Sermaye piyasası araçları alım satım aracılık sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasında, davacının uğradığı zararın telafisi talebi ve davalının yetki, sorumluluk ile zamanaşımı itirazları üzerine yapılan yargılama.
Özet: Bir yatırımcı, aracılık sözleşmesi kapsamında davalı şirketin izni ve bilgisi dışında ya da hatalı işlemlerle kendisini 56.000 TL zarara uğrattığını iddia ederek şimdilik 5.000 TL tazminat ve faiz talep ederken; davalı şirket ise yetki, harç eksikliği, zamanaşımı ve husumet itirazında bulunarak sorumluluğunun yalnızca aracılıkla sınırlı olduğunu ve zararlardan sorumlu tutulamayacağını savunmaktadır.

T.C.

İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/638 Esas
KARAR NO : 2020/55
DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 08/10/2019
KARAR TARİHİ : 04/02/2020
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi.
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili ile davalı şirket arasında 04/06/2015 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım Satıma Aracılık İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkiline akit tarihinden itibaren 2 yıl içinde 3 kere aranarak kayıp - zarar olduğu yönünde bilgi verildiğini, toplamda ulaşılan zarar miktarının 56.000,00 TL olması karşısında davalı şirkete ihtarname gönderildiği ve ayrıntılı bilgi istenildiğini, buna karşılık davalı şirketin cevap verdiği ancak talebe uygun bir cevap olmadığını, Davalı şirketin ihtarnamesinde bahsedilen "Sermaye Piyasası İşlemleri Risk Bildirim Formu, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP) Risk Bildirim Formu, Serbest İşlem Platformu (SİP) Risk Bildirim Formu, Nominal Değerin Altında Pay İhracı Yoluyla Sermaye Arttırımı Risk Bildirim Formu, Fon Çıkışı Gerektirmeyen Sermaye Azaltımı İle Eş Anlı Olarak Ya Da Sermaye Azaltımının Sonuçlanmasından İtibaren İki Yıl İçerisinde Yapılacak Sermaye Arttırımı Risk Bildirim Formu, A-B-C-D Gruplarında Yer Alan Hisse Senetleri İşlem Kuralları Risk Bildirim Formu, Sermaye Piyasası Araçları Alım Satıma Aracılık İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi, Repo ve Ters Repo İşlemleri Sözleşmesi, Ekstre ve Raporlara İlişkin Sözleşme, Finansinvest Komisyon ve Masraf Tarifesi" adı altındaki tüm sözleşme ve ekleri niteliğindeki formlar "tek tip" sözleşmeler oluştuğunu, bu sözleşmelerdeki dürüstlük kurallarına aykırı, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunun ağırlaştırıcı nitelikteki hükümler geçersiz kılındığını, müvekkilinin talimatı ve onayı olmadan veya bir süredir tahvillerini ödemediği bilinen şirketlerden fon aldırmak suretiyle yapılan yatırım işlemlerinin belirlenip her bir işlem nedeniyle müvekkilinin zararının tespiti için öncelikle zorunlu arabuluculuğa gidildiğini, anlaşma sağlanamadığından açılan iş bu davada davalı tarafça müvekkili arasında yapılan Aracılık Çerçeve Sözleşmesine istinaden yapılan sermaye işlemlerinden dolayı müvekkilinin uğradığı zarara mahsuben şimdilik 5.000,00.TL'ye dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizin tahakkuk ettirilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin faaliyet adresinin İstanbul olduğunu, İzmir mahkemelerinin yetkili olmadığını, yetkili mahkemenin müvekkili şirketin merkezinin bulunduğu İstanbul ( Çağlayan ) adliyesi olduğunu, yine taraflarca imzalanan Çerçeve Sözleşmesi'nin 22. Maddesinde ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olarak yazdığını, davacı tarafça dava dilekçesinde belirtilen zararın 56.000,00 TL olduğu ancak 5.000,00 TL üzerinden harç yatırarak davasını açtığını, bu nedenle Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 120.maddesi uyarınca eksik harcın yatırılması gerektiğini aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini, müvekkili şirketin aracılık dışında herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin yatırım fonunun ihraççısı olmadığından kar/zarar taleplerinin müvekkili şirkete yönlendirilemeyeceğini bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını, bu nedenle davanın 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 61.maddesi kapsamında Ünlü Portföy Yönetim Anonim Şirketi'ne ihbar edilmesini, dava tarihinden itibaren geriye doğru 2 yıldan daha öncesine ilişkin bir işlemden davacı tarafça iddia edildiği üzere doğmuş bir zarar var ise bunların zaman aşımına uğradığını, tüm bu nedenlerle iş bu davanın hem usulden hem de esasdan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
1-Taraflar arasında imzalanan 04/06/2015 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım Satıma Aracılık İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi,
2-Beşiktaş... Noterliği'nin 14/11/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi,
3-İzmir .... Noterliği'nin 20/10/2017 tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarnamesi,
DAVA KONUSU :
Davaya konu uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan 04/06/2015 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım Satımına Aracılık Çerçeve Sözleşmesi kapsamında davalı şirket tarafından davacı adına yapılan işlemler neticesinde davacının uğradığı iddia edilen zararın davalıdan tahsili talebine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanun'un 5. maddesinde de ticari davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları yer almaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanun'da düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar. (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı-İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323).
Ticari davalar ise aynı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu'nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan 04/06/2015 tarihli Sermaye Piyasası Alım Satımına Aracılık Çerçeve Sözleşmesi kapsamında davalı şirket tarafından davacı adına yapılan işlemler neticesinde davacının uğradığı iddia edilen zararın davalıdan tahsili talebinden kaynaklanmaktadır.
28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/k. maddesine göre; "Tüketici: ticari ve mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ve tüzel kişiyi" ifade eder. Tüketici işlemi ise Kanunun m. 3/l.bendinde tanımlanmıştır. Buna göre tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari ve mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık, vb. sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemni kapsar. Tüketici işleminden kaynaklanan uyuşmazlığın veya sözleşmenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. ve 5. madde hükümleri kapsamında kalan, kanunda özel olarak düzenlenen ve ticari dava sayılan bir sözleşmeden kaynaklanmasının herhangi bir önemi yoktur. Aynı Kanun'un Diğer Tüketici Sözleşmeleri başlıklı 49/(1). maddesinde, finansal hizmetlerin her türlü banka hizmeti, kredi, sigorta, bireysel emeklilik, yatırım ve ödeme ile ilgili hizmetleri ifade ettiği, finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmenin ise finansal hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde sağlayıcı ile tüketici arasında uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmeler olduğu, aynı Kanun'un 83/2. maddesinde, taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer konularda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği, aynı Kanun'un 73/1.maddesinde ise, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu düzenlemesi yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında yapılan değerlendirme neticesinde, Sermaye Piyasası Araçları Alım Satıma Aracılık Çerçeve Sözleşmesi kapsamında davacının kendi malvarlığına ait aktiflerini yatırım yaparak değerlendirme gayesiyle davalı şirket ile dava konusu sözleşmeyi imzaladığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 49. maddesinde belirtilen finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşme tanımına birebir uyduğu, yatırımcı ile tüketicinin kesiştiği noktada davacının tüketici hukuku kapsamında korunması gerektiği, bu kapsamda kendisine ait paranın değerlendirilmesi işlemi açısından tüketici sıfatının davacının tüketici, davalının sağlayıcı olduğu, aksinin kabulü halinde kendisine ait malvarlığını değerlendirmek suretiyle yatırım yapan her kişinin tacir olarak kabul edilmesi gerekeceği ve bu durumun hakka, hukuka ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, belirtilen sebeplerle 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 73/1 ve 83/2’nci maddeleri gereğince tüketici mahkemelerinin görevli olduğu ve mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmaktadır.
Keza, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/12871 Esas 2017/735 Karar sayılı ilamında aynen; ''.....aracı kurum çalışanlarınca yanlış yönlendirilme iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Dava tarihi olan 06.08.2014 tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/1-k maddesinde tüketicinin; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi” ifade edeceği, 3/1-l maddesinde ise tüketici işleminin; “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” ifade edeceği düzenlenmiş, aynı kanunun 73/1 maddesinde de; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalara bakmaya tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Buna göre, mahkemece, mesleki ve ticari amaçla davranmayan, tüketici konumundaki davacı tarafından açılan işbu davada tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esası hakkında karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.....'' ibarelerine yer verilerek iş bu davalar açısından Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir.
Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan da denir.
Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
Dava şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114.maddesinde düzenlenmiş olup, aynı maddenin 1-c. fıkrasında mahkemenin görevli olması da dava şartlarından sayılmıştır.
Yine aynı kanunun 115.maddesinde ise; ''Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.'' hükmü yer almaktadır.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, taraflar arasında imzalanan 04/06/2015 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım Satıma Aracılık İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi, Beşiktaş ... Noterliği'nin 14/11/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi, İzmir ... Noterliği'nin 20/10/2017 tarih ve... yevmiye numaralı ihtarnamesi, ve sair deliller birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu uyuşmazlığın taraflar arasında imzalanan 04/06/2015 tarihli Sermaye Piyasası Araçları Alım Satımına Aracılık Çerçeve Sözleşmesi kapsamında davalı şirket tarafından davacı adına yapılan işlemler neticesinde davacının uğradığı iddia edilen zararın davalıdan tahsili talebine ilişkin olduğu, Sermaye Piyasası Araçları Alım Satıma Aracılık Çerçeve Sözleşmesi kapsamında davacının kendi malvarlığına ait aktiflerini yatırım yaparak değerlendirme gayesiyle davalı şirket ile dava konusu sözleşmeyi imzaladığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 49. maddesinde belirtilen finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşme tanımına birebir uyduğu, yatırımcı ile tüketicinin kesiştiği noktada davacının tüketici hukuku kapsamında korunması gerektiği, bu kapsamda kendisine ait paranın değerlendirilmesi işlemi açısından tüketici sıfatının davacının tüketici, davalının sağlayıcı olduğu, aksinin kabulü halinde kendisine ait malvarlığını değerlendirmek suretiyle yatırım yapan her kişinin tacir olarak kabul edilmesi gerekeceği ve bu durumun hakka, hukuka ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 73/1.maddesinde düzenlendiği üzere tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu, dava şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde düzenlendiği, aynı maddenin 1-c. fıkrasında mahkemenin görevli olmasının yer aldığı, aynı Kanun'un 115. maddesinde ise Mahkemenin dava şartlarının varlığını yargılamanın her aşamasında re'sen gözeteceğinin ve dava şartlarının bulunmaması durumunda davanın usulden reddine karar verileceğinin belirtildiği, belirtilen çerçevede iş bu davaya bakmakla görevli Mahkemenin İzmir 5. Tüketici Mahkemesi olduğu anlaşılmakla, açılan davanın görev dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Açılan davanın USULDEN REDDİ İLE, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/1-k. maddesi atfiyla aynı Kanun'un 73/1. maddesi uyarınca İzmir Nöbetçi Tüketici Mahkemesi'nin görevli olduğu anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 115/2. maddesi gereğince mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 20.maddesi gereğince, tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep edebileceklerinin, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,
3-Tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri durumunda dosyanın görevli İZMİR NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,
4-Yargılama giderlerinin görevli mahkemece dikkate alınmasına,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi.04/02/2020
Katip ...
E imza
Hakim ...
eimza