Yargıtay 3. Ceza Dairesinden silahlı terör örgütü üyeliği suçunda ceza tayininde orantısızlık ve teşdit derecesinde hata nedeniyle hükmün bozulması kararı.
Özet: Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararında, toplanan delillerle suçun sabit olduğu kabul edilmekle birlikte, Anayasanın 138. maddesi ve Türk Ceza Kanununun 61. maddesi uyarınca cezanın belirlenmesi, bireyselleştirilmesi ve orantılılık ilkelerine riayet edilmeyerek teşdidin derecesinde hataya düşüldüğü ve fazla ceza tayin edildiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Bu doğrultuda, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hakkaniyete uygun bir cezanın yeniden belirlenmesi amacıyla dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.
3. Ceza Dairesi         2022/37327 E.  ,  2026/4222 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/1012 E., 2021/1006 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2019/54 E., 2019/134 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9 maddesi delaletiyle 58/6-7. ve 63. maddeleri uyarınca verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK’nın 299/1. maddesi gereğince REDDİNE,
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği kabul edilen sanığın mahkumiyetine ilişkin yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık ve müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü sair nedenler yerinde görülmediğinden reddine ancak;
Anayasa'nın 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca; orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde hataya düşülerek yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Daire çoğunluğunca sanık hakkında TCK'nın 61. maddesi kapsamında teşdidin derecesinde hataya düşüldüğü gerekçesi ile ilk derece hükmünün bu nedenle de bozulmasına karar verilmiş ise de;
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin, TCK’nın 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 gün, 2012/1337 E. 2013/292 K. sayılı ilamında;
5237 sayılı TCK’nın 'Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi' başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki, 'Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur' biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında 'orantı' bulunması gerektiği vurgulanmış,
Ayrıca aynı kararda "Yerel mahkemece temel ceza belirlenirken, “suçun işleniş biçimi suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri meydana gelen zararın miktarı, sanığın kusuru amaç ve saiki ile fiilin diğer özellikleri, suç işleme kastının yoğunluğu” şeklinde kullanılan alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin TCK’nın 61. maddesi anlamında kanuni, yeterli ve dosya içeriğine uygun olduğunda ve buna bağlı olarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesinin yerinde bir uygulama olduğunda şüphe bulunmamaktadır." şeklinde karar verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
2009 yılından itibaren örgüte ait kurumlarda tayin de görmek suretiyle çalıştığı süreçte, .... örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hesap açtığı, küçük bölge imamı sıfatıyla sohbet düzenleyen kişilerden olan sanığın sonrasında özellikle 2013-20 14... yıllarında örgüte maddi destek sağlamak amacıyla kendisine bildirilen kotaya göre himmet topladığı, kurban parası toplayıp örgüte teslim ettiği, sanığın tanık ....'nin beyanlarında belirttiği üzere örgüt üyelerinin de üstü konumunda bulunduğu ve bu kapsamda il ablası ...'nın yaptığı sohbetlere katıldığı gibi sürekli ve her faaliyetinde onun yanında bulunduğu, yapı içerisinde tanık ...'nin üstü konumunda bulunduğu, sanığın sıradan bir örgüt üyesi olmayıp il ablasından sonra gelen himmet, burs ve kurban gibi konularda kota belirleyip toplayan ve talimat veren kişi olduğu dosya içeriği ile belirlenmiş olmakla,
Yerel mahkemece temel ceza belirlenirken, “suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen tehlikenin ağırlığı, sanığın amacı" şeklinde kullanılan alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin TCK’nın 61. maddesi anlamında kanuni, yeterli ve dosya içeriğine uygun olduğu ve buna bağlı alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesinin yerinde bir uygulama olduğu, yerel mahkemenin bu yöndeki gerekçesinin yerinde ve yeterli olduğu, yine Ceza Genel Kurulunun 25.12.2012 gün ve 1280-1864 sayılı kararında da açıklandığı şekilde TCK'nın 3/1. maddesinde düzenlenen “orantılılık” ilkesi ve dosya kapsamıyla bağdaştığı sonuç ve kanaatiyle, hükmün onanması yerine anılan gerekçeyle bozulmasına dair çoğunluk görüşüne katılmıyorum.