T.C. Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, mevcut tescilli markalarla yeni bir marka arasındaki iltibas ve kötü niyet iddialarına ilişkin marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davası.
Özet: Bu hukuki evrak, davacıların tescilli markalarının esaslı unsuru olan bir ibarenin, davalının marka başvurusundaki ibareyle özellikle işitsel ve genel izlenim açısından ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, davalı markasındaki "tarım" gibi tanımlayıcı kelimelerin ve ek harflerin ayırt edicilik katmadığı, mevcut markanın bilinirliğinden kötü niyetle faydalanma amacı taşıdığı iddialarıyla hükümsüzlük ve sicilden terkin talep ettiği; davalının ise kendi marka başvurusunun davacı markalarından görsel, fonetik ve anlamsal olarak farklı olduğunu, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacı markasının somut bir anlama sahipken kendi markasının temel ibaresinin anlamsız olduğunu ve bütünüyle farklı bir genel izlenim bıraktığını savunarak davanın reddini istediği bir marka uyuşmazlığıdır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/489 Esas - 2025/330
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/489Karar No : 2025/330....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden TerkinDava Tarihi : 22/11/2024Karar Tarihi : 18/09/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 18/09/2025Davacılar vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA :Davacılar vekili dilekçelerinde özetle; davalının marka başvurusunun müvekkillerin markalarının tescilli olduğu 29, 30, 32 emtia ve 35. Sınıflardaki hizmetlerde yapılmış olduğunu, müvekkillerinin markalarının esaslı unsurunun "..." ibaresi olduğunu, markaların asli unsurunun tek kelimeden oluşan ".... ibaresi olduğunu, davalının markasının ise "b ... tarım" ibaresinden oluştuğunu, davalının markasında yer alan tarım sözcüğünün 29, 30, 31 ve 32 sınıflardaki gıda ve tarım emtialarının niteliğini gösteren bir kelime olduğunu, dolayısıyla "tarım" kelimesinin herhangi bir ayırt ediciliği veya özgünlüğünün bulunmadığını, ... ibaresinden önce markaya eklenen "b" harfinin de markaya ayırt edicilik katmadığını, dolayısıyla davalının marka başvurusunun asli unsurunu ...." kelimesinin oluşturduğunu, benzerlik karşılaştırması yapılan ...ibareli markaları özellikle işitsel olarak birbirine ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, müvekkili ve muhatap markalarının başlangıç ve bitiş kısımlarının aynı olduğunu, bu sebeple de özellikle işitsel anlamda markaların karıştırılma riskinin oldukça fazla olduğunu, davalı markasını oluştururken müvekkilinin tescilli markasının esas unsuru olan ... ibaresinin ortasına –r- harfi ekleyerek farklılaştırmak istese de markaya ayırt edicilik katmamış aksine telaffuz benzerliğini artırmış olduğunu, aynı denebilecek derecede benzer ibareler taşıyan ve benzer ürünler üzerinde kullanılacak olan "..." ve "..." markalarını tüketicilerin karıştıracaklarını, müvekkili ile ilişkilendireceklerini ve bu durumun piyasaya yeni girmiş/girecek olan davalının lehine iltibas oluşturacağını, müvekkillerinin markasının asırlık bir marka niteliği bulunduğunu, buna karşı davalının daha önce hiç kullanımı olmayan dokuz "..." marka başvurusunu aynı anda yapmış olmasının davalının marka başvurusunun müvekkillerinin markasının meşhur ve bilinirliğinden yararlanmak amacına matuf (kötüniyetli) olduğunu gösterdiğini ifade ederek,.... sayılı ve "b ... tarım" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse 29, 30, 32. Emtia ve 35. Hizmet sınıflarında hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı .... vekili cevaplarında özetle; davacının itiraz konusu markaları ile davalıya ait ibareli marka, görsel, fonetik ve anlamsal açıdan benzer olmayıp, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davalıya ait marka anlam bakımından incelendiğinde, “...” kelimesinin bilinen herhangi bir anlamının bulunmadığını,.... resmi internet sitesindeki Güncel Türkçe Sözlükte, “Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması; ziraat, kültür.” olarak tanımlanmış olduğunu, davacının itiraza mesnet markası olan “...” kelimesinin ise, “1. Çimentonun su yardımıyla kum, çakıl vb. maddelerle karışması sonucu oluşan sert, dayanıklı, bağlayıcı yapı malzemesi. 2. Bu malzemeden yapılmış” anlamına geldiğini, davacı markaları ve davalı başvurusunun, öncelikle, anlam itibarıyla birbirinden son derece farklı olduğunu, markalar fonetik olarak ele alındığında, “ber-ton ta-rım” şeklinde telaffuz edilen davalı markası ile “be-ton” ve “be-ton hel-va” şeklinde telaffuz edilen davacı markasının, vurgunun üzerinde yoğunlaştığını, ibarelerin başlangıcı açısından herhangi bir benzer tını veya sesçil bir benzerlik taşımadığını, markalar şekil açısından bakıldığında, yeşil harflerle yazılmış “.... ibareleri ile figüratif yazımla oluşturulmuş “B” şekil unsurundan müteşekkil davalı markası ile davacının siyah/mavi/kırmızı renklerle yazılmış “....” ibaresi ile bunun yanı sıra pek çok kelime, renk ve şekil unsurları ihtiva eden itiraza mesnet markaları arasında belirgin farklılıklar bulunmakta olup, markaların şekilsel açıdan da farklılaştırdığını, davacı markaları ile başvuru konusu markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajın; ibarelerin ayırıcı bir çok unsuru içeren bütününde odaklandığını, başvuru konusu markanın, davacıya ait tescilli markalara -“toplu olarak bıraktığı umumi intiba” itibariyle- ilk bakışta kolayca tefrik edilemeyecek şekilde benzediğinden ve bu suretle iltibasa sebebiyet vereceğinden söz edilebilmesinin de olanaksız olduğunu, davacının sunmuş olduğu deliller; davalının marka ticareti yapmak, yedekleme veya şantaj yahut davacıyı engelleme, pazara girişini güçleştirmek veya davacıya zarar verme kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli bulunmamış olup, davacının, davalının başvurusunun 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesi anlamında kötü niyetli bir başvuru olduğunu ispat edememiş olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şahıs vekili cevaplarında özetle; itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar arasında benzerlik/karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacı tarafa ait “... helva 1953’ten beri değişmeyen damak tadınız…” markasının tanıtıcı işlev ve reklam mesajı olma özelliklerini de barındıran bir slogan marka olduğunu, taşıdığı ibareler incelendiğinde müvekkiline ait “b ... tarım” markası ile herhangi bir benzerlik bulunmadığını, bu nedenlerle aynı hizmet sınıflarında tescil edilen markalar olsa dahi tüketicinin karıştırma ihtimali olan iki marka olmadığını, her iki markada kullanılan şekil incelendiğinde de kullanılan renkler, kompozisyon, şekiller bakımından farklılığın açık bir şekilde görüldüğünü, ilgili markalardaki “...” ve “...” kelimelerinin görsel benzerlik için yeterli olmadığını, kaldı ki her iki kelimenin görsel, işitsel, kavramsal açıdan birbirine benzemediğini, markadaki ve dava dilekçesinde bahsi geçen diğer tescil başvurularındaki “...” ibaresi seri marka imajı oluşturmak amacıyla yapıldığını ve seri markanın SMK’da yasaklanmış bir husus olmadığını, bu nedenle başvurularının bir kötüniyet içermediğini, davacı tarafın markasının .... tanınmış markalar listesinde bulunmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacılar ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacıların kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının.... sayılı "... şekil", "... helva şekil", "... helva 1953' ten beri değişmeyen damak tadınız...", "..." sayılı ve ibareli markalarına dayanılarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, işbu karara karşı davacılar tarafından yeniden itirazda bulunulduğu, .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davalıya ait dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 29, 30, 32. sınıflardaki mallar ile 35. sınıftaki hizmetlerin tamamının davacıların redde gerekçe markalarının kapsamlarında aynı/aynı tür olarak yer aldığı anlaşılmıştır. Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. .... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, yeşil renkte, standart karakter, büyük harflerle “... TARIM” ibaresi ile bu ibarenin üzerinde, “B” harfi ve bir figüratif unsurun yer aldığı karma bir markadır. Marka hukukunda, “Ses görünümden daha yüksek sesle konuşur” ilkesi gereğince ve dava konusu markada yer alan “tarım” ibaresinin dava konusu mallar/hizmetler bakımından ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olması nedeniyle, dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresidir. Davacılar markaları, farklı renklerde, kalın harflerle “...” ibaresi ile birlikte tali kelime ve şekil unsurlarının yer aldığı karma markalardır. Davacılara ait markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir. Dava konusu markanın esas unsuru “...” ibaresinin herhangi bir anlamının bulunmadığı ile davacılar markalarının esas unsuru “...” ibaresinin ise “1. Çimentonun su yardımıyla kum, çakıl vb. maddelerle karışması sonucu oluşan sert, dayanıklı, bağlayıcı yapı malzemesi. 2. Bu malzemeden yapılmış” anlamlarına geldiği anlaşılmış olup markalar arasında kavramsal benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin davacıların redde gerekçe markalarında yer alan “...” ibaresi ile marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda, davacılar markası ile dava konusu marka, marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacılar markalarındaki farklılığın dava konusu markanın üçüncü harfi olan “r” harfinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka ile davacılar markası arasında kavramsal bir benzerlik bulunmadığı, tek harf değişikliğinin iltibasa yol açacağı iddia edilse de, bu hususun her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta bu farklılığın görsel ve işitsel bakımdan dava konusu markanın üzerinde kullanılacağı emtianın ortalama tüketicileri nezdinde iltibası önleyici mahiyette olduğu, markaların hecelenirken işitsel fark meydana geldiği, zira dava konusu marka “ber-ton” diye hecelenirken, davacılar markalarının “....” diye hecelendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, ilgili tüketiciler tarafından taraf markalarının farklı işletmelere ait olduğunun anlaşılabileceği netice de, dava konusu marka ile davacıların markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal olarak belirli düzeyde bir benzerlik bulunmadığı değerlendirilmiş olup, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan mallar dava konusu 29, 30, 32. sınıflardaki mallar ile 35. sınıftaki hizmetler redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme:6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.Dosya kapsamındaki belgeler neticesinde, davacılara ait markaların .... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı anlaşılmış olup, ayrıca tanınmış olduğuna dair bir kanaat oluşmamıştır. Dava konusu markanın davacılar markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacılar markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacılar markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacılara ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacılar tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır. Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme:Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı değerlendirilmiştir. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacılar markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu malların redde gerekçe markaların kapsamlarında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu marka ile davacılar markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile davacılar markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacıların tanınmışlık iddiasının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ....kararının yerinde olduğu ve iptali koşulunun oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşulunun oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken (615,40.x3)1.846,20-TL harçtan, peşin alınan (427,60.x3)1.282,80.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 563,40.-TL harcın davacılardan alınarak hazineye irad kaydına,Davacıların yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum ve davalı şahıs kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18/09/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır