İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin ticari satıştan kaynaklanan fatura alacağı itirazının iptali davasında, kusurlu plaka tanıma sistemi kurulumu iddiasıyla ödemenin reddedildiği istinaf incelemesi.
Özet: Bu ticari dava, bir müteahhit firmanın kurduğu plaka tanıma sistemi için kestiği faturanın ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir; davacı müteahhit, faturaya zamanında itiraz edilmemesi ve cari hesap mutabakat mektubuyla borcun kabul edilmesi nedeniyle alacağının geçerli olduğunu savunurken, davalı müşteri ise müteahhidin kurduğu sistemin ayıplı ve eksik çalıştığını, dolayısıyla edimini tam olarak yerine getirmediğini ileri sürerek ödeme yapma yükümlülüğünün bulunmadığını ve takibin haksız olduğunu iddia etmektedir.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1111
KARAR NO : 2026/1236
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/880
KARAR NO : 2024/247
DAVA TARİHİ : 19.06.2017
KARAR TARİHİ : 26.03.2024
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 17.09.2026
KARARIN YAZ. TARİH : 17.09.2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.03.2024 tarih ve 2022/880 Esas, 2024/247 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile özetle; müvekkili şirketin 28.12.2016 tarih, 36.581,75-TL. bedelli fatura karşılığı olan alacağının davalı tarafından ödenmemesi nedeniyle, müvekkili tarafından İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7829 Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, takibin davalının 29.05.2017 tarihli borca ve icra takibine dayanak olan faturada belirtilen hizmetin yerine getirilmemiş olduğu gerekçesi ile yaptığı itiraz nedeniyle takibin durduğunu, davalının müvekkili tarafından düzenlenen faturayı teslim aldığını ve TTK ilgili hükümleri gereğince herhangi bir itirazda bulunamadığını, ayrıca davalının cari hesap mutabakat mektubu ile müvekkili şirkete 36.581,75-TL. borçlu olduklarını kabul ettiğini, davalının İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7829 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın 36.581,75-TL. üzerinden iptali ile takibin devamına, davalı aleyhinde % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
CEVAP:
Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesi ile özetle; icra takibine konu faturanın müvekkiline tebliğ edilmesinin alacağın varlığını kanıtlamadığını, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi, salt faturanın bildirilmesinin alacak hakkı doğurmayacağını, faturayı düzenleyen tacirin aradaki ilişkiyi ve malın teslimi ya da hizmetin eksiksiz yerine getirdiğini kanıtlaması gerektiğini, TTK'nın 21. maddesinin " Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." şeklinde olduğunu, faturaya itiraz edilmemiş olması borcun kabul edildiği sonucunu ifade etmediğini, bu durumun faturanın mutad münderecatını yani satılan malın veya verilen hizmetin cinsi veya yapılan işin bedelinin kabul edildiğini gösterdiğini, hukuki açıdan fatura kesilmiş olmasına rağmen, gerçekte mal teslimi yapılmamış veya hizmet tamamlanmamış ise delil niteliğinde olmadığını, sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmesi, sözleşmenin varlığının kanıtı olmadığı gibi, malın teslimi veya hizmetin görüldüğünün de kanıtı olmadığını, bu nedenden faturayı düzenleyen davacının, bu ilişkinin varlığını ve hizmetin eksiksiz olarak tamamlandığını kanıtlaması gerektiğini, kaldı ki, davacı tarafından müvekkili şirkete 13.07.2016 tarihli 824413 sıra nolu bir fatura gönderildiğini, ancak işin davacı tarafından yapılmamış olmasından dolayı iş bu faturanın davacıya iade edildiğini, davacının ise bu faturanın iadesinden sonra, tüm bildirimlerine ve ayıbı gidermiş olmasına rağmen 28.12.2016 tarihinde tekrardan fatura düzenlendiğini, davacının müvekkili şirketin işleteni olduğu limana giren araçların plakalarının tespiti konusunda plaka tanıma sistemi kurmak için müvekkili şirket ile anlaştığını, davacı ile müvekkili şirket arasındaki ilişkinin iki tarafa da borç yüklendiğini, davacının plaka tanıma sistemi kurmak, müvekkilinin de sistemin kurulması halinde belirlenen bedeli davacıya ödemekle yükümlü olduğunu, ancak davacının üzerine düşen edimi yerine getirmediğini, söz konusu sistemin davacı tarafından düzgün kurulamadığını ve bunun neticesinde de limana gelen araçların plakalarının okunmadığını, sistemden geçen araçların yaklaşık % 37'sinin plakasının okunmadığını, sistemdeki bu ayıptan dolayı müvekkili şirketin uğramış ve uğrayacağı tüm zararlara karşı talep haklarını saklı tuttuklarını, bu hususun davacıya defalarca yazılı ve sözlü olarak bildirildiğini, ancak davacının bu bildirime rağmen ayıbı gidermediğini, müvekkil şirketin davacıya söz konusu ayıbı giderilmesi için defalarca uyardığını, ancak davacı tarafın söz konusu ayıbın halen giderilmediğini, iki tarafa da borç yükleyen taraflar arasındaki ticari ilişkiden dolayı, davacının müvekkili şirketten edimini yerine getirmesini talep edebilmesi için öncelikle kendi edinimini yerine getirmesi gerektiğini, bu nedenle davacının müvekkili şirketten herhangi bir bedel talep etme hakkı bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, davacının iddialarını kabul etmemekle ve kabul anlamına gelmemekle birlikte, TBK'nın 117. maddesi temerrüdün oluşabilmesi için alacaklının borçluya bildirimde bulunması gerektiğini, davacı ile müvekkili arasındaki borç ilişkisinin herhangi bir vadeye veya kambiyoya dayanmadığını, davacının müvekkili şirketi temerrüde düşürebilmesi ve faizi talep edebilmesi için bu durumu bildirmesi gerektiğini, davacı tarafından müvekkili şirkete herhangi bir bildirimde bulunmadığından, takip öncesi faiz talebinin reddi gerektiğini, davacının alacağı likit olmadığı alacak konusunda bir itilaf olduğunun ortada olduğunu, likit olmayan bir alacak için tazminat talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek davanın reddine ve davacı aleyhine % 20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesinin 17.07.2018 tarih ve 2017/672 Esas, 2018/887 Karar sayılı kararı ile özetle; "...Davacı defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi ile davacı alacağının sabit olduğu, taraflar arasında cari hesap mutabakatının yapıldığı ve davalı tarafın bu mutabakatı imzaladığı anlaşılmakla, dava açıldıktan sonra mutabakata rağmen ayıp ihbarında bulunması yerinde görülmemiş, keşif yapılması yönündeki ara karardan dönülerek usulüne uygun davacı defterleri üzerinde yapılan incleme sonunda davacı alacağı sabit olmakla, taraflar arasında imzalanan ve inkar edilmeyen mutabakat mektubu da dikkate alınarak, açılan davanın kabulü ile hüküm altına alınan 36.581,75-TL.'lik alacak cari hesap alacağı olduğundan likit ve hesaplanabilir olduğundan İİK 67/2 uyarınca %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine..." şeklindeki gerekçe ile davanın kabulüne, davalının, İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7829 Esas sayılı takip dosyasındaki 36.581,75-TL.'lik asıl alacağa yönelik itirazının iptali ile, takibin 36.581,75-TL. asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 30.09.2022 tarih ve 2020/1519 Esas, 2022/1598 Karar sayılı kaldırma kararı ile özetle; ''...Somut olayda; davacı yüklenici, davalının işletmesinde bulunan Çeşme Limanı'na araç plaka okuma sistemi yapıldığı, gönderilen 28.12.2016 tarihli faturaya itiraz edilmediği, 15.03.2017 tarihinde de hesap mutabakatı imzalandığı gerekçesi ile ödemeyen 36.581,75-TL. iş bedelinin tahsili için İzmir 5. İcra Dairesi'nin 2017/829 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine itirazın haksız olduğunu belirterek, eldeki davayı yasal 1 yıllık süresi içerisinde açmıştır.
Davalı, işin ayıplı olduğunu belirterek davacının iş bedelini talep edemeyeceğini savunmuştur.
Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davacı yüklenicinin iş bedelini talep edebilmesi için, düzenlenen fatura iade edilmemiş ve itiraz edilmemiş ve mutabakat belgesi düzenlenmiş olsa dahi, takibin dayanağı olan faturaya konu işin, sözleşme hükümlerine uygun olarak yapılıp teslim edildiğinin yüklenici tarafından ispat edilmesi ve varsa ayıpların niteliğine göre iş sahibinin süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunmamış olması gereklidir. Belirtilen nedenle mahkemece, mahallinde yapılan işin niteliğine uygun uzman bilirkişi ile yapılacak keşif ve düzenlenen bilirkişi raporu ile işin ayıpsız olarak teslim edilip edilmediğini, varsa ayıpların gizli ya da açık ayıp olup olmadığını, ayıpların niteliğine göre ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığını tespit ettikten sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
Kabule göre; itirazın iptâli davalarında borçlunun icra inkâr tazminatı ile sorumlu tutulabilmesi için İİK'nın 67/II. maddesi gereğince borçlunun itirazında haksız ve alacağın likit olması gerekir.
Somut olayda, alacağın varlığı yapılan yargılama ile belirlenebileceğinden, bu nedenle alacak likit olmadığından icra inkar tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Ayrıca davaya dayanak İzmir 5. İcra Dairesi'nin 2017/829 Esas sayılı takip dosyası da dosya içinde bulunmadığından bu dosyanın ilgili merciiden celbi gerekmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesinde de; "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması" halinde, HMK'nın 353/(1)-a bendi uyarınca bölge adliye mahkemesinin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği yönünde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına'' dair karar verilmiştir.
İzmir BAM 22. Hukuk Dairesi kaldırma kararından sonra ilk derece mahkemesinin 26.03.2024 tarih ve 2022/880 Esas, 2024/247 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Bozma ilamı doğrultusunda mahallinde keşif yapılmış olup davaya konu plaka tanıma sisteminin kurulduğu bilgisayarların keşif mahallinden söküldüğü, yine kameraların kullanım dışı olduğu, sistemin kurulu olduğu bilgisayarlar ve kameralar hakkında taraf vekillerine beyanda bulunmak üzere süre verildiği, davalı şirket vekili tarafından 12/05/2023 tarihli keşif alanında verilen beyanında davaya konu sistemin davacı tarafından söküldüğünün iddia edildiği, sistemin kurulu olduğu alanın Çeşme Gümrük Müdürlüğü sahasında olduğu ve halihazırda kullanılan bilgisayarların Çeşme Gümrük Müdürlüğü'ne ait olduğunun tespit edildiği, davalı vekili tarafından verilen 8/08/2023 havale tarihli dilekçede dava konusu bilgisayarların söküldüğüne ilişkin tutanakların bulunmadığı ve bilgisayarların davalı şirketin bulunduğu Çeşme'de bulunan iş yerinde bulunduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Davalı tarafın ayıp ihbarında bulunduğu sistem ve bilgisayarları keşif alanında hazır etmediği, keşif mahallinde dava konusu bilgisayarların davacı tarafından söküldüğünün iddia edildiği, taraflara sistemin yüklü olduğu bilgisayarların bulunduğu yere ilişkin beyanda bulunmak üzere süre verildiği, verilen süre içinde davalı tarafından beyanda bulunulmadığı, 8/08/2023 havale tarihli dilekçede ise dava konusu bilgisayarların söküldüğüne ilişkin tutanakların bulunmadığı ve bilgisayarların davalı şirketin bulunduğu Çeşme'de bulunan iş yerinde bulunduğunun belirtildiği, mülkiyeti davalı tarafa ait olan bilgisayarları keşif mahallinden söküp götürmek ve ayıp iddisının incelenmesi için bilirkişi heyetine sunmamış olması, keşifte verilen süreden sonra da mülkiyeti kendilerine ait bilgisayarların Çeşme'de olduğunu bildirmesi nedeniyle davalı tarafın ayıp iddiasını ispat edemediği kanaatiyle davanın kabulü'' ile itirazın iptaline ve hüküm altına alınan 36.581,75-TL.'nin likit ve hesaplanabilir olduğundan İİK'nın 67/2. maddesi gereğince %20'si olan 7.316,35.'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili tarafından verilen 29.04.2024 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Öncelikle hizmetin ayıplı olup olmadığının bilirkişi tarafından incelenememiş olmasının sorumluluğu davacıya aitken, bu hususun hiç irdelenmeden karar verilmiş olmasının usul ve yasalara tamamen aykırı olduğunu, davacı yanca kurulan sistem ve bilgisayarların düzgünce kurulamamış olup bunun neticesinde de limana giren araçların plakalarının %37'sinin okunamadığını ve bunun üzerine davacı firmayla defalarca iletişime geçilmeye çalışıldığını, fakat davacı firmanın ayıbı gidermek yerine sistemleri sökmeyi tercih ettiğini, anlaşıldığı üzere, bilirkişilerce keşfe gidildiği gün sistemin işyerinde bulunmaması ve incelenememesinin sebebinin, ilk olarak davacı tarafından sistemlerin düzgün şekilde kurulmamış olması ve sonrasında da davacı firmanın sistemi tamir etmek yerine sistemi sökmesi olduğunu, zaten, sistem ayıplı olmasa idi, bilirkişilerin keşif için gittiğinde sistem ve bilgisayarlar işyerinde kurulu halde olacağını ve müvekkili firmanın da limana giriş yapan araçlarn plakalarını bu sistem üzerinden okuyacağını, mutabakat edilen hususun faturada belirlenen miktar olduğunu, davacının 2017 yılı defterlerinin yasal tasdik süresinin 30.06.2018 olması sebebiyle henüz kapanış tasdikine sahip olmadığının sabit olduğunu, dolayısıyla ve öncelikle davacının 2017 yılı defterinin kapanışının usulüne uygun olup olmadığının araştırılmadan karar verilmiş olmasının da usul ve yasalara aykırı olduğunu, iş bu davada asıl irdelenmesi gereken hususun; ifanın ayıplı olup olmaması hususu olup, davanın kabulüne karar verilirken mutabakat mektubunun dayanak gösterilmeye devam ediliyor olmasının tamamen usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece her ne kadar "taraflar arasında cari hesap mutabakatının yapıldığı ve davalı tarafın bu mutabakatı imzaladığı anlaşılmakla, dava açıldıktan sonra sonra mutabakata rağmen ayıp ihbarında bulunması yerinde görülmemiş" denilse de davada ileri sürülenin gizli ayıp hali olduğunu, davacı tarafından kesilmiş olan faturadan da anlaşılacağı üzere, davacının, müvekkili şirketin işleteni olduğu limana giren araçların plakalarının tespiti için, plaka tanıma sistemi kurmak için müvekkili şirket ile anlaştığını, ancak davacının üzerine düşen edimi yerine getirmediğini, söz konusu sistemin davacı tarafından düzgün bir şekilde kurulamadığını ve bunun neticesinde de limana gelen araçların plakalarının ekte mevcut listeden de anlaşılacağı üzere okunamadığını, bu hususun yargılama aşamasında keşif kararından dönüldüğü için açıklığa kavuşturulamadığını, sistemden geçen araçların yaklaşık %37'sinin plakasının okunamadığını, bu hususun açıkça gizli ayıbın olduğuna kanıt olduğunu, mutabakat mektubundan sonra iş bu ayıbın anlaşılmasının da hayatın olağan akışına uygun olduğunu, zira gizli ayıp söz konusu olup, müvekkilinin iş bu hususu davacıya defalarca yazılı ve sözlü olarak bildirildiğini, ancak davacının bu bildirimlere rağmen ayıbı gidermediğini ve daha önce de belirttikleri üzere bunun yerine sistemleri söktüğünü ve kullanılamaz hale getirdiğini, dava açıldıktan sonra ayıp ihbarı yapıldığını tespit edilmesinin de eksik incelemeye dayalı olduğunu, ayrıca dosyada mübrez belgelerden de açıkça görüleceği üzere, davacıya dava açılmadan ayıp ihbarı yapıldığını, dilekçelerinde emsal Yargıtay 14. HD. 2011/8849 E 2011/9780 K sayılı kararına değinildiğini, buna göre ayıplı ifa durumunda iş sahibinin kabulden kaçınabileceğini ya da ayıbın giderilmesini isteyebileceğinin açıkça belirtildiğini, yine dilekçelerinde emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 02.03.2016 Tarih, 2015/12076 Esas, 2016/6434 Karar sayılı İlamına değinildiğini, iki tarafa da borç yükleyen taraflar arasındaki ticari ilişkiden dolayı, davacının müvekkili şirketten edimini yerine getirmesini talep edebilmesi için öncelikle kendi edimini yerine getirmesinin gerektiğini, iş bu nedenden dolayı davacının müvekkili şirketten herhangi bir bedel talep etme hakkı bulunmadığından davanın reddinin gerektiğini, aksi şekilde kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, faturanın tebliğinin tek başına borcun varlığının ispatı olmadığını, davacının, müvekkili şirkete dava konusu olan faturayı tebliğ ettiğini, müvekkili şirket tarafından iş bu faturaya itiraz edilmediğini, bu nedenle de alacağın sabit olduğunu iddia ettiğini, faturanın, hukuki sonuçları olan önemli bir belge olduğunu, ancak Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi, salt faturanın bildirilmesinin alacak hakkı doğurmayacağını, faturayı düzenleyen tacir aradaki ilişkiyi ve malın teslimini ya da hizmetin eksiksiz yerine getirdiğini kanıtlaması gerektiğini, TTK 21. maddesine göre faturaya itiraz edilmemiş olması borcun kabul edildiği sonucunu doğurmadığını, bunun, faturanın mutad münderecatını yani satılan malın veya verilen hizmetin cinsi veya yapılan işin bedelinin vs kabul edildiğini gösterdiğini, hukuki açıdan fatura kesilmiş olmasına rağmen, gerçekte mal teslimi yapılmamış veya hizmet tamamlanmamış ise faturanın delil olabilme niteliğinden yararlanabilmenin mümkün olmadığını, sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesinin, sözleşmenin varlığının kanıtı olmadığı gibi, malın teslimi veya hizmetin görüldüğünün de kanıtı olmadığını, iş bu nedenden dolayı faturayı düzenleyen davacının, bu ilişkinin varlığını ve hizmetin eksiksiz olarak tamamlandığını kanıtlamasının gerektiğini, kaldı ki, davacının müvekkili şirkete 13.07.2016 tarihli 824413 sıra nolu bir fatura gönderdiğini, ancak işin davacı tarafından yapılmamış olmasından dolayı iş bu fatura davacıya iade edildiğini, davacının ise bu faturanın iadesinden sonra, tüm bildirimlerine rağmen ayıbı gidermemiş olmasına rağmen, 28.12.2016 tarihinde tekrardan fatura düzenlediğini, davacı aleyhine %20 tazminata karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirketin icra takibi açılmasına sebebiyet vermediğini ve davacının herhangi bir zarara uğramadığını, yukarıda da belirttikleri üzere müvekkili şirketin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, bu suretle de davaya konu olan icra takibinin açılmasına sebebiyet vermediğini, iş bu nedenlerden dolayı da takibe yaptıkları itirazın haklı olup, davacının icra inkar tazminatı talep etmesi usul ve yasaya aykırı olup bu talebinin reddi gerekirken aksi yönde kurulan hükmün usul ve yasalara aykırı olduğunu, davacının alacağının likit olmadığı alacak konusunda bir ihtilaf olduğunu, Yargıtay içtihatları ve yasa açıkça kötü niyet tazminatına hükmedilmesi için alacağın likit olması gerektiğini belirttiğini, iş bu nedenlerden dolayı davacının icra takibindeki talebi ile davadaki talebi arasında fark olduğu aşikar olup, davacının alacağının likit olmadığının da sabit olduğunu, davacının, müvekkili şirketten 37.581,75-TL. gibi bir alacağı olmadığı halde icra takibi ile bu bedeli kendilerinden talep ettiğini, davacının müvekkili şirketten herhangi bir alacağı olmadığı halde icra takibine girişmesinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenle davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin gerektiğini,
Yukarıda açıkladıkları ve resen tespit edilecek sair nedenlerden dolayı, öncelikle karar kesinleşinceye kadar tehir-icra kararı verilmesine, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/880 E., 2024/247 K. sayılı ve 26.04.2024 tarihli kararının kaldırılmasına, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili için yapılan ilamsız icra takibine itirazın iptâli ve takibin devamı istemine ilişkindir.
Somut olayda, taraflar arasında davalının işletmesine araç plaka okuma sistemi kurulması ile alakalı bir eser sözleşmesi bulunduğu sabittir.
Davacı taraf sözleşmeye konu işin gerektiği gibi ifa edildiğini, davalıya 28.12.2016 tarihli faturanın gönderildiğini, davalının söz konusu faturaya itiraz etmediğini, davalı taraf ile 15.03.2017 tarihinde hesap mutabakatı imzalandığını, ancak davalının sözleşme bedeli olan 36.581,75-TL.'yi ödemediğini ileri sürerken, davalı taraf davacının sözleşmeye konu işi ayıplı olarak ifa ettiğini, bu sebeple de iş bedelini talep edemeyeceğini savunmaktadır.
İzmir BAM 22. HD.'nin 30.09.2022 tarih ve 2020/1519 Esas, 2022/1598 Karar sayılı kararında; davacı tarafından 28.12.2016 tarihli faturanın davalıya gönderildiği, davalının söz konusu faturaya süresi içerisinde itiraz etmediği tespit edilmiş olup, taraflar arasında bu konuda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda 6102 sayılı TTK.'nın 21/2. maddesi gereğince davalı tarafça fatura içeriği kabul edilmiş sayılmaktadır.
Dosya kapsamında davacının ticari defterleri incelenmiş olup, söz konusu ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu ve bu sebeple de sahibi lehine delil olarak değerlendirilebileceği, davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 36.581,75-TL. alacaklı olduğu anlaşılmaktadır. Yine dava dilekçesine ekli olarak sunulan ve davalı tarafçada kabul edilen mutabakat zaptına göre de davacının davalıdan 36.581,75-TL. alacaklı olduğu sabittir. Davalı tarafça ilgili fatura ve mutabakat zaptı kabul edilmekle birlikte, sözleşmeye konu işin davacı tarafça ayıplı olarak ifa edildiği ileri sürülmektedir. Bu kapsamda ilk derece Mahkemesi tarafından İzmir BAM 22. HD.'nin 30.09.2022 tarih ve 2020/1519 Esas, 2022/1598 Karar sayılı kaldırma kararı doğrultusunda yapılan işin niteliğine uygun uzman bilirkişiler eşliğinde mahallinde keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmış olup, bilirkişi heyeti tarafından herhangi bir ayıp tespit edilememiş olması karşısında, ilk derece mahkemesi tarafından somut olaya ve dosya kapsamına uygun bilirkişi raporu uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi yerindedir.
İlk derece mahkemesi tarafından takibe konu alacağın miktarına ilişkin cari hesap mutabakat zaptı bulunduğundan likit ve hesaplanabilir niteliktedir. Bu sebeple İİK 67/2. maddesi gereğince asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi de yerindedir.
Ancak kabule göre; İzmir BAM 22. HD.'nin 30.09.2022 tarih ve 2020/1519 Esas, 2022/1598 Karar sayılı kararında davaya dayanak İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7829 Esas sayılı dosyasının dosya içerisinde bulunmadığından celbinin gerektiği açıkça ifade edilmiş olmasına rağmen söz konusu hususun ilk derece mahkemesince yerine getirilmemesi hatalı olup, Dairemizce UYAP sistemi üzerinden ilgili dosya için talepte bulunularak dosya içerisine alınmış, üzerinde gerekli incelemeler yapılmıştır.
Sonuç olarak dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.03.2024 tarih ve 2022/880 Esas, 2024/247 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, alınması gereken 2.498,90 TL istinaf karar harcından peşin alınan toplam (427,60 TL + 197,12 TL + 198,00 TL) 822,72 TL'nin mahsubu ile kalan 1.676,18 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 17.09.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.