Kıyı kenar çizgisi içinde kalan taşınmazın 4721 sayılı TMK 1007. maddesi uyarınca tazminat talebinde bilirkişi raporu ve hazine sorumluluğu temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının mülkiyetindeki taşınmazın kesinleşen kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle uğradığı zararın Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi uyarınca tazmini talebiyle açtığı davada, ilk derece mahkemesinin tazminata hükmettiği kararın, her iki tarafın istinaf başvurularının bölge adliye mahkemesince esastan reddedilerek kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunması üzerine, taraflarca tekrar temyiz edildiğini özetlemektedir.
5. Hukuk Dairesi         2025/7361 E.  ,  2026/1977 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/580 Esas, 2025/166 Karar
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Van 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/567 Esas, 2022/1093 Karar
Taraflar arasındaki mülkiyeti davacıya ait taşınmazın kesinleşen kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının maliki olduğu Van ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 2 43... parsel sayılı taşınmazın kesinleşen kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle taşınmaz üzerinde tasarruf imkanı kalmadığını ileri sürerek uğranılan zararın davalı Hazineden tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve tazminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsili ile davacıya ödenmesine, dava konusu taşınmazın 2.044, 26... lik kısmının davacı adına olan tapu kaydının iptali ile "kıyı" olarak terkinine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda değerlendirmeye esas alınan emsal taşınmaz satışının Yargıtay içtihatlarına uygun olmadığını, dava konusu taşınmazın değerinin belirlenmesine esas alınacak emsal taşınmaz ile dava konusu taşınmazın aynı konumda bulunması, benzer yüzölçümüne ve benzer özelliklere sahip olması gerektiğini, emsal karşılaştırmasının hatalı yapıldığını, bilirkişi raporunun hatalı olup hükme esas alınamayacağını, taşınmazın gerçek değerinin tespiti gerektiğini, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalmadığı tespit edilen 671, 51... lik kısmında değer azalışı meydana gelip gelmediğinin değerlendirilmesi gerektiğini, eksik bedele hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2. Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı Hazineye husumet yöneltilemeyeceğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun usul ve kanuna aykırı olup denetlenemediğini, rapora karşı itirazlarının karşılanmadığını, değerlendirmeye esas alınan emsal taşınmaz satışının dava konusu taşınmazdan oldukça uzak mesafede bulunduğunu, dosyaya sunmuş olduğu emsal taşınmaz satışlarının değerlendirmede dikkate alınmadığını, taşınmazın değerinin çok yüksek belirlendiğini, belirlenen bedelden hakkaniyet indirimi yapılmamasının hatalı olduğunu, taşınmaza herhangi bir şekilde fiili el atmanın söz konusu olmadığını, kıyıların kamuya ait yerlerden olup özel mülkiyete konu olamayacağını, bu nedenle tazminata hükmedilemeyeceğini, faize hükmedilemeyeceğini, aksinin kabulü halinde faiz başlangıç tarihinin kesinleşme tarihi olması gerektiğini, davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle mülkiyet hakkının kullanılamaz hale geldiği gözetildiğinde, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde, davacı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinde, davalı idare aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, taşınmazın birim fiyatının bölge rayiçlerine uygun olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda değerlendirmeye esas alınan emsal taşınmaz satışının Yargıtay içtihatlarına uygun olmadığını, emsal taşınmaz ile dava konusu taşınmazın aynı konumda bulunması, benzer yüzölçümüne ve benzer özelliklere sahip olması gerektiğini, emsal karşılaştırmasının hatalı yapıldığını, bilirkişi raporunun hatalı olup hükme esas alınamayacağını, taşınmazın gerçek değerinin tespiti gerektiğini, eksik bedele hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı Hazineye husumet yöneltilemeyeceğini, davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, taşınmaza herhangi bir şekilde fiili el atmanın söz konusu olmadığını, kıyıların kamuya ait yerlerden olup özel mülkiyete konu olamayacağını, bu nedenle tazminata hükmedilemeyeceğini, faize hükmedilemeyeceğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun usul ve kanuna aykırı olduğunu, değerlendirmeye esas alınan emsal taşınmaz satışının dava konusu taşınmazdan oldukça uzak mesafede bulunduğunu, dosyaya sunmuş olduğu emsal taşınmaz satışlarının değerlendirmede dikkate alınmadığını, taşınmazın değerinin çok yüksek belirlendiğini, faize hükmedilemeyeceğini, aksinin kabulü halinde ıslah edilen kısım için ıslah tarihinin dikkate alınması gerektiğini, davalı Hazine aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilemeyeceğini, en azından davacı lehine maktu vekâlet ücreti tayin edilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
3. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
4. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup bu tarihe göre tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
5. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacının dava konusu taşınmaza ifrazen taksim yoluyla 23.03.2012 tarihinde malik olduğu, taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine 14.06.2022 tarihli ve 6651 yevmiye numaralı işlemle " 2.044, 26... lik kısmı kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmaktadır" şeklinde şerh düşüldüğü, dosya kapsamında yer alan fen bilirkişisi raporuna göre de taşınmazın 2.044,26 m²lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve davacının mülkiyet hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır.
6. Arsa niteliğindeki dava konusu taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde yöntem itibarıyla bir isabetsizlik görülmemiştir.
7. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
8.Arsa niteliğindeki taşınmazın zeminine değer biçilirken değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan değerlendirme tarihine yakın satışların emsal alınması, emsalin zaruret olmadıkça yakın bölgelerde ve benzer yüzölçümlü olması gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaza değer biçilirken emsal alınan ... 1 11... parsel sayılı taşınmazın farklı mahallede olup dava konusu taşınmaza uzak mesafede bulunduğu, küçük pay satışına ilişkin olduğu anlaşılmakla; dava konusu taşınmaza 25.06.2021 değerlendirme tarihi itibarıyla 1.925,49 TL değer biçildiği, öte taraftan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat istemiyle açılan Van 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/65 Esas, 2021/556 Karar sayılı dosyasında, dava konusu taşınmaz ile benzer nitelikte olup yakın mesafede bulunan 2 41... parsel sayılı taşınmaza 09.11.2016 değerlendirme tarihi itibarıyla 1.273,06 TL/ m² değer biçildiği, işbu bedelin davalı idarenin temyizi üzerine Dairemizin 2022/5003Esas, 2022/10414 Karar sayılı kararıyla uygun bulunduğu anlaşıldığından, dava konusu taşınmaz için tespit edilen bedel inandırıcı olmayıp bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir.
9. Bu durumda; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihi itibarıyla, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibarıyla imar ya da kadastro parselleri olup olmadığının ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak raporun sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.