Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, marka tescili reddi kararının ayırt edicilik, bütünsel algı ve kullanım yoluyla kazanılmış haklar temelinde iptali davası.
Özet: Dijital varlıklar ve koleksiyonlar alanında faaliyet gösteren bir teşebbüsün, "..." ibareli markasının ayırt edici nitelikten yoksun ve tanımlayıcı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi üzerine açtığı davada, marka hukukunun temel prensibi gereği işaretin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kompozisyonun münferit anlamların ötesinde özgün bir bütünlük arz ettiğini, içerdiği hanedan adıyla fantezi bir ayırt edicilik kazandığını ve yoğun kullanım neticesinde kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığını iddia ederek, red kararının iptalini ve markanın tescil edilebilir olduğunun tespitini talep etmiştir.

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/411 Esas - 2026/289
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A RESAS NO : 2025/411 KARAR NO : 2026/289DAVA : Marka ... Kararı İptaliDAVA TARİHİ : 17/09/2025KARAR TARİHİ : 17/06/2026 Yazım Tarihi: 13/07/2026İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davacının ... ve tarihi temalı dijital varlıklar ile ... koleksiyonları alanında ... gibi uluslararası kripto varlık borsalarında ciddi yatırımlar yaparak faaliyet gösteren bir teşebbüs olduğunu, davacının bu özgün konseptler için yarattığı "..." ibareli markasını ... nezdinde tescil ettirmek adına ... başvuru numarası ile dosyalamış olduğu başvurunun SMK m. 5/1(b) ve (c) hükümleri gereğince ayırt ediciliği bulunmadığından ve tanımlayıcı olduğundan bahisle 09, 14 ve 36. sınıflar açısından bütünüyle reddedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira ayırt edici nitelik değerlendirmesi yapılırken markayı oluşturan "...", "...", "..." ve "..." ibarelerinin adeta atomize edilerek tek tek ele alınmasının hatalı bir metodoloji olduğunu, marka hukukunun temel prensibi gereği işaretin bir bütün olarak bıraktığı genel izlenimin esas alınması gerektiğini, söz konusu kompozisyonun kelimelerin münferit anlamlarının toplamından farklı ve yeni bir anlam yaratan özgün bir bütünlük arz ettiğini, ibare içerisinde yer alan ve ...'nun son hanedanının adı olan "..." unsurunun markaya asli ve fantezi bir ayırt edicilik kazandırdığını, markanın tescili talep edilen emtiaları doğrudan tanımlamadığını, aksine tüketicinin zihninde bir düşünsel süreç gerektiren telmih edici nitelikte olduğunu, öte yandan başvurunun tescil tarihinden önce yoğun ve sürekli kullanımı neticesinde SMK m. 5/2 uyarınca kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığını, nitekim markanın ... borsasındaki ticari değerinin 17.934.220,00 ABD Doları gibi yüksek bir miktar olduğunun .... D. İş sayılı dosyası ile tespit edildiğini, ...'nın dijital ticaretin ve gelişen ... teknolojisinin gerekliliklerini takip edemeyerek hatalı ve eksik inceleme ile karar verdiğini iddia ederek, ... ...’nın 09.08.2025 tarihli ve ... sayılı kararının iptaline ve davacının ... sayılı marka başvurusunun tescil edilebilir olduğunun tespitine ve tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.DELİLLER ve DEĞERLENDİRME:Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacı şirketin ... başvuru sayılı markasının SMK 5/1-b-c madde ve bendleri kapsamında ayırt edici olmadığı, tanımlayıcı olduğu gerekçesi ile davacı başvurusunun ve itirazının reddi konusunda verilen ...'nın ... sayılı ... kararının yerinde ve doğru olup olmadığı noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 11/08/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 17/09/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır.... ...'nun ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı "... " ibareli başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri gereğince reddine yönelik .... kararına karşı yapılan itiraz incelenmiştir. ...... Yapılan incelemede, "..." ibareli başvuruda yer alan, "..." ibaresinin "..."; "..." ibaresinin "....(...)"; "..." ibaresinin "... arasında hüküm sürmüş ... hanedanının adı"; " ..." ibaresinin ise "..." anlamlarına geldiği ve başvurunun ibarelerin anlamını pekiştiren ... şeklinde bir görsel unsurdan oluştuğu; başvurunun bütünsel olarak ortalama tüketiciler tarafından doğrudan doğruya belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmayacağı, basit bir tanıtıcı ibare olarak algılanacağı, başvuruda yer alan tali ve şekli unsurların bu algıyı güçlendirdiği, markanın asli işlevi olan belirli bir işletmeye ait mal ve hizmetleri, diğer işletmelere ait benzer mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getiremeyeceği ve tanımlayıcı nitelikte bir ibare olduğu kanaatine varıldığından, başvurunun 6769 s. SMK'nın 5/1-(b, c) bentleri uyarınca reddine yönelik karar isabetli bulunmuştur. Sayılan nedenlerle, işbu itirazın reddine karar verilmiştir.KARAR: İtirazın ve başvurunun reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir. " şeklinde ifade edilmiştir.6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük tarihli) 4. Maddesinde "Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dahil, sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların biçimi veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her türlü işaretten oluşabilir",5/1-b maddesinde " Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler",5/1-c maddesinde " Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler ", marka olarak tesçil edilemez "hükmü yer almaktadır.SMK 5/1-b yönünden ;Markanın en önemli fonksiyonu markanın ayırt edici bir işaret olmasıdır. Marka, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini başka bir teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yaradığından, bir işaretin marka olma kabiliyetini haiz olması, o işaretin ayırt edicilik fonksiyonuna sahip olmasına bağlıdır. Bir işaretin bu fonksiyona sahip olup olmadığının tespiti önce soyut olarak yapılmalıdır. Yani marka olma niteliğine bakılmalıdır. Bir işaretin soyut ayırt edicilik niteliğinin varlığı tespit edildikten sonra, o işaretin marka olabilmesi açısından, ayrıca sicilde gösterilebilir olması ve üzerinde kullanılacak mal veya hizmetler açısından somut ayırt edicilik özelliğini haiz olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, işareti gören ortalama tüketici kitlesinin, tescil kapsamındaki mallar veya hizmetler yönünden bu işareti marka olarak, yani bir ticari işletmenin mal ve hizmetlerini tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mal ve hizmetlerinden ayırt edildiğini algılaması zorunluluğu bulunmaktadır. SMK 5/1-c yönünden ;Marka başvurusundaki ibare ortalama tüketici nezdinde yukarıda belirtilen "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten "tanımlayıcı, vasıf bildirici özellikleri varsa marka olarak tesçili mümkün bulunmamakta ve mutlak red engeline takılmaktadır. Marka hakkı münhasır olarak sahibine tekel / inhisari hak bahşettiğinden tanımlayıcı bir işaret bir kişiye verilirse ticari rekabet sağlanamaz. Buna göre, bir malın ya da hizmetin cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak gibi özelliklerine (iyi / güzel / süper / büyük / vb.) atıf yapan tanımlayıcı işaretlerin marka olarak tescil edilebilmesi mümkün değildir. Marka başvurusundaki ibare içerdiği emtia sınıfındakilerden ne kadar uzak ise tanımlayıcı, vasıf bildirici halinden de uzaklaşmış sayılır. Yukarıdaki kriterler, tescil kapsamı ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;Davaçı başvuru Markası Redde Gerekçe Madde....11/05/2026 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; " 1) Reddedildiği emtiaların tamamı yönünden, marka olabilecek nitelikte soyut somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, 2) Kısmen reddedildiği emtialar5 yönünden tanımlayıcı olduğu, 3) Dava konusu edilen 09.08.2025 tarihli ve ... sayılı ... kararının, bu değerlendirmeler ile çelişmediği/uyumlu olduğu" şeklinde ifade edilmiştir. Bilirkişi heyet raporu her iki tarafın iddia ve savunmasına, taraf delillerine, marka kapsamına , ... kararına , göre denetlenebilir, içeriği olumlu veya olumsuz mahkemece değerlendirilebilir nitelikte kabul edilerek yeni heyetten veya aynı heyetten ek rapor alınması yönündeki davacı vekilinin istemi HMK 30. Maddesindeki usul ekonomisi ilkesi gözetilerek yargılamanın gereksiz uzayacağına kanaat geldiğinden bu istem reddedilmiştir. GEREKÇE:Tarafların iddia ve savunması, marka başvuru kapsamı ve görseli, bilirkişi heyet raporu, ... kararı ve dosyanın bütünü birlikte ele alındığında; 6769 sayılı SMK 5/1-b maddesi yönünden değerlendirme; Davacının "...." ibareli başvuru markasının kapsamında olup da bilirkişi raporu sayfa 3-4 de belirtilen 9-14- ve 36 .ncı sınıftaki Mallar/hizmetler açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında bu işareti marka olarak, yani bir ticari işletmenin malını tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mallardan/hizmetlerden ayırt edildiğini algılamasına yol açan şekilde soyut ve somut ayırt ediciliği bulunmadığından ... ... 'nın davaya konu marka başvurusunun SMK 5/1-b kapsamında ayırt edicilik niteliği taşımadığı tespitinin yerinde ve doğru olduğu sonucuna varıldığı;Nitekim benimsenen bilirkişi heyet raporunda bu husus " Dava konusu edilen ".... " işareti, renk, şekil ve kelime unsurlarını bir arada ihtiva eden karma bir markadır; işaretin üst kısmına, açık kahverengi, üzerinde belirsiz çizimler olan eskitilmiş bir ... yüzü figürü konuşlandırılmış, bu figürün altına iki satır halinde, düz yazım karakterindeki siyah renkli harflerle, aynı puntolarda ve sadece baş harfleri büyük olacak şekilde “... ...” ve “... ...” kelime öbekleri yazılmış, en alta da, nispeten düşük puntolarla, üstteki satırdan siyah renkli düz bir çizgiyle ayrılmış halde, siyah renkli harflerle ve sayılarla, “....” kodu yazılmıştır. İşarette kullanılmış olan kelime unsurlarından "..." ibaresinin "...", "..." ibaresinin "... (...)", "..." ibaresinin "... arasında hüküm sürmüş ... hanedanının adı", " ..." ibaresinin ise "..." anlamlarına geldiği ve bu kelimelerin hiçbirinin, davacı tarafından kurgulanmış/orijinal birer kelime olmadığı göz önüne alındığında; bu kelime öbeklerini okuyan herkesin/tüm potansiyel alıcıların zihninde oluşan ilk algı; “...’un ... ile ilgili ... niteliği haiz bir ...” şeklindedir. İşarette kullanılmış olan şeklin, bu kelime öbeğinin “...” kısmını, kodun da “kelime öbeğinin “...” olma özelliğini pekiştirmekten öte, işarete markasal hüviyette bir ayırt edicilik katmadığı düşünülmektedir. Diğer bir ifadeyle; bu markada geçen kelime öbeklerinin ne anlama geldiğinin ilk bakışta kavranması ve tüketicide/alıcıda doğrudan bir algı uyandırması, bu algının da “...’un ... ile ilgili ... niteliği haiz bir ...” ile ilgili olması ihtimali yüksektir. Herkes tarafından bu şekilde algılanan ve ticari faaliyetleri kapsamında satış yapan her aktör tarafından yaygın olarak kullanılabilecek olan bir kelime öbeğinin, başkaca baskın unsurlardan yoksun bir biçimde, bir markanın esas unsuru olarak kullanılarak, belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanması ve o ticari kaynağın mal ve hizmetlerini diğer ticari kaynakların hizmetlerinden ayırması mümkün olmadığından, ".... " işaretinin, kavramsal açıdan, tescil kapsamına alınmak istenilen 09, 14 ve 36. Sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden “marka olabilme kabiliyeti”ne sahip soyut ve somut ayırt edici niteliği haiz bir ibare olmadığı, bundan ziyade, ancak ve sadece, “... özelliği haiz bir ...’nin adı/sembolü” olduğu değerlendirilmektedir. İşaretin bir “...”yi temsil ediyor olmasının, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine bir katkısının olmadığı, işareti “bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini başka bir teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan hale” getirmediği, yani marka hukuku kapsamında işaretin bu özelliğinin herhangi bir değişiklik yaratmadığı düşünülmektedir. Dolayısıyla; davacının, somut uyuşmazlıkta “dijital ticaretin ve gelişen ... teknolojisinin gereklerinin takip edilmesi gerektiği” yönündeki iddialarına itibar edilmesi mümkün görülmemiştir; “markasal hüviyette bir ayırt ediciliği bulunmayan” her işaretin, sırf bir “...” veya “bir ...’nin adı/bir ...’yi temsil eden kavram/sembol” olması itibariyle “marka olarak da tescil edilmesi gerektiği” düşünülmemektedir.Sonuç olarak; dava konusu edilen markanın reddedildiği emtiaların herhangi birinden fonksiyonel ve kavramsal açılardan bağımsız olmaması, bu mal/hizmetlerin temel bir özelliğini doğrudan çağrıştırması, bu mal/hizmetlerin temel bir özelliği -... özelliği haiz bir ... olması- ile ilişkili bir kelime öbeğini esas unsur olarak ihtiva etmesi, bu mal ve hizmetleri, aynı mal ve/veya hizmetleri piyasaya arz eden diğer ticari kaynakların/aktörlerin mal ve/veya hizmetlerinden ayıramaması, ancak ve sadece ““...’un ... ile ilgili ... niteliği haiz bir ...”” olması nedenleriyle, markanın reddedildiği bütün emtialar açısından marka olarak somut ve soyut ayırt edici niteliğe sahip olmadığı kanaatine varılmıştır. " şeklinde de izah edildiği;6769 sayılı SMK 5/1-c maddesi yönünden değerlendirme: Davacının ".... " ibareli başvuru markasının kapsamında olup da bilirkişi raporu sayfa 3-4 de belirtilen 9-14- ve 36 .ncı sınıftaki Mallar/hizmetler açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında cins, vasıf bildiren, tanımlayıcı bir durum olarak algılanabileceği, bu mallar/hizmetler açısından herkesin kullanabileceği ibare olduğundan bir kişinin tekeline bırakılmasının mümkün olmadığı kanaatiyle ... ... 'nın davaya konu marka başvurusunun SMK 5/1-c kapsamında mutlak red engeli oluşturduğu tespitinin yerinde ve doğru olduğu sonucuna varıldığı;Nitekim benimsenen bilirkişi heyet raporunda bu husus " Dava konusu edilen ".... " işaretinde bir bütün olarak esas unsur olarak kullanılmış olan “...” kelime tamlaması, tüketicilerinin zihninde, ilave bir çaba olmaksızın doğrudan “...’un ... ile ilgili ... niteliği haiz bir ...” anlamını çağrıştırmaktadır. Diğer bir ifadeyle; bu markada geçen sözcüklerin ne anlama geldiğinin ilk bakışta kavranması ve tüketicide doğrudan bir algı uyandırması, bu algının da “...’un ... ile ilgili ... niteliği haiz bir ...” ile ilgili olması ihtimali yüksektir. Bu anlama gelen bir kelime öbeğinin, ... ile ilintili olabilecek mal veya hizmet yönünden markasal hüviyette kullanılması halinde bu mal ve hizmetlere muhatap olan alıcıların zihninde doğrudan teşekkül eden bu yerleşik algı nedeniyle, markanın kapsamına alınmak istenilen bu emtiaların bir vasfını (...) doğrudan tanımlayıcı olacağı değerlendirilmiştir.Herkes tarafından bu şekilde algılanan, yaygın olarak kullanılan ve tanımlayıcı olan böyle bir kelime öbeğinin, bu emtiada, bir markanın esas unsuru olarak kullanılarak, tek bir firma adına marka olarak himaye görmesi, yani kullanım hususunda bir firmaya tekel hakkı verilmesi, koruma altına alınması istenilen, emtiaların ilişkili özelliği de gözetildiğinde, kavramsal olarak emtiaların karakteristik bir özelliğini doğrudan çağrıştırdığı, yani emtiaların “...’un ... ile ilgili ... niteliği haiz bir ...” vasfı ile ilintili olduğunu, yani emtiaların bir vasfını tanımladığı gerçeği gözetildiğinde, mümkün görülmemektedir.Nitekim Yargıtay da olayımıza emsal teşkil edebilecek bir kararında ( ..... HD’nin 03.06.2014 tarihli ve .... sayılı kararı ) “.....anılan ibarenin özel bir zihni çabaya gerek olmaksızın, sıkı ilişkisi nedeniyle doğrudan ve münhasıran saat emtiası için karakteristik bir özellik belirten bir işaret olduğu sonucuna varılamaz....” demekle; “özel bir zihni çabaya gerek olmaksızın, sıkı ilişkisi nedeniyle doğrudan ve münhasıran bir emtianın karakteristik bir özelliğini belirten işaretlerin” marka olarak tescilinin mümkün olmadığına işaret etmiştir. Halbuki; ".... " markası, esas unsuru itibariyle, doğrudan, zihni bir çabaya gerek olmaksızın, herkes tarafından bilinen ve ticaret alanında herkes tarafından kullanılabilecek olan bir anlamı zihinde uyandırmakta, böylelikle söz konusu işaret, kısmen reddedildiği emtialar yönünden vasıf belirtmektedir.Sonuç olarak; dava konusu edilen ".... " işaretinin, kısmen reddedildiği emtiaların tamamı yönünden tanımlayıcı/tasviri olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır. " şeklinde de izah edildiği;Neticeden bilirkişi heyet raporu bütün yönleriyle benimsenerek davanın reddi gerekmiştirH Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1-Davanın REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına,3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalı kuruma verilmesine,4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı.17/06/2026 Katip .... Hakim ....E-İmzalıdır E-İmzalıdır