Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, davacının "SKY" ibareli marka tescil başvurusu reddi kararının iptali istemli davasında karıştırılma ihtimalini değerlendirdi.
Özet: Davacı, savunma ve uzay alanında faaliyet gösteren tanınmış bir şirket olarak "...." ibareli marka başvurusunun, davalı kurum ve şirket tarafından "...." markasıyla görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik iddialarıyla kısmen reddedilmesi üzerine, markalarının ayırt edici olduğunu, "sky" unsurunun tekelleştirilemeyeceğini ve red kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın iptalini talep etmiş; davalılar ise markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu ve kurum kararının yerinde olduğunu savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/228 Esas - 2025/359

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/228
KARAR NO : 2025/359
.....
DAVA TARİHİ : 15/05/2024
KARAR TARİHİ : 25/09/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 25/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının “....” ibaresini ihtiva eden ... sayılı “.... tarafından kısmen ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira redde mesnet alınan marka ile davacının markasının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, taraf markalarında geçen kelimelerin bir kısmı üzerinden benzerlik değerlendirilmesinin yapılmasının marka hukukuna aykırı olduğunu, markaların bütüncül açıdan ele alınması gerektiğini, zaten de davacının .... Projesi dahil olmak üzere savunma ve uzay alanlarında projeler yürüten tanınmış bir firma olduğunu, askeri faaliyetler bakımından tasarladığı bir haberleşme terminalinin, sivil müşterilere, tüketicilere bir uydu haberleşme hizmeti sağlayıcısı ve televizyon kanalları olan yayıncı davalı firmanın ürünleri ile karıştırılmasının mümkün olmadığını, dava konusu edilen markada geçen “....” ibaresinin Latince’de “güvenli kale” anlamına geldiğini ve “hava, gökyüzü, hava sahası” anlamlarına gelen “...” ibaresiyle birleştirilerek kullanımında amacın hava araçlarında güvenli haberleşmenin sağlandığı vurgulanmak olduğunu, taraf markalarında ortak olan “sky” ibaresinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olması nedeniyle markasal kullanımının davalı firma dahil kimsenin tekeline verilemeyeceğini, davalı firma adına önceki tarihlerde tescilli ... sayılı markanın davalının itirazlarına mesnet alınmasının davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu ve hakkın kötüye kullanılması anlamına gelen böyle bir itirazın kabul edilmesinin de hatalı olduğunu iddia ederek, .... sayılı marka başvurusunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı firmanın itirazlarının nihai olarak reddedildiği dava konusu edilen ..... kararının iptali açısından davacının herhangi bir hukuki yararının bulunmadığını, bu nedenle huzurdaki davanın öncelikle usulen reddinin gerektiğini, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, ayrıca davacının marka başvurusunun reddedildiği emtialar açısından, taraf markalarının aynı veya ilişkili emtialarda kullanılacağını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar yönünden karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, kurum kararının yerinde olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; davalının dünya çapında tescilli ve tanınmış ....” markaları altında televizyon programlarının hazırlanması, dağıtılması, evlere doğrudan uydu televizyon yayını, dergi, reklam hizmetleri verilmesi, her türlü yayıncılık faaliyeti, radyo-televizyon yayın hizmetleri, haberleşme hizmetleri, haber ajansı hizmetleri, spor, kültür ve eğlence hizmetleri ve interaktif televizyon hizmetleri faaliyetlerini yürüttüğünü, davalının ... markalarının dünya çapındaki ilk tescilinin 15.12.1983 tarihinde .... sayısı altında İtalya’da yapıldığını, söz konusu markanın seksenli yıllardan beri gerek tek başına gerekse başka şekil ve ifadeler ile 120’ye yakın ülkede 1000’i aşkın tescille korunmakta ve kullanılmakta olduğunu, davalının markalarının bilhassa 09 ve 38. Sınıflarda yer alan mallar ve hizmetler açısından tanınmış markalar olduğunu, davalının ....” markası altında sunduğu hizmetler ile birçok ödüle layık görüldüğünü, davalının “....” markalarının tanınmışlığının ....” markası ile davalıya ait “....” markası arasında 09. Sınıfta kısmen reddedilen malların tümü yönünden ilişkilendirilme dâhil karıştırılma ihtimali bulunduğunun açık olduğunu, nitekim dava dışı kişi ve kuruluşların tescil ettirmek istediği.... de emsal birçok kararında üçüncü kişilerin tescil ettirmek istediği “.... markasının tanınmışlığının da kabul edilmiş olduğunu, her ne kadar dava konusu edilen markayı oluşturan ....” kelimeleri bitişik yazılmış olsa da her iki kelimenin farklı renklerde yazılmış olması ve her iki ibarenin ilk harflerinin büyük harf ile gösterilmiş olması nedeniyle bu ibarelerin birbirlerinden ayrıştığını, ayrıca dava konusu edilen markada “.... unsurunun, markanın en başında yazılmış olması ve bu itibarla da tüketicinin dikkatini ilk çekecek unsur olması nedeniyle anılan markanın davalının markaları ile karıştırılma ihtimali yaratacak düzeyde benzerlik yarattığını, bir markanın tescil edilebilirliği değerlendirilirken, markaların hitap ettiği tüketici kesimi ve markanın kullanılacağı sektör değil, yalnızca Nice Sınıflandırması açısından değerlendirilme yapılmasın gerektiğini, dolayısıyla davacının tarafların farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor olmasının markaların karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırdığı yönündeki iddialarının somut uyuşmazlık açısından önem arz etmediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ....Kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, davacının 12.09.2022 tarihinde 09, 37 ve 38. Sınıflara giren bir takım emtialarda kullanılmak üzere dosyaladığı .... ibareli marka başvurusunun, .... tarafından tescil edilmek üzere 27.09.2022 tarihli ve 405 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde ilanı üzerine davalı firmanın SMK m. 6/1, m. 6/4 ve m. 6/5 hükümlerine ve .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER;
MARKALAR ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ;
6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir.
“Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır.
Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır.
Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir.
Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla;
Markaların ayniyeti/benzerliği,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği,
Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır.
Markaların ayniyeti/benzerliği:
Davacı tarafın tescil ettirmek istediği marka ile davalı firmanın kısmi redde mesnet alınan tescilli markası birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki;
Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır .
Uyuşmazlık konusu olan markalar yan yana konularak görsel olarak karşılaştırıldığında; davalının markası, renk ve şekil unsurlarından yoksun bir kelime markasıdır; işarette düz yazım karakterindeki siyah renkli küçük ve kalın harflerle yazılmış “....” ibaresi tek unsur olarak kullanılmıştır markanın esas unsuru olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Davacının markasına bakıldığında da; mavi renkli harflerle, sadece baş harfi büyük olacak şekilde yazılmış “.... ibaresi ile, kırmızı renkli büyük harflerle, ....” harfinin sağ üst uzantısı üç daire şeklinde tasarlanmış halde yazılmış “...” ibaresinin birleştirilmesinden oluşmuş bir işaret olduğu görülmektedir; her ne kadar işarette kullanılmış olan tek unsuru oluşturan kelimeler/heceler farklı renkli harflerle yazılmış ise de, bu kelimelerin birleşik ve aynı puntolarda yazılmış olması nedeniyle bütünleşik algılandığı, ayrıca; “...” ibaresinin son harfinde kullanılmış olan basit geometrik/dairesel figürlerin, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının, kelime unsurundan daha düşük olduğu, zira; böyle, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler, bu tür karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Dolayısıyla; davacının markasında esas unsurun bütünleşik “....” ibarelerinin başlangıcındakiler de dahil olmak üzere, üç harfinin, dizinleri de dahil olacak biçimde ortak olduğu, diğer bir ifadeyle; davalının markasının esas/tek unsurunun davacının markasının başlangıç kısmında aynen yer aldığı görülmekle; karşılaştırılan markaların esas unsurları itibariyle benzer olduğu değerlendirilmektedir. Aralarında bir/birkaç harf farkı olan sözcüklerin, birbirleriyle benzer sözcükler sayıldığına dair Yargıtay’ın artık iyice yerleşmiş pek çok emsal kararı vardır. Ayrıca; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Ayrıca; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “....” markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “....markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu,
Diğer taraftan; taraf markalarında ortak olarak geçen İngilizce ....” ibaresinin, Türkçe’deki “gökyüzü” anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliğinin de somut uyuşmazlıkta ayrıca irdelenmesi gerektiği, zira; ülkemizdeki günlük konuşma diline ve ticari hayata yerleşmiş olan bu kelimenin anlamının bilinmesi için İngilizce’ye hâkim olmanın şart olmadığı ve bu ibarenin anlamının ülkemizdeki ortalama tüketici tarafından da bilinebileceği, böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri kendilerine marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Buna özellikle zayıf unsurlardan oluşan markaların seri marka olarak ve yaygın şekilde kullanıldığı durumlarda rastlanmaktadır. Böyle durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Somut olayımızda da, davalının hem dava hem de marka işlem dosyasına sunduğu belge ve delillerden; davalının “SKY” markasını, uzun yıllardan beri ve yaygın olarak yayıncılık sektöründe kullandığı ve bu ibareye yoğun/yaygın/kesintisiz kullanım sonucunda bu sektörde markasal hüviyette belli bir ayırt edicilik kazandırılmış olduğu, bu fiili durum gözetildiğinde, davalının “SKY” markasının, markanın hukuki tanımına uygun bir biçimde davacının ticari faaliyetlerini diğerlerinden ayırmaya yarayan ayırt edici bir işaret haline geldiği ve sonuçta da her tescilli markanın faydalandığı hukuki korumayı talep etme hakkını elde ettiği,
Bu meyanda; markaların fonetik/duyusal/işitsel olarak karşılaştırılmasında, taraf markalarında esas/tek unsur olarak kullanılmış olan ibareler arasındaki harf ve dizin ortaklığından hareketle, markaların kulakta bıraktıkları “tını” itibariyle işitsel açıdan da yakınlaştığı, ayrıca; “.....” ibaresinin yukarıda yer verilen anlamı itibariyle, markasal hüviyette kullanımının tüketici zihninde kavramsal açıdan yarattığı ilk algının da yeterli derecede farklılaşmayacağı, bütün bunlara göre; somut olayda, karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzerlik olduğu,
Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği:
6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle;
Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği,
Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği,
Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri,
Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı,
Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı,
Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı,
Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır.
“Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir.
Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir .
Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder.
Somut olay açısından; dava konusu edilen markanın kısmen reddedildiği 09. Sınıfa giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bunların tüketicinin/alıcının gündelik (her anının, rutininin) ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık satın alınan emtialar olmadığı, hatta alıcılar tarafından profesyonel işleri kapsamında satın alındığı fiili gerçekleri gözetildiğinde, tüketicilerin/alıcıların bu emtiaları satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu tüketiciler/alıcılar, söz konusu emtiaları satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir.
Davacının markasının kısmen reddedildiği emtiaların büyük kısmı, davalının tescilli markasının kapsamında birebir yer almaktadır; ayrıca davalının markasının kapsamında yer alan bazı emtialar da, davacının markasının kısmen reddedildiği emtiaların açıklaması/ayrıntılandırılması şeklinde listelenmiştir. Bütün bu emtialar benzer ihtiyaçları giderirler, hedeflenen tüketici profilleri aynıdır, aynı yerlerde satışa sunulurlar ve birbirlerini tamamlayıcı niteliği haizdirler. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının markasının kısmen reddedildiği tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleşmiş olduğu,
Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali:
6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir.
SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır:
Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler,
Çağrıştırma,
Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat,
Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan .... ibarelerinin başlangıç kısmındakiler de dahil olmak üzere, ihtiva ettikleri üç harfin, dizinleri de dahil olacak şekilde ortaklığının, diğer bir ifadeyle; davalının markasının davacının markasının başlangıç kısmında aynen geçiyor olmasının, işaretleri görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakınlaştırdığı değerlendirilmiştir. Bu ortaklık sebebiyle; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “.... markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “.... markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalinin doğduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca; davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar ile davalının markasının tescilli olduğu emtiaların aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu ve işaretlerin bütünsel algı itibariyle birbirleriyle ilişkilendirilebilirliği karşısında üst düzey dikkate ve özene sahip tüketicilerin bile yanılgı yaşamalarının mümkün olacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenlerle, “.... ibarelerinin bu emtialarda markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/ işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davacının markasının, davalının markasının tescilli olduğu/korunduğu bu emtialar açısından davalının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği,
Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğundan ve davalının markasının tescili olduğu emtialar ile davacının markasının kısmen reddedildiği emtialar aynı/benzer/ türdeş olduğundan, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunduğu,
Netice itibariyle,
Karşılaştırılan markaların/işaretlerin görsel, işitsel, kavramsal açılardan benzer olduğu,
Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen/markanın kısmen reddedildiği emtiaların tamamı açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleştiği,
Davacının markasının kapsamına alınmak istenilen emtiaların hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı,
Davacının markasının kısmen reddedildiği tüm emtialar yönünden, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu,
Dava konusu edilen .... sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekili ile diğer davalı şirket vekillinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25.09.2025
Kâtip Hâkim ...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır