Vakıf yöneticilerinin azil talebinde, istifalarına rağmen 5737 sayılı Kanunun 10/4. maddesi uyarınca başka vakıflarda görev yasağı ihtimalinin araştırılmasına dair bozma kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, vakıf yöneticilerinin ağır ihmal ve kasıtlı eylemlerle vakfı zarara uğrattıkları iddiasıyla görevden alınmaları talebiyle açılan bir davayı konu almaktadır; alt mahkemeler, yöneticilerin dava öncesi istifa etmeleri nedeniyle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle usulden reddine karar vermişken, yüksek mahkeme bu kararları bozmuştur, zira yöneticilerin görevden ayrılmış olmaları, iddiaların esastan incelenip haksız fiillerin sabit olması halinde 5737 sayılı kanunun 10/4. maddesi uyarınca aynı veya başka bir vakfın yönetim organında görev alamayacaklarına dair bir karar verilmesine engel teşkil etmeyip, davacının bu konuda hukuki yararı bulunduğu belirtilerek uyuşmazlığın esasına girilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
8. Hukuk Dairesi         2024/4433 E.  ,  2026/4142 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2023/308 E., 2024/9 K.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; davalı vakıf yöneticilerinin yürürlükteki mevzuata uymadıkları, tenkit edilen hususları düzeltmedikleri, ağır ihmal ve kasıtlı eylemleriyle vakfı zarara uğrattıklarını ileri sürerek, davalı ... Vakfının yönetim kurulu başkanı ... ile yönetim kurulu üyesi ...’in 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 Sayılı Kanun) 10. maddesi uyarınca yöneticilikten azillerine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava tarihinden önce müvekkilinin vakıf yönetim kurulu başkan ve üyeliğinden istifa ettiğinden davanın konusuz kaldığını, davanın dayanağı olan müfettiş raporunun somut delillere dayanmayıp objektif değerlendirmelerden yoksun olduğunu, müvekkilinin ağır ihmal ve kasıtlı filleri ile vakfı zarara uğrattığı tespitinin yerinde olmadığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava tarihinden önce müvekkilinin vakıf yönetim kurulu başkan ve üyeliğinden istifa ettiğinden davanın konusuz kaldığını, müvekkilinin Vakfın bağış makbuzlarında, çek ve senetlerinde imzası bulunmadığını, muhasebe hususunda kanuni hiçbir bilgisi ve sorumluluğunun bulunmadığını, teftiş incelemesinde ileri sürülen suçlamaların sorumluluğu gerektirmeyen yönetimsel hata ve ihmaller olabileceğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı Vakıf cevap dilekçesinde; davanın konusuz kaldığını, usulden reddi gerektiğini, davanın açılmasına vakıf sebebiyet vermediğinden vakıf aleyhine yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, vakıf eski yöneticileri ... ve ...'in vakfı zarara uğrattıkları yönündeki değerlendirmeleri kabul etmemekle birlikte ... tarafından zarar miktarı kadar nakit paranın vakfin banka hesabına faizleri ile birlikte yatırıldığını, denetleme raporundaki diğer hususların muhasebe ile ilgili konular olduğunu, muhasebecilerin kişisel hata ve ihmallerinden kaynaklanan hatalar olduğunu, ayrı bir uzmanlığı gerektiren muhasebe hatalarını görme ve anlama yükümlülüğü davalılardan beklenemeyeceğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 31.12.2020 tarihli ve 2018/460 Esas, 2020/380 Karar sayılı kararı ile davacının talebinin 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince vakıf yöneticilerinin görevden alınması istemine ilişkin olduğu, belirtilen maddenin (c) ve (d) bentlerindeki koşulların somut olayda oluşmadığı, davalıların Mahkeme kararıyla görevlerinden alınmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı, dava dilekçesinde anılan Kanun hükmüne göre vakıf yöneticilerinin görevden alınması şartlarının oluşup oluşmadığının tespitinin talep edilmediği, davalı vakıf yöneticilerinin dava açıldığı tarihte görevde olmadıkları, 16.09.2018 tarihli olağanüstü kurucular kurulu toplantısı öncesi istifa ettikleri gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 31.12.2020 tarihli kararına karşı davacı vekili ile davalılardan ... vekili ile ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 29.11.2022 tarihli ve 2021/770 Esas, 2022/2802 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, davacı vekili ile davalılardan ... vekili ile ... vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 29.11.2022 tarihli kararının davacı vekili ile davalılardan ... vekili ile ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 03.04.2023 tarihli ve 2023/669 Esas, 2023/1951 Karar sayılı ilamıyla dava tarihinden önce istifa eden vakıf yöneticilerinin görevleri istifa ile sona erdiğinden davalıların görevden alınmalarını istemekte davacının hukuki yararının bulunmadığı ancak davalıların görevden ayrılmış olmaları, görevden alınmaları için ileri sürülen sebeplerin varlığının sabit olması durumunda 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi kapsamında aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacaklarına dair hüküm kurmaya engel olmadığından, bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurularının esastan reddine dair kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya dayanak yapılan teftiş raporunda 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi (c) ve (d) bentlerindeki açıklamalara istinaden davalı eski vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarının teklif edildiği, ancak davalı vakıf yönetimindeki şahısların ve yeni vakıf yöneticilerinin müfettiş raporunda belirtilen hususlarda azami gayreti göstermek suretiyle sorunları çözüme ulaştırdıkları, maddi hususların neredeyse tamamını vakfa irat kaydetmek suretiyle çözümledikleri sadece bağış makbuzu ile ilgili hususların bazılarının çözümlenemediği konuları birlikte bir bütün olarak dikkate alındığında, 5737 sayılı Kanun'un 10. madde (c) ve (d) bentlerindeki koşulların oluşmadığı dosyadaki belgelere göre vakıf yöneticilerinin dava açıldığı tarihte görevde olmadıkları 16.09.2018 tarihli olağanüstü kurucular kurulu toplantısı öncesi istifa ettikleri ve bu toplantıda yeni yönetim kurulu üyelerinin belirlendiği anlaşıldığından davanın usulden reddine davalılar hakkında 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı yöneticilerin daha önce istifa etmiş olmalarının onları sorumluluktan kurtarmayacağını, gerek teftiş raporu gerekse ... tarafından dosyaya sunulan bilirkişi raporunda davalı vakıf yöneticilerinin 5737 sayılı Kanun'un 10. madde (c) ve (d) bentlerindeki hükümlere aykırı davrandıklarının sabit olduğunu, bozma ilamına rağmen Mahkemenin ilk kararını değiştirmeyerek davayı yine usulden reddettiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı Vakfın yöneticilerinin görevden alınmalarının gerekip gerekmediğine ve bunun sonucunda hak yoksunluğuna hükmedilip hükmedilmeyeceğine ilişkindir.
Uyuşmazlığın esasının incelenmesinden önce mevzuatta yer alan bilirkişilik müessesi üzerinde kısaca durmak gerekirse;
6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesi gereği, çözümü hâkim tarafından bilinemeyen (hukuk dışında) özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulur. Bilirkişilik özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği için, herkes bilirkişi olamaz ve bu nedenle kimse bilirkişiliği kabul etmeye zorlanamaz. Yani tanıklık gibi bilirkişilik de yapmak istisnalar dışında mecburi değildir.
Hakim; bilirkişi görevlendirirken rapor alınacak konuda (somut olayda vakıf hukuku alanında uzman ve vakfın mali durumuna dair iş ve işlemler yönünden mali müşavir) özel ve teknik bilgi sahibi olan uzman kişiler arasından seçim yapılmasına özen göstermek, bilirkişinin oy ve görüşü (raporu) hâkimi bağlamadığından bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmek, sunulan bilirkişi raporunun dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle örtüşüp örtüşmediğini denetlemek, gerektiğinde ek rapor veya alanında uzman başka bir bilirkişiden rapor alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermelidir. Bilirkişi raporları arasında çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Somut olayda; davanın ... Başmüfettişi ...'ın 2009-2014 dönemine ilişkin düzenlediği 09.02.2017 tarihli denetim raporuna dayalı olarak açıldığı, Mahkemece, iki ayrı bilirkişi raporu alındığı, bunlardan ...'ın 25.10.2019 tarihli raporunda, denetim raporunda da belirtildiği üzere ... Yönetim Kurulu üyeleri olan ... ve ...'in yürürlükteki mevzuata uymadıkları, tenkit edilen hususları düzeltmedikleri, basiretli bir yönetici gibi davranmadıkları gerekçeleri ile görevden alınmaları ve 5 yıl süre ile müeyyide uygulanmasına yönelik kanaat belirtmesine rağmen, itiraz üzerine alınan Prof. Dr. ... ve mali müşavir ...'ın 24.08.2020 tarihli raporunda ise; vakıf yönetiminin dava açılmasına sebep olan 09.02.2017 tarihli ve 02 numaralı müfettiş raporunda var olan hususların neredeyse tamamına yakınını ... idaresinin de mutabık olduğu bir biçimde çözümlediği, hem dosya kapsamındaki belgelerden hem de daha sonra gerçekleştirildiği görülen 22.01.2020 tarihli denetim konulu belgeden anlaşıldığı, bu durumda vakfın önceki yönetiminde oldukları anlaşılan davalıların kendi dönemlerine ait olarak yapılan teftişte sadece bağış makbuzlarının takip ve muhafazasının ihtimamla yapılmadığı seklindeki iddia ile suçlanabilecekleri, 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinde vakıf yöneticileri Vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır denildikten sonra (c) bendinde ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan, (d) bendinde ise denetim makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veva aykırı işlemlere devam eden vakıf yöneticileri Meclisin vereceği karara davalı olarak denetim makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilir seklinde belirtildiği, huzurdaki davada 09.02.2017 tarihli müfettiş raporunda değinilen hususlarda sayın müfettişin 5737 savılı Kanun'un (c) ve (d) bentlerindeki açıklamalara istinaden davalı eski vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarını teklif ettiği, ancak davalı vakıf yönetimindeki şahısların ve yeni vakıf yöneticilerinin müfettiş raporunda belirtilen hususlarda azami gayreti göstermek suretiyle sorunları çözüme ulaştırdıkları, maddi hususların neredeyse tamamını vakfa irat kaydetmek suretiyle çözümledikleri sadece bağış makbuzu ile ilgili hususların bazılarının çözümlenemediği konuları birlikte bir bütün olarak dikkate alındığında: 5737 sayılı Kanun'un 10. madde (c) ve (d) bentlerindeki koşulların oluşmadığı yönünde kanaat bildirildiği, raporlar arasında çelişkili olduğu, Mahkemece söz konusu çelişki giderilmeden hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece yapılacak iş, 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında davalı vakıf yöneticilerinin vakfı yönetirken iş ve işlemlerinde vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uyup uymadıkları, ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratıp uğratmadıkları, denetim makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayıp tamamlamadıkları, aykırı işlemlere devam edip etmedikleri hususlarının davaya dayanak yapılan 09.02.2017 tarihli denetim raporu, vakıf senedi ile yürürlükteki mevzuat hükümleri de dikkate alınarak davalıların görevden alınmaları için ileri sürülen sebeplerin varlığının sabit olup olmadığı durumlarının tartışılarak önceki raporlardaki çelişkileri de giderecek şekilde daha önce dosyaya rapor sunmamış aralarında vakıf hukuku alanında uzman bir bilirkişi ile mali müşavirinde bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınıp Mahkeme hâkimince de bilirkişi raporu ve dayanak teftiş raporu denetlenip tüm delillerin birlikte değerlendirilerek davalıların 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi kapsamında aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alıp alamayacakları değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
7531 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca ... Genel Müdürlüğünden harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,09.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.