Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde "Ankara Nobel Tıp Kitabevleri 2012" markasının tescil reddi ile YIDK kararının iptali davası.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının "ANKARA NOBEL TIP KİTABEVLERİ 2012" markasının tescil başvurusunun, benzerlik itirazı üzerine Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YIDK) tarafından reddedilmesi kararının iptali istemiyle açılan bir davayı özetlemektedir; davacı, markayı 2012den beri fiilen kullandığını, itiraz eden tarafın kurucusu olduğu şirketi devraldığını ve ticaret unvanı kullanımında kısıtlama olmadığını, markanın gerçek hak sahibi olduğunu ve belirgin görsel farklılıklar nedeniyle karıştırılma ihtimali olmadığını ileri sürerken, davalı taraf ise itiraz hakkının tescilli markasına dayandığını, dava konusu markanın reddedilen marka ile benzer emtiaları içerdiğini ve iltibasa yol açacak derecede benzer olduğunu savunarak davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/521 Esas - 2025/348
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2023/521Karar No : 2025/348...Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptaliDava Tarihi : 02/11/2023Karar Tarihi : 24/09/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 24/09/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA :Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin uzun zamandan bu yana fiilen kullandığı "ankara nobel tıp kitabevleri 2012" ibareli markasının tescili için davalı ... sayılı başvuru dosyası kapsamında tescil başvurusunda bulunduklarını, davalı tarafından itiraz edildiğini, itiraz üzerine ... tarafından 6769 sayılı SMK'nin 6(1) maddesi uyarınca .... başvuru sayılı tescil talebimizin reddine karar verildiğini, söz konusu karara karşı süresi içerisinde müvekkilleri tarafından Yeniden İnceleme Değerlendirme Dairesi Başkanlığı nezdinde itirazda bulunulduğunu, inceleme neticesinde başvurunun reddine hükmedildiğini, söz konusu kararın tamamen hakkaniyete aykırı olduğunu, eksik inceleme ihtiva ettiğini, müvekkilleri şirketin, dava dışı .. marka tescil başvurusuna itiraz eden davalı .... tarafından 2012 yılında kurulduğunu, kurulduğu tarihten bu yana "ankara nobel tıp kitabevleri" ve "ankara nobel tıp kitabevleri 2012" ibareli markaları kullandığını, müvekkilleri şirketin kurulduğu dönemde davalı ....'ya devrettiğini, söz konusu devir işleminin 03.06.2014 tarihinde ticaret siciline tescil edildiğini, devir sözleşmesinde müvekkilleri şirketin ticaret unvanına yönelik hiçbir kısıtlayıcı hüküm bulunmadığını, müvekkilleri tarafından 2012 yılından bu yana “.....” markasını tescilsiz de olsa kullandığını, markanın asıl hak sahibinin müvekkilleri olduğunu, müvekkillerinin bu marka adı altında yüzlerce kitap bastığını, sosyal medyada tanınır hale geldiğini, eticaret sitelerinde yer aldığını, "ankara nobel tıp kitabevleri 2012" markasının asıl hak sahibinin müvekkilleri olup gerek organik bağın bulunduğu 2014 yılına kadar gerekse de organik bağın ortadan kalktığı 2014 yılından bu yana markanın kullanımına cevaz veren, markanın kullanılmasını yasaklamayan, hisse devri ile de markanın kullanılması hususunda bir çekince ileri sürmeyen tarafın artık müvekkilleri markasının, kendi markaları arasında iltibas oluşturacağı yönündeki itirazlarının dinlenmeyeceğini; birleşen davada da, müvekkilleri markasında, kırmızı rengin ağır bastığını, ortasında yer alan .... ve kitap şekli ile şekli unsurları barındıran, yuvarlak formda “.... ibaresini, yuvarlak formunda altında “2012” ibaresine yer verilen bir marka olduğunu, müvekkilleri markasındaki şekli unsurla, markanın oldukça orijinal bir kompozisyonda oluşturulduğunu, davalı yana ait markaya bakıldığında ise, markanın gri siyah bir renkte, “N” harfinin küçük hali olan “n” harfinin sağ ucunun kıvrılmasıyla şekli unsur, altında ise “....” kelimesini barındıran bir marka olduğunu, taraf markaları arasında tek ortak noktanın “...” ibaresi olduğunu, ancak bu ortaklığın, müvekkilleri markasında oluşturulan şekli unsurlar ve renk unsurları nedeniyle karıştırılma ihtimali doğuracak nitelikte olmadığını, taraf markalarının 41. sınıfta ortak olmasının, taraf markalarını doğrudan benzer kılmaya yetmediğini ifade ederek, .... sayılı kararının iptaline, başvurunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP :Davalı .... vekili cevaplarında özetle; SMK m. 6/1 kapsamında yapılacak itirazların, sicilde hak sahibi olarak kayıtlı olan önceki marka sahibi tarafından ileri sürülebileceğini, somut olayda itiraza mesnet markaların sicile kayıtlı hak sahibi diğer davalı şirket olduğunu, bu kapsamda, davalı şirketin ilgili markalar nezdinde itiraz hakkı bulunduğunu, taraflar arasında şirketle ilgili veya başka konuda bir sözleşme olup olmaması veya sözleşmenin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin SMK kapsamında yapılacak bir inceleme olmadığını, bu durumda varsa sözleşmeye aykırılığın şartlarının işbu dava dışında taraflar arsında hukuki çekişme konusu yapılması gerektiğini, davacı tarafın, sessiz kalma yoluyla hak kaybının şartlarının oluştuğunu iddia ettiğini, somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybının şartlarının oluşmadığını, dava konusu marka ile redde mesnet markalarının aynı/aynı türden emtiaları içerdiklerinin görüldüğünü, taraf markalarının iltibasa sebebiyet verecek derecede benzer olduğunu, davacı tarafın, ibareyi uzun süredir kullandığını ve kullanımı sonucu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, bu kullanımlar nedeniyle de başvurunun reddine karar verilemeyeceğini iddia ettiğini, bu iddiasının da isabetli olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı .....vekili cevaplarında özetle; müvekkilleri şirketin tıp kitaplarının basım, yayım, dağıtımı konusunda Türkiye’nin en büyük ve en tanınmış şirketlerinden biri olduğunu, müvekkilleri şirketin, dava konusu ....." markalarının da sahibi olduğunu, SMK m.7/2 hükmüne göre marka tescilinden doğan hakların münhasıran marka sahibine ait olduğunu, asıl olanın markanın münhasıran sahibine ait olması, herhangi bir aksine düzenleme veya taahhüt bulunmaması durumunda iradenin bu durumun varlığını sürdürmeye yönelik olması olduğunu, davalının, müvekkillerinin marka hakkına tecavüz oluşturan eylemlerine ilişkin müvekkilleri şirketin onayı olduğu yönündeki savunmasının yerinde olmadığını, davacının tescil ettirmek istediği markası ile müvekkilleri şirket markasının birbirleriyle ayniyet derecesinde benzer olduğunu, müvekkilleri şirketin "...." ana unsurunu ve markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “ankara nobel tıp kitabevleri 2012" markasıyla karşılaştığında bu markaları karıştırmasının kuvvetle muhtemel olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ....vekili cevaplarında özetle; müvekkilleri şirketin 1964 yılında kurulduğunu, ülkemizin yanı sıra, yurtdışında da .... gibi ülkelerde üretim yapan ilk ve tek Türk jenerik ilaç üretici olduğunu, müvekkilleri markasının tescili için 2001 yılında başvuru yapıldığını, davacının tescil başvurusundan 20 yıldan fazla bir süre önce de tescilinin sağlandığını, davacının başvuruda bulunduğu her mal ve hizmetin (foto muhabirliği hizmetleri hariç olmak üzere) müvekkilin 41 ve 42. sınıflarda tescilli olan redde mesnet ....sayılı markasının tescil kapsamı içerisinde aynen yer aldığının görüldüğünü, müvekkilleri markasının tescil sınıfında yer almayan foto muhabirliği hizmetinin ise, müvekkillerinin 40. sınıftaki fotoğrafik ve sinematografik ürünlerin işlenmesi hizmetleri, 42. sınıftaki fotoğrafçılık hizmetleri ile yine 41. sınıftaki kültür ve eğlence hizmetleri içerisinde yer verilen kapsamdaki hizmetlerle benzer hizmetler olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davaya konu markada yer alan "kitabevleri" ibaresinin dergi, kitap, gazete gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi hizmetleri bakımından tanımlayıcı olduğunu, "...." kelimesinin de coğrafi bir yer belirttiğinden ve tek başına tescili de mümkün olmadığından markaya bir farklılık katmadığını, ayırt edicilik sağlamadığını, kelime unsurları bakımından değerlendirmeye esas alınacak kısmın, ".... ibaresi olduğunu, müvekkilleri markasının tanınmış marka olarak kabul edildiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE :Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir. Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının .... sayılı "ankara nobel tıp kitabevleri 2012" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu.... sayılı "ankara nobel tıp kitabevleri 2012" ibareli marka için davacı tarafından 24/01/2022 tarihinde 41.(01-08)Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, ... tarafından, başvurunun yayımlanmasına karar verildiği, yayım üzerine davalı şirketler tarafından itiraz edildiği, davacı şirketin karşı görüş sunmuş olduğu, ..., 26.09.2022 tarihli kararı ile davalı şirketlere ait itirazı KABUL ETTİĞİ, başvurunun reddine karar verildiği, kararda davalı N.... markası ile ilgili; “(6/1) Benzerlik/Karıştırılma ihtimali - Haklı Bulunmuştur, (6/3) Eskiye Dayalı Kullanım - Haksız Bulunmuştur, (6/5) Tanınmışlık - Haksız Bulunmuştur, (6/9) Kötü Niyet - Haksız Bulunmuştur” ibarelerinin yer aldığı, itiraz dayanağı olarak gösterilen .... "marmara nobeltıp kitabevleri" sayı ve ibareli marka için “Markalar benzer görülmekle birlikte farklı mal / hizmeti kapsadığından karıştırılma ihtimali bulunmadığı tespit edilmiştir” ibaresinin, ...." sayı ve ibareli markalar açısından ise “Markanın ve kapsamındaki mal / hizmetin benzer olduğu ve karıştırılma ihtimali bulunduğu tespit edilmiştir” kaydının yer aldığı, davalı ... SANAYİİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ markası ile ilgili; “(6/1) Benzerlik/Karıştırılma ihtimali - Haklı Bulunmuştur, (6/5) Tanınmışlık - Haksız Bulunmuştur ibarelerinin yer aldığı, itiraz dayanağı olarak gösterilen....sayı ve ibareli marka açısından ise “Markanın ve kapsamındaki mal / hizmetin benzer olduğu ve karıştırılma ihtimali bulunduğu tespit edilmiştir” kaydının yer aldığı, karar üzerine davacı şirket tarafından Kurum kararına itiraz edildiği, .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak kabulüne, başvurunun reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Somut olayda, dava konusu marka ile davalı markalarının kapsadığı mal / hizmetlere bakıldığında, dava konusu marka kapsamında aynı/aynı tür ve benzer mal / hizmetler ile birlikte, kullanım amaçları, işlevleri ve birbirleri ile olan ilişkileri (alternatif veya tamamlayıcı olması) bakımından yapılan değerlendirmede, davaya konu markanın itiraz ve dava konusu edilen 41. sınıfta yer alan hizmetlerinin tamamının davalı şirket markalarının tescilli olduğu sınıflarda yer alan mallar / hizmetler ile aynı / aynı tür veya benzer nitelikte olduğu,Taraf markaları arasında aynı / aynı tür hizmetler bulunduğu anlaşılmıştır. Davaya konu markanın, dava konusu edilen hizmetlerinin tamamı bir kısım davalı yan markalarında da aynen yer almaktadır. Bununla birlikte, bir kısım mal ve hizmetleri ise birbirleri ile olan bağlantısı nedeni ile benzer olduğu anlaşılmıştır.Buna göre; davalı şirketin 16. sınıfında yer alan “Basılı yayınlar, basılı evrak: kitaplar, dergiler, gazeteler, faturalar, irsaliyeler, gelir makbuzları, takvimler, posterler, fotoğraflar, afişler, tablolar, çıkartmalar, pullar. Kırtasiye, büro, eğitim-öğretim, yazım, çizim, resim ve sanatçılar için malzemeler (mobilyalar ve cihazlar hariç): kırtasiye tipi kağıt ürünler, yapıştırıcılar, kalemler, silgiler, kırtasiye tipi bantlar, el işi için karton, yazı kağıtları, kopyalama kağıtları, yazarkasa kağıt ruloları, çizim aletleri, kara tahtalar, resim boyaları” malları ile davacı yanın başvuruya konu markasında yer alan “eğitim öğretim hizmetleri ve dergi, kitap, gazete vb. gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetleri” arasında belirli düzeyde tamamlayıcı bir ilişkinin bulunması, hitap ettikleri ilgili tüketici kesimlerinin, dağıtım kanallarının aynı olması, kullanım amaçlarının benzer olması nedeni ile söz konusu mallar ile hizmetler arasında yakın ilişki bulunduğu anlaşılmış olup, mal ve hizmetler benzer olarak değerlendirilmiştir. Aynı şekilde davalı markalarından 2001 14624 sayılı markada yer alan “kütüphane hizmetleri: Gezici kütüphane hizmetleri, ödünç kitap verme hizmetleri” ile davacı yan markasında yer alan “eğitim ve öğretim hizmetleri”, “baskı hizmetleri: Matbaacılık hizmetleri, ofset baskı hizmetleri, taş baskı hizmetleri, ipek baskı hizmetleri... Yazılı metinlerin düzeltilmesi hizmetleri” ile davacı yan markasında yer alan “Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil)” hizmetleri arasında tamamlayıcı olmaları açısından, “Video kayıt hizmetleri” ile “Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” arasında da kapsayıcılık açısından benzerlik bulunduğu değerlendirilmiştir. Davaya konu markada, 41. sınıfa ait çeşitli hizmetlerin listelenmiş olması karşısından söz konusu sınıflarda yer alan hizmetlerin müşterilerinin / alıcı kitlesinin veya son tüketicilerinin birbirlerinden farklı yaş aralıklarında, çok farklı eğitim seviyesinden, çok çeşitli kesimden olabileceği, son kullanıcılardan büyük şirketlere kadar faydalanıcı olarak görülebileceği; bu doğrultuda, tüketici grubunun değerlendirmesine ilişkin bir genelleme yapılamamış, ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, “halk” nezdinde kabul edilmiştir. Bu kapsamda, bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın ve/veya hizmetin hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır”. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır”. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İlgili tüketici belirlenirken “ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır”(.... Çekişmeli malın ortalama tüketicisinin zihnindeki marka algısı da bu nedenle değerlendirmede dikkate alınmıştır. Bütün bu hususlar uyarınca; iltibas ihtimali varlığının ilk şartı olan malların / hizmetlerin aynılığı / benzerliği kriterinin, somut uyuşmazlık açısından, dava konusu markanın, dava konusu edilen mal ve hizmetleri açısından sağlanmış olduğu kanaatine varılmıştır.Taraf markalarına bakıldığında, markalarda kelime ve şekil unsurlarının yer aldığı (..... sayılı markaların kelime markası olduğu), bu hali ile şekil unsuru içeren markaların bileşke markalar oldukları, davacı yanın başvuruya konu markasının “ankara nobel tıp kitapevi 2012” ibaresini, davalı şirketlerin itiraza mesnet markalarının ise ....”, ....şekil” ibarelerini içerdiği anlaşılmıştır.Anlamlarına bakıldığında, davaya konu markanın “....tarafından kurulan derneğin verdiği, insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek amacını taşıyan prestijli bir ödül”den geldiği, “.... ibaresinin “Hastalıkları iyileştirmek, hafifletmek veya önlemek amacıyla başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların .....kimya, edebiyat, barış ve fizyoloji veya tıp alanlarında verildiği de dikkate alındığında anlamsal olarak taraf markaları arasında yakınlığın bulunduğu, taraf markalarının okunuşlarının yazıldığı gibi olacağı, bu hali ile “.... ibarelerinin aynı şekilde okunacağı, görsel olarak yapılan değerlendirmede, davacı yanın markasının beyaz zemin üzerine kırmızı şerit üzerine çember oluşturacak şekilde “ankara nobel tıp kitabevleri 2012” ibaresini içerdiği, markanın ortasında “....” simgesi ile kitap figürünün yer aldığı, markada yer alan “.... sayılı markanın ise üstte siyah tonlarda dikdörtgen şekil içerisine kendine özgü yazı karakteri ile “n” harfinin yer yer aldığı, anlamsal/kavramsal, sesçil, görsel olarak bütünsel karşılaştırmanın esas olması hususu dikkate alındığında; taraf markalarında öne çıkan unsurun kelime unsuru olduğu, her ne kadar davacı yan markasında farklı olarak “....” ve “2012” ibare / sayıları yer alıyor olsa da ayırt edici ibarenin “....” ibaresi olduğunun kabulü gerektiği, markada bir veya daha fazla unsurunun baskın karakterine karar verilirken, özellikle bu unsurların her birinin asıl niteliklerinin diğer unsurların asli nitelikleriyle karşılaştırılmasına ve ayrıca ek ve yardımcı olarak çeşitli unsurların markadaki konumlarına dikkat edilmesi gerektiği, bu doğrultuda, dava konusu markadaki şeklin ayırt ediciliğinin bulunmadığı, sıklıkla marka zeminlerinde şeritlerin kullanıldığı, işaretlerde yer alan diğer figüratif özelliklerin de ayırt ediciliğinin bulunmadığı, taraf markalarında yer alan esas unsurun özellikle anlamsal ve seçil olarak benzer olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile de taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerlik bulunduğu, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacakları için, markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları, somut olayda ilgili alıcı kitlesinin, ortak ibarelere odaklanacağı, davalı şirketin markalarında yer alan “.... ibarelerinin geri planda kaldığı, “markaların kullanılacağı mal ve hizmetlerin türü ne kadar yakınsa, markaların karıştırılması tehlikesinin de o kadar büyük olduğu ve yeni markanın eskisinden belirgin şekilde farklı olması gerektiği”, bu nedenle de taraf markalarının benzer olduklarının kabul edilmesi gerektiği, ortalama tüketicinin değişik markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma imkanının nadiren bulunduğu, tüketicinin markaya olan güvenini, markanın hafızasında tuttuğu eksik görüntüsüne dayandırdığı da kabul edilmekle, taraf markaları arasındaki farkın ilk bakışta fark edilemeyeceği, bu hali ile taraf markalarında yer alan işaretlerin karıştırılma ihtimali yaratacağı kanaatlerine varılmış olup, ayrıca da, özel ve görsel vurgunun/odaklanmanın “.... kavramında olduğu, sağlık çalışanları dahil hedef kitleler açısından davacı marka ile davalı markanın görsel iletişim/görsel kültür açısından karıştırılmaya neden olacağı, sözel iletişim araçları açısından ise davacı marka ile davalı markanın sözel iletişim araçlarıyla yaptığı/yapacağı pazarlama, reklam ve pazarlama iletişimi etkinliklerinde markaların söyleniş/yazılış ve fonetik benzeşiminden dolayı hedef kitleleri açısından pozitif anlamda ayrışmadığı değerlendirilmiştir. İşaretler arasındaki benzerlik değerlendirmesi, markanın türüne, yani şekil markası, sözcük markası, ses markası veya bunların karması olup olmamasına göre birçok farklı faktör açısından yapılacak değerlendirmeye bağlı olarak tespit edilebilmektedir. Benzerliğin tespiti, markanın türüne göre farklı unsurları esas almayı da gerektirebilmektedir. Somut olayda, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, tüketici işlemi ya da tüketiciye yönelik uygulamaların her aşamasında makul düzeyde bilgiye sahip olan gerçek veya tüzel kişi tüketici açısından taraf markalarını aynı anda ya da ayrı ayrı görmesi halinde, bu markaların ilişkili markalar olduğunu sanma tehlikesi bulunmaktadır. Diğer bir deyiş ile; taraf markalarının görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzer olması, markaların bütünsel algısı bakımından ilgili tüketici nezdinde ilişkilendirilme tehlikesini gündeme getirmektedir. Bu bağlamda markaların aynı/aynı tür veya benzer mal veya hizmetlerde kullanılmaları halinde halkın bu markalar arasında bağlantı kurması mümkündür. Davacının “ankara nobel tıp kitabevleri 2012” markasını gören bir tüketici, bu markayı, davalının ...., “....”, “..., “... esas unsurlu/ibareli markasın serisi, alt markası yahut yeni bir versiyonu sanabilirler. Tüketiciler bu bağlamda, farklı ticari kaynaktan geldikleri sabit olsa dahi, davalının, davacıya yeni bir marka türetme hakkı tanıdığını (davacıya bir hak ve/veya lisans verdiğini) düşünebilirler. Marka sahiplerinin ilişkilendirilmesi ve/veya arada lisans vb. bir ticari ilişki olduğunun düşünülmesi de bağlantı kurma ihtimali kapsamındadır. Tescili talep edilen hizmetlerin aynı oluşu dikkate alındığında, markaların detaylarındaki farklılıkları hatırda tutamayacak olan tüketiciler nezdinde, markalar arasında bir irtibat kurulması ve davacı markasının, davalı markası ile bağlantılı bir marka olarak algılanması ihtimali olduğu değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesi olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca; Karşılaştırma konusu markaların kapsamındaki hizmetlerin aynı/aynı tür olması, iltibası artıran bir husus olarak değerlendirilmektedir. Marka işaretlerinin kapsamındaki mal ve hizmetler arasındaki ayniyet veya benzerlik arttıkça, marka işaretleri arasındaki düşük derecedeki benzerliğe rağmen, markalar arasındaki benzerlikler ön plana çıkarak markalar arasında iltibas tehlikesi artmaktadır. Nasıl ki bir mıknatısın iki ayrı kutbu birbirine belli uzaklıkta iken çekim etkisi oluyorsa ve fakat yakınlaştırdığınız zaman çekme eğilimine giriyorsa, markalar arasındaki mal ve hizmetler ile marka işareti benzeşmesi de böyledir. Gerçek Hak Sahipliği / Öncelik Hakkı Açısından Değerlendirme; Marka üzerindeki öncelik hakkı o markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir ki buna "gerçek hak sahipliği" denilir. Davacı şirketçe dosyaya sunulan delillere bakıldığında, davaya konu olan "... ibaresinin/markanın, davacı tarafından, tescili talep edilen sınıflar olan 41. sınıfta piyasada geçmişten gelecek şekilde etkin bir şekilde kullanıldığına dair devamlılık arz eden bilgi veya belgenin bulunmadığı, davaya konu markanın başvuru tarihinden geriye doğru işaretin tüketici nezdinde kalıcı hâle gelmesi sağlandığını gösterir bir kanaat oluşmadığı / dosya kapsamı itibari ile ciddî kullanımın bulunmadığı, davacı şirketin, davaya konu markanın tescil talebine konu mal ve hizmet listesinde yer alan hizmetler açısından öncelik hakkına sahip olamayacağı kanaatine varılmıştır. Sessiz Kalma Yolu İle Hak Kaybı Açısından Değerlendirme; Yukarıdaki değerlendirmeler ile birlikte, her iki tarafın uzun süredir ticari faaliyette bulunduğu, davalı şirketin davacı şirketin eski ortağı olduğu, bu hali ile ticari hayatta birlikte yer aldığı iddia ve savunulmakla birlikte, davacı yanın söz konusu markayı eylemli olarak geçmişten geldiği şekilde kullandığına dair dosya kapsamında bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Delil olarak sunulan 2021 yılına ait katalog ise bir kısım davalı markasının daha eski tarihli olması karşısında söz konusu iddia kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmiş, başkaca bir bilgiye de dosya kapsamında yer verilmemiştir. Diğer taraftan, ...’nun 89/104 sayılı yönergesi, kesintisiz 5 yıl süre ile bir marka sahibinin kendi markasının başkası tarafından, bilgisi dahilinde kullanılmasına ses çıkarmaması halinde marka sahibinin artık hükümsüzlük davası açamayacağını ve söz konusu kullanmayı önleyemeyeceğini öngörmektedir. Anılan hüküm 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanun’un 25/6 maddesi ile Türk Hukukuna da alınmıştır. İlgili hüküm; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.” şeklindedir. Söz konusu maddede “kullanıma” sessiz kalmaktan, yani zımni bir izinden bahsedilmektedir. Görüldüğü üzere, düzenleme, sadece “hükümsüzlük” talebi açısından getirilmiştir. ... sayılı kararında; “…Davalının işlettiği ... Pastanesinin bu isim altında .... hangi tarihten bu yana faaliyette bulunduğu ilgili vergi dairesi ve belediyeden araştırılarak; davalının savunduğu gibi 1983 yılından bu yana bu isimle faaliyette bulunuyor ise bu kullanıma uzunca bir süre sessiz kalan davacının işbu davayı açmasının 4721 sayılı TMK 2’nci maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı üzerinde durularak oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekir….” hükmüne yer vermiştir. Kavram, fikri mülkiyet hukuku ve haksız rekabet hukuku ile özdeşleşmiş olmakla beraber temelini medeni hukuktan alır. İlkenin hukukumuzdaki temel dayanağı kuşkusuz Türk Medeni Kanun m. 2 hükmüdür. Anılan madde uyarınca, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”. Söz konusu hüküm ile hukuk düzeninin tanıdığı tüm hakların kullanımında “dürüstlük kuralı” ve “hakkın kötüye kullanılması yasağı” olarak ifade edilen iki temel ilkeye yer verilmektedir. Sessiz kalmayla hak kaybı uygulaması esasen, maddedeki dürüstlük kuralına ve bunun bir uzantısı olan çelişkili davranma yasağı ilkesine dayanmaktadır. Bir uyuşmazlıkta sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşmesi bakımından doktrin ve Yargıtay içtihatlarıyla belirlenen bazı koşulların (kriterlerin) bir arada bulunması gerekir. Bu koşulların bir veya bir kaçının bulunmaması halinde sessiz kalmayla hak kaybının oluşmadığı kabul edilir. İhlal davalarında sessiz kalmayla hak kaybı için özel bir düzenleme bulunmadığından, TMK 2 hükmünde belirlenen (esnek) koşullar çerçevesinde bir değerlendirme yapılmalıdır. Dolayısıyla, marka hükümsüzlüğü davalarında öngörülen 5 yıllık sessiz kalma süresi şartının, ihlal davalarında katı bir şekilde uygulanması aranmadığı doktrinde kabul edilmiştir. ..... sayılı kararında ise; “…Uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, TTK'da düzenlenmiş değildir. Bu durum Dairemiz uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK’nın 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu ile hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir. Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, öncelik hakkının sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavır önemlidir. Bu durumda, ...’ün ticaret unvanı kullanımının başlangıcı nazara alındığında somut olayda sessiz kalma yoluyla hak kaybı şartlarının mevcut olduğu kabul edilerek bir karar verilmesi gerekirken tacirin maddi olamayan mal varlıkları olan ticaret unvanı ve markaların seçilmelerinin, tescillerinin, korunmalarının, kullanılmalarının ve kullanım amaçlarının birbirlerinden farklılık arz ettiği nazara alınmaksızın ...'ün "..." markasını kötü niyetli olarak tescil ettirdiği ve tescilden sonra .... markasını kullanmasını engellemeye çalışması nedeniyle, artık geçmişte susma hakkının kullanılmasının ...'e kazanılmış hak vermeyeceği, sessiz kalan davacının ünvan terkinini isteme hakkının mevcut olduğu, bu durumun TMK.nın 2. maddesine aykırılık da teşkil etmediği sonucuna varılarak birleşen davada ünvan terkini davasının kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir. Bu kararlardan da görüleceği üzere, sessiz kalma yolu ile hak kaybı için Yüksek Mahkeme tarafından AT Yönergesinin öngördüğü gibi ÖNCELİK HAK SAHİBİNE, SONRAKİ TESCİLLER AÇISINDAN bir kısıtlama getirmiştir. Diğer taraftan, dosya kapsamından, davacı şirketin davaya konu markayı uzun süredir kullandığına dair bir bilgi veya belge de bulunmamakta, bu nedenle de, tescile konu edilen sınıfta, tarafların özellikle “... Tıp Kitabevleri” ibaresini, eş zamanlı markasal olacak şekilde kullanım koşullarının somut olayda oluşmadığı, taraf markalarının ilgili mal/hizmet sınıfında birbirinden bağımsız iki ayrı marka olarak ticaret hayatında birlikte var olma koşulunu gerçekleştirdiklerinin kabul edilemeyeceği, davalı yanın iyi niyet kuralına aykırı hareket ettiğine dair dosya kapsamında bir bilgi veya belgenin bulunmadığı anlaşılmış olup, netice itibariyle de, sessiz kalma şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından; Davaya konu .... sayılı markanın, başvuruya konu edilen 41. sınıftaki hizmetlerinin tamamının davalı şirketlerin itirazlarına mesnet markalarında yer alan mallar/hizmetler ile aynı / aynı tür veya benzer nitelikte olduğu, davaya konu .... sayılı davacı şirket markası ile davalı şirketlerin itirazlarına dayanak markaları arasında 6769 s. SMK’nun 6/1. maddesi kapsamında ilişkilendirme ihtimali dâhil karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacı şirketin gerçek hak sahipliği ve sessiz kalma iddiasının yerinde olmadığı, .... kararının yerinde olduğu ve iptali şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M :Davanın Reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 269,85.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 345,55.-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı kurum ve davalı şirketler ayrı ayrı kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı, davalı kurum ve davalı ... A.Ş. vekillerinin yüzlerine karşı, diğer davalı şirket vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24/09/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır