Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinden, patlayıcı sektöründeki tanınmış markanın benzer tescillerle haksız rekabet oluşturan YIDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü talepli dava kararı.
Özet: 180 yıllık köklü bir geçmişe sahip ve patlayıcı madde sektöründe dünya çapında tanınan "..." markalarının sahibi davacı, sektördeki bir rakibini, kendi tanınmış markalarına görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer, "NBL Power Charge" ibaresini de içeren markaları kötü niyetle tescil ettirmeye çalışmak ve haksız rekabet yapmakla suçlayarak, ilgili YİDK kararının iptali ile bu markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ederken; davalı, kendi markasının özgün ve ayırt edici olduğunu, görsel ve işitsel farklılıklar taşıdığını ve davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunmuştur.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/409 Esas - 2025/321

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/409
Karar No : 2025/321
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 23/09/2024
Karar Tarihi : 18/09/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 18/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; 180 yılı aşkın bir süre önce kurulan ve patlayıcı madde üreticisi olan davacının dünyaca ünlü “....” markalarının sahibi olduğunu, kömür ve metal madenciliği, taş ocağı ve inşaatta kullanılan patlayıcıların yanı sıra petrol ve gaz aramaları için kullanılan boru hattı ve sismik patlayıcıları da sağlamakta olduğunu, davacının “.... nezdinde davacının markaları ile benzer markalar tescil ettirmeye çalışarak davacı ile haksız rekabet yapma saikiyle ve kötü niyetle hareket ettiğini, zira tarafların patlayıcı sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalının somut uyuşmazlığa konu edilen markasının esas unsuru olan “...” ibareli marka başvurularını dosyalayarak da bu kötü niyetini açık etmiş olduğunu, dava konusu edilen markanın tescili halinde ilgili piyasada davalının davacının bir iştiraki gibi algılanacağını, ayrıca bu durumun davacının tanınmış markalarının itibarına zarar vereceğini ve davalının haksız kazanç elde etmesine sebep olacağını, ayrıca taraflar arasında marka hakkına tecavüze dair davalar görüldüğünü ve Yerel Mahkemelerin markaları benzer bularak davacı lehine hüküm kurduklarını, nitekim davalı firma ile organik bağı olan “.... yevmiye no.su tahtında gönderilen ihtarnamede davalının marka başvurusunu geri çekmesi ve marka ihlalini durdurması talep edilmişse de davalı firmanın bu tarihten sonra yeni marka başvuruları gerçekleştirmeye devam ettiğini ve ticaret unvanının ayrıcı unsurunu “...” olacak şekilde değiştirdiğini, davalının.... aleyhine davacı tarafından açılan, marka hakkının ihlali nedeniyle ticaret unvanının sicilden terkini talepli davanın.... Esas sayılı dosyalar tahtında yapılan yargılamalarının davacı lehine sonuçlandığını, yine davalı ile organik bağı olan “....’leri nezdinde devam ettiğini, bu şirketlerin hepsinin ortaklarından birinin ... olduğu, yani davacı ile aynı sektörde faaliyet göstermesine ve sektörde dünya devi olan davalının ve bağlı şirketlerini bilmeme ihtimali olmamasına rağmen, ticaret unvanlarını “...” olarak almakta ya da değiştirmekte, “...” markalarına kötü niyetli tescil başvurularında bulunmakta, yine davacıya ait markalara iltibas teşkil edecek fiiller gerçekleştirmekte olduklarını, hal bu iken davalı firmanın diğer davalı ....” ibareli markalarına ve kötü niyetli tescil iddialarına dayalı olarak yaptığı itirazların .... tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, ayrıca taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacağını, dolayısıyla taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun kabulünün gerektiğini ifade ederek, .... sayılı ve "nbl power charge" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen markanın kendine özgü ve ayırt edici bir algı oluşturduğunu, taraf markalarında geçen kelime unsurlarının farklı olduğunu, yazı stilinin, kullanılan renklerin farklılığının ve işaretlerin bıraktığı görsel izlenimin, bütünsel olarak değerlendirilmesi neticesinde taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan farklı markalar olduğunun kabulünün gerektiğini, ayrıca somut olayda davacının SMK m. 6/9 hükmünün uygulanması koşullarının oluştuğunu da ispat edemediğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, davalı şirketin ve vekilinin dosyada mevcut bir cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının 6769 sayılı SMK’nın 6/6 mad. kapsamı, tanınmışlık, gerçek hak sahipliği ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, kısmen benimsenen 01/07/2025 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacının markalarından birinde, uçları kavisli iki kırmızı çizgiden müteşekkil bir çerçeve içine siyah renkli yatık ve kalın harflerle, sadece baş harfi büyük olacak şekilde “....” kelime öbeği tek unsur olarak kullanılmıştır; işarette geçen ve Türkçe’de “ateş/yangın” anlamlarına gelen İngilizce “fire” kelimesinin, ülkemizdeki konuşma dilinde ve ticari hayatta da sıklıkla kullanılan bir kelime olması nedeniyle, anlamının bilinmesi için İngilizce’ye hâkim olmanın gerekmediği değerlendirilmiştir; yerleşik anlamı itibariyle, uyuşmazlık konusu olan 13. Sınıfa giren emtialar yönünden markasal hüviyette ayırt ediciliği olmayan bu kelimenin markanın tali bir unsuru olduğu, dolayısıyla davacının bu markasında esas unsurun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir.
Dava konusu edilen marka, renk ve şekil unsurlarının kullanılmadığı bir kelime markasıdır; işarette düz yazım karakterindeki siyah renkli kalın ve büyük harflerle, aynı satır üzerinde aynı puntolarla ayrı yazılmış “....” ibarelerinin bütünleşik bir tamlama olarak algılandığı değerlendirilmiştir. Bu ibarelerden Türkçe’de sırasıyla “güç” ve “şarj” anlamlarına gelen İngilizce “power” ve “charge” ibarelerinin de, davacının markasındaki “fire” ibaresinde olduğu gibi, ülkemizdeki konuşma dilinde ve ticari hayatta da sıklıkla kullanılan kelimeler olmaları nedeniyle, anlamlarının bilinmesi için İngilizce’ye hâkim olmanın gerekmediği değerlendirilmektedir; yerleşik anlamları itibariyle, uyuşmazlık konusu olan 13. Sınıfa giren emtialar yönünden markasal hüviyette ayırt ediciliği olmayan bu kelimelerin de markanın tali unsurları olduğu, dolayısıyla dava konusu edilen markanın da esas unsurunun “NBL” harfleri olduğu değerlendirilmiştir.
Somut uyuşmazlık; taraf markalarında “.../...” ibarelerinin/harflerinin esas unsur olarak kullanılmış olmasından hareketle, taraf markaların benzediğinin söylenip söylenemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
Davacının .... sayılı markasının tescilli olduğu “patlayıcı madde” ile,... sayılı markasının tescilli olduğu “maden ve taş ocaklarını patlatmak için kullanılan yazılımlar/uygulamalar ve bunların sağlanması hizmetleri”nin, davacının markasının kapsamına giren ve “patlayıcı” özelliği itibariyle ön plana çıkan emtiaların kullanım amaçları yönünden yakınlaştığı, birbirlerini tamamlayan yönleri olduğu ve aralarında ham madde/mamul ilişkisi olabileceği göz önüne alındığında, taraf markalarının kapsamına giren bu emtiaların düşük seviyede de olsa benzer/türdeş emtialar sayılabileceği değerlendirilmiştir.
Taraf markalarının kapsamına giren mal ve hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi/seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Davalının markasının kapsamına giren, 13. Sınıfa giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bunların günlük ihtiyaçları karşılamayan, sık satın alınmayan emtialar olduğu, insan hayatı ile yakın ilintili olduğu göz önüne alındığında, hitap ettiği tüketici kesiminin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olduğu değerlendirilmiştir.
Netice de, dava konusu markada 13. Sınıfta yer alan “Ateşli, havalı, yaylı silahlar ile bunlara ait kılıf ve askı kayışları. Ağır silahlar, havanlar, roketler. Havai fişekler. Kişisel kullanım için koruyucu gazlar.” malları davacının “patlayıcı madde” emtiası ile aynı/benzerdir. Bunun yanında normal şartlarda davacının diğer markasında yer alan 09 ve 42 sınıfın genel olarak yer alan mal ve hizmetler ile bir benzerlik kurulması mümkün gözükmese de, davacı emtia listesi patlayıcıların kullanılmasına yönelik bir yazılım ve bu yazılımın hizmetine özgülendiği için, ilgili malların ve hizmetlerin birbirini tamamlama/birlikte kullanılma durumları olduğu için benzerlik bulunduğu,
Dava konusu markada yer alan ... ibaresinin, davacının markalarında yer alan ... ibaresinin kısaltması gibi algılanacağı, taraf markalarının kelime+şekil markası olduğu,.... harflerini ortak içerdikleri, davalı markasının ... ibaresindeki sesli harflerin çıkarılmasıyla oluşturulduğu, taraf markalarının tescilli olduğu/tescili kapsamına alınmak istenilen emtiaların da aynı/benzer/türdeş emtialar olduğu; her ne kadar bu emtiaların hitap ettiği ortalama alıcı/tüketici kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyesi düşük olmasa da, taraf markaları arasındaki benzerlik nedeniyle, bu mal ve hizmetlerde ....” ibaresinin/işaretinin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde tüketicilerin/alıcıların söz konusu emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalini yarattığı, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri; dolayısıyla, davalının markasının, bu ürün ve hizmetler açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği kanaatine varılmıştır.
DAVACININ GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir.
Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir.
Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır.
İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz.
Davacı taraf; dava konusu edilen “....” harflerinin, davalının markasının tescili kapsamına giren emtialarda, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TANINMIŞLIK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Somut olayda; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalarının ilgili sektörde/piyasada bilinirliği, bu markalara yapılan yatırım, bu markaların piyasa payı, dava/marka işlem dosyaları içeriğindeki belge ve delillerden anlaşılamadığından, bu markaların söz konusu sektörde “tanınmış” olduğunun söylenemeyeceği değerlendirilmiş olup, neticede, davacının “tanınmışlık” iddiasının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ FİKRİ HAKLARA DAYALI İDDİALARI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına ve alan adlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının da ispatı gerekir.
Davalının dava konusu edilen markasının davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan “...” ibaresini içermediği, hatta bu ve başka nedenlerle dava konusu edilen marka ile davacının markalarının benzer olmadığı değerlendirilmiş olup, dolayısıyla; somut olayda davacının diğer fikri haklara dayalı iddialarının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesinde; “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” denilmektedir. Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden bilme, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Nitekim .... kararında da, “Başvuru sahibinin, bir markanın aynısı veya benzerinin, aynı veya benzer mal ve / veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi” gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir. Adalet Divanı diğer kararlarıyla kötü niyet kavramının uygulama alanı hakkında daha net bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Buna göre; “Başvuru sahibinin, başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurtdışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına, başvuru sahibinin ilgili hüküm kapsamında, kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir.” ve “İnceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz.”
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Somut olaya dönüldüğünde; davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının ve davalı firma ile organik ilişkisi olduğu -aynı şahıslar tarafından yönetildiği ve temsil edildiği-, yargıya intikal etmiş olan başka uyuşmazlıklar kapsamında ispat edilebilen şirketlerin, ticaret unvanlarında “...” ibaresini ayırıcı unsur olarak kullanmış olmaları ve bu ibareyi de ihtiva eden alan adlarını tescil ettirmiş olmaları nedeniyle, davacının “...”li markalarından kaynaklanan haklarını ihlal ettiğine dair yargı ve tahkim makamlarına intikal etmiş ve davacı lehine sonuçlanmış uyuşmazlıklar mevcut iken, davalı tarafın, uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinin sessiz harflerinden oluşan bir kısaltmayı marka olarak tercih etmiş olmasının, üstelik de davacı ile aynı sektörde faaliyet gösterirken bunu yapmış olmasının, basiretli tacirden beklenen özen yükümlülüğüne ve hayatın olağan akışına aykırı olabileceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davalının marka başvurusunda kötü niyetli olduğu kanaatine varılmıştır.
Neticede, kısmen benimsenen 01/07/2025 tarihli bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Taraf işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan dava konusu edilen markanın kapsamına giren tüm emtialar yönünden emtia/ benzerliği/ türdeşliği şartının, düşük seviyede de olsa gerçekleştiği, dava konusu edilen markanın kapsadığı emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesinin yüksek olduğu, buna rağmen taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunduğu, davacının “gerçek hak sahipliği”, “tanınmışlık”, “diğer fikri haklar”a dayalı iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, ...., davalı firma ile ilintili şahısların/firmalar ile davacı arasında yargıya da intikal etmiş ve davacı lehine sonuçlanmış uyuşmazlıklar mevcut iken, davalının dava konusu edilen marka başvurusunu dosyalamış olmasının, hayatın olağan akışına uygun düşmediği, bu nedenle davacının marka başvurunda kötü niyetli olduğu,.... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, fakat karar tarihi itibariyle markanın tescil edilmediği anlaşıldığından, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
.... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu marka karar tarihi itibariyle tescilli olmadığından hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 23.641‬,00.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirket vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.18/09/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 916,00.-TL
Bilirkişi Ücreti : 22.000,00.-TL
P.M. : 725,00.-TL
TOPLAM : 23.641‬,0‬‬0.-TL