Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, tekstil sektöründeki tanınmış markanın tescilli haklarına tecavüz, haksız rekabet, marka hükümsüzlüğü ile maddi ve manevi tazminat istemli davanın gerekçeli kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, yirmi yılı aşkın süredir tekstil/hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren ve tanınmış bir markanın sahibi olduğunu iddia eden davacının, davalının tescilli markasının ve fiili kullanımlarının kendi markasına ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, bu durumun markasal tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek davalının markasının hükümsüzlüğüne, tecavüzün tespiti, durdurulması ve önlenmesine, ayrıca maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep ettiği; davalının ise kendi markasının özgün olduğunu, davacı markasıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığını, sektördeki faaliyet alanlarının farklılık gösterdiğini ve davacının tescil sürecine itiraz etmediğini belirterek davanın reddini istediği bir marka davasının dilekçelerini ve iddialarını detaylandırmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/416 Esas - 2025/442
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2023/416KARAR NO : 2025/442....DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan), Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli), Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli), Marka (Manevi Tazminat İstemli), Marka (Maddi Tazminat İstemli)DAVA TARİHİ : 04/09/2023KARAR TARİHİ : 23/10/2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 03/11/2025Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka Hakkına Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Durdurulması ve Önlenmesine, Maddi ve Manevi Tazminat, İlan istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının "..." ibareli markasını ilk olarak 2004 yılında tescil ettirdiğini, bu marka altında 20 yılı aşkın süredir tekstil/hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren tanınmış bir firma olduğunu, davalı adına .... markasının davacının tescilli ve tanınmış markalarına ayırt edilemeyecek derecede benzediğini, ayrıca davalının bu markasının davacının markalarının tescilli olduğu 25. Sınıfa giren emtiaları kapsadığını, davalının kendisine marka olarak aynı sektörde faaliyet gösterdiği davacının bu tanınmış markalarına bu derecede benzer bir markayı tescil ettirmiş olmasının davalının davacının markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlanama, davacı ile haksız rekabet yapma saiklerinin yani kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, davalının fiili markasal kullanımlarının da davacının tescilli markalarına çok benzediğini, bu kullanımların da davacının tescilli markalarının doğan haklarının ihlali niteliğini haiz olduğunu, davalının davacının markalarında geçen, kare içerisine yerleştirilmiş “K” harflerinden müteşekkil figürü de aynen taklit ettiğini, dolayısıyla taraf markaları arasındaki karıştırılma ihtimalinin kaçınılmaz olduğunu, davacının tescilli markalarının aynı zamanda 35. Sınıfa giren satış hizmetlerinde de korunduğunu, davalının da sosyal medya hesaplarında 25. Sınıfa giren ürünlerin satışını ve pazarlamasını gerçekleştirdiğini, davacının davalının söz konusu marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemlerine ilişkin olarak.... sayılı dosyası ile davalı hakkında şikayette bulunduğunu, davacının davalının haksız bir biçimde elde ettiği kazançlarının karşılığı olan maddi ve manevi tazminat da talep ettiğini, yoksun kaldığı karın hesaplanmasında SMK m. 151/2-c hükmü gereğince davacıya ödenmesi gereken lisans bedeli seçimlik hakkını kullandığını, davacının “...”lı markalarının dünyanın pek çok ülkesinde tescilli olduğunu, davacının bir çok moda, magazin ve haber dergi ve gazetelerinde haber ve reklamlarının yayınlandığını, bütün bu hususların davacının “...” markasının tanınmışlığını tevsik ettiğini ileri sürerek, davalı adına .... sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının Instagram ve .... satış sayfalarında, yazılı ve görsel medya araçlarında ve işletme tabelalarındaki markasal kullanımların tespitine, önlenmesine durdurulmasına, şimdilik 1.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş, daha sonra uyaptan göndermiş olduğu talep artırım dilekçesi maddi tazminat taleplerini 148.044,97.-TL'ye yükselterek, dava tarihinden itibaren işleyecek değişken oranlardaki ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalılar vekili cevaplarında özetle; davacının davalının .... sayılı markasının tescili sırasında hiçbir itirazda bulunmadığını, zaten de davalının 2005 senesinden beri giyim sektöründe ticari faaliyetlerine devam eden dürüst bir tacir olduğunu, somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan “....” ve “...” markalarının tek ortak yanının ilk heceleri olduğunu, bu durumun da taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunun tespiti için yeterli bir ortaklık olmadığını, ayrıca davalının ürün yelpazesinin tesettür giyim alanında olduğunu, davacının ise bu alanda bir ürününün ya da satışının bulunmadığını, davacının iddialarının aksine davalının davacının logosunu kullanmıyor olduğunu, davalının markasında geçen “K” harflerinden müteşekkil logonun özgün olduğunu, ayrıca da dava konusu edilen markada ....” ibaresinin de ön planda algılanan bir unsur olduğunu, bütün bu hususlar dikkate alındığında taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin olduğundan bahsedilemeyeceğini, dolayısıyla dava konusu edilen markanın hükümsüzlüğü veya davacının marka haklarının ihlali ve haksız rekabet şartlarının somut olayda bulunmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE :Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıya ait marka ile davacı markası arasında benzerlik karıştırma ihtimali olup olmadığı, tecavüz haksız rekabet, maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.DEĞERLENDİRMELER ; MARKALAR ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI VE BU NEDENLE DAVALININ.... SAYILI MARKASININ HÜKÜMSÜZLÜĞÜNÜN GEREKİP GEREKMEDİĞİ ;6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. Aynı kanunun yine birinci kitabının beşinci kısmında 25. Maddede “Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” başlığı altında, 1. Bentte; “5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.” denilmektedir. Yani, SMK 6/1 maddesinde düzenlenen “aynı veya benzer bir marka bulunmasının yanı sıra aynı veya benzer mal-hizmet sınıfında kullanılması ve halk tarafından bu iki marka arasında ilişkilendirilme/karıştırılma ihtimali mevcut olması” unsurları bir arada gerçekleştiği takdirde, sonradan tescil edilmiş markanın SMK 25/1 bendine göre hükümsüzlüğü talep edilebilir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Markaların ayniyeti/benzerliği: Dava konusu edilen marka ile davacının davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı, Markaların ayniyeti/benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur . Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler somut olaydaki gibi kelime, şekil, renk gibi karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Uyuşmazlık konusu olan markalar yan yana konularak görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının ... ibareli markaları, 4 tane “K” harfinin bir kare içerisine yerleştirildiği şekil unsurunun da kullanıldığı işaretlerdir, davacının diğer markalarında ise “...” ibaresi, tek unsur olarak kullanılmıştır. Dava konusu edilen markanın üst kısmına da, 3 tane “K” harfinin bir kare içerisine yerleştirildiği bir şekil unsuru konuşlandırılmış, altına da, davacının bir kısım markalarında olduğu gibi, “A” harfi” özel bir şekilde karakterize edilmiş halde “....” ve “İstanbul” ibareleri yazılmıştır. Öncelikle, davalının markasında geçen “İstanbul” ibaresinin, herkes tarafından bilinen bir coğrafi yer adı olması itibariyle, markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur. Ayrıca; davacının iki markasında kullanılmış olan “K” harflerinden müteşekkil şekil unsuru ile davalının markasında kullanılmış olan, yine “K” harflerinden müteşekkil şekil unsurunun yakın benzer olduğu, buna ilaveten; davalının markasının kelime unsuru olan “...” ibaresinin yazım stilinin –“A” harfindeki kompozisyonun- davacının bir kısım markalarında kullanılmış olan yazım stili – “A” harfi kompozisyonu ile aynı olduğu da görülmektedir. Diğer taraftan; taraf markalarının kelime unsurları olan “...” ve “...” ibarelerinin “ka” hecesiyle başlaması ve beşer harf olması dışında, benzer bir yönlerinin olmadığı değerlendirilmektedir; “ka” hecesiyle başlayıp beş harften oluşan sayısız kelime olabileceğinden, bu ortaklığın, yani taraf markalarının kelime unsurlarının mevcudiyetinin, taraf markalarını benzer olarak nitelendirmeye yetmeyeceği, “...” ve “...” ibarelerinin okunuşlarının/kulakta bıraktıkları “tını”ların da farklı olduğu, zira “kay-ra” ve “ka-ren” şeklinde hecelendikleri ve bu açıdan ilk hecelerinin dahi aynı olmadığı, aynı şekilde “...” ibaresinin yerleşik bir anlamı olduğu ve “...” ibaresinin ise olmadığı fiili gerçeği gözetildiğinde, bu ibarelerin markasal kullanımlarının tüketici zihninde uyandırdığı ilk algının da birbirlerinden farklı olduğu,Bunlara rağmen; davacının .... görselli markaları özelinde, taraf markalarında kullanılmış olan “K”lı orijinal/özgün, dolayısıyla markasal hüviyette ayırt ediciliği yüksek şekil kompozisyonunun ayniyete yakın benzerliğinden hareketle, işaretlerin görsel açıdan benzediğinin söylenebileceği,Bütün bunlara göre; somut olayda, davacının .... sayılı markaları özelinde, taraf markaları arasında görsel, duyusal ve anlamsal/kavramsal açılardan benzerlik olduğu,Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. “Aynı mal veya hizmet” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Davalının markasının kapsamına giren 25. Sınıftaki emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bunların sık satın alınan emtialar olmadığı fiili gerçeği gözetildiğinde, tüketicilerin bu ürünleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu tüketiciler, söz konusu ürünleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz ürün alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Davacının davasına mesnet aldığı .... sayılı markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına giren 25. Sınıftaki emtiaların aynıları/bu emtiaların detaylandırıldığı emtialar yönünden tescilli olduğundan, davacının bu markaları özelinde, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği, ayrıca davacının .... sayılı markası, 25. Sınıfa giren emtiaların satışı hizmetleri yönünden de tescillidir. Bir takım emtiaların toptan/perakende satış hizmetlerine konu olması durumunda bu hizmetlerin aynı emtialar ile bağlantılı ve/veya benzer emtia sayılması gerektiği, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmektedir; “Praktiker” kararında da belirtildiği üzere, “somut bir malı satmak için verilen bu hizmet tabiatıyla bu mal olmadan bir mana ifade etmeyecektir.”Diğer taraftan; davacının .... sayılı markalarının, 35. Sınıf altında, “çeşitli malların” satışı hizmetleri yönünden tescilli olduğu, Yargıtay’ın yeni tarihli kararlarında18; 35/5. Sınıfta genel mağazacılık hizmeti açısından tescilli olma durumunda markaların SMK m. 6/1 hükmü kapsamında değerlendirilmesi esnasında, marka işlem dosyasındaki kayıtlara göre söz konusu markaların fiilen satışa sunulan alt ürün grupları dikkate alınarak sınıfsal benzerliğin değerlendirilmesi ve söz konusu mağazacılık hizmeti bakımından “çoğun içinde az da vardır” uygulaması dikkate alınmaksızın fiilen satışa sunulan ürünler gözetilerek bu alt sınıf bakımından emtia karşılaştırılması yapılması gerektiği içtihat olunmuştur. Davacının markalarını hazır giyim ürünlerinin satışı hizmetlerinde kullandığı tespit edildiğinden, davacının “çeşitli malların satışı hizmetleri” yönünden tescilli .... sayılı markalarının da 25. Sınıfa giren emtiaların satışı yönünden korunabildiği,Bütün bu nedenlerle; somut uyuşmazlıkta, davacının.... sayılı markaları özelinde, karşılaştırılan markalar arasında, emtia ayniyeti/ benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; davacının .... sayılı markaları özelinde, taraf markalarında esas unsur hüviyetinde kullanılmış olan, “K” harflerinden müteşekkil orijinal/özgün figürlerin ortaklığından hareketle, markalar arasında bilhassa görsel açıdan benzerlik olduğu değerlendirilmiştir. Bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği de gözetildiğinde, davacının bu figürü ihtiva eden markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının aynı kompozisyonu haiz markasıyla karşılaştığında bu markaları benzer bulmasının ihtimal dahilinde olduğu değerlendirilmiştir. Bu benzerlikler nedeniyle, davalının markasının, davacının markalarının bir devamı olarak algılanabilecek nitelikte bir türemeye sahip olduğu ve alt marka algısı yaratmaya uygun nitelikte olduğu, ayrıca; davacının bu markalarından.... sayılı marka özelinde, emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının da gerçekleştiği, her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyeleri düşük olmasa da, sadece düşük dikkat düzeyine sahip olanlar değil yüksek dikkate sahip alıcı grubunun da yanılgı yaşaması, tüketicinin önceki ve sonraki markayı ilişkilendirme ve zihinde çağrıştırma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olacağı, karşılaştığı markalardan hangisinin hangi tarafa ait marka olduğunu ilk bakışta anlamasının mümkün olamayacağı, kaldı ki, söz konusu emtialarda “K” harflerinden müteşekkil bu kompozisyonun markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların/tüketicilerin söz konusu ürünlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu veya ortak bir çalışma/iş yapıldığını düşünebilecekleri, davalının markasının, kapsamına giren emtialar yönünden, davacının bu markasının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği, davacının .... sayılı markası özelinde, markaların karıştırılma ihtimalinin, yani nispi ret nedeninin ve buna dayalı olarak da davalının markası açısından hükümsüzlük nedeninin mevcut olduğu,TANINMIŞLIK İDDİALARI; Davacının dava dosyasına, “...”lı markalarının tanınmışlığına ilişkin sadece, bu markanın yurtdışında tesciline ilişkin bir takım belgeleri sunduğu görülmekle , somut olayda; “...” markasının davacı tarafından yoğun, istikrarlı ve ciddi biçimde kullanıldığına ve bu markaya ciddi yatırımlar yapıldığına, markanın uzun yıllardır ilgili sektörde tanıtıldığına ve dahi tanındığına dair dava dosyasına hiçbir delil sunulmadığından, bu markaların “tanınmış” olduğunun söylenmesi de mümkün görülmemektedir. Ayrıca da; davacı bu yöndeki “tanınmışlık” iddialarını ispat edebilse bile, somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının başvuruya konu markasının, davacının markalarının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş/ oluşmasının muhtemel olması gerekir. Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine/gerçekleşme ihtimalinin mevcut olduğuna dair dava dosyasına herhangi bir delil sunmamış olduğu gözetildiğinde, somut olayda, SMK m. 6/5 hükmünün uygulanması şartlarının oluştuğunun söylenemeyeceği, Bu nedenlerle; davacının SMK m. 6/5 hükümlerine dayalı “tanınmışlık” iddiasının dava konusu edilen markanın hükmüne bir etkisinin olamayacağı,KÖTÜ NİYET İDDİALARI;Davalının “.....” ibareli işareti kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği hususunda dava dosyasına herhangi bir somut delil sunulamadığı, DAVACININ TESCİLLİ MARKALARINDAN DOĞAN HAKLARININ DAVALI TARAFINDAN İHLAL EDİLİP EDİLMEDİĞİ;6769 sayılı SMK’nın 29. maddesi, marka hakkına tecavüz sayılan fiilleri düzenlemiştir. 29. maddesinin (a) bendine göre, 7. maddenin ihlali, marka hakkına tecavüz teşkil etmektedir.6769 sayılı SMK’nın 7. Maddesine göre de; “... (2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması halinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından, işaret ile tescilli marka arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. (3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması halinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya o işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması koşuluyla, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması”. SMK’nın 29. Maddesinin devamına göre de; aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: “(1) a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak. b)Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c)Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak. ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.”. Bütün bunlara göre; somut olayda davalının dava konusu edilen markasal kullanımlarının davacının tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz edip etmediğinin tespiti için; Bu kullanımların aynı veya benzer olup olmadığı, Mütecaviz olduğu iddia edilen kullanımların, tescilli markaların kapsadığı mal ve/veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetlerde kullanılıp kullanılmadığı, Bu kullanımın halk nezdinde, ilişkilendirme ihtimali dahil, karıştırılma ihtimali doğurup doğurmadığı, değerlendirilmelidir. Davacının davasına mesnet aldığı markaları ile dava konusu edilen markasal kullanımları karşılaştırıldığında; Dava konusu edilen markasal kullanımda geçen, “K” harflerinden müteşekkil şekil unsurunun davacının (sadece) .... sayılı tescilli markası ile dava konusu edilen markasal kullanımların iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve bu nedenle de dava konusu edilen markasal kullanımların, davacının tescilli markasından doğan haklarının ihlali fiili ile örtüştüğü, SOMUT UYUŞMAZLIĞA KONU DAVALI FİİLLERİNİN DAVACI İLE HAKSIZ REKABET OLUŞTURUP OLUŞTURMADIĞI: Hukukumuzda “haksız rekabet” müessesesi de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Ayrıca; TTK’nın 54. Maddesinin 2. Fıkrasında; “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” 55. Maddesinin 4. Fıkrasına göre de; “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” örnek babından bir haksız rekabet hali olarak düzenlenmiştir. Somut olayda, davalının, davacının bir kısım tescilli markalarında da kullanılan, “K” harflerinden müteşekkil özgün kompozisyonun ticari faaliyetlerinde kullanmasının, “başkasının iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklinde bir “aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir davranış” olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Davalının bu markasal kullanımlarının, davacının .... sayılı tescilli markasının esas unsuru olan figüratif unsurla yakın benzer olması nedeniyle “karıştırılacak” hüviyette kullanımlar olduğu ve bu yüzden de “ticari dürüstlük kuralına uygun bir davranış” olarak nitelendirilmesi mümkün görülmemiştir. Davalının ticari faaliyetlerinde kullanabileceği sonsuz sayıda işaret var iken, aynı tanıtma vasıtasını aynı faaliyetlerde kullanmakta olan davacının ticari faaliyetleri mevcut iken kendisine bu tanıtıcı vasıtayı/işareti marka olarak seçmesinin, “aldatıcı bir davranış” olarak nitelendirilmesinin mümkün olduğu, Sonuç olarak, somut olayda; davalının dava konusu edilen markasal kullanımlarının davacı ile haksız rekabet sayılabileceği,İNCELEME VE TESPİTLER A. İLGİLİ MEVZUAT 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun tazminatı düzenleyen ilgili hükümlerinde; “Tazminat MADDE 150- (1) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişiler, hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlüdür. Yoksun kalınan kazanç MADDE 151- (1) Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. (2) Yoksun kalınan kazanç, zarar gören hak sahibinin seçimine bağlı olarak, aşağıdaki değerlendirme usullerinden biri ile hesaplanır: a) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir. b) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç. c) Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli. (3) Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur.” Denilmektedir. LİSANS SÖZLEŞMELERİ ;Lisans sözleşmeleri ile üzerinde ekonomik değere sahip olunan marka, tanıtıcı işaret, tasarım gibi bir eserin veya yapılan buluş nedeniyle sahip olunan patent, know-how gibi bir hakkın, bilginin ticari olarak değerlendirilmesi söz konusudur. Lisans sözleşmeleri ile piyasayı, dolayısıyla rekabeti etkileyebilme imkânının elde edilmesi, lisans sözleşmelerinin Rekabet Hukuku anlamında da değer kazanmasına yol açmaktadır. Lisans sözleşmeleri, lisans sahibinin bir gayrimaddi hakka erişmesine ve bu sayede de endüstriyel olanaklarını geliştirerek daha kolay rekabet edebilir hale gelmesini sağlamaktadır. Marka lisansı sözleşmesi, marka sahibi, yani lisans verenin sahip olduğu marka hakkından lisans alanın yararlanmasını yükümlendiği ve buna karşılık, lisans alanında marka sahibinin bu hakkını kullanması karşılığında bir ücret ödemeyi üstlendiği bir sözleşmedir. Lisans sözleşmelerinin işlevlerinden birisi tazminatın belirlenmesinde ölçüt olma işlevidir. Eğer sınai bir hakkın izinsiz kullanımı söz konusu ise, ödenecek tazminatın miktarı, taraflar arasında lisans sözleşmesi olsaydı ödenecek olan lisans bedeli dikkate alınarak belirlenebilmektedir. Yoksun kalınan kazancın belirlenmesinde kullanılan “lisans örneksemesi” olarak isimlendirilen bu yöntemin uygulamasında emsal araştırması yapılması ve objektif bir lisans bedelinin belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, ödenmesi gereken lisans bedeli hesaplanırken, somut olayın özelliklerine göre bedel tayin edilmeli ve lisansın münhasır olup olmaması, lisans sayısı gibi etkenler de hesaba katılmalıdır.(SMK md. 151/3) LİSANS BEDELİNİN BELİRLENMESİ; Lisans bedelinin belirlenmesinde; davalının tecavüzün tespit edildiği tarihten dava tarihine kadar olan yıllık cirosu, üretim ve satış kapasitesi, elde ettiği gelir gibi hususlar dikkate alınmalıdır. TAZMİNAT TALEPLERİ BAKIMINDAN YAPILAN İNCELEME VE DEĞERLENDİRMELER; Davacının seçimlik hak olarak talep ettiği SMK 151/2-c maddesinde belirtilen “sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedelinin belirlenebilmesi için davalının davacı ile hukuka uygun bir lisans sözleşmesi imzaladığı varsayılarak örnek lisans sözleşmesi doğrultusunda davalı tarafın yükümlülükleri belirlenerek değerlendirme yapılmasının gerektiği, Bu durumda lisans bedeli hesaplamasında somut olayın özellikleri dikkate alınarak tarafların cirosuna, üretim ve satış kapasitesine uygun bir bedelin belirlenmesi, yani marka hakkı sahibinin cirosu ve elde ettiği kazancın yanı sıra, davalının cirosu, üretim ve satış kapasitesi, satabileceği ürün miktarı da dikkate alınarak davalının ticari iş ve işlem hacmine uygun bir bedelin belirlenmesinin gerektiği, Dolayısıyla ihlalin başladığı 18.10.2022 tarihinden, (davalı tarafın ihlale/hükümsüzlüğe konu ... marka ve şeklini tescil ettirdiği tarih) dava tarihi olan 04.09.2023 tarihine kadar olan dönemde davalı tarafın satış tutarlarının belirlenmesi ve bu satışları davacı tarafın 2015 11821 sayılı tescilli markasını hukuka uygun şekilde bir lisans sözleşmesi kullanarak yapması durumunda davacı tarafa ödemesi gereken lisans bedeli tutarının belirlenerek tazminat hesabının yapılabilmesi için tarafların ilgili dönem defter/belge ve beyannamelerinin incelenmesinin gerektiği, Davalı tarafın defter ve belgelerinin bulunmadığı tespitinde hareketle davacı tarafın beyannamelerinden tespit edilecek satış hasılatları dikkate alınarak hesaplama yapılabilecektir Diğer taraftan her ne kadar davalı ...’nın vergi mükellefiyetinin bulunmadığı tespiti yapılmış olsa da raporumuzun ilerleyen bölümlerinde açıklanacağı üzere gerek talimatla aldırılan bilirkişi raporunda tespiti yapılan adresin “... ....” mağazası olduğuna ilişkin tespitler ve işyeri sahibinin ... olması, davalı ...’nın bir dönem ...’nın sigortalı çalışanı olması, gerekse davalı vekilinin yukarıda yer verdiğimiz beyan dilekçesinde davalının 2022 - 2023 yılı net gelir belgesi olarak ...’ya ait gelir vergisi beyannamelerini sunması hususları birlikte değerlendirildiğinde sunulan beyannamelerdeki tutarların davalının satış hasılatı olarak kabul edilip hesaplama yapılabileceği, DAVACI CİROSU ÜZERİNDEN YAPILAN HESAPLAMA ;Davalı ...’nın şahsi olarak potansiyel vergi mükellefiyeti olması nedeni ile yasal defter ve belgelerinin olmadığı, ticari kazanç kaynaklı gerçek usul mükellefiyeti olmaması nedeni ile de yasal defter ve belgelerinin mevcut olmadığı dosya kapsamından belirlenmektedir. Bu durumda davalının defter ve belgelerinin bulunmaması nedeniyle ihlal konusu satış tutarlarına ilişkin herhangi bir veriye ulaşılamadığı kabulüyle eldeki verilerin kısıtlılığı gözetilerek davacı tarafın tescilli “...” ibareli ürün satışlarından elde ettiği hasılat üzerinden hesaplama yapıldığında: .... Vergi Kimlik Numaralı mükellefi davacı.....’nin 2022 ve 2023 yılı Kurumlar Vergisi Beyannameleri ekinde yer alan gelir tablosu bilgilerine göre net satışlarının 2022 yılında 169.321.011,23 TL 2023 yılında ise 369.967.105,54 TL olduğu,GELİR TABLOSU 2022 2023 A.1 Yurtiçi Satışlar (YİS) 171.579.169,63 392.340.659,35 A.2 Yurtdışı Satışlar (YDS) 10.831.338,42 5.603.381,09 A.3 Diğer Gelirler 987.085,22 1.610.761,29 B. Satış İndirimleri (-) 13.089.496,82 27.976.934,90 C. Net Satışlar (NS) 169.321.011,23 369.967.105,54 Davacının web archive sorgulamasında ilgili dönemlerde elde ettiği ciroyu .... web sayfası üzerinden yaptığı online satışlarla gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Yani davalının toplamda online satış kanalı da dahil olmak üzere 22 mağazada yaptığı satışlarla söz konusu cirolara ulaştığı,Davalı ...’nın potansiyel vergi mükellefi olması nedeni ile yasal defter ve belgelerinin olmadığı, ticari kazanç kaynaklı gerçek usul mükellefiyeti olmaması nedeni ile de yasal defter ve belgelerinin mevcut olmadığı dikkate alındığında ihlal konusu ürün satışlarından ne kadar kazanç elde ettiğini belirlemenin mümkün olmadığı kabulüyle, Davacının yukarıda ifade edilen 22 mağazada yaptığı satışlarla elde ettiği toplam ciro üzerinden hesaplama yapmanın hakkaniyetli olmayacağı,Dosya kapsamında herhangi bir lisans sözleşmesi de yer almadığına göre davacı tarafın toplam cirosunu elde ettiği 22 satış kanalının her birinden eşit ciro elde ettiği varsayımıyla bir adet mağazasına isabet eden cirosunun ne kadar olduğu belirlenerek, bu cironun davalının cirosu olabileceği varsayımıyla hesaplama yapmak dışında -eldeki verilerin kısıtlılığı göz önüne alınarak- bir seçeneğin olmadığı ve hesaplamanın bu şekilde yapılmasının hakkaniyete ve menfaatler dengesine uygun olacağı, Mahkememizce yapılan talimat bilirkişi görevlendirmesi ile aldırılan 13/12/2024 tarihli bilirkişi raporuyla davalı vekilince belirtilen .... işyeri adresine gidilerek tespitler yapıldığı, yapılan internet araştırmalarında söz konusu adresin “... ....“ olarak tanımlı göründüğü belirlenmiştir. Dolayısıyla ihlale konu satışların ilgili adresteki mağaza üzerinden gerçekleştirildiği, davalının başka bir satış kanalı olduğuna ilişkin dosya kapsamında herhangi bir bilgiye rastlanmadığı dikkate alınarak davacının 1 mağazasında yaptığı satış kadar davalının mağazasında satış yapmış olabileceği, Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde öncelikle davacının ihlalin başladığı 18.10.2022 tarihinden, dava tarihi olan 04.09.2023 tarihine kadar olan dönem için cirosunun belirlenmesi gerekmektedir. Gelir tablosu bilgilerine göre davacının 2022 yılında net satışları 169.321.011,23 TL 2023 yılında ise 369.967.105,54 TL’dir. Net satışlardan doğrudan satışlarla ilgili olmayan diğer gelirleri çıkardığımızda davacının net satışları belirlenmiş olacaktır: GELİR TABLOSU 2022 2023 Yurtiçi Satışlar 171.579.169,63 392.340.659,35 Yurtdışı Satışlar 10.831.338,42 5.603.381,09 (-) Diğer Gelirler 987.085,22 1.610.761,29 Satış İndirimleri (-) 13.089.496,82 27.976.934,90 Net Satışlar (NS) 168.333.926,01 368.356.344,25 Hesaplamaya Konu Net Satışlar 35.069.567,92 (NS x 2,5/12) 245.570.896,17 (NS x 8/12) Hesaplama yapılacak dönem (18.10.2022-04.09.2023 tarih aralığı) 2022 yılının yaklaşık 2,5 ayına 2023 yılının ise 8 ayına denk gelmektedir. Bu durumda: 2022 yılının tamamından elde edilen 168.333.926,01 TL toplam net satış tutarından hesaplama yapılacak döneme tekabül eden hasılat (168.333.926,01 x 2,5/12=) 35.069.567,92 TL, 2023 yılının tamamından elde edilen 368.356.344,25 TL toplam hasılattan hesaplama yapılacak döneme tekabül eden hasılat (368.356.344,25 x 8/12=) 245.570.896,17 TL olarak belirlenmiştir. Yukarıda belirlenen 2022 yılı için 35.069.567,92 TL, 2023 yılı için 245.570.896,17 TL hesaplamaya konu hasılatın davacının 22 satış kanalından eşit şekilde elde edildiği varsayımıyla 1 mağazaya tekabül eden hasılat; 2022 yılı için 35.069.567,92 /22 =1.594.071,27 TL 2023 yılı için 245.570.896,17 /22 = 11.162.313,46 TL olmaktadır. Netice olarak davalının .... adresindeki mağazasından yapmış olduğu ihlale konu satışların tutarının (davacı cirosuna göre belirlendiğinde) 2022 yılında 1.594.071,27 TL, 2023 yılında 11.162.313,46.-TL olabileceği, DAVALI CİROSU ÜZERİNDEN YAPILAN HESAPLAMA Davalı ...’nın herhangi bir ticari kazancının olmadığı, şahsi olarak potansiyel vergi mükellefiyeti olması nedeni ile yasal defter ve belgelerinin olmadığı, ticari kazanç kaynaklı gerçek usul mükellefiyeti olmaması nedeni ile de yasal defter ve belgelerinin mevcut olmadığı, gerek ....Dairesinden gelen cevap yazısı gerekse talimat 13/12/2024 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılmıştır.Talimatla aldırılan bilirkişi raporunda..... olduğunun tespit edildiği, ...’nın “… bu firmanın söz konusu dava konusu olan husus ve işler ile bir iliyetinin ve herhangi bir dahlinin olmadığını/bulunmadığını, kendisinin ..... Müdürlüğünde .... vergi sicil numaralı ile gelir vergisi mükellefiyetinin bulunduğunu, davalı ...’nın eski sigortalı personeli olduğunu, ...’nın işten çıkışının yapıldığı ve iş sözleşmesinin tek taraflı olarak tarafınca fesih edildiğini, kendi vergi mükellefiyetinin olduğunu ve toplanılan adresin kendi işleticisi olduğunu, burada kendi şahsınca faaliyet gösterdiğini, ancak davalı taraf avukatın istemindeki yasal defter ve belgelerinin tarafınca Bilirkişiye ibraz edilmesinin söz konusu olamayacağını, buna gerekte olmadığını, konunun kendisini ilgilendirmediği ve davalı taraf olmadığını, ...’nın da dava konusu işleri kendi işyeri adresinde yapamayacağını ve yapmadığını, ...’nın vergi mükellefiyetinin olmadığını, tüm bu nedenler ile de kendisine ait olan ve dava konusu olay ile ilgisi bulunmayan 2022 ve 2023 takvim yılları yasal defter ve belgelerinin hazır edil(e)meyeceğini, hazırda da bulunmadığını, gerekirse ve mahkemece istenirse/gerekli görülür ise de ilgili mahkemede bu konuda tanıklık yapabileceğini” Yönünde beyanda bulunduğu görülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere davalı vekilince belirtilen .... işyeri adresinin yapılan İnternet araştırmalarında “......L“ olarak tanımlı olduğu belirlenmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; gerek, davalı vekilince belirtilen ....işyeri adresinin yaptığımız İnternet araştırmalarında “... ....“ olarak tanımlı görünmesi, gerekse davalı tarafın dilekçesinde davalı ... yerine ....nın 2022 ve 2023 yılları Gelir vergisi beyannamelerini sunması beyannamelerde yer alan satış hasılatlarının ihlale konu hasılatlar olarak değerlendirilebileceği yönünde makul kanaat oluşturmaktadır. 2022,2023 yılı Gelir Vergisi Beyannamelerinde yer alan bilgilere göre ...’nın .... Vergi Dairesinin .... vergi kimlik numaralı mükellefi olduğu,... Faaliyet Kodu (.... adresinde faaliyet gösterdiği belirlenmiştir. Beyannamelerin ekinde yer alan Gelir Tablosu bilgilerine göre net satışları 2022 yılında 970.993,00 TL, 2023 yılında 1.177.014,37 TL’dir. Hesaplama yapılacak dönem (18.10.2022-04.09.2023 tarih aralığı) 2022 yılının yaklaşık 2,5 ayına 2023 yılının ise 8 ayına denk gelmektedir. Bu durumda; 2022 yılının tamamından elde edilen 970.993,00 TL toplam hasılattan hesaplama yapılacak döneme tekabül eden hasılat (970.993,00 TL x 2,5/12=) 202.290,20 TL, 2023 yılının tamamından elde edilen 1.177.014,37 TL toplam hasılattan hesaplama yapılacak döneme tekabül eden hasılat (1.177.014,37 x 8/12=) 784.676,25 TL, olarak belirlenmiştir. Netice olarak davalının ihlale konu satışlardan elde ettiği satış hasılatının 2022 yılında 202.290,20 TL, 2023 yılında 784.676,25 TL olabileceği, BELİRNEN LİSANS BEDELİ Lisans bedeli götürü bir bedel olarak üretim veya satışa bağlı olmaksızın baştan belirlenebileceği gibi uygulamada daha ziyade ciroya uygulanacak bir orana göre tespit edilmektedir. Yargıtay kararlarında lisans bedeli belirlenirken markasına tecavüz edilen davacının kazancı üzerinden hesap yapıldığında genellikle cironun %1’i ile % 4’ü arasında bir oran uygulanmaktadır. Mütecavizin gelirine göre hesaplama yapıldığında ise bu gelire uygulanan oranın alt sınırı çoğu zaman % 5’in altına düşmemekte somut olaya, tecavüze konu olan ürünün çeşidi ve fiyatı ile markanın tanınmışlığına göre ciroya uygulanan oran %25’lere kadar çıkabilmektedir.(... Kazancı İçtihat) Yapılan hesaplama ve değerlendirmelerde SMK 151/3. Maddesinde ifade edilen “Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler ”de göz önünde bulundurularak yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde; “...” markasının daha önce herhangi bir lisansa konu olmadığı, markanın Türkiye’de yaygın satış ağına sahip mağazalarda satışının gerçekleştirildiği, bu yönüyle marka sahibi için ekonomik olarak önem arz ettiği,Davacı Cirosu Üzerinden Lisans Bedeli: Yargıtay kararları dikkate alınarak davacının cirosunun yüksekliği (toplam net satışlar 2022 yılında 169.321.011,23 TL, 2023 yılında 369.967.105,54 TL), yurtdışında bulunan mağazaları nedeniyle yurtdışı satışlarının varlığı, ürün kalitesi, mağaza konsepti gibi faktörler nedeniyle davalıya oranla daha fazla satış rakamlarına ulaşabileceği değerlendirilerek davacı cirosunun % 1’i üzerinden hesaplama yapılmasının hakkaniyetli olacağı,Bu durumda yukarıda davacı cirosuna göre hesapladığımız ihlale konu satışlara tekabül eden davacı hasılatlarına lisans bedeli oranı olarak %1 uygulandığında; 2022 yılında 1.594.071,27 x 0,01 = 15.940,71 TL, 2023 yılında 11.162.313,46 x 0,1 = 111.623,13 TL olmak üzere davalı tarafın ihlale konu ürün satışlarını hukuka uygun bir lisans sözleşmesi ile yapmış olması durumunda davacı tarafa ödemesi gereken lisans bedelinin davacı cirosu itibarıyla toplam 127.563,84 TL olabileceği,Davalı Cirosu Üzerinden Lisans Bedeli: Yargıtay kararları dikkate alınarak; somut olayın özellikleri, davacının “...” markasıyla tüm Türkiye’de yaygın şubelerde satış ağına sahip olması, davacı tarafa tescilli “...” markasının ve şekil unsurunun tüketiciler nezdinde tanınır ve bilinir olması nedeniyle ürün satışları üzerinde etkili olacağı hususları göz önünde bulundurularak, lisans bedeli hesaplamasında davalı tarafın ilgili dönemlerdeki cirosuna uygulanacak oranın %15 olarak belirlenmesinin uygun olacağı, Bu durumda yukarıda hesaplanan davalının ihlale konu satışlardan elde ettiği hasılatlarına lisans bedeli oranı olarak %15 oranı uygulandığında; 2022 yılında 202.290,20 x 0,15 = 30.343,53TL, 2023 yılında 784.676,25 x 0,15 = 117.701.44.-TL olmak üzere davalı tarafın ihlale konu ürün satışlarını hukuka uygun bir lisans sözleşmesi ile yapmış olması durumunda davacı tarafa ödemesi gereken lisans bedelinin davalı cirosu itibarıyla 148.044,97.-TL olabileceği, anlaşılmıştır.Netice itibariyle,1)Davacının .... sayılı markası özelinde, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin ve bu nedenden doğan bir hükümsüzlük sebebinin bulunduğu, 2)Davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının hükmüne bir etkisinin olamayacağı, 3)Davacının “kötü niyet” iddialarının ispat edilemediği,4)Davalının dava konusu edilen markasal kullanımlarının, davacının .... sayılı tescilli markasından kaynaklanan haklarının ihlali niteliğini haiz olduğu ve davacı ile haksız rekabet sayılabileceği, 5)Davalı tarafın ihlale konu ürün satışlarını hukuka uygun bir lisans sözleşmesi ile yapmış olması durumunda davacı tarafa ödemesi gereken lisans bedelinin davalı cirosu itibarıyla 148.044,97 TL olabileceği, davalı cirosu üzerinden yapılan hesaplamanın davalı tarafça tecavüze konu eylemin gerçekleştirilmesi, ihlalin niteliği, boyutu dikkate alındığında hakkaniyete daha uygun olduğu,6)Tarafların durumuna göre 30.000,00.-TL manevi tazminat takdirinin hakkaniyete uygun olacağı, hükmedilen tazminatlara talep doğrultusunda dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği,7)Hükmün ilanında davacının menfaatinin bulunduğu sonuçlarına ulaşılmış, davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..H ÜK Ü M :Davanın Kısmen Kabulüne,Davalı adına kayıtlı .... sayılı markanın tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen .... gönderilmesine,Davalının davacı marka hakkına yaptığı tecavüzün tespitine , durdurulmasına, önlenmesine, 148.044,97.-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,30.000,00.-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,Masrafı davalıdan alınmak kaydıyla, mahkeme karar özetinin ulusal çapta yayın yapan üç gazeteden birinde ilanına, Alınması gereken (178.044,97x68,31/1000=)12.162,25.-TL harçtan peşin alınan 3.382,96.-TL harcın mahsubu ile bakiye 8.779,29.-TL eksik nispi ilâm harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen maddi tazminat için hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu, kabul edilen manevi tazminat için hesap edilen 30.000,00.-TL nispi ile kabul edilen diğer maddi istemler için hesap olunan 40.000,00.-TL maktu olmak üzere üç ayrı ücreti vekaletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Davanın kabul ret oranının takdiren %80 olarak belirlenmesine,Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 3.382,96.-TL ilâm harcının tamamının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının bunun dışında yapmış olduğu aşağıda dökümü yazılı 25.050,51.-TL yargılama giderinin %80'inin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.23.10.2025Kâtip Hâkim ....✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ Harçlar : 3.691,21.-TL Gider Avansı :21.359,00.-TL TOPLAM :25.050,51.-TL