Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davasında İnşaat Projesi Yatırımının Tasfiyesi ve Tarafların Karşılıklı Finansal İddiaları.
Özet: Bu dava, adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebiyle açılmış olup, davacı, davalı şirket ve kefil ile kurduğu ortaklığa 250.000 TL yatırım yapmasına rağmen, ortaklığın karşılıklı tasfiyesi sonrası kararlaştırılan ödemeyi alamadığını, davalıların kendisini aldatarak mal kaçırma amacı güttüğünü iddia ederek yasal faiziyle birlikte ödeme talep ederken; davalı şirket ise, davacının ve diğer ortağın taahhüt ettikleri 8.000.000 TLlik inşaat maliyetini ödemeyerek sadece 250.000 TL yatırdığını, bu durumun kendisini iflasa sürüklediğini ve projenin tamamlanamamasına neden olduğunu savunmaktadır.

T.C.
İSTANBUL 30. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/1172 EsasKARAR NO : 2026/71DAVA : Alacak (Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 17/09/2020KARAR TARİHİ : 17/09/2026Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız İstanbul 30. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Alacak (Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ /DAVA/TALEP ;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının davalılar ... Limited Şirketi ile 04/02/2017 tarihli ortaklık sözleşmesi imzaladığını, davalı ...'ın ise kefil olduğunu, tarafların adi ortaklığının olduğunu, ortaklığın 2018 sonu 2019 başında karşılıklı anlaşma ile tasfiye edildiğini, ancak müvekkiline düşen ödemenin yapılmadığını, sözleşmeye göre tarafların istediği zaman hesap kontrolü yapabileceklerini, müvekkilinin bu ortaklığa toplamda 250.000,00 TL yatırdığını, banka dekontlarını sunduklarını, ...'ın inşaat hesaplarını göstermekten kaçındığını, alım ve satımlarla ilgili bilgi paylaşımında bulunmadığını, davalı ...'ın yaptığı hesaplamada müvekkilinin alacağını 400.000,00 TL olarak kabul ettiğini,...'ın bir süre sonra bu miktarı 350.000,00 TL'ye düşürdüğünü, müvekkilinin davalının borçlarından dolayı üzerindeki malları ...'ya devrettiğini öğrendiğini, sözleşmeye göre ince müvekkilinin ödemesinin yapılmasının gerektiğini, davalı ...'ın yurt dışında olması sebebi ile inşatta sürekli ...'nın durduğunu, müvekkil ile ...'nın arasında geçen telefon görüşmelerinin olduğu ve bu görüşmelerde ...'ya yapılan devirlerin bir kısmının muvazaalı ve alacaklılardan mal kaçırma maksadına matuf olduğunun belli olduğunu, davalı ...'ın kardeşini göndererek müvekkiline daire teklif ettiğini, daha sonra da Türkiye 'ye döndüğünde teklifine devam ettiğini, tarafların karşılıklı olarak anlaştığını, tarafların anlaşmalarından dolayı yargılamanın bu mutabakat üzerinden yürütülmesi gerektiğini, ancak karşı tarafın kötü niyetli olduğundan arabulucuya giderek zarar ettiğini ileri sürdüğünü, bu nedenle daha önce bizzat kendisinin hesapladığı taahhütnameyi iptal ettiğini, 2019 yılı başı itibarıyla karşılıklı anlaşma ile tasfiyenin bittiğini, müvekkilinin davalılar tarafından aldatıldığını, bütün iyi niyetine ve sorunu çözmek için gösterdiği çabaya rağmen parasını alamadığını uzun süre ödeme vaadi ile uyutulduğunu belirtilerek Davalının kendine ait olduğunu söylediği Kadıköy'de bulunan taşınmaza ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini, 250.000,00 TL'nin sözleşme tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP /TALEP :Davalı ... Ltd.Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket yetkilisi ile davacı arasında ika edilen 04.07.2017 tarihli ortaklık sözleşmesi kurulduğunu, işbu ortaklık sözleşmesi kapsamında ... Cad. No:.. Kadıköy - İstanbul adresinde yer alan ana taşınmaz üzerinde 32 adet bağımsız bölüm daire ve 6 bağımsız bölüm dükkan inşa edileceği ve tarafların yükümlülüklerine ilişkin hükümler belirlendiğini, davalının inşa edeceği alanın bedeli olan 13.000.000,00 TL olup, taraflar arasında yapılan görüşmeler kapsamında toplamda ... ve ...tarafından 8.000.000,00 TL inşa maliyet bedeli ödeneceği kararlaştırıldığını, davalının, davacı tarafı şahsen sözleşmenin ika edildiği 04.07.2017 tarihinde ... tanışıklığı eşliğinde sözleşme ika edildiğini, davalının sözleşme öncesi ...'i tanımadığını, sözleşme tarihinde ... ve davacı taraf inşaat bedellerinin tamamını karşılayacakları ve inşaat tamamlandıktan sonra yapılan gider ve masraflar düşüldükten sonra payların bölüşüleceği kararlaştırıldığını, sözleşme kapsamında inşa bedeli 13.000.000,00 TL olan inşa için davacı tarafından davalı şirket hesabına 250.000,00 TL ödeme yapıldığını, taraflar arasında whatsap üzerinden yapılan görüşmeler ve USD veya 350.000,00 TL ödeneceği hususu kabul edilebilir nitelikte olmadığını, davacı taraf ve diğer davalı inşa bedeli olan 8.000.000,00 TL bedel ödeme şartlarını yerine getirmemiş olmakla, davalı inşaat başlaması ile Şekerbanktan 2.500.000 TL kredi kullanmış olmakla, davalıya ait taşınmazları ipotek ettirdiğini, bunun haricinde aile çevresinden yaklaşık 1.000.000,00 TL borç para almakla, inşaata başladığını, banka kredisi kullandığı daireler kredi borcu ödenmemesi nedeniyle, ipotek yolu ile satılmak suretiyle, paraya çevrildiğini, ... ve davacı taraf inşa bedelini karşılayacakları sözü ile müvekkili iflasa sürüklediğini, davalı sözleşme kapsamında ve finansör olan tarafların ödeme yapmaması nedeniyle ve inşaatı bitirme zorluğu kapsamında zarara uğradığını ve iflas ettiğini, davacı tarafın inşa bedeli 13.000.000 TL olan bir yapı ile ilgili, 250.000 TL ödediği açık olmakla, geri kalan taahhütleri yerine getirmediğini, davalı inşaatı tamamlayamadığından ve verilen söz ve taahhütler yerine getirilmediğinden inşaatın taşeronu olan ... ve ailesi tarafından 12.000.000 TL üzeri ödeme yapmak ve bir kısım iş karşılığı olmak üzere taşınmazları satış ile devrettiğini, davalının muvazaalı şekilde devir ve mal kaçırma gayretine girmesi mümkün olmadığını, işbu husus davacı taraf ile diğer davalı ... bilgisinde olduğunu, davalının işbu inşa nedeniyle 3.500.000 TL nakit masraf yapmakla, şu aşama itibarı ile SGK, vergi dairesi, kadıköy belediyesi, ailevi borçlar olmak üzere ciddi borçlanma söz konusu olduğunu, Mahkemece resen göz önüne alınacak hususlara binaen, fazlaya ve faize ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile; davanın reddine, davacının kötüniyet olması nedeniyle %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı/borçlu üzerinde bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Ticaret Sicil Kayıtları, Nüfus Kayıtları, 04/02/2017 tarihli ortaklı sözleşmesi, Banka Dekontları, WhatsApp Yazışmaları, CD. Bilirkişi Raporu, Tanık Beyanları, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü Kayıtları, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği kayıtları, Üsküdar Vergi Dairesi Kayıtları, Dosyadaki Diğer Bilgi ve Belgeler. TANIK (DAVACI TANIĞI) ...; 'Davacıyı uzun yıllardır arkadaşım olması nedeniyle tanırım, taraflar arasında bir ortaklık anlaşması olduğunu duydum, ben daire almak istediğim için tarafların yapmış olduğu inşaat alanına gittim, Yurtdışından gelen... inşaat alanındaydı, onunla pazarlık yaptık benim İstanbul da dairem olması nedeniyle onunla takas teklifinde bulundum, ben tek daire almak istemiştim, ancak onlar iki daire teklif ettiler, 1.600.000,00 TL istediler, 400.000,00 TL'yi davacıya ödeyecektim, anlaşma zamanında davacı ...ve davalılardan ... bulunmaktaydı, ...400.000,00 TL'yi davacıya ödeyeceğimizi söylemişti, kalan kısmı da davalılara ödeyecektim, tapuyu hemen veremedikleri için anlaşamadık, bir yıl sonra ben tekrar daire almak için yine inşaat alanına gittim, ... isimli bir şahısla görüştüm, davalıların ortağı olduğunu düşünüyorum, daire fiyatları yükseldiği için anlaşamadık, tanıklık ücreti talebim yoktur dedi. ' şeklinde beyanda bulunmuştur.TANIK (DAVACI TANIĞI)...; 'Davacı benim kardeşim olur, ben Elazığ ilinde Avukatlık yapıyorum, 2017 tarihinde davalı tarafla ortaklık anlaşması yaptılar, aralarında yazılı sözleşme düzenlediler, sözleşmeyi bende inceledim, sözleşme maddesinde zarar edilse dahi paranın iade edileceğine dair bir madde benim tarafımdan eklendi, kardeşim parası bendeydi, 250.000,00 TL'yi davalı tarafa banka aracılığıyla gönderdim, davalılardan ... işin başında durmadığı için 2019 yılında ortaklıktan ayrılma hususunda 400.000,00 TL karşılığında anlaştılar, ...müşteri bulun dairelerden birini satıp paranı ödeyeceğim dedi, 2019 yılında ben diğer tanık olan ...'ı inşaatın bulunduğu alana götürdüm, dublex dairelerin tanesine 1.600.000,00 TL istendiğinden 400.000,00 TL'yi bize ödenecek kalan kısım davalılara ödenecekti, ... para ve takas teklif edince ve karşı taraf tapuyu hemen veremeyeceği için almaktan vazgeçti, sonrasında birkaç defa gitmiş ise de anlaşamadılar, geçen ay ben davalıların emlakçıları ile görüştüm, dairelerden bir tanesinin satılmadığını ve 5.000.000,00 TL istenildiğini öğrendim, tanıklık ücreti talebim yoktur ' şeklinde beyanda bulunmuştur.DEĞERLENDİRME VE SONUÇ : Dava, 6098 Sayılı TBK'nin 77 vd. maddeleri gereğince açılmış sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade istemine ilişkindir. (Adi Ortaklık Sözleşmesinden Kaynaklanan) 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada Mahkememizce tensip zaptı hazırlanarak taraf vekillerine davetiye tebliğ edilerek duruşma açılmış ve BAM kararı da gözetilerek 6100 sayılı HMK'nin 114, 115, 137 ve 138. maddelerinde bulunan düzenlemeler kapsamında Anayasa'nın 141/4 ve 6100 Sayılı HMK'nin 30.maddeleri gereğince çabukluk ve usul ekonomisi ilkeleri de gözetilerek dava şartlarına yönelik (görev dava şartı) yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda aşağıdaki hüküm sonuca ulaşılmıştır. Anayasa'nın 37. maddesine göre "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz". 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/(1)-c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Bu yasal çerçevede mahkemelerce görev konusu her aşamada resen gözetilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dosyanın usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde öncelikle görev yönünden tensiben incelenmesi ve sonuçlandırılması gerekmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 4. ve 5'inci maddelerinde ticari dava düzenlenmiş olup TTK'nin 4. maddesine göre bir davanın ticarî dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesince bakılacağı yönünde bir düzenleme bulunması (mutlak ticari dava olması) gereklidir. Aynı Kanun'un 5'inci maddesinde ticari davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceği ve Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişkinin de görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan işin, diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiş olup işin ticarî nitelikte olması veya sayılması, davanın ticari dava olarak kabulü için yeterli değildir. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen dikkate alınması gerekmektedir. 507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 76'ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı Yasaya yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinde 507 sayılı Yasaya yapılan atıf, 5362 sayılı Yasaya yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. Yeni yasanın 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak belirtilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve anılan yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacının tıp doktoru olduğu, ticaret sicil ve esnaf odasında herhangi bir kaydının bulunmadığı tespitine göre 6102 sayılı TTK'nin 11 ve 12. maddeleri gereğince gerçek kişi tacir sıfatı bulunmadığı, davalılardan ...'ın da tacir sıfatı olmadığı, buna göre eldeki adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK'nin 4.maddesine göre mutlak ve nispi ticari davalar ile özel kanunlardaki ticaret mahkemelerinin bakacağı davalar kapsamında kalmadığı, işbu davada görevli mahkemenin 6100 sayılı HMK’nin 1 ve 2. maddeleri gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Binaenaleyh, 6100 sayılı HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevli olmaması nedeniyle; davanın, 6100 sayılı HMK'nin 115/1-2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) 6100 sayılı HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkememizin görevli olmaması nedeniyle; davanın 6100 sayılı HMK'nin 115/1-2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine, 2-)6100 sayılı HMK'nin 114/1-c ve 1, 2. maddeleri uyarınca görevli mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine,3-)6100 Sayılı HMK'nin 20/1 maddesi uyarınca taraflardan birininin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak talepte bulunması halinde dava dosyasının görevli İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine 4-)Yargılama giderlerinin 6100 Sayılı HMK'nin 331/2 maddesi uyarınca görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesine, görevsizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmezse talep halinde mahkememizce bu durumun tespiti ile dosya üzerinden davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine,5-)6100 Sayılı HMK'nin 20/1 maddesi uyarınca taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde mahkememiz tarafından resen davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek 6100 Sayılı HMK'nin 331/3 maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı ... ve diğer davalılar vekilinin yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17/09/2026Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır