Gıda sektöründe ürün adları, marka ve ambalaj benzerliği nedeniyle açılan haksız rekabet davasında, yerel mahkeme direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca incelenmesi.
Özet: Davacının tescilli markaları ve ambalajı bulunan bir kek ürününün isminin ve ambalajının davalılarca kopyalanarak haksız rekabet oluşturulduğu iddiasıyla açılan davada, yerel mahkemenin davanın reddine karar vermesinin ardından Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin defalarca bozma kararlarına rağmen yerel mahkemenin kararına direnmesi üzerine davacı vekilinin karar düzeltme talebinin kabul edilerek onama kararının kaldırılmasıyla dosya, direnme kararının incelenmesi için Hukuk Genel Kuruluna gönderilen yargılama sürecini ele almaktadır.

MAHKEMESİ :Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/110 E., 2022/187 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.02.2021 tarihli ve 2020/1243 Esas, 2021/1077 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki haksız rekabet davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.2. Mahkemece verilen ikinci karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda oy çokluğuyla bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.3. Direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda onanmış, bu karara karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince karar düzeltme istemi kabul edilip onama kararı kaldırılarak, direnme kararı incelenmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.4. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:I. YARGILAMA SÜRECİDavacı İstemi4. Davacı vekili; müvekkilinin gıda sektöründe tanındığını, “...”, “...” markalarının sahibi olduğunu, ayrıca “...” ambalaj tescilinin de mevcut olduğunu, davalıların haksız kazanç sağlama kastı ile “...” keki müvekkilinden izin almadan, ürün ismini değiştirmeden ve ambalajını da birebir kopyalayarak piyasaya sürdüğünü, davalıların bu davranışının müvekkilini piyasada zor durumda bıraktığını, farklı fiyatlardan satılan ürünlerin müşteriler arasında güven sorunu yarattığını, taraflar arasında sulh görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını, davalılarının eylemlerinin devamı üzerine yine davalıların işletmelerinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma ile çok sayıda taklit ürüne el konulduğunu ileri sürerek davalıların eylemlerinin gerek adlarına kayıtlı “...” ve “...” markaları ve gerekse “...” ya da markalarına benzer başkaca ibareler ile üretimi ve satışının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, önlenmesine, müvekkili tasarımına benzer ürünlere ve üretmekte kullandığı her türlü makine ve araca el konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Cevabı5. Davalı vekili; derdestlik itirazında bulunarak dava dilekçesinin usulüne uygun olarak hazırlanmadığını, “...-...” ibaresinin kek cinsini tanımlayan bir isim olduğunu, yaygın olarak piyasada kullanıldığını, bu ibareyi içeren markanın 556 sayılı Markaların Korunması Hakkına Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 7/1-c maddesi gereğince tescil edilemeyeceğini, bu ibarenin davacıya münhasır bir hak sağlamadığını, herkesin kullanımına açık olduğunu, anılan ibarenin 556 sayılı KHK’nın 7/1-a, c ve f maddeleri gereğince de marka olarak tescil edilemeyeceğini, müvekkilinin kullanımlarının davacının marka ve tescilli ambalajı ile de herhangi bir benzerliğinin bulunmadığını, tescilli bir markanın kullanılması dolayısıyla haksız rekabet hükümlerine dayanılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuş, davanın reddi hâlinde kararın ilanına karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemenin Birinci Kararı6. İstanbul 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2004/326 Esas, 2013/297 Karar sayılı kararı ile; aynı ibarelere ilişkin emsal mahkeme kararları ile Özel Daire kararları üzerinde yapılan inceleme neticesinde "..." İngilizce bir kelime olup bir kek türünü tarif ettiği, davalı adına tescilli 2002/32634 sayılı “...” ibareli markasının davalı kullanımını haklı kıldığı, ayrıca cins belirtilen ibarelerin tali unsur olarak kullanımının mümkün olduğu, davacı tarafça “...” ibaresinin kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığı iddiasının ispatlanamadığı, davacı adına tescilli olan markanın “... ...” şeklinde olduğu, davacı ve davalının markalarının ve ürünlerinin logo bazında farklı olduğu, “...” ve “...” logolarının şekil, yazı karakterleri ve konum farklılıkları ile “...” ve “...” ticaret markalarının her ikisinin de tanınmışlıkları göz önüne alındığında bu tür benzerliklerin tüketiciler nezdinde karışıklığa sebep olmayacağı, "..." ibaresinin tüketici nezdinde kolayca ayırt edilebilecek olan “...” ve “...” markaları ile birlikte kullanıldığında karıştırılma ihtimali olmadığı ve bu kullanımın haksız rekabete yol açmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/3959 Esas, 2015/12385 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tarafların ürünlerinin piyasaya sunulduğu ürün ambalajları arasında haksız rekabete yol açacak nitelikte benzerlik bulunmadığının belirlenmiş olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.2- Ancak, davacı aynı zamanda “...” ibareli tescilli marka hakkına dayalı olarak davalının bu ibareyi kullanımının haksız rekabet oluşturduğundan bahisle haksız rekabetin önlenmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı adına tescilli “...” markasının bulunması nedeniyle haksız rekabet oluşturmayacağından bahisle bu talebin de reddine karar verilmiş ise de, davalı ...Ş. tarafından işbu davanın açılmasından önceki tarihli 2002/32634 sayılı “...” ibareli marka başvurusuna karşı, davacı tarafça TPE nezdindeki itirazlarının olumsuz sonuçlanması üzerine huzurdaki davanın yargılaması devam ederken açılan TPE YİDK karar iptali ve tescil koşuluna bağlı hükümsüzlüğe ilişkin dava sonuçlanarak TPE YİDK kararının iptaline ve davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Bu durumda, davalı ...Ş. adına “...” markasına ilişkin tescil başvurusunun olumsuz sonuçlanması nedeniyle tescilden kaynaklanan bir kullanım hakkı söz konusu olmayacağı halde mahkemece marka hakkına tecavüzden kaynaklanan haksız rekabetin önlenmesine yönelik uyuşmazlığın açıklanan gerekçeyle reddi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.Mahkemenin İkinci Kararı9. İstanbul 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 07.05.2018 tarihli ve 2018/7 Esas, 2018/121 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak; Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.12.2011 tarihli ve 2005/161 Esas, 2011/507 Karar sayılı dosyasında davacı-karşı davalı ... Gıda A.Ş'nin davalılar-karşı davacılar ... ve ...aleyhine açmış olduğu marka hakkına tecavüz dosyasında ... Holding A.Ş'ye davanın ihbar edildiği ve asıl davanın reddi ile karşı davanın kısmen kabulüne, ... Gıda A.Ş' nin “...”, “...”, “...” kelimeleri üzerinde münhasıran kendilerine ait olduğunu iddia edemeyeceğinin tespitine ve bu kelimelerin kullanılmasının haksız rekabet yaratmadığının tespitine, davalı-karşı davacı markası olan “... KEK UN ...” ibareli markanın da “...” kelimesini kullanabileceğinin tespitine karar verildiği, “...” kelimesini içeren markanın 1986 yılından bu yana marka olarak davacı tarafından kullanıldığı, ancak 556 sayılı KHK’nın 7/1-c maddesi gereğince bu ibarenin bir kişinin inhisarına verilemeyeceği, taraflarca “...” ibaresinin kendi tanınmış ve ayırt ediciliği yüksek “...” ve “...” ibareleri ile birlikte kullanıldığı, “...” kelimesinin tür adı olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararları ile tespit edildiği ve haksız rekabet yaratacak davalı eyleminin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.02.2021 tarihli ve 2020/1243 Esas, 2021/1077 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, davacının ... markasına ve tasarım hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece Dairemizin 23.11.2015 tarihli ve 2015/3959 E., 2015/12385 K. sayılı bozma ilamına uyulmakla davacı yararına usulü kazanılmış hak doğmuştur. Ayrıca, davalının hükümsüz kılınan ... markasının olduğu gibi kullanıldığı da gözetildiğinde, bu kullanım markasal kullanım olduğundan haksız rekabetin varlığının kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru olmamış ve kararın davacı yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.Direnme Kararı12. İstanbul 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 20.10.2022 tarihli ve 2022/110 Esas, 2022/187 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; uyulan bozma kararında “…tarafların ürünlerinin piyasaya sunulduğu ürün ambalajları arasında haksız rekabete yol açacak nitelikte benzerlik bulunmadığının belirlenmiş olmasına göre,.." tespit ve değerlendirmesi dikkate alındığında marka tescilinin bulunmadığı ya da ortadan kalkmış olmasının haksız rekabetin doğrudan kabulünü gerektirir bir durum oluşturmayacağı, bu sebeple bozmaya uyulmuş olmasının haksız rekabete ilişkin usulî müktesep hak doğurmayacağı, taraflar arasında görülen ve Özel Daire incelemesinde geçen kararlar dikkate alındığında “...” ibaresi ve kullanımı yönünden kabul gören tespit ve değerlendirmelere göre davalının kullanım hakkının markaya tecavüz etmeyeceği, bu kullanımların daha genel bir düzenleme niteliğindeki 6769 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine dayalı olarak önlenmesinin içtihat birlikteliği ve sürpriz karar yasağına aykırılık teşkil edeceği, davalının davaya konu kullanımlarının emsal kararlar ve uygulamalar dikkate alındığında izahı yapılan bozma kararındaki kabul de gözetildiğinde usulî müktesep hakka dayalı olarak haksız rekabet olarak değerlendirilmesi ve önlenmesi (infaz ve uygulamada çelişki oluşturacağı da dikkate alındığında) taleplerinin dinlenilemeyeceği, kaldı ki ilk bozma ilâmında marka tescilinden kaynaklı kullanım kabulü ve haksız rekabet talebinin reddine ilişkin gerekçenin hatalı olduğu belirtilmiş olup haksız rekabetin kabulü yönünde bir tespit ve değerlendirme içermediği, muhalefet şerhi gerekçesinde de belirtildiği üzere bu durumun gerekçe yönünden sınırlı bir müktesep hak oluşturabilecek nitelikte olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme Kararının Temyizi13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Özel Dairenin İkinci Onama ve Gönderme Kararları14. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.06.2023 tarihli ve 2023/1469 Esas, 2023/3462 Karar sayılı kararı ile; “…1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2.6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; Mahkemece verilen direnme kararı uygun bulunmuştur.3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir…” gerekçesiyle direnme kararı onanmıştır.15. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.16. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.03.2024 tarihli ve 2023/6646 Esas, 2024/2013 Karar sayılı kararı ile; “…Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonrasında davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekilince temyizi üzerine Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dairece verilen bozma kararına karşı İlk Derece Mahkemesince önceki kararında direnilerek davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:Yargıtay kararının düzeltilmesi 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Yargıtay, temyiz incelemesi sonucunda bozmuş olduğu bir hükmü, karar düzeltme talebi üzerine onayabilir. Mahkemece verilen direnme kararı, Dairemizce onanmış ise de direnme kararının hukuk genel kurulunca incelenmesi gerektiğinden davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile yukarıda tarih ve sayısı ile belirtilen onama ilamının kaldırılması gerekir…” şeklindeki gerekçeyle davacı vekilinin karar düzeltme istemi kabul edilip onama ilâmı kaldırılarak direnme kararı incelenmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.II. UYUŞMAZLIK17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Özel Dairenin 23.11.2015 tarihli ve 2015/3959 Esas, 2015/12385 Karar sayılı ilk bozma ilâmına uyulması neticesinde, davalının hükümsüz kılınan “...” markasını kullanımının haksız rekabet teşkil ettiği yönünde davacı yararına bir usulü kazanılmış hakkın doğup doğmadığı noktasında toplanmaktadır.III. ÖN SORUN18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 4. maddesi uyarınca direnme kararını inceleyen Özel Dairenin 01.06.2023 tarihli kararı ile hükmün onanmasına karar verdiği gözetildiğinde, bu aşamada Özel Daire onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulup başvurulamayacağı, başvurulamayacağının kabul edilmesi hâlinde Özel Dairenin 12.03.2024 tarihli gönderme kararının kaldırılarak davacı vekilinin 26.10.2023 tarihli talebinin değerlendirilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.19. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasında; “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez” düzenlemesine yer verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden (20.07.2016) önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) temyiz ve karar düzeltme kanun yollarının düzenlendiği 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam edilmektedir.20. Anılan düzenleme ve eldeki davadaki ilk kararın 26.12.2013 tarihinde verildiği gözetildiğinde somut olayda HUMK’nın temyiz ve karar düzeltme kanun yollarına ilişkin 427 ilâ 444. madde hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği ortadadır. 21. Bu noktada, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile HMK’nın 373/5. fıkrasında yapılan değişiklik ile aynı Kanun’un 45. maddesi ile HMK’ya eklenen Geçici 4. maddesi üzerinde durulması gerekmektedir. 22. 6763 sayılı Kanun ile HMK’nın 373/5. fıkrasında yer alan “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” ibaresi “…kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca Geçici 4. madde olarak; ‘’(1) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay hukuk daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir.(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına direnilen daireye gönderilir.(3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan ve 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ilgili daire tarafından incelenen dosyalar, kararına direnilen daireye yeniden gönderilmez.(4) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmü eklenmiştir.23. Kanun koyucu tarafından HMK’nın 373/5. fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, Dairenin direnme kararını yerinde görmesi hâlinde kendi kararını düzeltebileceği ve böylece hatasından dönebileceği, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderebileceği ortaya konulmuştur. Kanun koyucunun Geçici 4. madde ile aynı amaç doğrultusunda HUMK’nın 427 ilâ 444. madde hükümlerine tâbi dosyalar yönünden de düzenlemeye gittiği, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyaların dahi kararına direnilen daireye gönderileceğinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. 24. İlgili Kanun maddelerini ve değişiklikleri bir bütün hâlinde değerlendirmek maksadıyla karar düzeltme müessesine kısaca değinilmesi gerekmektedir.25. Karar düzeltme (tashihi karar), Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bazı kararlarına karşı tanınmış olan (kendine özgü) bir normal kanun yoludur. Yani bir hüküm hakkında Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara karşı karar düzeltme yolu açık ise o hüküm, ancak karar düzeltme yolunun tükenmesi ile şeklî anlamda kesinleşebilir.26. Kanun yolu denince kural olarak bir kararın üst mahkeme tarafından incelenmesi anlaşılır; meselâ temyiz yolunda olduğu gibi. Oysa karar düzeltme yolunda, karar düzeltme talebi, bu kararı vermiş olan Yargıtay dairesinde veya aleyhine karar düzeltme yoluna başvurulan karar Hukuk Genel Kurulu kararı ise Hukuk Genel Kurulunda incelenip karara bağlanır. Bu nedenle karar düzeltme yolu, Yargıtay’ın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğinde) kendine özgü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.5, İstanbul 2001, s. 4851-4852).27. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın 440/I maddesi; “Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir:1 – (Değişik: 16/7/1981 - 2494/31 md.) Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle - karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,2 – Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,3 – Yargıtay incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması.4 – Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması” şeklinde düzenlenmiş olup, 440/III maddesinde hangi kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilemeyeceği, 442. maddesinde ise aynı ilâm aleyhine bir defadan ziyade karar düzeltme talebinin dinlenilebilir olmadığı belirtilmiştir. 28. Gelinen aşamada, adil yargılanma hakkını (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS) md. 6; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa) md. 36/1) karakterize eden ana öğe konumundaki hakkaniyete uygun yargılamanın gerçekleşebilmesinin ayrılmaz parçası olan silahların eşitliği ilkesi üzerinde de durulmasında yarar vardır. 29. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tâbi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16.05.2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlâl edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No; 2013/1793, 18.09.2014, § 37).30. Devletin -kendisi taraf olsun ya da olmasın- davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşit konumda olduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilen düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir (Zelaye Şanlı, B. No: 2012/931, 26.06.2014, § 72).31. Zira aynı durumdaki kişiler yönünden benzer bir olay nedeniyle farklı sonuçlara varılması eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaştırılamaz.32. Yukarıda yer verilen yasal düzenleme ve açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde Mahkemece davanın reddine ilişkin verilen 26.12.2013 tarihli ilk karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairenin 23.11.2015 tarihli kararı ile bozulmuş, bu karara karşı yine davacı vekilinin karar düzeltme istemi Özel Dairece verilen 30.11.2017 tarihli kararla reddedilmiştir. Mahkemece bahse konu bozma ilâmına uyularak verilen davanın reddine dair 07.05.2018 tarihli ikinci karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairenin 10.02.2021 tarihli kararı ile oy çokluğuyla bozulmuş, bu karara karşı davacı vekilinin karar düzeltme istemi de Özel Dairece verilen 31.03.2022 tarihli kararla oy çokluğuyla reddedilmiştir. Anılan bozma kararına karşı Mahkemece 20.10.2022 tarihli direnme kararı verilmiştir. 33. Direnme kararı davacı vekilinin temyizi üzerine HMK’nın Geçici 4. maddesi kapsamında kararına direnilen Özel Daireye gönderilmiştir. Özel Daire 01.06.2023 tarihli kararı ile HMK’nın 373/5 maddesine değindikten sonra yapılan inceleme neticesinde direnme kararını usul ve yasaya uygun bularak kararı onamıştır. Davacı vekilinin direnme kararının onanmasına dair karara karşı 26.10.2023 tarihli dilekçe ile karar düzeltme yoluna başvurması üzerine Özel Daire bu kez 12.03.2024 tarihli kararı ile; direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca incelenmesi gerektiğinden bahisle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile onama ilâmını kaldırarak incelenmek üzere dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndermiştir.34. Değinildiği üzere, karar düzeltme yolu Yargıtayın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğinde) kendine özgü bir kanun yoludur. Kanun koyucu, karar düzeltme yolunun caiz olduğu davalar bakımından da 6763 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile HMK’ya eklenen Geçici 4/4. fıkrasındaki ‘’Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir…’’ düzenleme ile Özel Daireye kararını düzeltme ve böylece hatasından dönme hakkı tanımıştır. Bu şekilde Anayasanın 141. maddesinde düzenlenmiş olan usul ekonomisi ilkesi gereğince davaların gereksiz yere uzamasının önüne geçilerek tarafların AİHS’nın 6. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı güçlendirilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere karar düzeltme yolu ile de Özel Daire daha önce verdiği ve hatalı bulduğu kararından dönebilmektedir. Kanun koyucu bu durumu bilerek ve yukarıda yer verilen amaca uygun olarak HMK’nın Geçici 4. maddesi ile Özel Daireye direnme kararını öncelikle inceleyip gerekirse onayabilme imkânı tanıyarak o aşamada uyuşmazlığı sona erdirmek istemiştir. Özel Dairenin direnme kararını onanmasına -hatasından dönerek- ilişkin kararına karşı yeniden aynı amaca hizmet eden karar düzeltme yoluna başvurulması mümkün değildir. 35. Öte yandan, Özel Daire HMK’nın Geçici 4/4. maddesi kapsamında direnme kararını yerinde görmeyerek dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine (gönderme kararı) ilişkin kararı ile direnilmesine karar verilen bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirtmekle bir taraf aleyhine görüş ortaya koymaktadır. Ancak Yargıtayın yerleşmiş uygulamasında gönderme kararlarına karşı taraflara karar düzeltme hakkı tanınmamaktadır. O hâlde, direnme kararı üzerine verilen onama kararına karşı bir taraf yararına karar düzeltme hakkı tanınması davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getireceğinden bu durum silahların eşitliği ilkesine aykırı düşmektedir. Aksi düşünce, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tâbi tutulmaması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmesi sonucuna yol açacaktır. 36. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; eldeki davada HUMK’nın yürürlükte olan 440 vd. maddelerinin uygulanması gerektiği, HUMK’nın 440 vd. maddeleri ile HMK’nın 373/5. ve Geçici 4. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde direnme kararının onanmasına ilişkin kararın kesin olduğuna dair bir yasal düzenleme bulunmadığı, direnme kararının incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi hâlinde Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen karara karşı karar düzeltme yolunun açık olduğu, bu durumda Özel Dairenin direnme kararının onanmasına ilişkin kararına karşı da karar düzeltme yolunun açık olması gerektiği, bu anlamda direnme kararının Özel Daire yahut Hukuk Genel Kurulunca onanması arasında bir farkın mevcut olmadığı, Hukuk Genel Kurulunca onanan direnme kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olmasına rağmen direnme kararının Özel Daire tarafından onanması durumunda bu karara karşı karar düzeltme yolunun kapalı olmasına ilişkin yorumun yasal temelinin bulunmadığı, bu yaklaşımın kendi içerisinde çelişkileri barındırdığı, HUMK’nın 440. maddesinde karar düzeltme yoluna başvurulamayacak kararların tahdidi olarak sayıldığı ve 6743 sayılı Kanun ile bu hususta bir değişiklik yapılmadığı, direnme kararının onanmasına ilişkin karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulabilmesinin Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğu, ayrıca HUMK’nın 440. maddesinde düzenlenen karar düzeltmenin olağan bir kanun yolu olduğu, HUMK’nın sistematiğinde karar düzeltmenin kabil olmasının asıl, bu yola başvurulamamasının ise istisna olarak düzenlendiği, somut olayda direnme kararının onanmasına dair kararın yorum yoluyla kesin olduğu sonucuna varılmasının kişilerin mahkemeye erişim haklarının kanuni bir dayanak olmaksızın kısıtlanma getireceği, karar düzeltmeye başvurulamayacak kararlara dair istisna alanının yorum yahut kıyas yoluyla genişletilemeyeceği, asıl bu durumun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu, istisna hükümlerinin dar yorumlanması gerektiği, netice itibariyle ön sorunun bulunmadığı, bu itibarla karar düzeltme isteminin Özel Dairece kabul edilerek dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi sebebiyle direnme hükmünün Hukuk Genel Kurulunca incelenmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir. 37. Hâl böyle olunca, Özel Dairenin direnme kararının onanmasına ilişkin kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı, ön sorunun bulunduğu gözetildiğinde Özel Dairenin karar düzeltme başvurusu üzerine verdiği 12.03.2024 tarihli gönderme kararının kaldırılması ile davacı vekilinin 26.10.2023 tarihli karar düzeltme başvuru dilekçesi yönünden bir karar vermek üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekmiştir. IV. KARARAçıklanan sebeplerle;Özel Dairenin 12.03.2024 tarihli ve 2023/6646 Esas, 2024/2013 Karar sayılı gönderme kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,Davacı vekilinin 26.10.2023 tarihli karar düzeltme başvuru dilekçesi yönünden bir karar vermek üzere dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,11.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. ''K A R Ş I O Y''Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen olayda uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme hükmünün onanmasına dair Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olup olmadığına ilişkindir.Sayın Çoğunluk, eldeki davada, direnme hükmünün onanmasına ilişkin Daire kararına karşı, kanunda açıkça düzenlenmediği gerekçesiyle taraflarca karar düzeltme yoluna başvurulamayacağını kabul etmiştir. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır:6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kapsamda karar düzeltmeye ilişkin 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesinin eldeki dava bakımından uygulanamaya devam olunacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.1086 sayılı Kanun’un 440. maddesinde düzenlenen karar düzeltme (tashihi karar), Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bazı kararlarına karşı tanınmış olan (kendine özgü) normal bir kanun yoludur. Yani, bir hüküm hakkında Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu karara karşı karar düzeltme yolu açık ise o hüküm, ancak karar düzeltme yolunun tükenmesi ile (şekli anlamda) kesinleşebilir. Öte yandan karar düzeltme yolu, Yargıtayın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesini sağlayan (temyiz yolunun devamı niteliğindeki) kendine özgü bir kanun yoludur. Karar düzeltme yolu ile Yargıtay hukuk dairesinin veya direnme kararının temyizinden sonra inceleme yaparak karar veren Hukuk Genel Kurulunun verdiği kararı tekrar incelemesi sağlanmak istenmektedir (HGK'nın 06.11.2018 tarihli ve 2016/22-393 Esas, 2018/1612 Karar sayılı kararı).Diğer taraftan 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin (5) numaralı fıkrasında değişilik yapılmıştır. Maddenin ilk hâlinde ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından verilen direnme kararlarının temyiz edilmesi hâlinde incelemenin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı öngörülmüşken, söz konusu değişiklik ile direnme kararının temyiz edilmesi durumunda incelemenin kararına direnilen dairece yapılacağı, dairenin direnme kararını yerinde görürse kararını düzelteceği, görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göndereceği hüküm altına alınmıştır.6763 sayılı Kanun'un 45. maddesiyle 6100 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 4. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla da bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay hukuk daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararlarının kararına direnilen daireye gönderileceği ifade edilmiştir.Buna göre anılan yasal düzenlemeler gerek 1086 sayılı Kanun’a gerekse 6100 sayılı Kanun’a göre verilen direnme kararlarının temyizi hâlinde incelemenin ilk olarak kararına direnilen daire tarafından yapılmasını, dairenin direnme kararını uygun görmesi hâlinde kararını düzelteceğini (direnme hükmünü onayacağını), aksi taktirde direnme hükmüne ilişkin temyiz incelemesi için dosyayı HGK'ye göndereceğini öngörmektedir. Bu kapsamda söz konusu kanun hükümlerinde 1086 sayılı Kanun’a göre karar düzeltme yolu açık olan ilk derece mahkemesi kararları yönünden herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Esasında 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesinde karar düzeltme yoluna başvurulamayacak kararlar tahdidi olarak sayılmıştır ve 6763 sayılı Kanun ile buna ilişkin bir değişiklik yapılması söz konusu değildir.Dolayısıyla direnme kararlarının temyizi hâlinde temyiz incelemesinin ilk olarak kararına direnilen daire tarafından yapılacağı yönündeki yasal düzenlemenin 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra -24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunla- yapılmasının direnme kararlarının onanmasına ilişkin hükümlere karşı karar düzeltme yolunun açık olup olmadığının tespiti bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Esasında direnme kararının daire tarafından onanması ile HGK tarafından onanması arasında bir netice farkı da söz konusu değildir. Bu çerçevede sayın çoğunluğun direnme hükmünün Daire tarafından onanması hâlinde bu karara karşı karar düzeltmek yolunun açık olmadığı ve fakat aynı hükmün HGK tarafından onanması durumunda bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulabileceği yönündeki değerlendirmesinin yasal bir temele sahip olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Yerel mahkeme tarafından verilen bir hükmün temyiz incelemesinin Hukuk Genel kurulu tarafından yapılması, bu incelemenin hükmü veren daire tarafından yapılmasına göre taraflar bakımından daha güvenceli bir durumdur. Zira HGK, Yargıtay Başkanvekilinin başkanlığında her bir hukuk dairesinden başkan ve/veya üyelerin katılımıyla teşekkül eden ve hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin son ve bağlayıcı kararı vermekle görevli üst bir kuruldur. Bu tür bir üst kurul tarafından verilen direnmenin onanması kararına karşı karar düzeltme yolu açık olmasına karşın Daire Başkanı ve dört üyenin katılımıyla teşekkül eden Hukuk Dairesi tarafından verilen aynı nitelikteki kararın karar düzeltme yolunun kapalı olduğunu kabul etmenin kendi içinde çelişkili bir yaklaşım olduğunun da altı çizilmelidir. Diğer taraftan yargılama faaliyetinde yapılan hataların giderilmesi amacıyla yargı mercileri tarafından verilen kararların bir başka -çoğu zaman daha üst derecede bulunan- yargı makamı tarafından incelenmesi ihtiyacının bir yansıması olarak kanun yoluna başvuru şeklinde kavramsallaştırılabilecek hak arama yolları ortaya çıkmıştır. Bu anlamda kanun yoluna başvurmadaki temel amaç, başvuruya konu olan yargı kararındaki maddi ya da hukuki hata ve yanlışlıkların düzeltilmesinin sağlanması; bir bakıma somut olay adaletinin tesis edilmesidir. Elbette kanun yollarının öngörülmüş olması, bu yola başvuran kişinin aleyhine olan kararın düzeltilmesine imkân tanımasının yanında ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması ve böylelikle hukukun yeknesak bir şekilde uygulanması suretiyle hukuk güvenliğinin tesis edilebilmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır. Anayasanın 36. maddesinin 1. fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 07.11.2013, § 52). Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20.03.2014, § 49).Ayrıca Anayasanın 154. maddesinin 1. fıkrasında “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.” denilmek suretiyle kanun yolu incelemesi, anayasal bir güvence olarak düzenleme altına alınmıştır. 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesi karar düzeltmeyi olağan bir kanun yolu olarak düzenleme altına almış ve bu yola başvurulamayacak karar türlerini tahdidi olarak ifade etmiştir. Buna göre 1086 sayılı Kanun’un sistematiğinde karar düzeltmenin kabil olmasının asıl, bu yola başvurulamamasının ise istisna olarak düzenlendiği gözardı edilmemelidir. Esasen kanun hükümlerinin yorumlanmasında dikkate alınacak temel prensiplerden biri istisna hükümlerinin dar yorumlanmasıdır. Latince "singularia non sunt extenda" olarak ifade edilen ve Roma hukukunda da kabul edilmiş olan bu ilke Mecelle'nin 9. maddesinde de "Sıfat-ı arızada aslolan ademdir" şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre eldeki uyuşmazlık bakımından asıl olan bir kararın karar düzeltmeye tâbi olması, istisna ise kesinliktir.İstisna, o konudaki genel kuralın kapsamını daralttığı için genel kuralın değiştirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla bir kurala istisna getirmek yetkisi, sadece o kuralı koyma yetkisine sahip olan makama aittir. Yani istisna, kaideyi koyan makam tarafından konulur. Dolayısıyla yargı organı, uygulayacağı genel kurala yorum yoluyla istisna getiremez. Yorum yoluyla genel kurala istisna getiren yargı organı, yasama yetkisini gasp etmiş olur. Yorum yoluyla istisna getirilemeyeceği kuralından şu sonuç çıkar; İstisnalar kanun koyucu tarafından ayrıca ve açıkça öngörülmüş olmalıdır. Ayrıca ve açıkça öngörülmedikçe, yorum yaparak bir takım ihtiyaçların varlığını göstererek (HGK’nin iş yükünün azaltılması gibi) genel kurala istisna getirilemez. Zira, kanun istediği zaman söyler, istemediği zaman ise susar. Bu ilkenin dile getirdiği gibi kanun koyucu genel kurala istisna getirmek isteseydi bunu açıkça yapardı. Bunu yapmamış ise, koyduğu genel kurala istisna getirmek istemediği sonucu çıkar. Kanun koyucunun istemediği bir şeyi yorumcu isteyemez. Somut olayda direnme hükmünün temyiz incelemesinin öncelikle daire tarafından yapılacağına ilişkin yasal düzenlemenin sonradan yapılmasından çıkarım yapılarak 1086 sayılı Kanun’da ve/veya 6100 sayılı Kanun’da karar düzeltme yolunun düzenlenmediği gerekçesiyle bir kararın (somut olayda İlk Derece Mahkemesinin direnme hükmünün onanmasına dair Daire kararının) yorum yoluyla karar düzeltme yolunun kapalı olduğu sonucuna varılması kişilerin mahkemeye erişim haklarının kanuni bir dayanak olmaksızın kısıtlanması sonucu doğurur. Asıl bu kabul silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Kanunda sınırlı olarak sayılan karar düzeltmeye başvurulamayacak kararlara ilişkin istisna alanının yargı mercilerince yorum ya da kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. İstisnayı belirleme yetkisi, kural koyna merci olarak yasama organına aittir. Eldeki davada verilen direnmenin onanması yönündeki Daire hükmünün 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesinde sayılan karar düzeltme yolu kapalı kararlar arasında olmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Bu itibarla eldeki davada; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından verilen direnmenin onanmasına ilişkin karara karşı karar düzeltme yolunun açık olduğu, bu karara yönelik karar düzeltme isteminin Daire tarafından kabul edilmesi ve dosyanın Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesi sebebiyle Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme hükmünün isabetli olup olmadığı konusunda inceleme yapılması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.