Kayyım atanan şirkette ortaklık payı, kar payı ve maaş alacaklarının tahsili, AİHS ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde geçim gideri talebi.
Özet: Hakkında yürütülen soruşturma sonucu şirketine kayyım atanmasına rağmen mülkiyet hakkının halen davacıda olduğunu, kayyımın şirket yönetimini olağan işlemler kapsamında sürdürmesi gerektiğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasadan kaynaklanan mülkiyet ve geçim hakkına istinaden Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca ortaklık payı, kar payı, kazanç payı, huzur hakkı ve maaş alacaklarının ödenmesini talep eden davacıya karşılık, davalı taraf dava dilekçesindeki usul eksikliklerini ve bazı taleplerde davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemektedir.

T.C.

İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/442 Esas
KARAR NO : 2020/91
DAVA : Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 25/09/2019
KARAR TARİHİ : 19/02/2020
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacı hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... numaralı dosyasında soruşturma başlatıldığını, akabinde müvekkilinin ortağı ve yöneticisi olduğu... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne İzmir...Sulh Ceza Hakimliğinin... D.İŞ. Sayılı 29/09/2016 tarihli kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, karar sonrasında şirketin yönetiminin TMSF tarafından görevlendirilen kayyım heyeti tarafından yapıldığını, kayyımın görevi şirketin tüm olağan işlemlerinin aynen devamının sağlanması olup olağan görevlerinden birinin de şirket ortaklarının alacaklarının tesisi olduğunu, şirketin 29.09.2016 tarihinden itibaren kayyım heyeti tarafından yönetilmekte olup 3 yıla yakın bir süredir ortaklara paylaştırılması ve iadesi gereken hiçbir maddi karşılığın ödenmediğini, müvekkilin mal varlığının müsadere edilmediğini, şirketin mülkiyetinin halen davacıda olduğunu, mülkiyet hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Prokol ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 35. maddesi ile mutlak koruma altında olduğunu, ayrıca Sulh Ceza Hakimliği kararında ve dosyasında şirket mal varlığının suç icrası ile elde edildiği ya da suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgu bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesine uygun şekilde düzenlenmesi ve kayyım yönteminin tatbikinde Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması ile malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini, şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasının müvekkilinin şirket malvarlığından yararlanamayacağı anlamına gelmediği gibi müvekkiline makul bir maaş ve diğer alacaklarının ödenmesinin gerektiğini, aksi yönde bir mevzuat yada içtihat bulunmadığını, kayyım atanması işleminin yasal dayanağı olan; CMK’nun 133. maddesi ile 6758 sayılı Kanunun 19. maddesinde ve 17 Ocak 2017 tarihli Resmî Gazete Yayımlanan 19. maddenin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esasları Belirleyen Tebliğde haklarında henüz müsaderesine karar verilmemiş yada tasfiye edilmemiş şirketlerin hissedarlarının geçimlerine dair bir düzenlemenin mevcut olmadığını, bu nedenle başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa olmak üzere genel hükümler gözetilerek bir çözüm bulunması gerektiğini, bu çözümde Türk Medeni Kanunu'nun 1, 4 ve özellikle 5. maddesinin hakim tarafından dikkate alınmak zorunluluğunun bulunduğunu, CMK’nun 133 (3) maddesinde kayyım işlemlerine karşı Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanacağının açıkça belirtildiğini, T.T.K.'nun 394, 507 ve 511. maddeleri uyarınca müvekkilinin maddi haklarının iadesinin gerektiğini, müvekkilinin hayatını idame ettirebilmesi ve çocuklarının eğitimi gibi ihtiyaçları için makul ve düzenli bir gelire sahip olması gerektiğinin muhakkak olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca belirli sebeplerle mal varlığının idaresi için kayyım atanmış kişiye, hayatını idame ettirmesi için gerekli olan paranın kendi mal varlığından verilmesi ya da olağan dışı ama gerekli olan bir ihtiyaç için vesayet makamı olan Sulh Hukuk Hakimliği kararı ile harcama yapabilmesine olanak tanınması gibi CMK 133 maddesi kapsamında da hissedar olduğu şirkete kayyım atanan kişinin hayatını idame ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için düzenli bir maaş bağlanmasının zorunlu olduğunu bildirmiş, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davalı şirkete kayyım atandığı 20/09/2016 tarihinden itibaren doğan ve şirket hesaplarında yapılacak inceleme sonucunda belirlenecek kâr payı alacağı, kazanç payı, huzur hakkı, maaş alacağı bedeli olarak her bir alacak kalemleri için şirket kayıtları ile tespit edilecek muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte şimdilik 20.000,00-TL’nin ve dava tarihinden itibaren işleyecek her ay için 10.000,00-TL maaşın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesini, HMK.'nun 119. maddesi hükümlerine uygun olarak düzenlenmediğini, davacının yerleşim yerinin gösterilmesi zorunlu olmasına karşın, dilekçede adresinin gösterilmediğini, dava konuları birbirinden farklı olan taleplerin ileri sürüldüğünü, her bir talep açısından talep edilen tutarların ayrıştırılması ve hangi talep için hangi miktarın talep edildiğinin gösterilmesi gerektiğini, bu eksikliklerin verilen sürede giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, bir kısım talepler açısından davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, huzur hakkı talep edilmesi için öncelikle yönetim kurulu üyesi, maaş talebi için ise, şirketin sözleşmeli çalışanı olmak gerektiğini, davacının yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi, çalışanı da olmadığını, bu kalemler yönünden davacının taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın davacı ehliyetinin bulunmaması sebebiyle reddinin gerektiğini, şirketlerin kar dağıtımına T.T.K.'nun 507 (1) maddesi hükmü uyarınca ortaklar genel kurulu veya genel kurul tarafından karar verildiğini, bu kurullar tarafından alınmış bir karar olmadığını, bu nedenle dava şartının bu talepler yönünden bulunmadığını, kazanç payı dağıtımı konusunda da karar verilmemesi nedeniyle bu talep yönünden de dava şartı bulunmadığını, şirketin kar elde edip etmemesinin de talebe etkili olduğunu, 674 sayılı KHK ve bir kısım hükümler eklenmesine karar verilen 694 sayılı KHK gereğince, yönetimine TMSF’nin kayyum olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkileri, 674 sayılı KHK ve 694 sayılı KHK gereğince TMSF Fon Kurulu’na verildiğini, Fon Kurulu tarafından kar dağıtımına ilişkin alınan her hangi bir karar bulunmadığını, davalı şirkete eski yönetici ve ortaklarının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı olmaları gerekçesi ile başlatılan soruşturma kapsamında, CMK.'nun 133. maddesi hükmü gereğince ve 674 sayılı KHK m.19 hükümleri doğrultusunda, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun kayyum olarak atanmasına karar verildiğini, bu nedenle davacı ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerinin yetkileri sona erdiği gibi, şirket ortaklarının ortaklıktan kaynaklanan haklarının da tümünün askıya alındığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının, şirketin faaliyeti döneminde şirket gelirlerini terör örgütünün finansmanında kullandıkları, şirket faaliyetlerinin terör örgütü ve terörün finansmanına yönelik olarak kullanılması, şirketin suçtan elde edilen gelirle oluşturulması, gelişiminin sağlanması gerekçeleri ile kayyum atandığını, şirketin eski yönetici ve ortaklarının önemli bir kısmının da halen firarda olup sürdürülmekte olan kovuşturmalarda, şirket hakkında kovuşturma yürütülen ortaklarının hisselerinin müsaderesinin talep edildiğini, davacının maaş talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, dayanak olarak gösterilen CMK'nun 133. maddesi kapsamında gelir bağlama görevinin asliye ticaret mahkemesi olmadığının açık olduğunu, davanın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aldığı bir kararın uygulaması olduğu konusunda toplumda yaygın bir kanaat bulunduğunu, hukuki dayanağı olmasa da, davalar açmak suretiyle örgüt faaliyetlerinin devamlılığının sağlanmasının amaçlandığı kuşkusunun toplumda uyandırıldığını, davanın tümü ile yasal dayanaktan yoksun bulunduğunu bildirmiş, her bir talebin somutlaştırılması ve dilekçedeki eksiklerin verilecek sürede tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına, huzur hakkı, ikramiye, kar payından yönetim kurulu üyesine pay ödenmesi taleplerinin davacı taraf ehliyeti yokluğu, davacının ileriye dönük maaş talebi için görevsizlik, kar payı dağıtılması talebi yönünden dava şartı yokluğu ile davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Dava, CMK'nun 133. maddesi kapsamında Sulh Ceza Hakimi tarafından yönetim kayyımı atanmasına karar verilen davalı şirketin ortağı ve kayyum atanmadan önce yöneticisi olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütülen davacının ortaklık ve yöneticilik sıfatından kaynaklandığını iddia ettiği ve dava konusu ettiği alacakların tahsili istemine ilişkindir.
Davacı taraf, dava dilekçesinde dava tarihinden işleyecek her ay için 10.000,00-TL maaş ile kâr payı, kazanç payı, huzur hakkı ve yönetici sıfatıyla maaş alacağı için şimdilik 20.000,00-TL alacağa hükmedilmesini talep etmiş, ön inceleme hazırlık tutanağının 6. maddesi uyarınca davacı vekiline her bir alacak kalemi için talep ettiği miktarı somutlaştırması, aksi taktirde her bir alacak kalemi için 5.000,00-TL talepte bulunduğunun kabul edileceği ihtar edilerek kesin süre verilmiş, davacı tarafça kesin süre içinde bildirimde bulunulmamış, davalı tarafın alacak kalemleri miktarlarının somutlaştırılmaması nedeniyle davanın reddi gerektiğine ilişkin talebi haklı görülmemekle davacı tarafın her bir alacak kalemi için 5.000,00-TL talepte bulunduğu kabul edilerek yargılama yapılmıştır.
Davalı taraf davacının ileriye dönük maaş talebi konusunda mahkememizin görevsiz olduğunu iddia etmiş ise de CMK'nun 133 (5) maddesinde kayyımların görevleri ile ilgili iş ve işlemlerden dolayı tazminat davalarının Devlet aleyhine açılabileceği düzenlenmiş olup aynı maddenin ikinci fıkrasında kayyumlara ödenecek ücret konusunda düzenleme yapılmasına rağmen bu düzenleme içinde şirketin kayyum atanmasından önceki eski yönetici ve ortaklarına maaş ödenmesi konusunda sulh ceza mahkemelerinin yetkili olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı, davanın tazminat talepli değil ortaklık ve eski yöneticilik sıfatına bağlı alacak talepli olup dava konusu edilen alacaklarla ilgili uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğu dikkate alınarak davalı tarafın görevsizlik itirazı haklı görülmemiştir.
Davalı tarafça davanın huzur hakkı, ikramiye, kâr payından yönetim kurulu üyesine pay ödenmesi talepleri için davacı tarafın taraf ehliyetinin bulunmadığı iddia edilmiş ise de, bir davada taraf olan kişilerin taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile o davada gerçekten davacı ve davalı olmak sıfatının yerleşmiş Yargıtay kararları ile doktrinde husumet sıfatıyla adlandırılıp uygulamada pasif husumet ve aktif husumet sözcükleri ile tanımlandığı, taraf ehliyetinin taraf sıfatından farklı bir kavram olup taraf ve dava ehliyetinin HMK'nun 114 (1/d) maddesinde dava şartı sayıldığı, buna karşın davada sıfatın dava şartlarından olmadığı, zira davada sıfatın bir usul hukuku konusu değil doğrudan doğruya maddi hukuk konusu olduğu, sıfatın dava şartı olmamasına rağmen davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece kendiliğinden göz önüne alınması gerektiği, taraf sıfatının bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafça ileri sürülmesi gereken bir def'i de olmadığı, somut olayda davacının taraf ve dava ehliyetine sahip olup kısıtlandığına dair dosyada bir delil, bilgi ve belge olmadığı, taraf sıfatının dava şartlarından bulunmadığı gözönünde tutularak davalı tarafın davacının bir bölüm talepleri yönünden taraf ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmesi istemi haklı görülmemiştir.
Davacı hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın... soruşturma nolu dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında yürütülen soruşturma nedeniyle İzmir ... Sulh Ceza Hakimliği'nin...Değişik İş sayılı ve 29/06/2016 tarihli kararı ile davacının ortağı ve yetkilisi olduğu ve aralarında davalı şirketin de bulunduğu birçok şirkete CMK'nun 133 (1) maddesi uyarınca yönetim kayyımı atanmasına karar verildiği, davacı hakkında yakalama kararı olup arandığı ve soruşturmanın derdest olduğu, Sulh Ceza Hakimliği'nin kayyım atama kararı üzerine TMSF tarafından davalı şirketin yönetim kurulu oluşturularak üyeliklerine atamalar yapılmak suretiyle kayyım atama kararının yerine getirildiği, davalı şirketin atamalardan sonra kayyım heyeti tarafından yönetildiği dosyaya gelen belgelerle anlaşılmıştır.
CMK'nun 133. maddesinin birinci fıkrasında; suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hakim veya mahkemenin, şirket işlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak kayyım atayabileceği, ikinci fıkrasında; hakim veya mahkemenin kayyım hakkında takdir etmiş bulunduğu ücretin şirket bütçesinden karşılanacağı, kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi halinde paranın faizi ile birlikte Devlet hazinesinden karşılanacağı, üçüncü fıkrasında; ilgililerin atanan kayyımın işlemlerine karşın görevli mahkemeye Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilecekleri, beşinci fıkrasında; bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleri ile ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davalarının 142 ila 144. maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılacağı düzenlenmiştir.
7085 sayılı Yasa'nın 7 (2) maddesi; (683 sayılı K.H.K.'nun 7. maddesi ile) "Kayyım atanan şirketlerin soruşturma kapsamındaki şüpheli ortakları ile kayyım tarafından hakkında şahsi sorumluluk davası açılan şirket ortaklarına ait ortaklık hak ve payları, soruşturma ve davaların açıldığı tarihten soruşturma, kovuşturma veya davanın kesin hükümle sonuçlandığı tarihe kadar devir ve temlik edilemez. Ortaklık hak ve paylarına ait temsil ve idare yetkisi kayyım tarafından kullanılır. Devir ve temlik yasağı Cumhuriyet Savcılığı veya mahkeme tarafından resen Ticaret Sicili Müdürlükleri'ne bildirilir ve tescil edilir." düzenlemesini içermektedir.
Davacının davalı şirketin dava tarihi itibariyle ortağı sıfatıyla CMK'nun 133 (3) maddesi hükmü uyarınca ortaklıktan doğan hakları için dava açma hakkı olup görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Davacı ortak ve eski yönetici sıfatına dayalı olarak 20/09/2016 tarihinden itibaren kazanç payı, huzur hakkı ve aylık maaş ödenmesi taleplerinde bulunmuştur. Bu alacak kalemleri ancak yönetici sıfatı taşıyanlar tarafından talep edilebilecek alacaklardır. Sulh Ceza Hakimliği tarafından davalı şirkete CMK'nun 133. maddesi uyarınca 20/09/2016 tarihli karar ile yönetim kayyımı atanmasına, aynı zamanda mevcut yönetimin yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmiş olup davacının davalı şirketteki yönetim yetkisinin 20/09/2016 tarihinde sona ermiş olması ve dava tarihi itibariyle yönetim yetkisinin iade edilmeyip şirketin kayyım tarafından yönetilmeye devam edilmesi nedeniyle davacının şirket yöneticilerine ödenmesi mümkün olan kazanç payı, huzur hakkı ve aylık maaş ödenmesi talebinde bulunması, mümkün olmayıp bu talepler yönünden yönetici sıfatının bulunmaması nedeniyle aktif husumet sıfatı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
T.T.K.'nun 408 (2/d) maddesinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dahil kullanılmasına dair kararların alınmasının genel kurula ait görevler ve devredilemez yetkiler arasında olduğu düzenlenmiştir.
Davacı ortaklık sıfatına bağlı olarak geçiminin sağlanması için dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ile kar payı ödenmesi taleplerinde bulunmuştur. CMK'nun 133 (2) maddesinde yalnız kayyım ücretinin ödenmesi konusu düzenlenmiş şirket ortaklarına maaş, aylık, kâr payı ödenmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun yanında T.T.K.'nun 408 (2/d) maddesi hükmü uyarınca dava konusu edilen kâr payı ve maaş ödenmesi talebi şirket genel kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez yetkileri arasında olup şirket genel kurul veya kayyım heyeti tarafından ortaklara kâr payı ve maaş ödenmesi yönünde olumlu veya olumsuz bir karar alınmamıştır. Ayrıca yukarıda açıklanan 7085 sayılı Yasa'nın 7 (2) maddesi hükmü uyarınca davacının ortaklık payı soruşturmanın sonuçlanmasına kadar devir ve temlik yasağına tabi olup soruşturma veya dava sonunda müsadereye konu olabilecektir. Pay nedeniyle ortaklara ödenecek kâr payı ve diğer ödemeler ortaklık payından kaynaklanmaktadır. Davacı tarafça kâr payı ve maaş ödenmesi konusunda gerek genel kurul gerekse kayyım kurulu tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar olduğu iddia edilmemiştir. Davalı taraf da bu konularda alınmış bir karar bulunmadığını bildirmiştir. Kâr payı ve ortaklara maaş ödenmesi gibi konularda karar alındığına dair ticaret sicil kayıtlarında bir belge görülmemiştir. Buna göre davacı tarafça kâr payı ve ortak sıfatıyla maaş ödenmesi konusunda davalı şirket tarafından alınmış bir karar dava konusu edilmeyip bu alacaklar için doğrudan mahkememizce hükmedilmesinin talep edildiği gözönünde tutularak mahkememizin genel kurul yerine geçerek doğrudan ortaklara kâr payı veya maaş ödenmesi konusunda karar vermesinin mümkün bulunmadığı gibi davacının bu alacak talepleri yönünden doğrudan dava açma hakkının bulunmadığı, ancak genel kurul veya kayyım heyeti tarafından alınmış bir kararın dava konusu edilebileceği, bu konuda yetkili kurul tarafından alınmış kararın dava şartı olup davacı tarafça bu nitelikte bir kararın bulunduğunun iddia edilmediği gibi dosyada bu yönde bir delil toplanmadığı, böylece bu alacak kalemleri yönünden dava şartının oluşmadığı dikkate alınarak davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle;
1-Davanın kazanç payı, huzur hakkı ve yöneticilik sıfatına bağlı olarak aylık maaş ödenmesi istemleri yönünden davacının aktif husumet sıfatının bulunmaması nedeniyle REDDİNE,
2-Davanın ortaklık sıfatına bağlı olarak dava tarihinden itibaren aylık maaş ödenmesi ve kâr payı talebi yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE,
3-Harçlar yasası gereğince alınması gereken 54,40-TL harcın peşin alınan 512,33-TL harçtan indirilmesi ile geriye kalan 457,93-TL harcın isteği halinde davacı tarafa iadesine,
4-Davalı yararına A.A.Ü.T'nin 13 (1) maddesi uyarınca takdir edilen 3.600,00-TL nispi vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
7- 6325 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi uyarınca 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinden oluşan yargılama giderinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
8-Davacı tarafça peşin olarak yatırılan gider avansından arta kalanın HMK 333 maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
Gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 19/02/2020
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır