Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde tanınmış markanın benzerlik, iltibas ve kötü niyet iddialarıyla YİDK kararının iptali istemli dava.
Özet: Davacı, tütün sektöründeki tanınmış markalarının davalının tescilini istediği markayla görsel ve işitsel olarak yüksek derecede benzer olduğunu, bunun tüketicilerde iltibasa yol açarak müvekkilinin itibarı ve ayırt ediciliği üzerinde haksız yarar sağlanacağını, davalının bu benzerliği bilinçli yarattığını iddia ederek bir marka kararının iptalini talep etmiş; davalı kurum ise, markaların bir bütün olarak ele alındığında karıştırılma ihtimali taşımadığını, görsel, işitsel veya kavramsal yönden benzerlik bulunmadığını ve 6769 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde belirtilen tescil engellerinin oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/478 Esas - 2025/386
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/478 KARAR NO : 2025/386....DAVA : Marka YİDK Kararının İptaliDAVA TARİHİ : 18/11/2024KARAR TARİHİ : 08/10/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 08/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili markasının tanınmışlığı ve tanınmış markaların geniş korumadan yararlandığı ve sınıfsal ayniyet ve “interdependence” ilkesi de göz önünde bulundurulduğunda, ihtilaf konusu marka ile müvekkiline ait tescilli markaların iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzer olduğunu, davalının ihtilafa konu “....” türevi ibareli markalarının da bulunduğunu ve bu markaların da davalının markasına benzer bir şekilde beyaz zemin üzerine siyah renkli düz yazı stilinde oluşturulmuş olduğunu, başvuruya konu edilen marka ile müvekkilinin “....” esas unsurlu markalarının ortak olarak 6 harfi aynı sıralamada barındırdığını (“...”), ikinci unsurdaki harflerin tümünün de aynı olduğunu (......” markaları ile aralarında yalnızca 2 harflik görsel farklılık olduğu da göz önünde bulundurulduğunda davaya konu markanın doğrudan kullanımı neticesinde iltibasa sebebiyet vereceğini, dava konusu ... kararında belirtilenin aksine, markaların hem bir bütün olarak hem de esas unsurları itibarıyla oldukça derecede benzer olduğunu, “.... şeklinde okunan markalar arasında, hem esas unsur hem de bir bütün olarak gerek işitsel gerekse de görsel benzerliğin mevcudiyetinin son derece açık olduğunu, davalı şirketin müvekkilinin markalarının yanı sıra sektördeki.... .... gibi diğer tanınmış tütün firmalarının ...” markalarını veya diğer tütün şirketleri adına kayıtlı “...” markalarını da taklit edecek şekilde sair marka başvuruları gerçekleştirdiği anlaşılmakta olup, somut olayda diğer markaları da dikkate alındığında davalı şirketin “.......”) markalı ürünlerinin 34. Sınıfta yer alan sigaralar bakımından sektör liderleri arasında olduğunu, yüksek derecede benzer olan “....” markasının tanınmış ve tescilli olduğu sınıf bakımından tescilinin talep edildiğini, markalar arasındaki sınıfsal ayniyet ve müvekkiline ait markaların yüksek ayırt ediciliği sebebiyle, “....”) ibareli olanlar da dahil olmak üzere ....” (....”) esas unsurlu markalarının bir lisans ilişkisi kapsamında yetkilendirilen bir firma tarafından kullanılmakta olduğunu zannedebileceğini, müvekkili markasının tanınmışlığı, Mahkeme kararlarının ve bilirkişi raporlarının yanı sıra, Kurum’un kararları, ....”) markalarının geldiği düşünüldüğünde, kanunda sayılan koşulların ve esasen yalnızca birinin varlığının dahi yeterli olacağı ihtimallerin gerçekleşeceğini ve müvekkili markasının tanınmışlığından ve itibarından haksız yarar sağlanabileceğini ve markanın ayırt edici niteliğine zarar verilebileceğini, davaya konu marka başvurusunun sahibi davalının, tütün sektöründe faal olmasına rağmen sigara ve tütün ürünleri alanında onlarca ülkede onlarca yıldan beri tescilli markalarıyla faal olan müvekkili markasından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, davalı şirketin bunu bilinçli bir şekilde yaptığını ve müvekkilinin tanınmış markasına yakınlaşmayı hedeflediğini, davalı şirket uluslararası tanınmışlığa sahip, başta müvekkilinin “.... kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ...." ibareli itiraz markaları, genel görünümleri ve bir bütün olarak bakıldığında bıraktıkları intibaın, görsel, işitsel ya da kavramsal yönden karıştırılacak şekilde benzer olmadıklarını, davacının itiraz markaları ....” ibaresi ile başlarken, dava konusu başvuru markasının ise davacının itiraz markalarından farklı bir ibare olan .... ibaresi ile başladığını, dava konusu markayı okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkânı olmayan kişinin zihnindeki intibaın, davacıya ait marka/markaların bıraktığı intiba ile aynı olmadığını, dolayısıyla söz konusu markaların birbirlerinden farklı oldukları ve iltibas oluşturacak şekilde benzemediklerini, bu nedenle 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesinde sayılan şartları sağlamadığını, başvuru konusu markanın tesciline bir engelin olmadığını, söz konusu iki marka örneği, aynı firmanın markası gibi algılanabilecek nitelikte olmadığı gibi, iki markanın karıştırılma ihtimallerinin hiçbir şekilde bulunmadığını, markalar benzer olmamakla birlikte, dava konusu başvurunun tescilinin 6769 Sayılı SMK'nın 6/5 maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde de bir kanaat oluşmamış olduğunu, davacı taraf, kötüniyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğinden, bu husustaki iddiaya itibar edilmemiş olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin “Kingston Blue” ibareli işareti ile davacı tarafından dayanılan markalar arasında tüketicileri iltibasa düşürecek düzeyde bir benzerlik bulunmamakta olup, markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığını, müvekkilinin “.... markası ile davacı yanın dayanmış olduğu “.... markaları kavramsal, anlamsal, işitsel ve görsel özellikleri bakımdan hiçbir surette benzer olmadığını, müvekkilinin İngilizce kelimelerden oluşan “...” markasında yer alan “....” sözcüğü yine İngilizce bir kelime olan .... kelimesinin kökeninden gelmekte olup, Türkçe karşılığının “Krallık” anlamında olduğunu, keza İngilizce bilgisi düşük olan tüketici dahi “....” kelimesini gördüğünde veya duyduğunda zihninde “Kral”/ “Krallık” anlamının geleceğini, davacı yanın dayanak markaları olan “...” kelimesinin ise yine İngilizce kökenli bir sözcük olup hem özel isim hem de kuzey ....’da bir kasaba ismi olduğunu, bu bakımdan somut duruma konu markalar arasında kavramsal/anlamsal olarak hiçbir benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin markasında yer alan “Blue” ibaresinin tescil başvurusu yapılan “sigaralar” ürünlerinde yaygın ve tanımlayıcı olarak kullanılan bir renk adı olduğunu, dolayısıyla “....” ve “...” kelime unsurları bakımından iddia edildiği bir benzerlik bulunmamakla beraber, davacı tarafından müvekkilinin markasında yer alan “Blue” ibaresi üzerinden de “... ....” markasına dayanarak zoraki benzerlik ve taklit iddialarının da haksız ve mesnetsiz olup kabul edilemez olduğunu, markalardaki sözcüklerinin başlangıç kısımlarındaki farklılıkların görsel benzerlik sonucuna etkisi olacak şekilde bariz biçimde olduğunu, müvekkilinin “....” markasının renk, şekil, tasarım logo vs yönünden davacı yanın markalarını çağrıştırabilecek herhangi bir ortak unsur da içermediğini, markaların işitsel bakımından benzer olmadığını, markaların tescile konu olan emtiaları 34. sınıfta yer alan “sigara ve tütün ürünleri” olup sigara ürünlerinin tüketicisi açısından bakıldığında, sigara kullanıcısının tadına ve damak zevkine alıştığı bir sigarayı, başka kullandığı bir sigaraya tamamen benzese dahi karıştırarak yanlışlıkla almasının mümkün olmadığını, sigara ve tütün mamullerini kullanan tüketicilerin tiryaki diye adlandırılan uzman tüketici/bilgili tüketici olarak değerlendirildiği, tütün mamulleri bağımlılarının markalar arasındaki tercihten öte, aynı markanın kısa ya da uzun denen tiplerini ya da light ya da normal olarak adlandırılan mamullerini tüketirken dahi sürekli tükettiklerinden farklı olan ürünü almadıklarından potansiyel tüketicilerin bahse konu markaları karıştırmalarının söz konusu olamayacağını, diğer bir ifadeyle sigara ve tütün ürünlerin tüketicilerinin belli olduğunu ve bu tüketici kitlesinin tercihini markaya göre değil tütün çeşidine, sigaranın içim ve damak zevkine göre yaptığını, bu nedenle de birebir aynı ifadelerden oluşmayan markaların tüketiciler nezdinde karıştırılmasının mümkün olmayacağını, müvekkilinin “....” ibareli markası ile davacının dayanak markasının itibarını veya ayırt edici karakterini zedelemediği gibi davacının dayanak markalarının tanınmışlığından yararlanma amacında olmadığını, markaların birbirinden yeteri kadar farklı oldukları açıkken “...” markasının tanınmış olması nedeniyle işaretler arasında bağlantı kurulması dahil herhangi bir ilişkilendirilmeye olanak verecek bir benzerliği olmadığını, zira 34. sınıf ürünlerinin ilgili tüketicisinin özel ve bilinçli tüketiciler olduğu dikkate alındığında “...” markasının tanınmışlığının somut olay bakımından karıştırma ihtimalini ortaya çıkaracak bir etki oluşturmadığı gibi emtialar yönünden örtüşme bulunsa dahi SMK’nun 6/5 maddesi anlamında belirlenmiş üç olasılıktan herhangi birinin bulunmadığını, müvekkilinin hiç bir zaman davacının markalarından yararlanma veya markasına yaklaşma amacında olmadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikine, davalı şirket adına "kingston blue" ibaresinin Uluslararası ... Sınıflandırma Sisteminin 34. sınıfında yer alan mallarda kullanılmak üzere tescil başvurusu 16.12.2022 tarihinde yapılmıştır..... sayılı marka tescil başvurusu, yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda 12.01.2023 tarihli ve 412 sayılı .... Bülteni’nde ilanına karar verildiği, söz konusu ilan kararına davacı şirket tarafından itirazda bulunulduğu, başvurunun ilanına yapılan itiraz, ilgili daire tarafından değerlendirilerek, davacının itirazının reddine karar verildiği, karara karşı davacı şirket tarafından....’da görüşülmesi için itiraz dilekçesi sunulduğu, T... sayılı kararı ile söz konusu itirazın kabulüne karar verildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. ..... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır . Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu ....” ibareli markanın dava konusu malları ile davacıya ait redde mesnet markaların kapsamlarındaki mallar incelendiğinde, davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu malların davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Somut olayda benzerliği tespit olunan “Tütün, çiğneme tütünleri, sigaralar, purolar.” malları yalnızca belirli bir yaş (18) ve üzeri yetişkinlere hitap etmekte olup tüketicilerin bilgilenme seviyelerinin yüksek olduğu, diğer malların tüketicilerinin bilgilenme seviyelerinin ise ortalama olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ..... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır” . Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacıya ait redde gerekçe markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Dava konusu “...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Tütün mamullerinde yer alan ....”, “gold” gibi ibarelerinin, ürünün içindeki maddelerin (nikotin, karbonmonoksit, zifir) oranlarına ilişkin tüketiciyi bilgilendirme amaçlı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla, dava konusu markada yer alan “blue” ibaresinin sektörde yaygın olarak kullanılan bir ibare olmasıyla ayırt edici niteliğinin zayıf olduğu dikkate alındığında dava konusu markanın esas unsurunun “....” ibaresi olduğu, Davacı markaları, beyaz zemin üzerine, siyah renkte, .... gibi ayırt edici niteliği zayıf olan ibarelerin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markalarıdır. Dolayısıyla, davacının markalarının esas unsurunun “... ibaresi olduğu, Dava konusu markanın esas unsuru konumundaki “....” ibaresinin çeşitli bölgelerde yerleşim yeri adı olduğu, davacı markalarının esas unsuru konumundaki “...” ibaresinin de yine çeşitli bölgelerde yerleşim yeri adı veya erkek ismi olarak kullanıldığı, dolayısıyla, dava konusu marka ile davacı markaları arasında kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, Bu açıklamalar doğrultusunda, davacı markaları ile dava konusu marka, marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak karşılaştırıldığında, dava konusu marka ile davacı markalarındaki farklılığın ilk harf olan “K” ve “W” harflerinden kaynaklandığı, dava konusu marka ile davacı markaları arasında kavramsal bir benzerlik bulunmadığı, tek harf değişikliğinin iltibasa yol açacağı iddia edilse de, bu hususun her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta bu farklılığın görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, markaların esas unsurlarının ilk harflerinin farklı olmasının tüketiciler nezdinde markalar arasında işitsel ve görsel olarak da farklılığa yol açacağı zira tüketicilerin marka işaretlerinin başına daha fazla dikkat ettiği, ilk harfteki farklılığın tüketiciler tarafından fark edilebileceği, öte yandan Yargıtay’ın tek harf değişikliğine yönelik kararları ile de uyumlu olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, ilgili tüketiciler tarafından taraf markalarının farklı işletmelere ait olduğunun anlaşılabileceği sonuç olarak dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak bir benzerlik bulunmadığı, Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.” Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır. Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir. İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine ... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması ve tüketici kitlesi bilinç düzeyinin bazı mallar için ortalama, bazı mallar için yüksek olması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, Tanınmışlık İddiaları; 6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Öte yandan, markanın halk tarafından tanınmışlık düzeyi, markanın herkes tarafından bilinirliğini, markanın, malın potansiyel ve fiili kullanıcılarının da ötesinde ulaşmış olduğu genel tanınmışlık düzeyi bazı kriterler çerçevesinde değerlendirir. Bunlardan bazıları; markanın tescilinin ve kullanımının süresi, markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsam (Yurt içi ve yurt dışı tescilleri), markanın üzerinde kullanıldığı mal ve/veya hizmetin piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktarı, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle de Türkiye'deki promosyon çalışmalarının) özelliklerinin neler olduğu (Promosyonun süresi, devamlılığı, yayıldığı coğrafi alan, kapsam, promosyona harcanan para, promosyonun niteliği (TV reklamı, yerel gazete ilanı, sadece çocuk sahiplerine yönelik yapılan tanıtım vs.), reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalı olabilecek nitelikte faaliyetlerin varlığı (Gazete, dergi, TV vb. medya organlarındaki yayınlar, markalı ürünlerin fuarlarda teşhiri vb.), markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçları, markanın sahibi firmaya ilişkin özellikler (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı, ödenmiş sermayesi, cirosu, karı, yurt çapında ve yurt dışında sahip olduğu dağıtım kanalları: şubeleri, bayilikleri, servis ağı, ödediği vergi, ihraç miktarları, piyasasına hakimiyeti vs.), eğer marka bir satışa konu olmuşsa, marka üzerinde kıymet takdiri yapılmışsa markanın parasal değeri, marka tescillerinin kapsadığı mal ve/veya hizmet portföyünün genişliği olarak belirtilebilir. Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, Kötü Niyet İddiaları; Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki malların redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı Kötü niyet iddiaların ispatlanamadığı,....Kararı’nın yerinde olduğu sonuçlarına ulaşılmış olup, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08.10.2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır