Hırsızlık suçunda zorunlu müdafiinin yokluğunda karar verilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle Yargıtay tarafından bozulan hüküm.
Özet: Yerel mahkemenin sanık hakkında hırsızlık suçundan verdiği mahkumiyet kararının istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince reddedilmiş, ancak Yargıtay, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması nedeniyle zorunlu müdafiin hükmün açıklandığı son celsede hazır bulunması veya başka bir müdafi görevlendirilmesi gerekirken, müdafiin yokluğunda karar verilerek sanığın savunma hakkının kısıtlandığını tespit etmiş ve bu hukuka aykırılık nedeniyle kararı bozarak dosyayı yeniden yargılama için ilk derece mahkemesine göndermiştir.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/2303 E., 2023/4710 K.SUÇ : HırsızlıkHÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin; "Eksik inceleme ve araştırmayla varsayıma dayalı olarak karar verildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına ve müvekkili hakkında verilen cezanın yerinde olmadığına" yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesinde 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun'un 62. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150/2. maddesindeki “Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2021 tarihli ve 2021/35 Esas, 2021/473 Karar sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanun’un 150/3. maddesi uyarınca hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı son celsede zorunlu müdafiinin hazır bulundurulması gerektiği gözetilmeden, müdafiinin, "yokluğunda karar verilmesi talepli" mazeret dilekçesine binaen yargılamaya devam edilip duruşma ertelenmeden veya başka bir müdafi de görevlendirilmeden yargılamaya devam edilip müdafiin yokluğunda karar verilmek suretiyle aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e-h maddelerine aykırı davranılarak sanığın savunma hakkının kısıtlanması,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istekleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Ankara 69. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.