Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, tanınmış e-ticaret şirketinin YİDK marka kararı iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davasını inceliyor.
Özet: Türkiyenin önde gelen bir e-ticaret şirketi, kendi "...." kalıbıyla oluşturduğu tanınmış marka ailesiyle karıştırılma, seri algısı yaratma ve haksız rekabet endişesiyle, davalıya ait "...." ibareli marka başvurusuna yapılan itirazın reddi yönündeki YIDK kararının iptalini ve markanın hükümsüzlüğünü talep ederken; davalı YIDK, başvuru markası ile davacı markalarının görsel, işitsel ve kavramsal olarak karıştırılacak düzeyde benzer olmadığını, "...." ibaresinin ayırt edici niteliğinin düşük olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/437 Esas - 2025/338

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/437
Karar No : 2025/338
.....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 16/10/2024
Karar Tarihi : 24/09/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 24/09/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili.... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili şirketin 1998 yılında online alışveriş pazarına artı değer katmak ve internet kullanıcılarının her sektördeki ihtiyaçlarını en geniş ürün yelpazesi ve en iyi hizmet kalitesiyle karşılamak için yola çıktığını, bugün Türkiye’de 46,5 milyon kayıtlı üye sayısı ve aylık ortalama 246 milyon ziyaret ile online alışveriş sektöründe lider konuma ulaştığını, müvekkilinin sahibi bulunduğu ..... alışveriş sitesi üzerinden e-ticaret faaliyetleri gerçekleştirtiğini, tüketicilere satıcı sıfatıyla doğrudan kendisi ürün ve hizmet satışı yaptığı gibi aynı zamanda aracı hizmet sağlayıcı sıfatı ile üçüncü kişi tacirlere de ürünlerini tüketicilere ulaştırmak için gerekli alt yapı ve platformu sağladığını, bugün itibariyle müvekkili şirketin kayıtlı aktif müşteri sayısı 11,7 milyon olduğunu, müvekkili şirketin..... gibi saygın kuruluşlarca elektronik ticaret sektörüne ilişkin verilen çok sayıda ödülün sahibi olduğunu, .... teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq’ta halka açılan ilk Türk şirket olduğunu, Müvekkili şirket 2020 yılında satış gelirini % 145 arttırarak 6.4 milyar liraya yükselttiğini, davalıya ait ... marka başvurusuna yapılan itirazın haksız olarak reddedildiğini, markanın müvekkiline ai....kalıbı ile oluşturulmuş marka ailesi ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, müvekkili markasının serisi olduğu algısının oluşacağını, dava konusu ... marka başvurusu ile müvekkil adına tescilli başta .... markası olmak üzere ....” kalıbı ile yarattığı marka ailesinin ve dolayısı ile müvekkil şirketin piyasadaki konumundan, güvenilirliğinden haksız yarar elde edeceğini, davacısı olduğu çok sayıda emsal karar bulunduğunu, bu kararlarda ...” kalıbı ile oluşturulan markalar bakımından müvekkiline ait markalarının serisi gibi algılanacağının ve iltibas varlığının tespit edildiğini, müvekkili şirket tanınmış ... markalarının sahibi olduğunu, ve ....com markası ... sayı ile .... nezdinde tanınmış marka statüsünde kayıtlı olduğunu, delillerle de bu durumun isptalandığını, davalı markasının tesciline izin verilmesi halinde müvekkili markalarının ayırt edici gücünün zayıflayacağını, davalı kurumun daha önce vermiş olduğu ... kararının gerekçesinde ... markasının tescili halinde .... markasının tanınmışlığından haksız yararlanma ve ayırt ediciliğinin zedelenmesinin sözkonusu olacağı gerekçesi ile başvurunun reddedildiğini, aynı durumun dava konusu ... markası için de geçerli olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu, davacı markalarını bilmemesinin mümkün olmadığını, müvekkili tanınmışlığından faydalanma gayesi içinde olduğunu ve bu durumun haksız rekabet oluşturduğunu ifade ederek, .... sayılı ve "..." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ....vekili cevaplarında özetle; SMK m.6/1 anlamında bir tescil engelinin mevcut olduğundan söz edebilmek için, markaların benzer olması, kapsadıkları mal/hizmetlerin aynı/benzer olması ve iltibas yaratması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, yapılan incelemede başvurunun "..." ibarelerinden oluştuğunu; "..." ibareli/ibaresini içeren itiraz gerekçesi markaların, ihtiva ettikleri tüm unsurlar dikkate alındığında, görsel, işitsel ya da kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılmaya neden olabilecek düzeyde benzer olmadığını, ihtilaf konusu "..." ibaresinin ayırt edici niteliğinin çok düşük olmasının yanı sıra başvuruda itiraz gerekçesi markalarla işletmesel bağlantıyı tesis edebilecek başkaca bir unsurun bulunmaması göz önüne alındığında .... kararının doğru olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şahısa usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının haksız rekabet, tanınmışlık ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ..... sayılı "...", "...", "türkiye'nin ......."... şimdi al şubatta taksitle ödemeye başla", "efsane gaming günleri ...", ... ..." ibareli markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, davacının red kararına karşı tekrar itirazda bulunduğu, ....sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davacının 36. Sınıfı içeren markalarının hepsinde davaya konu markada yer alan sigorta hizmetleri yer almaktadır. Bu noktada SMK 6/1 de aranılan mal/hizmet benzerliği koşulu sağlanmış durumdadır.
İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkate alınmalıdır.
Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır.
Dava konusu markanın "..." ibaresinin kelime markası olduğu, davacı markalarının ..... şeklinde hem kelime hem de karma nitelikli markalar olduğu, genelinde turuncu renkle .../hepsi ibaresinin yer aldığı ve yanına gelen kelimenin yine marka ailesi ile özdeşleşmiş mor, yeşil gibi renklerle yazıldığı; genel görünüm itibariyle markaların görsel açıdan kısmen benzediği anlaşılmıştır.
İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Taraf markalar Türkçe ibareler olduğu için yazıldığı şekilde okunacaktır. ” Bu bağlamda dava konusu marka ... ibaresi ile , davacı markalarının ... ibaresi ile , bu nedenle taraf markalarının ... ifadelerinden kaynaklı işitsel olarak kısmen benzer oldukları değerlendirilmiştir.
Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir.
Taraf markalarında yer alan uyuşmazlık konusu “...” ibaresinin zarf olduğu ve bu yerde anlamında kullanıldığı, bu ibarenin herkes tarafından bilindiği ortadadır. Dava konusu markada ... bu yerde anlamı çıkarken, davacı markası hepsi ... da ise Sözü edilenlerin tamamı, cümlesi, cemi cümlesi, topu bu yerde anlamı çıkar. Yani Hepsi her şeyin tümünü içerdiği “çoğun içinde az da yer alır” mantığından hareketle ufak da olsa anlamsal bir benzerlik kurulabilecektir.
TANINMIŞLIK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir.
6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Davacının ... markasının tanınmış olduğu konusunda bir beis bulunmamaktadır. Gerek davacının sunmuş olduğu deliller, gerekse mahkemenin bilgi ve tecrübesi de bu yöndedir. Davacının SMK 6/1 kapsamında 36. Sınıfı içeren markaları ile kısmen benzerlik olduğu, davacının marka ailesi ve marka yaratma stratejisine bakıldığında,...... şeklinde marka yaratımlarının olduğu anlaşılmıştır. Bu noktada tüketicinin ...+... şeklinde oluşturuluş şekline aşina oluğu ortadadır.
Bu noktada ... ibaresinin ayırt edici gücünden de bahsetmek gereklidir. Zira ayırt edici gücü yüksek olan markalarda karıştırılma ihtimali daha kolay bir şekilde ortaya çıkacakken, zayıf markalar bakımından tam tersi olacaktır. Zayıf markalar, ayırt edici gücü düşük olan, tescili istendiği mal/hizmetle alakalı olan veyahut günlük hayatta herkesçe ve her yerde kullanılan sıradan sözcüklerden seçilmiş markalar olarak tanımlanabilir. Yaratım bir ibarenin akılda kalma gücü ile sıradan, sıklıkla kullanılan bir ibarenin akılda kalma gücü aynı değildir. Bu noktada zayıf markanın koruma alanı daha dardır. Bu değerlendirmelerden sonra, ... ibaresinin zayıf marka özelliği taşıdığı değerlendirilmekle birlikte, davacının tanınmışlığının, kullanımlarının, yaygın reklam ve pr çalışmaları neticesinde ayırt edici gücünün arttığı, davacının uzunca yıllardır ... ve ....+... şeklinde çok sayıda seri marka yarattığı, tanınmış ... markası dışında da ortalama tüketicinin bu marka ailesine aşina olduğu, özellikle perakendecilik alanında tanınmış olduğu, günümüz koşullarında bu gibi sitelerde satılan ürün niteliğine göre (özellikle teknoloji) kendi içerisinde ürün sigorta satışının da yapıldığı düşünüldüğünde, dava konusu markanın davacının serisi gibi algılanabileceği, davacı markalarının kendine has bir tasarımı olması ve dava konusu markanın kelime markası olmasına rağmen tüketicinin her zaman markaları yan yana görüp değerlendiremeyeceği, davacı tanınmışlığı sayesinde hatırlanma-akla gelme olasılığının yüksek olduğu ve bu noktada markalar arasında bağlantı kurma olasığının güçlendiği, özellikle seçilen ... ibaresinde anlamsal açıdan imaj transferinin yaşanabileceği, yani davacının bu hizmeti kendi bünyesinde verdiği de düşünüldüğünde, tüketicinin düşünsel bir bağ kurmasının kuvvetle mümkün olduğu, bu noktada davacı markası tanınmışlığından haksız bir fayda sağlanabileceği, verilen hizmetin kötü olması halinde davacı markalarına duyulan güvenin ve marka değerinin zarar görebileceği, ayırt edici karakterinin zedelenebileceği değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, SMK 6/5 bağlamında tescil engelinin bulunduğu kanaatine varılmıştır.
HAKSIZ REKABET BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Haksız rekabet, rakipler arasında ya da tedarik eden ve müşteri arasında dürüstlük kuralına uygun olmayan ticari uygulamalardır. Ticaret hayatında dürüstlük kuralına uygun olmayan tüm eylem ve işlemlerdendir. Haksız rekabetten söz edebilmek için aldatıcı hareket ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışın bulunması şarttır. Haksız rekabetin üç unsuru bulunmaktadır: İktisadi rekabet, aldatıcı hareket ve dürüstlük kuralına aykırı çeşitli davranışlar, rekabet hakkının kötüye kullanılması. İktisadi rekabetten söz edebilmek için ortada ekonomik bir faaliyetin olması gerekmektedir. Ekonomik bir etkinlik olmaksızın iktisadi rekabetten ve dolayısıyla haksız rekabetin varlığından bahsedilemez. İktisadi rekabet ticaret hayatının önemli unsurlarından olduğu için çeşitli kanunlarla korunmuş ve desteklenmiştir. İktisadi rekabet bir haktır ve bu hak kullanılırken dürüstlük kuralına aykırı davranılmaması gerekmektedir. Bir firmanın kendisine rakip olan diğer bir firmayı kötülemesi, onun müşteri çevresini yanıltıcı hareketlerde bulunması vb. dürüstlük kuralına aykırıdır ve dolayısıyla haksız rekabet teşkil eder. Dürüstlük kuralı ile sınırları belli olan rekabet hakkının sınırları aşılmışsa ... kötüye kullanma vardır. Her haksız fiilde olduğu gibi, haksız rekabetin doğmasına neden olan fiil ile oluşacak zarar veya zarar tehlikesi arasında nedensellik bağı olması gerektiğini de belirtmek gerekmektedir.
Somut olayda, dosya kapsamında yukarıda ifade edilenler doğrultusunda, davacının haksız rekabete ilişkin iddiasını kanıtlayacak somut delillerin bulunmaması, davalı yanın, kullanımlarının markanın tescil edildiği şekilden ve tescil kapsamındaki mallardan farklı olarak, davacı şirketin markasına yanaşma gayreti içinde hareket ettiğine dair, iyi niyet kurallarına aykırı, kullanımdan farklı bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, bu hali ile davacı yanın TTK haksız rekabet hükümlerinden yararlanamayacağı kanaatine varılmıştır.
KÖTÜ NİYET İDDİALARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME:
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir. Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Buna göre, davalının marka tescil başvurusunda bulunması eyleminin salt bu nedenle kötü niyetli bir eylem olarak değerlendirilemeyeceği,
Davacı tarafın, davalı marka başvurusunun kendi markasının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiği, içtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalı şirketin kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu; dosya kapsamında davalının, haksız kazanç, yedekleme, şantaj, spekülasyon vb. amaçlı tescil başvurusunda bulunduğunu gösterir her hangi bir belge bulunmadığından bahisle davalının kötü niyetli bir başvuruda bulunduğu iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
SMK 6/1 kapsamında markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacı markasının tanınmış olduğu ve SMK 6/5 maddesinin uygulama alanının bulduğu ve bu nedenle .... karar iptal koşullarının oluştuğu, haksız rekabet ve kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu ancak karar tarihi itibariyle tescil edilmediği anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Kabulüne,
..... sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline,
Davaya konu marka karar tarihi itibariyle tescilli olmadığından hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 12.813,10.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şahısın yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24/09/2025
Kâtip Hâkim ....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 916,00.-TL
Tedbir Harçları : 1.132,10.-TL
Bilirkişi Ücreti :10.000,00.-TL
P.P : 765‬‬,00.-TL
TOPLAM :12.813,1‬‬0.-TL