Elektrik Faturalarındaki Kayıp Kaçak ve Hizmet Bedellerinin İadesi Talepli Alacak Davasında İlk Derece Mahkemesi Ret Kararının İstinafı.
Özet: Bir kiralanan taşınmazın elektrik faturalarında yer alan kayıp kaçak ve çeşitli hizmet bedellerinin haksız tahsil edildiğini iddia eden davacı, bu bedellerin iadesi talebiyle iki elektrik şirketine dava açmış; davalılar, abonelik eksikliği, tahsilatların yasalara ve düzenlemelere uygunluğu ile tacir olan davacının itirazsız ödeme yapması nedeniyle davanın reddini talep etmiş; ilk derece mahkemesi ise söz konusu bedellerin mevzuata uygun olarak tahsil edildiği ve davacının faturalara süresi içinde itiraz etmeyerek rızaen ödediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

T.C. ... BAM .... HUKUK DAİRESİ

T.C.
...
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
.... HUKUK DAİRESİ K A R A R
DOSYA NO :
KARAR NO :
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ...
KARAR NO : ...
KARAR TARİHİ : ...
İSTİNAF BAŞVURU TARİHİ :
DAVACI : ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : ...-
VEKİLİ : Av. ...-
DAVALI : 2-
VEKİLİ : Av. ... -
DAVANIN KONUSU : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
B.A.M. KARAR TARİHİ :
KARAR YAZIM TARİHİ :
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemesince davanın reddine dair verilen karara süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonunda incelemenin duruşma açılmadan karar verilmesi mümkün hallerden olduğu anlaşılmakla dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 03/05/2016 tarihli dava dilekçesinde, davalı ... tedarik şirketi kayıtlarında ... nolu abonelik üzerinden işlem gören yeri müvekkilinin 15...2012 tarihinden itibaren kiracı olarak kullandığını, dava dışı abone adına kayıtlı aboneliğe ait elektrik faturalarının taşınmazı kullanan müvekkili tarafından ödendiğini, davalı tarafından tahakkuk ettirilen elektrik faturaları içinde yer alan kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli adı altında haksız ve hukuka aykırı tahsilat yapıldığını, fazladan yapılan bu tahsilatların geriye dönük 10 yıllık kısmının tespitine, davalılara yapılan ödemelerden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik bu bedellere ilişkin olarak şimdilik 10.000,00.-TL’nin dava tarihinden itibaren yıllara göre değişen oranlarda en yüksek ticari mevduat faizi ile birlikte her davalının sorumlu olduğu meblağla sınırlı kalmak kaydıyla tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Satış A.Ş vekili cevap dilekçesinde, dava konusu istemle ilgili olarak aboneliğin Tuğsan Korhan adına olduğunu, davacı adına kayıtlı bir aboneliğin ve dava ehliyetinin bulunmadığını, dava şartı yokluğundan davanın öncelikle reddi gerektiğini, ayrıca düzenleyici işleme karşı açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, davacının geriye dönük 10 yıllık fatura bedellerini talep ettiğini, müvekkili şirketin 2013 yılında faaliyete başladığını, bu tarihten önceki dönemin müvekkili şirketten talep edilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu faturalarda belirtilen ve tahsil edilen miktarların 4628 sayılı ve 6446 sayılı Yasalarda belirlenen düzenleme sonucu alındığını, uyuşmazlık konusu bedellerin kanunla ve kanunun verdiği yetkiye dayanılarak ve kanunun temel amaçlarına uygun olarak EPKD tarafından belirlendiğini ve bu tarifelerin uygulanmasının zorunlu olduğunu, yasal mevzuata uygun olarak yapılan tahsilatlardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının yerinde olmadığını, tacir olan davacının hiç bir ihtirazı kayıt koymadan fatura bedellerini ödediğinden böyle bir talepte bulunmasının mümkün olmadığını, belirterek husumet, görev ve esas bakımından davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... dağıtım A.Ş. vekili ise, davacı adına kayıtlı herhangi bir aboneliğin bulunmadığını, müvekkili tarafından tahakkuk ettirilen faturalardaki bedellerin 6445 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca çıkarılan EPDK yönetmeliğine uygun olarak düzenlendiğini, devir sözleşmesine göre tüm sorumluluğun devralan şirkette olduğunu, davacının tahakkuk eden faturalara 8 gün içerisinde itiraz etmediğini, ve ihtirazı kayıt bildirmeden ödeme yaptığından bu bedellerin istirdatını talep edemeyeceğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, 17/06/2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6719 Sayılı Kanunun 20. Maddesi ile 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunun 17. Maddesi ile yapılan değişiklik ile bilirkişi raporuna göre davacıdan tahsil edilen kayıp kaçak bedelleri ile diğer kalemlere ilişkin tutarların 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Yönetmelik Hükümleri ve EPDK'nın bu konudaki düzenleyici işlemlerine uygun olarak tahsil edildiği anlaşıldığından bu bedellerin meri mevzuat hükümleri uyarınca iadesinin talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, mahkemece verilen ret kararının yalnızca 6719 Sayılı Kanun Hükümleri ile 6446 Sayılı Kanunda yapılan Değişiklik nedeniyle verilmiş olan bir karar olmayıp davanın açıldığı tarih itibariyle de davacı ile ilgili Elektrik Faturası tahakkuklarının yapıldığı dönemlere ilişkin fatura kalemlerinin EPDK Kurul kararlarına uygun olup, tacir olan davacı yanın da kendisi hakkında tahakkuk ve tahsil ettirilen faturalara yasal süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunmayarak fatura içeriklerini kabul ettiği ve rızaen ödediğinden istirdat başvurusunu dava tarihi itibariyle dahi yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı şirket lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmetmiştir.
Davacı vekili, dava devam ederken 17.6.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6719 sayılı Kanunun geçici 20. maddesi hükmü ile yasanın ilgili maddelerinin 17.6.2016 tarihinden önce açılmış davalara ve icra takiplerinde de geçmişe etkili olacak şekilde uygulanacağı, dolayısıyla tahsili talep edilen alacak kalemlerinin genel hükümlere göre yargısal denetime tabi tutulmasının mümkün olmadığını ve bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunu, 6719 sayılı yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunun beklenmediğini, sonucun beklenmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda dava konusu ettikleri alacak kalemlerinin tüketiciye yüklenmeyecek bedeller olduğunun saptandığını, mahkemenin ret gerekçesinin yerinde olmadığını, elektrik dağıtım şirketlerin tahsil ettiği bedellerin yasal olmadığı ve iadesinin gerektiği yönünde YHGK kararlarının mevcut olduğunu, mahkemenin esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vererek lehlerine vekalet ücretine karar vermesi ve kendilerine yargılama giderlerinden sorumlu tutmaması gerektiğini, dava tarihi itibariyle yargısal kararlar ve o tarihteki mevzuat hükümlerine göre, 3.5.2016 tarihinde davanın açıldığını ve bu tarih itibariyle dava açmakta haklı olduklarını, alınan bilirkişi raporu ile de bunun sabit olduğunu, geçmişe etkili olacak şekilde kanun koyucu tarafından yeniden bir düzenleme ihdas edildiğinden davanın lehine sonuçlanmasının engellendiğini, bunun da kendilerine atfedilecek herhangi bir kusurlarının olmadığını belirterek yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili istinafa cevap dilekçesinde, davacı vekilinin ileri sürdüğü nedenlerin yerinde olmadığını beyanla ret kararı verilmesini istemiştir.
Dava, elektrik enerjisi bedeli ile birlikte alınan kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin istirdatı talebine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının işyerinde kullandığı elektrik nedeniyle davacıdan kayıp/kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin alınıp alınamayacağı, dava tarihinden sonra yürürlüğe giren kanun değişikliğinin uyuşmazlığa etkisinin nasıl olacağı hususundadır.
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde açılan iptal davaları mevcut ise de, bu davaya yönelik olarak mahkemece Anayasa Mahkemesine yapılmış bir iptal başvurusu olmadığı, açılan davalarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesince 5 aylık süre geçmesine rağmen karar verilmediği, ayrıca aynı konuda açılan davalar bulunduğu gerekçesi ile bir kısım davaların reddedildiği nazara alındığında Anayasa Mahkemesi iptal davası sonucunun beklenmemesinin usul ve yasaya aykırı olmadığı, HMK'nun 165.maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararının bekletici mesele yapılmasının mahkemenin taktirinde olduğundan mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararının sonucunu beklemeden karar vermesinde bir usulsüzlük yoktur.
Dava tarihinden sonra 17/6/2016 tarih ve 29745 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6719 sayılı Kanun ile 6446 sayılı Kanunun 3, 5, 6, ..., 9, 14, 17, 18, 19, 27. maddeleri değiştirilip bazı maddelere yeni fıkralar eklenmiş, ayrıca geçici 19. ve 20. maddeler düzenlenmiştir. Geçici 20.maddede, “(...) Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17. madde hükümleri uygulanır.”, 17/10.maddede ise “..(10) Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm ile Tüketici Hakem Heyetlerinin ve Mahkemelerin bu konularda açılacak davalarda inceleme ve araştırma yetkileri geçmişe de etkili olarak sadece bu dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedellerinin Kurumun bu konulardaki düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlanmış, bu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK.nun Kanundaki yetkileri genişletilerek yukarıda sözü edilen bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.
Yine, 6719 sayılı Kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na eklenen; Geçici madde 19; "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." hükmünü içermekte olup, 6719 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin Kanunun 17.06.2016 yürürlük tarihinden önceki dönemde geçerli olan EPDK kararlarına dayanılarak tahsil edilmiş dava konusu kayıp kaçak bedelleri ve diğer kalemlerle ilgili olarak açılan ve halen devam eden alacak davalarında da geçmişe etkili olacak şekilde uygulanması gerektiği anlaşılmaktır.
Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra dava konusu alacağın ödenmesi, menkul malın davacıya teslim edilmesi, gayri menkulün tahliye edilmesi gibi nedenlerle veya davanın açılmasından sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun yada Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı nedeniyle davanın konusuz kalması mümkündür. Davanın konusuz kaldığının tespit edilmesi halinde, mahkemece; esas (asıl talep) hakkında "Davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin hüküm kurulması gerekmektedir. Bu tür kararlar, hükümler gibi (eda, tespit, inşai) nihai kararlardandır. Mahkeme kararı, aynı zamanda dava konusu hakkın mevcut olmadığını da tespit ettiği için tespit hükmü niteliğindedir. 6719 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi ile EPKD kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan bedeller ile ilgili olarak açılan davalar konusuz kalmış olup bu nedenle uyuşmazlığın esası hakkında konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir (Y. 3. HD.14.11.2017 T, 2017/16327- 2017/15872).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri” başlıklı 331.maddesinin ....fıkrasında; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemenin yargılamaya devam ederek dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu tespit etmesi ve tutumuyla dava açılmasına sebep olan tarafı yargılama gideri ile mahkum etmesi gerekmektedir.
Bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. Bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata veya içtihat durumuna göre davasında veya savunmasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış olması halinde, yargılama giderlerine mahkum edilemeyecektir (YHGK'nun 18.11.2009 T, 2009/18-421 E.-2009/526 s.k).
Dava konusu uyuşmazlığın yasa değişikliği sonucu konusuz kalması nedeniyle usul ilkeleri de nazara alınarak yargılama giderlerinin tespiti yönünden dava tarihinde hangi tarafın haklı olduğunun tespiti gerekmektedir.
YHGK'nun 21.05.2014 T, 2013/...-2454 - 2014/679 sayılı kararı ile Anayasa'nın "Vergi Ödevi" başlıklı 73.maddesinde "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre kayıp-kaçak, sayaç okuma, dağıtım, perakende hizmet ve iletim bedeli uygulamasının EPDK kararları ve tebliğleri çerçevesinde uygulama arz eden kanunlar ve ikincil mevzuat hükümleri çerçevesinde EPDK tarafından belirlenerek uygulandığından bu tarihteki mevcut hukuki düzenlemenin EPDK'ya sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediği, özellikle kaçak elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığı, bu faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi ile denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne kadar bedel ödendiğinin bilinmesinin de şeffaf hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğundan EPDK kararları ile bu bedellerin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınması doğru bulunmayarak hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir.
Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenlerler. Bu olanak, BK'nu ve TBK'nunda öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucudur ve bu hak sözleşme hürriyeti prensibi ile Anayasa (m.48) tarafından da teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde kişiler kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev'i şahsına münhasır sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek, buyurucu ve yasak koyan kurallara, ahlâk ve âdaba aykırı olmamak şartıyla Kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tipini değiştirmek ve konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkına sahiptirler. Dolayısıyla bu özgürlük, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmeyi ortadan kaldırma ve nihayet sözleşmenin tabi olacağı şekli belirlemeyi de kapsamakta olup, Borçlar Hukuku'nun temelini oluşturan bireysel sözleşme, öneri, karşı öneri ve kabul gibi irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşmasının sağlanması, sözleşme hükümlerinin tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmedir. Ancak sosyal ve ekonomik gelişmeler kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve bireysel sözleşmenin kurulmasından önce bankalar, sigorta şirketleri, üretim ve pazarlama girişimcileri tek yanlı olarak sözleşme koşulları hazırlamakta, bu şekilde gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, aynı şekil ve tipteki hukuki işlemleri düzenlemektedirler. Bu tip sözleşmelere de tip sözleşme, katılmalı sözleşme, kitle sözleşme veya formüler sözleşme denilmektedir. Bu tip sözleşmelerde pazarlık yapılması söz konusu olmadığı gibi, çoğu kez fiyat konusu bile tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır. İşte kitlelere yönelik bu sözleşmelerde girişimci karşısındaki diğer taraf, ya kendisine sunulan sözleşmeyi kabul edecek, ya da sözleşmeye konu edim veya hizmetten yoksun kalacaktır.
Elektrik ve su dağıtım hizmetlerinin, "tekel" niteliğinde yürütülen bir hizmet olduğu yargı kararları ile de kabul görmüştür. (YHGK'nun 15/03/2006 T, 2006/4-60/ 2006- 74 ;Y. 19. HD'nin 27/l0/2010 T, 2010/3757-2010/12071; Y.13. HD'nin 16/06/2010 T, 2010/1500-8698 sk. k. )Bu durumda davacının, kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin fatura edilmemesi yönünde alternatif bir elektrik abonelik sözleşmesi yapma imkân ve olanağı yoktur.
Ayrıca; 2003 tarihli, Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin, Müşteri hakları ve zararların tazmini başlıklı 33. maddesinde; "Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca elektrik enerjisi hizmeti alan müşterilerin hakları ve zararlarının tazmini konusunda, Kanunun 11. maddesi ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile buna ilişkin diğer mevzuat hükümleri uygulanır." hükmü getirilmiştir.
6098 sayılı TBK'nun uygulanması ile ilgili olarak kişi açısından bir sınırlama yapılmamıştır. Yani genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemeler tacirler yanında tacir olmayanlar (tüketiciler, alıcılar, müşteriler) içinde uygulanabilecektir.
6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun .... maddesi, Türk Borçlar Kanununun zaman bakımından uygulanmasında genel kural olarak, geçmişe etkili olmama kriterini benimsemekle birlikte, anılan Yasanın 2. maddesinde ise bu kuralın istisnalarına yer vererek, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın "Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kurallarının, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanacağı" belirtilmektedir. Genel işlem koşullarının içerik denetimine yönelik olarak, TBK'nun 25. madde hükümlerininde kamu düzenini ilgilendiren hükümler olduğu kabul edilmelidir. Zira, bu kural hâkime doğrudan sözleşme içeriğine müdahale etme imkânı veren kural olup, davalı tarafın verdiği hizmetin tekel niteliğinde olması karşısında TBK. 20. ve 25. maddeleri de nazara alındığında sözleşme özgürlüğünde bulunması gerekli güç dengesinin bir taraf aleyhine bozulduğu görülmektedir.
Ayrıca, kayıp/kaçak bedeli alınacağı hususunda 6719 sayılı kanunla yapılan değişiklik öncesi Kuruma verilmiş bir yetki bulunmamaktadır. Kayıp/kaçak miktarı elektrik dağıtım sistemine giren enerji ile elektrik dağıtım sisteminde nihai tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı gösterir. Teknik kayıpları yani enerji miktarındaki azalmayı ifade eden kayıp ile teknik olmayan kayıpları yani hırsızlanan elektriği ifade eden kaçakları önlemek dağıtım şirketinin sorumluluğunda olduğundan bu bedel sistem kullanım bedeli sayılamaz. Özelleştirme faaliyetleri öncesinde kamu otoritesi tarafından enerji maliyetinin unsuru olarak enerji fiyatları içinde alınan kayıp kaçak maliyetleri, 4628 sayılı Kanun ile kurulan EPDK tarafından düzenlenen tarifelerde enerji bedeli hesaplamalarında dikkate alınmaya başlamıştır. 2011 yılı öncesinde tüm abonelere yansıtılarak faturalar üzerinden tahsil edilen kayıp/kaçak bedeli 2011 yılından itibaren elektrik faturalarında ayrı bir maliyet kalemi olarak gösterilmeye başlanmıştır. Kanuna dayanmayan ve ikincil mevzuat ile sözleşme ilişkisi gereği dağıtım ve görevli tedarik şirketleri tarafından tüketicilerden tahsil edilen kayıp/kaçak bedelinin iltihaki sözleşme nedeniyle alınması, tüketicinin müzakere edemeden sözleşmeyi imzalamak durumunda kalması nedeniyle genel işlem şartı niteliğindeki kayıp/kaçak bedeli,alınmasına ilişkin hükümleri hükümsüz sayılacağı ve ikincil mevzuata dayanarak tüketiciden bu bedelin alınamayacağına açıktır (Y. 3. HD. 18/12/2014 T, 2014/13539-2014/16751 s.k) .
Dava konusu yapılan kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin 6719 sayılı Kanunla yapılan değişiklik nedeniyle kanunun yürürlüğe girdiği 17/06/2016 tarihi sonrasında 6446 sayılı kanunun 17. ve geçici 20. maddeleri gereğince davacının bu yöndeki talebi dayanaksız kalmıştır. Sonuç olarak iltihaki sözleşme ile ve ikincil mevzuat gereğince abonelerden tahsil edilen kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin dava tarihindeki mevzuat, YHGK. 21.05.2014 T, 2013/...-2454- 2014/679 sayılı kararı ve daire kararlarında da (Y.3.HD. 28.03.2017 T, 2017/2534 - 2017/3956 s. k; Y.3. HD nin 16.11.2017 T, 2017/14865–2017/16038 sy.k; Y. 3.HD. 2017/14955 -2017/14433 ve aynı dairenin 2017/14806 – 2017/14435 sy kararları) belirtildiği üzere dava açıldığı anda haklı durumda bulunan taraf, yargılama sırasında oluşan yasa değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden, dolayısıyla karşı tarafın vekalet ücretinden sorumlu değildir.
HMK'nun 355.maddesi gereğince istinaf konusu yapılan nedenler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, davacının dava açmakta haklı olduğu, bu kapsamda kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin tahsilini talep edebileceği dikkate alındığında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği nedeniyle dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dava açmakta haklı olan davacı lehine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken mahkemece davanın reddine ve davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi usul, yasa ve uygulamaya uygun olmadığından davacının istinaf başvurusunun bu sebeple esas bakımından kabulü ile bu durum yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK’nun 353/...-b-2 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerekmiş ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
...-Davacı vekilinin istinaf talebinin esastan KABULÜNE,
2-... ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ...-... sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-HMK'nun 353/...-b-2 maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA,
a) Dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
b-2-Alınması gereken 35,90 TL harçtan, peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 6,70 TL harcın davalılardan alınarak alınarak hazineye gelir kaydına,
c) Davacı tarafından yapılan tebligat, müzekkere ve bilirkişi masrafı toplam 530,40.- TL yargılama gideri ile davacı tarafından yatırılan 29,20- TL başvuru harcı ile 29,20- TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, gider avansının artan kısmının davacıya iadesine,
d) AAÜT gereğince 2.180,00.- TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
e- Davalıların yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan davetiye gideri toplam 59,50.- TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6- Gider avansı ve harç iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
...- İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK'nun 362/...-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/03/2018
...
Başkan
...
...
Üye
...
...
Üye
...
...
Katip
...