İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinde bankanın genel kredi sözleşmesinden doğan alacak talebiyle kefilin yetki ve borç itirazının iptali davası.
Özet: Bu hukuki evrak, bir bankanın genel kredi sözleşmesinden doğan alacağını tahsil etmek amacıyla müteselsil borçlu ve kefil sıfatındaki davalı hakkında başlattığı icra takibine, davalının icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz etmesi üzerine açılan itirazın iptali davasını ele almaktadır; davacı davalının tacir olduğunu ve sözleşmesel yetki şartının geçerli olduğunu savunurken, davalı tacir olmadığını ve yetkisiz icra dairesinde takip yapıldığını iddia etmiş, mahkeme ise itirazın iptali davalarında icra dairesinin yetkisinin dava şartı olduğunu vurgulayarak öncelikle bu hususu inceleyeceğini belirtmiştir.

T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO : 2019/1050 EsasKARAR NO : 2020/75DAVA : İtirazın İptali (Genel Kredi Sözlemesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 01/11/2019KARAR TARİHİ : 12/02/2020Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı borçlu.. Şirketi arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine istinaden borçlu şirkete kredi kullandırıldığını, sözleşmede davalının müteselsil borçlu ve kefil sıfatı ile yer aldığını, sözleşmeden kaynaklanan borcun ödenmesi için hesap, kat ihtarı ve özetinin davalıya ve borçluya ihtarname ile tebliğ edildiğini, ödeme yapılmaması üzerine icra takibi yapıldığını, davalının yetkiye ve borca itiraz ettiğini, taraflar arasında yapılan yetki sözleşmesi uyarınca takibin sözleşmede kararlaştırılan yetkili İzmir İcra Dairesi'nde yapıldığını, tacir sıfatına sahip kefilin yetki sözleşmesi nedeniyle icra dairesinin yetkisine itirazının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalının borca yönelik itirazlarının da mesnetsiz olup icra takibini geciktirmeye yönelik olarak yapıldığını bildirmiş, davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulamasına karar verilmesini talep etmiştir.SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde; takibin yetkisiz icra dairesinde yapıldığını, müvekkilinin yerleşim yeri nedeniyle yetkili icra dairesinin Kemalpaşa İcra Müdürlüğü olduğunu, müvekkilinin tacir sıfatının bulunmaması nedeniyle sözleşmedeki yetki düzenlemesinin müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, yine müvekkilinin tacir sıfatının bulunmamasına bağlı olarak davanın asliye ticaret mahkemesinde görülemeyeceğini, müvekkilinin sözleşmeyi imza etmesinden sonra payını devrederek ortaklıktan ayrıldığını, şirketin kullandığı kredilerle ilgili olarak kefilliğinin kaldırılması için davacı banka da dahil bankalara ortaklıktan ayrıldığının ihtar edildiğini, bu nedenle alacağın müvekkilinden talep edilemeyeceğini, İİK'nun 149. maddesi uyarınca asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü şahıs arasında zorunlu takip arkadaşlığının bulunması hususunun kıyasen davaya konu olayda da uygulanması gerektiğini, buna bağlı olarak yalnız müvekkili hakkında dava açılmaması gerektiğini, asıl borçlu hakkında görülmekte olan konkordato davasının müvekkili yönünden de hüküm ve sonuç doğurması nedeniyle icra takibinin müvekkili yönünden de durması gerektiğini, talep edilen faiz miktarının fahiş olup, faiz oranlarının da yüksek belirlendiğini ve hesabın yanlış yapıldığını bildirmiş, davanın usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davalının müteselsil borçlu ve kefil sıfatı ile yer aldığı ticari nitelikli genel kredi sözleşmesinden doğan borcun süresinde ödenmediği iddiası ile hesabın kat edilmesinden sonra yapılan icra takibinde davalının icra dairesinin yetkisi ile borca ve ferilerine ilişkin yaptığı itirazın iptali istemine ilişkindir. İzmir ... İcra Müdürlüğü'nün davaya konu ... esas sayılı dosyasında; davacı banka, davalı ile dava dışı borçlular hakkında takibe ve davaya konu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan nakdi ve gayri nakdi alacaklarının tahsili için 24/09/2019 tarihinde ilamsız icra yoluyla takip yapmış, ödeme emrinin davalıya tebliğinden sonra davalı vekili yasal itiraz süresi içinde sunduğu itiraz dilekçesinde yetkili icra dairesinin Kemalpaşa İcra Dairesi olduğunu bildirerek icra dairesinin yetkisine itirazla birlikte müvekkilinin borcu bulunmadığını iddia ederek borcun tamamına ve ferilerine itiraz etmiş, bu nedenle takip durmuştur.İtiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmemiş olması nedeniyle dava yasal süre içinde açılmıştır. İtirazın iptali davalarında icra dairesinin yetkisine itiraz edildikten sonra mahkemenin yetkisine itiraz edilmesi halinde İ.İ.K'nun 50. maddesi hükmü göz önünde tutularak öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın incelenmesi, takibin yetkili icra dairesinde yapıldığının belirlenmesi halinde icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın iptaline karar verildikten sonra mahkemenin kendi yetkisini incelemesi gerekmektedir. Yetkili icra dairesinde takip yapılması, geçerli bir icra takibinin varlığı yönünden zorunlu olup bu durum itirazın iptali davalarında dava şartlarından biridir. İcra müdürlüğünün yetkili olduğunu resen inceleme yetkisinin bulunmaması nedeniyle, bu dava şartı mahkeme tarafından resen gözetilmek zorundadır.Somut olayda, davalı tarafça icra takibinin yetkisine itiraz edilmiş, buna karşın mahkememizin yetkisiz olduğu konusunda ilk itirazda bulunulmamıştır.Davacı vekili sözleşmede kararlaştırılan yetkili yerin tacir olması nedeniyle davalıyı da bağladığını iddia ederken, davalı vekili müvekkilinin tacir olmadığını, sözleşmedeki yetki koşulunun müvekkilini bağlamadığını savunmuştur. Davaya konu genel kredi sözleşmesinin yetki anlaşmasını düzenleyen bölümünde "Bu sözleşmenin (tacir olmayan gerçek kişi olanlar hariç olmak üzere) tüm tarafları bu sözleşmeden doğacak her türlü uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, Türk Hukuku'nun uygulanacağını ve İzmir mahkeme ve icra daireleri ile bankanın genel müdürlüğünün bulunduğu yerdeki mahkeme ve icra dairelerinin yetkili olacağını, kanunen yetkili mahkeme ve icra dairelerinin yetkilerinin saklı olduğunu kabul ederler." açıklamasına yer verilmiştir. Bunun yanında taraflar arasında düzenlenen kefalet sözleşmesinde başkaca bir yetki düzenlemesine yer verilmemiştir. Öncelikle HMK'nun 17. maddesi ile birlikte T.T.K.'nun 7 (2) maddesi birlikte değerlendirilerek teselsül karinesinin somut olayda uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Buna bağlı olarak yetki sözleşmesinin davalıyı da bağlayıp bağlamayacağı tartışılmalıdır. Türk Ticaret Kanunu'nun 7 (2) maddesi uyarınca teselsül karinesi gereği tacir olan ya da olmayan kefillerin ticari bir işle ilgili sözleşmedeki kefaletleri nedeniyle sözleşmede uyuşmazlıkların çözümü konusunda yetkili yerin belirlenmesi halinde bu konudaki sözleşme hükmüne tabi olacakları tartışmasızdır. Ancak somut olayda bu düzenlemeye istisna olarak özellikle yetki sözleşmesinde tacir olmayan gerçek kişi olanlar yetki sözleşmesinden hariç tutulmuştur. Dolayısıyla tarafların yetki sözleşmesindeki bu düzenlemeleri dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda davalının gerçek kişi olması nedeniyle tacir olup olmadığı uyuşmazlığın çözümünde etkilidir. Tacir, T.T.K'nun 12 (1) maddesinde bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi olarak tanımlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında tacir sayılacak ve üçüncü fıkrasında ise tacir gibi sorumlu olacak kişiler düzenlenmiştir. Çok sayıda Yargıtay İlamlarında vurgulandığı üzere gerçek kişinin ticaret odasında sicil kaydının bulunması veya bir ticari şirketin ortağı ya da yöneticisi olması, ya da tacirlere özgü vergi yükümlüsü bulunması o kişinin tacir sayılmasını gerektirmez. Gerçek kişinin tacir sayılabilmesi için kanunda tanımlandığı gibi bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işletmekte olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Somut olayda davalının sözleşmeye kefil olduğu tarihte şirket yetkilisi ve ortağı olduğu anlaşılmakta ise de davalı tarafın tacir olmadığına dair savunması karşısında davacı tarafın, davalının tacir olduğuna ilişkin iddiasını kanıtlayacak bilgi ve belgeleri dosyaya sunması zorunludur. Davalının, borçlu şirketin yetkilisi ve ortağı olması tacir sayılmasını gerektirmez. Davacı taraf davalının tacir olduğuna ilişkin soyut iddia dışında dosyaya hiçbir bilgi ve belge sunmamıştır. Bu durumda davalının tacir olarak kabul edilmesi mümkün olmayıp taraflar arasındaki yetki sözleşmesinin davalının tacir olmaması nedeniyle davalıyı bağlaması mümkün değildir. Bu durumda yetki itirazına ilişkin uyuşmazlığın İcra İflas Kanunu'nun 50. maddesinin yollaması ile HMK'daki yetkili mahkeme düzenlemesine ilişkin hükümlere göre çözülmesi gerekmektedir.Davaya konu kredi sözleşmesinde taraf olan borçlu şirketin ticaret sicilindeki kayıtlı ve ihtarnamenin tebliğ edildiği adresi Kemalpaşa olduğu gibi davalının yeleşim yeri adresi de Kemalpaşa'dır. Bunun yanında kredi sözleşmesinin yapıldığı şube davacı bankanın Kemalpaşa Şubesi'dir. Davalı itiraz dilekçesinde takibin yetkisiz icra dairesinde yapıldığını, yetkili icra dairesinin Kemalpaşa İcra Dairesi olduğunu bildirmiştir. Kredi sözleşmesinde, tacir olmayan gerçek kişi davalının yetki sözleşmesinden ayrık tutulduğu, buna bağlı olarak yetki sözleşmesi yönünden Türk Ticaret Kanunu'nun 7. maddesinde düzenlenen teselsül karinesinin somut olayda uygulama yerinin bulunmadığı, buna göre İcra İflas Kanunu'nun 50. maddesi ile HMK'nun yetkiye ilişkin düzenlemeleri dikkate alınarak yetkili icra dairesinin belirlenmesi gerektiği, bu bağlamda alacağın para borcundan kaynaklanması nedeniyle TBK'nun 89. ve HMK'nun 10. ve 14. Maddeleri gözönünde tutularak takibin sözleşmenin düzenlendiği ve ifa edileceği yerde yapılabileceği gibi genel yetki kuralı gereğince sözleşmede taraf olan borçlu ile davalı müteselsil kefilin yerleşim yeri mahkemesinin yetki alanında da yapılabileceği, sözleşmenin düzenlendiği ve ifa edileceği yerin davacı bankanın Kemalpaşa Şubesi olup HMK'nun 6. maddesi uyarınca sözleşmede taraf olan borçlunun yerleşim yeri adresinin Kemalpaşa olduğu gibi davalının yerleşim yeri adresinin de Kemalpaşa olduğu göz önünde tutulduğunda Kemalpaşa İcra Dairesi'nin yetkili olduğu, bu durumda İzmir İcra Müdürlüğü'nün yetkisiz olup icra takibinin yetkisiz icra dairesinde yapıldığı anlaşılmakla geçerli bir icra takibinin bulunmaması nedeniyle dava koşulu gerçekleşmediğinden HMK'nun 114 (2) ve 115 (2) maddeleri uyarınca özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle; 1-Dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 54,40-TL harcın peşin yatırılan 11.487,81-TL harçtan indirilmesi ile geriye kalan 11.433,41-TL harcın isteği halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davalı taraf yararına A.A.Ü.T'nin 7 (2) maddesi uyarınca takdir edilen 3.400,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6-Davacı tarafça peşin olarak yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, Davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.12/02/2020Başkan... E-İmzalıdırÜye ...E-İmzalıdır Üye...E-İmzalıdır Katip ...E-İmzalıdır