Tanınmış banka markasıyla karıştırılma ihtimali bulunan "vavagaranti" markasının hükümsüzlüğü, sicilden terkin ve ilgili YİDK kararının iptali davası.
Özet: Köklü bir banka konumundaki davacı, geniş bir dağıtım ağına ve tanınmış yüzlerce tescilli markaya sahip olduğunu belirterek, "vavagaranti" ibareli markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinini ve Türk Patent ve Marka Kurumu kararının iptalini talep etmektedir; davacı, davalının "vavagaranti" markasının kendi ayırt edici markasına görsel, işitsel ve kavramsal olarak çok benzediğini, karıştırılma ihtimali bulunduğunu, tanınmışlığından haksız fayda sağlandığını ve kötü niyetle tescil edildiğini iddia ederken; davalı, markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılacak derecede benzer olmadığını, kötü niyetin ispat edilemediğini savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/477 Esas - 2025/395

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/477
Karar No : 2025/395
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 18/11/2024
Karar Tarihi : 08/10/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 08/10/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili .... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının kurulduğu 1946 yılından günümüze kadar bankacılık sektöründe faaliyet gösteren Türkiye'nin en büyük ikinci özel bankası konumunda bulunduğunu, 31 Mart 2019 itibarıyla yurt içinde 922 şube, Kıbrıs’ta 7, Malta’da 1 olmak üzere yurt dışında 8 şube, .... ve Şangay’da birer temsilcilikten oluşan yaygın bir dağıtım ağı ve 18,636 çalışanıyla 19,3 milyon müşterisinin her türlü finansal ihtiyacına cevap vermekte olduğunu, davacının tüm Türkiye’ye yayılmış köklü faaliyetlerini “....” markası altında sürdürmekte olduğunu, davacının “.... markasının ....nezdinde bir kısmı son derece tanınmış olan 600 adetin üzerinde tescilli markasının bulunduğunu, davacının tescilli ve tanınmış “....” marka başvurusuna karşı dosyalamış olduğu itirazların diğer davalı .... tarafından haksız bulunarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğini, davalının markasının davacının markasına sadece iki harften oluşan tekrarlanmış iki hecenin eklenmesiyle oluşturulduğunu, ayrıca davacının markalarının dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen emtialar yönünden de tescilli olduğunu, dolayısıyla taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, zaten davacının markalarının davalının markasının kullanılacağı araç kiralama noktalarında da kullanıldığını, dava konusu edilen markanın tescili halinde davalının davacının markalarının tanınmışlığından haksız bir fayda elde edeceğini, ayrıca davacının markalarının itibarına zarar vereceğini, ayrıca “....” ibaresinin davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olarak da korunması gerektiğini, davalının kendisine marka olarak davacının tescilli ve tanınmış markalarına bu derecede benzer bir ibareyi seçmiş olmasının davalının kötü niyetinin ve davacı ile haksız rekabet yapma saikinin açık bir tezahürü olduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "vavagaranti" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ....vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, markalar benzemediği için de davacının tanınmışlık iddialarının somut olaya bir etkisi olmadığını, davacının davalının kötü niyetini ve SMK m. 6/3 ila m. 6/6 hükümlerinde yer alan koşulların somut uyuşmazlıkta mevcut olduğunu da ispat edemediğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının.... sayılı "vavagaranti" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ... sayılı "vavagaranti" ibareli marka için davalı tarafından 26/10/2022 tarihinde 35, 36 ve 37.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının önceki tarihli “...” esas unsurlu çok sayıda markasına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın kabulüne karar verildiği, işbu karara karşı davalı yanca itirazda bulunulduğu, .... sayılı kararı ile itirazların nihai olarak kabulüne, red kararının kaldırılmasına karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacı yan markaları, “....” ibaresinin, bilumum anlamlı cins isimlerle veya sloganlarla birlikte kullanıldığı, bazen kelime markası bazen de karma marka hüviyeti ağır basan işaretlerdir. Dava konusu edilen marka da; renk ve şekil unsurlarının kullanılmadığı bir kelime markasıdır; işarette, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, aynı satır üzerinde aynı puntolarla birleşik yazılmış olan .... kelimesi, tek unsur olarak kullanılmıştır ve yazım özellikleri itibariyle, bütünleşik bir kelime olarak algılanmaktadır. Davacının, ...” ibaresini anlamlı birer kelime öbeği/isim tamlamaları içerisinde ihtiva eden, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerden müteşekkil ve sırf kelime markası özelliğini haiz olan markaları özelinde somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; bu işaretlerin genel görünümleri ile dava konusu edilen işaretin genel görünümünün ve kompozisyonunun benzediği; ancak, her kelime markasının genel görünümü ve isim tamlamalarından müteşekkil olması itibariyle benzediğini ileri sürmek marka hukukuna uygun düşmez; taraf işaretlerin benzerliğinin değerlendirmesinde, bu kelime öbekleri içerisinde kullanılmış olan kelime unsurlarının yakınlaşıp yakınlaşmadığının değerlendirmesi gerekmektedir. Taraf markalarda ortak olan .... ibaresinin Türkçe’deki yerleşik “güvence” anlamı itibariyle, herkes tarafından bilinen/bilinebilecek, toplumumuzda uyandırdığı yerleşmiş/genel/yaygın anlamı/yarattığı algı gözetildiğinde, böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş de bulunmaktadır. Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Bazı durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, cins isim, sıfat veya coğrafi yer adı niteliğini haiz ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. Olumlu bir anlamı haiz “....” ibaresinin de, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan, herkes tarafından marka olarak tercih edilebilecek bir kelimenin tek bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; bilhassa da dava konusu edilen markanın kapsamına giren “kara araçlarıyla ilgili hizmetler” göz önüne alındığında, “...” kelimesi yönünden bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır.
Neticede; taraf markalarında ortak bir şekilde “...” ibaresinin geçiyor olmasının, değerlendirilen taraf markaları görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği, işaretlerin genel görünümlerinin, tümüne hâkim olan görünüşlerinin ve bilhassa da, davalının markasında “...” ibaresinin, “....” şeklinde, orijinal bir birleşik kelimenin son kısmında, yani tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kuralları içerisinde kullanılmış olmasının markaları yeterli derecede farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü değerlendirilmiştir. AYRICA; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Davalının markasının esas/tek unsuru ise, “...” ibaresiyle başlamamaktadır.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik açıdan da aynı sonucu vermektedir. Taraf markaları birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda ortak unsur olan “...” ibaresinin mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Kavramsal açıdan da; taraf markalarının farklı kompozisyonları itibariyle tüketici zihninde farklı algılar yaratacağı, “...” ibaresinin ortaklığının bu durumu değiştirmeyeceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markalarında ortak olarak “...” ibaresinin yer almasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği kanaatine varılmıştır.
Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı muhtelif markaları, davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin aynıları veya farklı kelimeler ile ifade edilmiş/ayrıntılandırılmış/genelleştirilmiş halleri yönünden tescillidir; bütün bu hizmetler benzer alıcı çevresine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, son kullanıcıları ve hedeflenen alıcı profilleri aynıdır, hizmet sağlayıcıları aynı veya benzerdir, birbirlerinin yerine ikame edilebilirler ve birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri vardır ve bu hizmetler üzerinde benzer markaları gören tüketiciler markalar ve işletmeler arasında bağlantı kurabilirler. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır.
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyesine bakıldığında; bu alıcıların söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği, zira bu hizmetlerin alıcılar tarafından günlük olarak tüketilmediği gerçekleri gözetildiğinde, söz konusu alıcı kitlesinin bu hizmetleri satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarda “...” ibaresinin ortak olarak geçmesinden hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğinin söylenemeyeceği anlaşılmıştır. Davalının markasında bu kelimenin “....” ibaresinden sonra gelecek şekilde, ticari dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmış olması, bu markayı davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “...”li markalarından yeterli derecede farklılaştırmaktadır. Dolayısıyla, taraf markalarında geçen ve markasal hüviyette somut ayırt edici niteliği zaten de bulunmayan “...” ibaresinin mevcudiyeti/ortaklığı, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olacak derecede yakınlaştırmaya yeter güçte bir ortaklık olarak nitelendirilememiştir. Bütün bu hususlar, davacının “...”li markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen “....” birleşik kelimesini ihtiva eden markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar markalar, aynı/benzer/türdeş hizmetlerde kullanılacak ise de, taraf markaların ortak unsurunun ayırt edici niteliğinin düşüklüğü nedeniyle, düşük ve sıradan dikkat seviyesine sahip olan tüketicilerin/alıcıların bile bu markalar altında sunulan emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, tüketicilerin/alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti/ benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir. 6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır. Somut olayda ise; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin aynı veya farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, somut olayda, davacının markasının “tanınmışlık” iddialarının, davalının .... başvuru sayılı markasının tesciline/ hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
TİCARET UNVANINA DAYALI HAK İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak,... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının da ispatı gerekir. Davalının dava konusu edilen markasında “....” ibaresinin tek başına ön planda olmadığı, hatta bu ve başka nedenlerle dava konusu edilen marka ile davacının “...markalarının benzer olmadığı yukarıda değerlendirilmiştir. Zaten de davacı taraf, “... markalarının, davalının markasının kapsamına giren hizmetlerde fiilen kullanıldığına ilişkin dava/marka işlem dosyasına herhangi bir delil de sunmamıştır. Dolayısıyla; somut olayda davacının ticaret unvanına dayalı hak iddialarının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/ etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür. Somut olayda; davalının ....” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve zaten de somut olayda değerlendirilen taraf işaretleri birbirlerine benzemediğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Değerlendirilen taraf işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, davalının markasının kapsamına giren tüm hizmetler açısından, davacının muhtelif markaları yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, davalının markası kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının “tanınmışlık” ve “ticaret unvanından kaynaklanan hak” iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı,..kararının yerinde olduğu ve iptali koşulunun oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşulunun oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.08/10/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır