Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, tanınmış ısırılmış elma şekil markasının iltibas riskine karşı davalı markasının tescilinin iptali ve hükümsüzlüğü davasını değerlendiriyor.
Özet: Davacı, dünya çapında tanınmış ısırılmış elma logolu markalarının sahibi olarak, davalının dedo kelimesi ve benzer ısırılmış elma şekil unsuru içeren marka başvurusunun, kendi markalarıyla özellikle 14 ve 18. sınıftaki emtialarda karıştırılma ihtimali yarattığını ileri sürerek, kurumun itirazlarını reddeden kararının hatalı olduğunu ve tanınmış markalarının daha geniş korumadan yararlanması gerektiğini belirterek, söz konusu marka kararının iptali ile davalı markasının tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/362 Esas - 2025/433
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/362 KARAR NO : 2025/433....DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile HükümsüzlükDAVA TARİHİ : 23/08/2024KARAR TARİHİ : 22/10/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 22/10/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkilinin dünya çapında tanınmış “...” markalarının sahibi olduğunu, “...” tanınmış logosunun sağ tarafı ısırılmış bir elma ve elmanın üzerine sağa yatık olarak asılı duran tek bir yaprak görselinden oluştuğunu, elma şekil markasının.... sayılı marka başvurusunun 5/1-ç maddesi uyarınca bir kısım emtialar yönünden yayına çıkmadan reddedildiğini, bu kararın kesin olduğunu, başvurunun 14 ve 18. Sınıf mallar için yayınlandığını, başvuruya yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, oysaki dava konusu markanın müvekkilinin tanınmış markaları ile iltibas yaratır düzeyde benzer olduğunu, dava konusu markada şekil unsuru ve “dedo” kelimesinin yer aldığını, dava konusu markada elma şeklinin kullanılmasında hiçbir zorunluluk olmadığını, kullanılan şeklin ise müvekkili tanınmış markasına benzer olduğunu, elmanın ısırılmış formda olduğunu ve üzerine yaprak şekline benzer bir şeklinde yer aldığını, davalının .... sayısı ile tescilli markasına müvekkilinin itiraz etmediğini, anılan markadaki şeklin klasik bir elma olduğunu, ancak davalının yeni başvurusunda müvekkilinin dünyaca ünlü şekil markalarına yanaştığını, bu şekilde gerçekleştirilen birçok başvurunun daha evvel .... tarafından reddedildiğini, ayrıca mahkemelerce verilmiş çok sayıda kararın da bulunduğunu, dava konusu markadaki 14 ve 18. Sınıf emtiaların, müvekkili markası kapsamında da yer aldığını, taraf markalarının kapsamlarının birebir aynı olduğu bir durumda iltibas riskinin kaçınılmaz olduğunu, dava konusu markanın tesciline izin verilmesinin müvekkili markalarının tanınırlığına zarar vereceğini, müvekkili markasının SMK m. 6/5 kapsamında daha geniş bir korumadan yararlanması gerektiğini, beyan ederek .... sayılı kararının iptali ile dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili dilekçe ve duruşmadaki beyanlarıyla, müvekkili markası ile davacı markalarının birbirine benzemediğini, markaların hem renk hem de tasarım itibariyle farklı olduğunu, kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu markanın 14, 18 ve 35. Mal ve hizmet sınıflarında tescili amacıyla 30.12.2022 tarih ve .... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun dava dışı 3. Kişi adına tescilli 2019 00433 sayılı markanın varlığı nedeniyle 35. Sınıf hizmetler açısından 6769 s. Kanun 5/1-ç düzenlemesi kapsamında kısmen reddedildiği, kalan emtialar yönünden ise 13.02.2023 tarih ve 414 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilan edildiği, anılan ilana karşı davacı tarafça .... 25.06.2024 tarih ve .... sayılı kararı ile reddedildiği anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; TARAF MARKALARI ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; 6/1 maddesine göre, bir marka başvurusunun tescili için önceki marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği incelenir. Eğer halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa, itiraz üzerine başvuru reddedilir. Bu bağlamda markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi için ilk koşul; markaların aynı sınıfta veya benzer sınıflarda yer almasıdır. İkinci şart ise markaların kendilerinin benzerliğidir. Çifte benzerlik şartı gerçekleştiğinde, genel izlenime göre karıştırılma ihtimaline karar verilir. Zira öğreti, kanun ile gösterilen kapsamı da gözeterek, hukuki anlamda karıştırılma ihtimalini markalar arasındaki benzerliğin, alıcıları, satın almayı düşündükleri mal yerine bir başka mal alma satın almak durumunda bırakması veya alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı işletmeye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasında örgütsel ya da ekonomik bir bağlantının bulunduğu düşüncesine kapılmaları tehlikesi” şeklinde tanımlamaktadır. EMTİALARIN BENZERLİĞİ Markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Önemli olan husus, işaretlerin, kapsamındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketicilerde karışıklık yaratma olasılığı taşıyıp taşımadığıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıfları ile alt gruplarında benzerlik araştırması yapılırken, piyasanın algısı, hedeflenen alıcı kitlesine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, mal veya hizmetlerin birbirinin yerine kullanılabilirliği ve rekabet koşullarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama potansiyeli bulunup bulunmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortaklığı, aynı veya bitişik raflarda satışa sunulup sunulmadığı, kullanım yöntemleri ve hedeflenen müşteri kitlesinin benzer olup olmadığı gibi unsurların incelenmesi gerekmektedir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim EUIPO nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Dava konusu markadaki 14. Sınıf “Kuyumculuk eşyaları (taklitleri dahil); altınlar, mücevherler, kıymetli taşlar ve bunlardan mamul takılar, kol düğmeleri, kravat iğneleri ve heykeller, biblolar. Saatler ve zaman ölçme cihazları (kronometreler ve parçaları, saat kordonları dahil).” Emtiaları ile aynı ya da benzer nitelikteki kuyum eşyaları, saatler ve kıymetli eşyaları ihtiva ettiği gibi yine 18. Sınıfta ise “Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamul taşıma amaçlı başka sınıflarda yer almayan eşyalar: çantalar, cüzdanlar, deri veya kösele kutular ve sandıklar, anahtar muhafazaları, bavullar, valizler. Şemsiyeler,” emtiaları ile benzerlik gösteren yine aynı sınıfta yer alan bir kısım emtiayı ve 25. Sınıfta yer alan “giysiler, ayak giysileri, baş giysileri” gibi emtiaları ihtiva etmektedir. Her ne kadar valiz ve bavul ürünleri temel olarak taşıma ve seyahat amaçlı kullanılan, bu nedenle karşıladıkları ihtiyaç yönünden ayakkabı ya da giyimle doğrudan bağlantılı veya benzer ihtiyacı karşılayan bir ürün grubu değil ise de günümüzde özellikle birden fazla ürün gamında üretim ve satışı olan birçok moda giyim markasının, spor çanta, spor valiz veyahut doğrudan seyahat valizlerinin de üretimini yapıp dava konusu markadaki 14. Sınıf “Kuyumculuk eşyaları (taklitleri dahil); altınlar, mücevherler, kıymetli taşlar ve bunlardan mamul takılar, kol düğmeleri, kravat iğneleri ve heykeller, biblolar. Saatler ve zaman ölçme cihazları (kronometreler ve parçaları, saat kordonları dahil).” Emtiaları ile aynı ya da benzer nitelikteki kuyum eşyaları, saatler ve kıymetli eşyaları ihtiva ettiği gibi yine 18. Sınıfta ise “Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamul taşıma amaçlı başka sınıflarda yer almayan eşyalar: çantalar, cüzdanlar, deri veya kösele kutular ve sandıklar, anahtar muhafazaları, bavullar, valizler. Şemsiyeler,” emtiaları ile benzerlik gösteren yine aynı sınıfta yer alan bir kısım emtiayı ve 25. Sınıfta yer alan “giysiler, ayak giysileri, baş giysileri” gibi emtiaları ihtiva etmektedir. Her ne kadar valiz ve bavul ürünleri temel olarak taşıma ve seyahat amaçlı kullanılan, bu nedenle karşıladıkları ihtiyaç yönünden ayakkabı ya da giyimle doğrudan bağlantılı veya benzer ihtiyacı karşılayan bir ürün grubu değil ise de günümüzde özellikle birden fazla ürün gamında üretim ve satışı olan birçok moda giyim markasının, spor çanta, spor valiz veyahut doğrudan seyahat valizlerinin de üretimini yapıp satışa konu ettiği bilinmektedir. Nitekim .... Marka İnceleme Kılavuzunda da “Giysiler, ayak giysileri ve baş giysileri ile “çantalar, cüzdanlar” benzer nitelikte emtialar olarak kabul edilmektedir. Şöyle ki karşılaştırma konusu bu emtiaların dağıtım kanalları aynı veya benzerdir ve ortalama tüketicilerin bu emtiaların üreticisi konumundaki kişilerin ya da işletmelerin bu emtiaların hepsini üretip pazarlayabileceğini düşünmeleri kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca söz konusu malların hitap ettikleri ilgili tüketici kesimi de aynıdır.” şeklindeki tespitler ile bu ilişkinin varlığı esasen kabul edilmiştir. Keza yine “Şemsiyeler” ürünü de aynı şekilde moda – nihai giyim üreticilerinin ürün gamında tüketiciye sundukları ikincil ürün kategorisinde değerlendirilebilecek olan ve doğrudan giyim ürünlerinin tamamlayıcısı niteliğindeki aksesuar ürünleri olup tüketicinin aynı giyim mağazası içerisinden söz gelimi baş giysileri, kabanlar, montlarla birlikte temel işlevi güneşten ya da yağmurdan korunma olan bu aksesuarları da temin etme beklentisi mevcuttur. . Dolayısıyla bahsi geçen emtialar bakımından taraf markaları arasında düşük düzeyli de olsa bir emtia ilişkisi vardır. Bu kapsamda bir kısım emtiaların davacının önceki tarihli markaları kapsamında emtialar ile benzer ihtiyaçlara yönelik, benzer tüketicilere hitap eden, birbirleri ile doğaları ve rekabet olanakları benzer, benzer satış ve sunum biçimlerine sahip emtialar olduğu, Bununla birlikte dava konusu başvuru yer alan 14. sınıftaki “Değerli metalden mamul müsabakalarda verilen kupalar. Tespihler.” Emtiaları ile 18. Sınıftaki “İşlenmiş veya işlenmemiş deriler ve postlar, yapay deriler, köseleler, astarlık deriler. Şemsiyeler, güneş şemsiyeleri, güneşlikler, bastonlar. Kırbaçlar, koşum takımları, eyerler, üzengi ve eyer kayışları.” Emtiaları ise davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer almadığı gibi bu emtialar ile aynı ya da benzer olarak kabul edilebilecek bir emtia grubu da mevcut değildir. Benzerliği tespit olunan bu emtialar arasındaki bu ilişkinin işaretler arasında iltibas ihtimali yaratıp yaratmadığı hususunun tespiti, işaretler yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın mümkün olmadığından aşağıda markaları oluşturan işaretlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI; Markaların karıştırılma olasılığından bahsedebilmek için, mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olması gerektiği gibi, markayı oluşturan unsurların da aynı ya da benzer olması şarttır. İki işaret arasındaki karıştırılma ihtimali, iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi, başvurusu yapılan markanın, daha önce tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir markaya benzerliği nedeniyle, tüketicinin bu markayı daha önceki markayla karıştırması ve bu nedenle satın almayı düşündüğü üründen farklı bir ürünü almasıdır. İkinci durum ise, tüketici, iki marka arasındaki farkları fark etmesine rağmen, bu markaların aynı işletmeye ya da aynı ekonomik-idari kaynağa ait olduğunu düşünebilir. Bu durumda, tüketici aslında almak istemediği bir ürünü, güvendiği önceki markayla bağlantılı olduğunu düşündüğü için satın alabilir. Bu durum, önceki tescilli veya başvurusu yapılmış markanın tüketici nezdinde oluşturduğu güvenin haksız bir şekilde kullanılmasına yol açar ve karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olur. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta taraf markalarında benzerliği tespit olunan emtialar, spesifik bir tüketici grubunun yararlandığı türden olmayan, toplumun geneli tarafından satın alınan, satın alınma süreçleri anlık olmamakla birlikte tüketicinin çok da dikkat ve emek sarf ederek satın aldığı nitelikte olmayan türden emtialar olup, bahsi geçen ürünlerin görece geniş bir fiyat aralığında satışı yapılan, hemen her kesimden, eğitim, yaş, gelir ve meslek grubundan kimselere hitap eden, yaygın erişim imkanı bulunan bu emtialar için ortalama düzeyde dikkat, özen ve seçicilik seviyesine sahip herhangi bir tüketicinin ilgili tüketici olarak değerlendirilebilecekleri, Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı yana ait tanınmış şekil markaları arasında karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. .... sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali" nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markaların karşılaştırılmasında, işaretlerin görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açıdan benzer olup olmadıkları, markaları oluşturan unsurların bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesiyle tespit edilebilir. Aynı şekilde, markaların kapsadığı mal ve hizmetler açısından benzerlikleri de bir bütün olarak ele alınmalıdır. Görsel benzerlik karşılaştırılırken, markalara konu olan yazı ve işaretlerin yerleşim biçimleri, harf sırası ve yazı karakterleri gibi belirgin özelliklere dikkat edilmelidir. Sesçil benzerlik açısından, markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi dillerinde nasıl telaffuz edildiği önemlidir; özellikle markaların başlangıç kısımlarının fonetik olarak benzer sesler çıkarıp çıkarmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kavramsal benzerliklerin karşılaştırılmasında ise, tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bu kelimelere kendi dillerinde anlam verip veremeyeceği dikkate alınmalıdır. Bu genel ilkeler çerçevesinde uyuşmazlık konusu marka incelendiğinde dava konusu markanın sol kısmında meyve siluetini andıran tamamlanmamış, kırmızı bir şekil + üst kısmında iki yeşil yaprakla oluşturulmuş bir logo yer alırken, logonun sağ alt kısmında “E” harfi stilize biçimde yazılmış “....” şeklinde dört harf ve iki heceden oluşan, akılda kalıcı, ayırt edici, Türkçe somut bir anlamı olmadığı gibi bilinen yabancı bir anlamı da bulunmayan bir kelime kullanılmıştır. Dava konusu markadaki şekil unsurunun klasik bir elma figürü olmadığı, alt kısma uzanan çizgisi biraz sivriltilmiş, diğer uçtan da aynı şekilde tamamlanması halinde kalp şeklini andırır bir formunun bulunduğu, anılan görselin bu haliyle başta çilek olmak üzere gibi başka meyveleri çağrıştırmasının da mümkün olacağı, başka bir ifadeyle kırmızı renk ve yeşil Yaprak kullanımının genel meyve çağrışımına açık olacağı, Davacının markalarında kullanılan şekil unsuru, yapısal olarak mutlak bir elma figürü olup sağ üst/orta bölümden ısırılmış elma şekli ve üst kısımda yer alan yaprak figüründen oluşmaktadır. Elma figürünün renklendirilmiş versiyonu ile siyah şekilde oluşturulmuş versiyonu ayniyete yakın niteliktedir. Bu halde tespiti gereken husus, taraf markaları ile benzerliği tespit olunan emtialarda karşı karşıya kalacak olan tüketicinin, işaretler arasında sadece şekli açıdan ileri sürülen benzerlik iddiasına dayalı iltibas riski yaşayıp yaşamayacağıdır. Zira dava konusu markadaki “dedo” ibaresi veyahut davacı markalarındaki kelimesel unsurlar açısından ihtilaf özelinde bir iddia mevcut değildir. Salt şekil unsuruna dayalı iltibas iddialarında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinden bahsedilmesi için karşılaştırılan şekillerin öncelikle kavramsal bilahare ise görsel olarak birbiri ile benzer olmaları gerekmektedir. Tüketicinin benzer şekil unsurlarına sahip ve fakat tamamen farklı kavramsal görsel öğeler ihtiva eden işaretleri gördüğünde, bu işaretleri birbiri ile ilişkilendirmesinin beklenmesi kanaatimizce mümkün değildir. Başka bir ifadeyle karşılaştırılan şekiller elmakarpuz, kedi – at, araba – gemi gibi birbirinden farklı kavramsal karşılıkları bulunan nesnelerin/canlıların figürleri kullanılarak yaratılmış şekiller ise bu şekillerin tüketici nezdinde ilişkilendirme ve karıştırılma ihtimallerini her durumda kendiliğinden oluşturmayacağı değerlendirilebilir. Bu tespitin aksi yönünde bir değerlendirme ancak kullanılan figürlerin aynı kavramsal kökene işaret ettiği bir durumda mevcuttur. Dava konusu marka incelendiğinde görselinde yer alan şeklin, mutlak bir “elma” figürü algısı yarattığından bahsedilemeyeceği, bu şeklin “tipik bir elma şekli” olmadığı gibi tüketicilerin genel bir bölümü tarafından da bir yönelendirme olmaksızın doğrudan elma figürü olarak algılanmasının da mümkün olmayacağı, davacının tanınmış markalarına karakterini veren ve ikonik olarak tanımlanabilecek sağ kısmı ısırılmış formdaki elma şeklinin başvuru konusu görselde mevcut olmadığı, keza yine davacının markasındaki gibi renkli şekilde sıralanmış bir dizilimin de anılan markada mevcut olmadığı, her iki taraf logosunda da meyve görselinin üzerinde yer alan yaprak figürleri bulunmakta ise de bu düzeyde sınırlı bir benzerliğin tek başına bir iltibas sebebi olarak görülemeyeceği gibi taraf markalarındaki yaprakların kullanım biçimleri, duruş ve konumlandırmalarının da aynı olmadığı, bu halde dava konusu marka ile davacının tanınmış markasının, bütünsel algıda birbiri ile benzeşen şekli unsurlar taşıdığı yorumu yapılması mümkün olmayıp doğrudan “elma” görseli olarak da algılanmayacakları, kaldı ki davacı yanın evrensel bir figür olan “elma” figürünün her varyasyonu üzerinde mutlak bir koruma elde etmesinin de mümkün olmaması gerektiği, ayrıca dava konusu markada “dedo” şeklinde bir kelime unsuru da var olup bu unsurun bütünsel algıya etkisi da doğrudan ve güçlüdür. Söz gelimi dava konusu markada çizgisel yapısı / kullanılan renk unsuru itibariyle davacıya ait “...” logolarındaki minimalist, siyah ve modern tasarım gibi bir elma figürü doğrudan kullanılmış olsa, markadaki “dedo” kelimesinin varlığına rağmen işaretler arasında çağrışımsal bir benzerlik kurulması ve bu durumun davacı markalarının tanınırlığını tehdit etmesi mümkün olabilecekken, mevcut durumda, dava konusu markadaki şekil unsuru ve markanın bütünsel imajı, davacı markalarını herhangi bir şekilde çağrıştırmıyorken “....” kelimesinin bu bütünsel algıya etkisi daha yüksek olacaktır. Bu noktada ortalama zekâdaki bir tüketicinin özellikle ... gibi ikonik bir markanın güçlü görsel kimliğini bildiği ve tanıdığı bir durumda, dava konusu marka gibi görsele sahip bir markayı, herhangi bir şekilde davacı markaları ile ilişkilendirmeyecektir. Somut ihtilafta kavramsal açıdan bu benzerlik halinin bir kısım tüketiciler açısından sağlanacağı yorumu yapılabilir ise de dava konusu markadaki şeklin yarattığı kavramsal algının, davacının tanınmış şekil markasını ne ölçüde çağrıştırdığı tartışmalıdır. Zira ne markalarda kullanılan meyve figürleri, ne bu figürlerin çizim stilleri ne renkler ne de sair ibareler arasında bir benzerlik bulunmamaktadır. Davacının özellikle tanınmış, siyah, sağ üst köşesi ısırılmış, kıvrımları ve kavisleri net olarak belirgin, üst yaprak illustrasyonu gövdeden ayrı şekilde meydana getirilmiş logosunun oldukça karakteristik olduğu, anılan logonun herhangi bir şekilde tasarlanmış “elma” görseli ile her hal ve koşulda tüketici tarafından benzer görüleceği yorumunun mümkün olmadığı, ortalama bir tüketicinin işaretleri birbiri ile karıştırılmasının beklenmesi hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Nihayetinde taraf markaları ne marka bütününe hakim sözcük unsurları, ne marka bütününe hakim figürler ne de marka bütününün nihai algısı açısından hiçbir benzerlik taşımamaktadır. Birbirinden bu düzeyde bağımsız nitelikte unsurlar ihtiva eden markaların ortalama zekadaki herhangi bir tüketici nezdinde birbiri ile karıştırılmasının beklenmesi de hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Nihayetinde taraf markaları ortak olarak 14 ve 18. Sınıf mal ve hizmetleri içermekte iseler de markaların bütünsel algıları itibariyle birbirleri ile ilişkilendirilmelerinin mümkün olmayacağı, dava konusu marka ile karşı karşıya kalan ilgili tüketicinin, anılan markayı davacı markalarının bir serisi olarak algılamayacağı gibi davacı markalarından, dava konusu markaya bir imaj transferinin de gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığı, başvuru konusu işaret ile davacı markası arasında işletmesel bağlantılandırmayı tesis eden herhangi bir unsurun da bulunmadığı, zira markaları oluşturan işaretlerin bütünsel algıda benzer olmadıkları, ilgili tüketicinin yargılama konusu emtialar için ayırdığı satın alım süresi içinde dahi davalının başvuru konusu markasını gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, bu nedenlerle tüketicinin iki farklı marka ile karşı karşıya olduğunu rahatlıkla algılayabileceği ve iki marka arasında herhangi bir ilişki kurma eğiliminde olmayacağı görüş ve kanaatlerine varılmış olup işaretler arasında iltibas ihtimalinin mevcut olmadığı, TANINMIŞLIK İDDAİLARI; Mevzuatımızda markaların tanınmışlık düzeyiyle ilgili tescil engeli bakımından “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal veya hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal veya hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır . Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır . Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir. Toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş tescilli bir markanın aynısını ya da benzerini benzer ya da farklı bir mal veya hizmette tescil ettirmek isteyen kişinin tescil başvurusu, ancak "tescil ettirmek istediği markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle kendisine haksız bir yarar sağlayabilecek markanı itibarına bir zarar verebilecek veya ayırt edici karakterini zedeleyebilecek” ise engellenebilir. Zira bir markanın tescili ile maksat, bir başka markanın şöhretini sömürmek veya en azından yararlanmak ise ya da böyle bir tescil o markanın reklam gücünü veya işletme ile olan bağlılığını zayıflatacak mahiyette ise, tescilinin engellenmesi mümkündür. Ancak Yüksek Mahkemenin de birçok içtihatında belirttiği üzere farklı sektörlerde karıştırılma ihtimalinden bahsedebilmek için benzerlikten öte bir ayniyet aranmaktadır. Bununla birilkte tanınmış marka korumasının temeli iltibas ihtimaline dayalı olmadığı gibi her durumda emtialar arasındaki ilişkinin varlığına da bağlı değildir. Başka bir ifadeyle tanınmış marka görüldüğünde, tüketicilerin aklına eskiden refleks halinde tek bir işletme gelirken, bu markanın farklı mal ya da hizmetlerde tescili suretiyle markanın zaman içerisinde sulandırılması söz konusu olacak, böylelikle ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verilecek, yeni durum sebebiyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Böylesi bir durumda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın işlevleri (ayırt edicilik, garanti, reklam, iletişim) zaafa uğratılmış olacaktır. Dosya kapsamındaki mevcut delillerden davacı yanın “...” markaları ve bu markasının ikonik hale gelmiş logosunun, dünya genelinde derhal bilinen ve tanınan bir marka olduğu, bu markaların ..... sayıları ile 2008 yılından bu yana tanınmış markalar sicilinde kayıtlı olduğu görüldüğü, kaldı ki bu mahiyette dünyaca bilinen ve ülkemizde de aynı doğrultuda imaja sahip markalar açısından tanınmışlığın her somut olayda çok sayıda delil/belge ile ortaya konulmasının gerekli olmadığı, başka bir deyimle günümüzde “ülkeler üzeri markalar” olarak da tanımlanabilecek olan bazı markalar açısından bu markaların, kendi sektörlerindeki bilinirliğinin tartışılması veya her somut olayda ayrıca ispatlanmasına gerek olmayacağı düşünülmektedir. Söz gelimi ....” gibi markaların cep telefonları ve temel elektronik ürünler, “....” markalarının otomotiv sektörü, “....” ...., “....” markalarının e-ticaret hizmetleri sektöründeki tanınmışlığı gibi tanınmışlıklar, ulusal ya da uluslar arası düzeyde hemen her kesim tüketicinin hayatının bir noktasında mutlaka deneyimlediği veya karşı karşıya kaldığı markalar olmaları nedeniyle tartışmasız nitelikte olan tanınmışlıklardır. Bununla birlikte yukarıda da ifade edildiği üzere davacı yanın “elma” şeklinde evrensel nitelikte bir figürün her türlü varyasyonu üzerinde mutlak bir hak sahibi olacağı yorumunun yapılması mümkün olmayacağı gibi somut olaydaki gibi derhal ve hiç tereddütsüz bir şekilde elma algısını tüketicide yaratacak bir nitelik dahi taşımayan, figürün tamamlanmamış kısmının farklı şekillerde sonuç doğurabilecek şekilde zihinlerde birleştirilmesinin mümkün olduğu bir kullanım özelinde, dava konusu markanın tescilinin davacı markalarının ayırt edici karakterini ne şekilde sulandırabileceği, tanınmışlığına nasıl zarar verebileceği, davalı lehine nasıl bir haksız yarar sağlayabileceği hususlarında bir kanaate varılamadığı, mahkememizce taraf markaları arasında görsel anlamda oluşan farklılığın da bu hususlardaki risklerin oluşması yönündeki ihtimali engelleyeceğinin değerlendirildiği, böyle bir risk için en azından sonraki markanın, önceki tanınmış markayı çağrıştırması gerektiği, somut olayda bu şartların oluşmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan ve davaya konu edilen 14. Sınıf “Kuyumculuk eşyaları (taklitleri dahil); altınlar, mücevherler, kıymetli taşlar ve bunlardan mamul takılar, kol düğmeleri, kravat iğneleri ve heykeller, biblolar. Saatler ve zaman ölçme cihazları (kronometreler ve parçaları, saat kordonları dahil).” Emtiaları ve 18. Sınıfta ise “Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamul taşıma amaçlı başka sınıflarda yer almayan eşyalar: çantalar, cüzdanlar, deri veya kösele kutular ve sandıklar, anahtar muhafazaları, bavullar, valizler. Şemsiyeler,” emtiaları bakımından taraf markalarının benzer mal ve hizmetleri kapsadıkları, bir takım emtialar yönünden ise taraf markalarının kapsamlarının aynı ya da benzer olmadığı, Taraf markalarının bütünsel algıları itibariyle aralarında iltibas riskini doğurabilecek düzeyde bir benzerlik içerisinde olmadıkları, Davacının ikonik şekil markasının mutlak anlamda tanınmış bir şekil markası olduğu ancak dava konusu markada bu şekle yanaşır ve davacı markasının tanınırlığını tehdit eder nitelikte bir kullanımın mevcut olmadığı, bu halde SMK m. 6/5 koşullarının somut olayda ortaya çıkmayacağı kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şahıs vekillerinin yüzüne karşı yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.22.10.2025 Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır