasında aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerlik olmadığı gibi davacı ile davalı arasında ticari vekillik veya temsilcilik ilişkisi de bulunmaktadır. Bu nedenle davalının .... sayı ile tescilli “....” markasının ticari vekil veya temsilci adına tescil edilme gerekçesi ile hükümsüzlük koşullarının uyuşmazlıkta mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır.MARKA HAKKININ İHLALİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME:Bilindiği gibi, marka 6769 sayılı SMK m.4 hükmünde “Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir ” şeklinde tanımlanmıştır. Belli bir işletmeye ait mal ve hizmetlerin tanıtılmasını ve ayırt edilmesini sağlayan markanın üzerinde sahip olunan hakka ise “marka hakkı” denilmektedir. Marka hakkına tecavüz ise 6769 sayılı SMK m.29'da düzenlenmiştir. Hüküm “(1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak. b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak. ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.” şeklindedir. Bu anlamda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.29'un yollama yaptığı, m.7’ye göre marka sahibi; “(2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması. ...” fiillerinin önlenmesini talep edebilecektir. Marka hakkına tecavüz olgusu açısından belirtilmesi gereken temel husus, marka hukuku açısından tecavüzün söz konusu olabilmesi için yukarıdaki hükümlerde de belirtildiği gibi tescilli marka ile kullanılan işaret arasında aynılık, ayırt edilemeyecek derecede benzerlik veya ilişkilendirme ihtimali de dâhil olmak üzere karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzerliğin bulunmasının gerekli olduğudur. Bu bağlamda tescilli marka ile kullanılan işaret arasında benzerliğin bulunmadığı durumlarda taraflarca üretilen ürünlerin veya sunulan hizmetlerin benzerliği veya tescilli markanın tanınmış olması marka hukuku açısından tecavüz oluşturmaz. SMK uyarınca karıştırılma ihtimali veya iltibas tehlikesi, eski ve yeni markaların aynı veya benzer olup olmadıkları ve aynı ya da benzer mal/hizmetleri kapsayıp kapsamadıkları dikkate alınarak saptanır. Dolayısıyla markaların kapsadığı mal/hizmetler ne kadar yakın (benzer) olursa, iltibas ihtimalinin önlenebilmesi için yeni markanın eskisinden o kadar farklı olması gerekir (Arkan: Marka Hukuku, C. 1, s. 97-98). Markanın fonksiyonlarından hareketle iltibas tehlikesi geniş yorumlanmakta, dolayısıyla markalar arasındaki benzerliğin, alıcıları, satın almayı düşündükleri mal/hizmet yerine başka mal/hizmet almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasında idarî-ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikesi içinde ele alınmaktadır (Arkan: s. 98-99). Somut olay kapsamında ilk olarak belirtilmesi gereken husus davalının Trendyol ve Hepsi Burada Pazar yeri ile https://modabedding.com/ web sitesindeki kullanımlarının kanepe, yastık, ortopedik oturma minderi, minder kırlent gibi ürünler üzerinde olduğu ve bu emtialar ile davacının seçilen örnek markalarının kapsamında yer alan malların ve hizmetlerin aynı, aynı tür veya bağlantılı olduğudur. Yukarıda karıştırılma ihtimali gerekçesiyle marka hükümsüzlüğü bölümünde detaylı olarak belirtildiği üzere, davacı markaları ile davalı kullanımlarında .... ibaresinin ortak olması, tek başına karıştırılma ihtimali için yeterli bir durum değilse de markaların bütün olarak belirgin ortaklıklar içermesi ve ....dışındaki kelimelerin de ayırt ediciliğinin olmaması / düşük olması nedeniyle markaların karıştırılmaya neden olacak derecede belirli bir benzerlik taşıdığı değerlendirilmiştir.Davacı markalarının kapsamındaki mallar/hizmetler ile davalının kullanımına konu emtianın aynı, aynı tür veya bağlantılı olması, davacı markaları ile davalı kullanımları arasında karıştırılmaya yol açabilecek derecede benzerlik olması ve davacının ....” şeklindeki fiili kullanımları arasında, karıştırılma ihtimali olduğu kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Kullanım İspatı Talebi Bakımından; Davacının uyuşmazlığa mesnet gösterdiği .... markaları için davalının SMK m.19/2 kapsamında kullanım ispatı talep ettiği, ancak davacı tarafın söz konusu kullanım ispatı talebine ilişkin olarak herhangi bir tescilli markayı açık olarak belirten ve markanın kapsamındaki malların ve hizmetlerin kullanımını ispatlayan somut deliller sunmadığı, buna karşılık dava dosyası kapsamınadn, davacının gerek Moda ....markalarından kullanım ispatına tabi olmayan diğer bir deyişle dava açıldığı tarihte tescilden itibaren hesaplanması gereken 5 yıllık süresi dolmamış olan markalarının bulunduğu,Bu kapsamda davacı adına tescilli markalardan kullanım ispatı yükümlülüğüne tabi olmayan emsal markalardan davalı markasının kapsamındaki mallar ve hizmetler ile aynı veya aynı tür malları ve hizmetleri ihtiva eden örnek markaları değerlendirmeye almadığı, Hükümsüzlük Bakımından; Davalının .... sayılı ...” markası arasında, davalı markasının kapsamında yer alan tüm mallar ve hizmetler yönünden, karıştırılma olasılığı bulunduğu, Taraf beyanları ve dosyaya sunulan deliller kapsamında, davalının .....” markasının tescili açısından kötü niyetli olduğu,Marka Hakkının İhlali Bakımından; Davacının .... şeklindeki fiili kullanımları arasında, karıştırılma ihtimali olduğu, Manevi Tazminat Bakımından;Davacı yanın tescilli markalarından kaynaklanan haklarının ihlalinin aynı zamanda manevi tazminat şartlarını da sağlamakta olduğu değerlendirilmiş olup, 100.000,00.-TL manevi tazminata hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H ÜK Ü M :Davanın Kısmen Kabulüne, Davaya konu ....sayılı markanın tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne,6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen .... gönderilmesine,Davalının davacı markasına yaptığı tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, tecavüzün men'ine,100.000,00.-TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Alınması gereken (100.000,00.x68,31/1000=) 6.831,00.-TL harçtan peşin alınan (4.269,37+427,60=) 4.696,97.-TL harcın mahsubu ile bakiye 2.134,50.-TL eksik nispi ilâm harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan manevi tazminat için takdiren 40.000,00.-TL nispi, hükümsüzlük yönünden açılan dava için 40.000,00.-TL maktu, kabul edilen diğer istemler için 40.000,00.-TL maktu 3 ayrı ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davanın kabul ret oranının takdiren %82 olarak belirlenmesine,Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 427,60.-TL ilâm harcının tamamının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 24.274,87.-TL yargılama giderinin %82'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalının yapmış olduğu gider bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....Mahkemesi'nde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.23.10.2025Kâtip Hâkim ....✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf(+tamamlama harcı) : 4.757,77.-TL İhtiyati Tedbir Harcı : 1.132,10.-TL Bilirkişi Ücreti : 18.000,00.-TL P.M. : 385,00.-TL TOPLAM : 24.274,87.-TL