Köklü bir şirketler grubunun iştiraki tarafından, markalar arası iltibas iddiasıyla kurum kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü davası.
Özet: Davacı şirket, enerji, telekom, tekstil gibi birçok sektörde ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren, Türkiyenin prestijli şirketlerini bünyesinde barındıran büyük bir şirketler topluluğunun iştiraki olarak, davalı tarafından tescil başvurusu yapılan markanın kendi köklü "..." markası ile iltibas yaratacağı gerekçesiyle yaptığı itirazın ilgili kurum tarafından haksız yere reddedilmesi üzerine, kurum kararının mevzuata aykırı olduğunu iddia ederek davalı markasının hükümsüzlüğü ile reddedilen itiraz kararının iptalini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/204 Esas - 2026/144

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA"
ANKARA
4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR
HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2025/204
KARAR NO : 2026/144
DAVA : Marka .... Kararı İptali - Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ : 12/05/2025
KARAR TARİHİ : 01/04/2026 Yazım Tarihi: 14/04/2026
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davalı şirketin, 03/10/2023 tarihinde, ... nezdinde ... sayılı “... ..." ibareli markanın tescili için başvuru yapıldığını; ... sayılı bültende markanın yayınlanması üzerine müvekkili şirkete ait “...” kök ve esas unsurlu markasına dayanarak itiraz edildiğini ve .... tarafından 30/04/2024 tarihinde markalar arasında iltibas ihtimali bulunmadığı gerekçesi ile müvekkilinin itirazının reddine karar verildiğini, daha sonra müvekkili şirket tarafından ...’nca alınan söz konusu karar aleyhine 05/07/2024 tarihinde itiraz edildiğini ve 07/03/2025 tarihinde ... tarafından ... sayısı ile itirazın reddine karar verildiğini, anılan ... kararının usul ve mevzuata uygun olmadığını davalı şirketin markasının hükümsüzlüğü ile, eldeki ... kararının iptalinin gerektiğini,
-Müvekkilinin .... gibi pek çok sektörde faaliyet gösteren ve bugün için Türkiye’nin en prestijli şirketlerini bünyesinde barındıran ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren bir şirketler topluluğu olan ... A.Ş ‘nin iştiraki olduğunu, 16.11.2012 tarihinde .... tescil edildiğini ve kuruluşunun gerçekleştiğini, şirketine 27.12.2012 tarih ve .... sayılı .... kararıyla ....sayılı .... verildiğini, .... Faaliyetlerinin, Hukuki Ayrıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar kapsamında yapılan kısmi bölünme işlemiyle perakende satış faaliyetinin ayrışmasının31.12.2012 tarihinde tescil edildiğini, 01.01.2013 tarihi itibariyle .... (....) illerini kapsayan bölgede perakende satiş ve perakende hizmetleri faaliyetlerine başlandığını,; 2,2 milyona yakin abonelik sözleşmesi kapsamında elektrik tüketimi yapan yaklaşık olarak 5 milyon kisinin elektrik tedarikçisi konumunda olduğunu, mesken tüketimi yapan bireysel müşterilerinden, yüksek tüketimli sanayi kuruluşlarından, büyük ölçekli ticarethane abonelerine kadar geniş bir müşteri yelpazesine elektrik tedarik hizmeti verdiğini, bölgesel bir sınırlama bulunmamakla beraber, öncelikli görev bölgesi olan .... illerindeki serbest tüketici olmayan müşteriler olduğunu, Türkiyenin enerji sektörü genç bir piyasa olduğunu, müvekkilinin bu yeni piyasanın mevcut imkan ve şartlarını ayrıca oluşabilecek fırsatları; tecrübeli, donanımlı, uzman kadrosuyla ulaşılabilir müşteri hizmet merkezlerinde, uzman saha ekipleri ile ev ve işyerlerinde, internet ve mobil platformlarda online işlemler üzerinden hizmet vermekte olduğunu, bütün bu hususlarda arkasında ... A.Ş.’nin gücü ve desteğinin bulunmasının da büyük bir önemi mevcut olduğunu,
... A.Ş.; enerji, telekom, tekstil, inşaat, gayrimenkul, finans ve madencilik gibi pek çok sektörde faaliyet gösteren ve bugün için Türkiye’nin en prestijli şirketlerini bünyesinde barındıran ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren bir şirketler topluluğu olduğunu, Şirketin temellerinin, 1930'lu yıllardan bu yana ticari faaliyetleri devam eden ... ailesinin bir mensubu olan ...'ın girişimleriyle 1981 yılında atıldığını, ..., 1987'de bugün dünyanın en büyük denim kumaş üreticilerinden biri olan ...'i kurduğunu ve 1992 yılında Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerindeki ilk denim fabrikasını kurmak için ....'ta girişimlere başlayarak, Türkmenistan'da yatırım yapan ilk yabancı şirketler arasına katıldığını, Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşları arasında yer alan ...'in, 31 ülkede yaklaşık 14 bin kişiye istihdam sağladığını, ....'daki öncü Türk yatırımcılardan biri olarak faaliyetlerini sürdüren Grubun yıllık aktif büyüklüğünün 7,5 milyar .... Doları mertebesinde olduğunu Müvekkil firma 2007 yılında 5 yıl vadeli 200 milyon Amerikan Doları tutarında .... ihracı gerçekleştirmiş olduğunu, söz konusu ihraca uluslararası yatırım kuruluşlarının büyük ilgi gösterdiğini ve yaklaşık 1 milyar Amerikan Doları talep geldiğini, arz edilen orandan 5 kat fazla talep toplayan Grubun, Türkiye Cumhuriyeti'nde bir ilke imza attığını, Müvekkili firmanın kurucusu ...'ın, 1998 yılında “ ....”, 1999 yılında “....”, 2001 yılında “....”, 2002 yılında “....”, 2004 yılında “....”, 2005 yılında “.... tarafından Yılın İşletmecisi”, 2006 yılında “....”, 2008 yılında “....”, 2010 yılında “....'nda '....” ve 2012 yılında “ .... görevini üstlenmenin yanı sıra ....” ödülüne layık görülmüştür. Bunun yanı sıra müvekkil firma “Topluma katma değer üretme” ilkesi ile, ...., ....'a "... " , .... gibi pek çok sosyal sorumluluk projesine imza attığını, müvekkili firmanın gerek ulusal gerek uluslararası alanda üstün başarılara imza atmış, geldiği konum itibari ile Türkiye’ye yüksek bir katma değer sağlayan ve yurtdışında gerçekleştirdiği temsiller ile Türkiye’nin adını kendi markası ile birlikte duyuran bir kuruluş olduğunu, ... kararında iddia edilenin aksine 6769 sayılı kanunun 6/I fıkrasında öngörülmüş şekilde her koşulun gerçekleşmesi ile iltibasın mevcut olduğunu, marka ibarelerinin yazılış ve okunuş şekilleri nedeni ile benzerlik taşımakta olduğunu, bir markanın önceden tescilli bir marka ile iltibas teşkil edebilmesi için iki şart aranmakta olduğunu; bunların aynı ya da benzer ibareli olmak ve aynı ya da benzer mal ya da hizmet sınıflarında tescil edilmek istenmesi olduğunu, bu noktada Yargıtay ve doktrinde 6769 sayılı Kanun’un 6/I. fıkrasında belirtilmiş olan söz konusu kavramların yorumlanmış olduğunu;; belirlenen kriterler ışığında yapılan inceleme uyarınca müvekkilin markası ile dava konusu markanın benzerlik teşkil ettiğini ve bu haliyle iltibasa yol açabileceğinin öngörülebilir halde olduğunu; Markaların genel görünüşleri itibariyle benzerlik taşımakta olduğunu;, müvekkilin markasının kök unsuru tescil edilen markada aynı harflerle kullanılmakta olduğunu; buna göre, “markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan, özgün ve karakteristik unsur, markanın esas unsuru olup, ona bağlı ve onunla ilişki içindeki diğer unsurlar yardımcı unsurlardır” (....). “Markada baskın unsur ayırt edici olduğu takdirde kural olarak karıştırılma tehlikesi yoktur” (....). Son olarak esas/tali unsur ayrımı ile ilgili son söylenmesi gereken “bu ayrımın tüketicinin markayı gördüğünde ilk olarak neyi algıladığına bakılarak yapıldığı” (....) şeklinde olacağını, markaların karşılaştırılması yapılırken her ne kadar bütüne bakılıyor olsa da, öncelikli olarak tüketicinin hafızasında esas unsurun baskın bir şekilde yer ettiği ve tüketicinin özellikle tercih ettiği markayı bu esas unsur yardımıyla ayırt ettiğinin söylenebilir olduğunu; ilaveten esas unsurunun kısaltılarak aynen kullanıldığı benzer olan iki markanın tüketiciyi yanılgıya düşüreceğinin açıkça bariz olduğunun; genel görünümüne bütünüyle bakılması halinde de benzerliğin mevcudiyetinin tartışmasız olacağını, Müvekkilinin markasının esas unsurunun ... ibaresi olduğunu; müvekkilinin 31/05/2013 tarihinde ... sayılı ... ve 19/12/2013 tarihinde ... "... ... a.ş." markalarını tescil ettirdiğini; bu süre zarfı içinde yoğun kullanım ile markasını da tanınmış hale getirtiğini, markasının esas unsurunun "..." olduğu yönünde hiçbir tartışma bulunmadığını, keza, 06/ 07/ 08/ 09/ 11/ 17/ 19 / 35 / 36 / 37 / 39 / 40 / 41 / 42 / sınıflarda tescilli olan müvekkilinin markasında yer alan "... a.ş." ibaresinin hem ticaret alanında herkesçe kullanılan bir ibare olması hem de yapılan işin mahiyeti be bölgesi uyarınca bir ayırt ediciliği bulunmaması nedenleri ile tartışmasız bir biçimde tali unsur teşkil etmekte olduğunu, buna ek olarak marka görseli incelendiğinde renkli oklardan oluşan logonun yanına kocaman ve koyu harfler ile yazılmış "..." ibaresi ve "... a.ş" ibaresinin bu büyük ibare altında küçücük puntolarla yazılmış olması ... ibaresinin esas unsur olduğu konusundaki bütün şüpheleri ortadan kaldırdığını, uygulamada belirlenmiş soldan sağa okunma ilkesi nedeni ile markanın başındaki unsurun baskın unsur olarak kabul edilmesi gerektiğini (...., (....)) müvekkilinin ticaret unvanının kısaltması olan baş harfleri ile özgün ve ayırt ediciliği yüksek yeni bir ibare yaratılmış olduğunu; müvekkiline ait markada esas unsurunun ...” ibaresi olduğunun tartışılmaz bir gerçek olduğunu; Tüketicinin, müvekkile ait markaları ayırt ederken ... ibaresine dayanmakta ve söz konusu ibareyi gördüğünde de hiç düşünmeden müvekkili ile ürün ya da hizmet arasındaki bağlantıyı kurduğunu, müvekkilinin markasının esas ve kök unsurunun davaya konu markanın esas unsuru ile benzer olduğu, bu durumun tüketici nezdinde iltibas yaratacak nitelikte olduğunu, Davalı yana ait markaya bakıldığında "... ..." ibaresinden oluştuğunu, "..." ibaresinin hem ticaret alanında herkesçe kullanılan bir ibare olması hem de ilgili olduğu 07. Sınıf açısından ayırt ediciliğinin bulunmaması nedenleri ile tali unsur olmakla birlikte esas unsurun "..." olduğu davalı şirketin "..." unsurunun esas unsur olduğu ve müvekkilinin markalarının esas unsuru ile benzerlik teşkil ettiğini, gerek müvekkil markalarında yer alan ... unsurları gerek ise dava konusu marka görselinde yer alan ... unsurunun tüketici nezdinde herhangi bir ayırt ediciliği olmadığını, doktrin ve Yargıtay tarafından da kabul gördüğü üzere, “genelde tüketici ilk hecelere dikkat etmektedir. Aynı şekilde, ... ve sözcük markası yani karma marka varsa, daha çok markanın sözcük kısmını hatırladığı görülmektedir.” “Zira sözcükler hem sözle hem de yazı ile kolayca ifade edilebilmektedir.” (....) (....) şeklinde olduğunu; Türk yargı makamları ile ...., karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı konusundaki değerlendirmesnin, jenerik ve tanımlayıcı unsurlar bir yana bırakılarak, markaların ayırt edici unsurlarına ve her somut olayda özelliklere göre yapılması gerektiğinin altını çizmekte ve bu doğrultuda karar vermekte olduğunu; Örnek olarak ....’ın 18/06/2009 tarihli, .... sayılı “...” kararının 61. Paragrafında “Mahkeme halihazırda tamamen tanımlayıcı unsurların 89/104 sayılı direktifin 5(1) maddesinin uygulama alanı dışında kaldığını; nitekim bunların hükmün korumayı amaçladığı hiçbir çıkarı etkilemediğini ve dolayısı ile hükmün anlamı kapsamında uygulama alanı bulamayacağını belirlemiştir.” denilmiş ve aynı zamanda 2002 yılında verilen .... kararının 16. Maddesine de atıf yapmıştır (....). emsal gösterildiğini,..... Hukuk Dairesi 22/05/2013 tarih, ....Sayılı kararında da ayırt edici olan esas unsurun tespit edilmesi gerektiğini vurgulayarak “Bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs’de oluşan imaj olup, marka birden fazla unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığı vurgulayan imajda aramak lazımdır” hükmünü kurduğunu; bu hususlar dikkate alındığında; sözcük markası olan davaya konu markanın ilk kelimeleri dikkate alınacağından harf ile oluşan imajına bakıldığında "..." ibaresinin esas unsuru olup gerek okunuş, gerek görsel anlamda benzerlik ihtiva ettiğini, kelimelerin başlangıç kısmında yer alan harflerinin aynı olması durumunun, görsel açıdan işaretlerin benzerlik düzeyini artıran bir husus olarak kabul edildiğini,ezcümle Yargıtay ve .... birçok kararında, tüketicilerin zihninde, kelime markalarında başta yer alan harflerin ortada veya sondaki harflere nazaran daha fazla akılda kaldığını, iki markanın görsel açıdan benzerliğinin değerlendirilmesinde asıl önemli olanıın karşılaştırmaya konu işaretlerde ortak harf sayısının çokluğu ve bu harflerin sıralamasının aynı olması olduğunu(....),­Müvekkilinin markası ile dava konusu marka arasında benzerlik olduğunu, müvekkilin markasının esas unsurunun ayniyet derecesinde benzer kullanmak ile birlikte, davalı yan markasında ayırt ediciliği sağlayacak başkaca herhangi bir ibare de bulunmadığını, ayırt edici ibare araştırması yapılmasının da bu noktada azami önem taşıdığını, .... sayılı kararında da , “önceki markadaki ortak ibare içeren karma bir markanın kendi başına bağımsız bir ayırt edici karakterinin (independent distinctive role) olup olmadığının ve bu ortak unsurun sonraki markada baskın nitelikli olup olmadığının incelenmesi gerektiğine” işaret edildiğini, dava konusu marka içeriğinde bulunan sair unsurların yalnızca tali unsur olarak kaldığı ve markaya herhangi bir ayırt edicilik katmadığı dolayısı ile baskın nitelikte olmadığının aşikar olduğunu, esas unsurları yüksek derecede benzer olan iki markanın tüketici nezdinde karıştırılmaya yol açmayacağından bahsetmenin de en basit haliyle tüketici kesimi ile herhangi bir bilgiye sahip olmamak anlamına gelmediğini, Esas unsurlarının yüksek derecede benzerlik teşkil etmesinin markaların genel itibariyle de benzer olmasına yol açtığını, markalar arasındaki benzerliklerin, onlardaki farklılıklara nazaran daha fazla önem arz ettiğinden ... sayılı ....’nün 8/1-b maddesinde açıkça çağrıştırma ihtimali de karıştırma ihtimalinin varlığı için yeterli görüldüğünü, bir işaret görsel, fonetik veya diğer bir açıdan farklı olsa bile “bütünsel açıdan” kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple müşteri gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden müşterinin mal ve hizmet tercihlerinde etkili oluyorsa marka olarak tescilini engellenebilir ve hatta karıştırılma tehlikesi ihtimal dahilindeyse bile benzerlik var kabul edilmesi gerektiğini(Karan, Hakan&Kılıç, Mehmet. Markaların Korunması 556 sayılı KHK şerhi ve ilgili mevzuat. Sf. 198). Bu noktada davalı yan markası ile müvekkilinin markaları arasında bağlantı olduğu fikrinin tüketicide uyanacağını reddetmenin imkânsız olduğunu, en azından müvekkilin markası ile davaya konu marka arasında bir ticari ilişki varmış gibi görüntü oluşmasının dahi, müvekkil açısından itibar kaybı ve kontrol edemediği ticari kredibilite durumu yaratacağını; söz konusu kredibilitenin zarar görmesinin de yine kontrolsüz biçimde müvekkil firma üzerinde meydana geleceğini, Markalar arasındaki benzerliğin kaligrafik bile olabileceğinden bahisle ve çağrışımın yeterli görülmesine binaen iltibas kavramını oldukça geniş yorumladığını ispatlayan Yargıtay uyarınca, müvekkilinin markalarının esas ve kök unsurunun birebir kullanarak sonundaki .... yerine .... getirmiş olan iki markanın karıştırılmayacağını söylemenin yine isabetsiz ve mesnetten yoksun olduğunu, esas unsurların ve markaların benzerliğini tespit ettikten sonra, ilgili tüketici kesiminde karıştırılma ihtimalinden ne anlaşılması gerektiğinin de incelenmesinde fayda olduğunu, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/I. Fıkrasında belirtilen “halkın karıştırma tehlikesi” ile kastedilen, bütün toplum değil, bu tehlike ile karşı karşıya gelen ilgili toplumsal çevre olduğunu olduğunu olduğunu; Aralarında ekonomik ve idari bir bağlantı bulunduğu düşüncesine tüketicilerin sevk edilmesi neticesinde, müvekkil markasının ayırt ediciliği azaltılacak ve markaların sulandırılması olarak tanımlanmış zararın müvekkilin markası üzerinde doğacağını, tüketicinin artık Pazardaki yoğun sürüm ve aşırı tüketimin hız kazanması sebepleri ile, çatı marka kavramının farkına varmış durumda olduğunu, buradan hareketle, ...’nun 07/03/2025 tarihli, ... sayılı ... kararının iptali ile, ... sayılı “... ...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmekte olduğunu; dava konusu markanın tescilli olduğu sınıf olan 7. Ve 35. Sınıfların, müvekkil markalarının tescilli olduğu 7. ve 35. Sınıf ile birebir aynı olduğunu; Benzerlik incelemesinden sonraki 6769 sayılı Kanun’un belirttiği ikinci kriterin mal ve hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması şeklinde olacağını, bu noktada bu kriterin de geniş yorumlanması gerekmekte olduğunu, müvekkilin markasının 06 / 07 / 08 / 09 / 11 / 17 / 19 / 35 / 36 / 37 / 39 / 40 / 41 / 42 /. Sınıf için tescilli olduğunu: Dava konusu markanın tescil edildiği 7/ 35 Sınıflar müvekkil markasının tescilli olduğu 7/ 35. sınıflar ile tamamen aynı olduğundan bu konuda daha fazla karşılaştırma yapılmasına gerek bulunmadığını; Müvekkilin markalarının tanınmış marka olduğunu, uzun yıllardan beri ... kök unsuru ile kullanmakta olduğu marka ile birlikte tüketiciler nezdinde bilinirlik seviyesine ulaşmış olduğunu aralıksız, bir markanın tanınmış kabul edilebilmesi için doktrin ve içtihatlarda birçok kriterin belirlenmiş olduğunu; müvekkilinin markalarının bütün kriterleri karşıladığını; Müvekkil markası ile azami derecede benzer, “... ...” markasına ilişkin kullanımın, müvekkil tarafından kontrol edilemeyecek olduğunun açık olduğu, dolayısı ile markanın itibarına zarar verilebileceği, müvekkilinin markasını tanıyan, bilen ve nakliyat ile lojistik alanlarında kaliteli hizmet sağlayıcısı olduğunu bilen bir müşterinin tıpkı ... markasının süt ürünlerinden memnun kalan ve bu bağlamda şarküteri ürünlerinin de kaliteli olabileceğini varsayan bir müşteri gibi, “... ...” altında verilen hizmetlerin de müvekkilinin markası ile bağlantılı olması nedeni ile kaliteli olduğunu varsayarak tercih edebilecek olan müşteriler ise, dava konusu markanın itibarını haksız yere artıracak ve davalı yana haksız bir kazanç sağlayacağını; Dolayısı ile dava konusu 07/03/2025 tarihli, ... sayılı ... kararının iptali ile ... sayılı “... ...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini; Müvekkilinin Ticaret Unvanı ve tescilli alan adının da “...” İbaresine haiz olduğunu, 6769 sayılı Kanun’un 6/VI. Fıkrasının da dikkate alınması gerektiğini “(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir”. hükmü gereği; müvekkili şirketin ticaret sicil gazetesinden de anlaşılabileceği üzere ticaret unvanı incelendiğinde “...” kelimesinin müvekkili şirketin “... ŞİRKETİ” adlı ticaret unvanının kısaltması olarak kullanıldığını Müvekkilinin ticaret unvanı adı altında verdiği hizmetler ile davalı yan markasının 07/ 35. Sınıfları altında yer alan hizmetler değerlendirildiğinde dava konusu markanın hangi gerekçeler ile iltibas teşkil edeceğinin daha açık bir biçimde ortaya konulanacağını, müvekkil firmanın ticaret unvanında yer alan ... unsurunun ve bu şirketin tanınırlığının varlığı karşısında ilgili markanın kullanımının haksız rekabet yaratacağını, müvekkilinin yine bir sınaî mülkiyet hakkı olan ..., alan adının sahibi olduğunu ve söz konusu alan adının çekirdek unsurunun da “...” ibaresinden oluştuğunu, dava konusu markanın müvekkilinin alan adının da esas unsurunu oluşturan “...” ibaresi ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu müvekkilinin bu ticaret unvanı altında yapmış olduğu kullanımlar ile de maruf olduğu ve ... ibaresinin tekelleşmesi yolunda ciddi bir emek ve mesai sarf ettiğini, Dava konusu marka başvurusunun kötüniyetli olduğunu; Türkiye pazarında mevcut ürünlerin davalı tarafından bilinmesi gerekliliğine ilişkin müvekkilinin enerji perakende satış hizmeti vermekte ve bu alanda lisanslı şekilde pazarda yer aldığı özellikle "..." unsurlu markalarının piyasada yıllardır tanınıyor olması dolayısıyla davalı yanın biliyor olması gerekmekte olduğunu, buradan hareketle davalı yanın bu markayı bilmiyor olduğundan bahsetmenin mümkün olmadığını; dava konusu 07/03/2025 tarihli, ... sayılı ... kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Firma Vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Davacının iddiaları asılsız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu davanın reddinin gerektiğini; dava dilekçesinde belirtildiği üzere davacının ... şirketi olduğunu; tescilli markasının "... ... A.Ş." olduğunu; iş yaptığı bölgedeki sosyal faaliyetlerinin yahut ... iştiraki olması markasını tanınır marka haline getirmediğini, davacının ... işinden başka bir işi olmadığı, tüm tanıtım ve yatırımının bu yönde ve bölgesel olduğu kendi sunduğu delillerle sabit olduğunu, ... holdinge dair sunulan delillerin ise dava konusu ile ilgisinin bulunmadığını, müvekkil şirketin markasının "... ..." olduğunu, ... işi ile ... imalatının bambaşka alanlar olduğunu, davacının dilekçesinde sayfalarca tanıtım yaptığı ... faaliyet alanları içinde dahi ... imalatının bulunmadığını; Dava dilekçesinde ve eklerinde sunulan ...'in sosyal projelerine ve büyüklüğüne dair bilgilerin bir marka benzerliğini savunmak için olmadığının aşikar olduğunu, markalar arasındaki benzerliklerin hangi kriterlere göre yapılacağı mevzuatta ve içtihatlarla ortaya konulduğunu, davacının sanki sadece "..." olarak tescilli bir markası varmış gibi "... ..." markasına itiraz ettiğini, müvekkilinin markasında tek başına öne çıkan bir ibare bulunmadığını, Markanın fonetik olarak da bir bütün olduğunu, yani öne çıkan arkada kalan bir unsurunun bulunmadığını, ... imalatı yapan bir firma için ... ibaresinin marka için gerekli olduğunu, bu sebeple müvekkili şirkette "..." değil "... ..." ibaresini tescil ettirdiğini davacının yaptığı açıklamaların, sunduğu hiçbir delilin tanınmış marka olduğunu ispatlar nitelikte bulunmadığını, davacının bu ... ile tescilli markasının kendisine tanımadığını, 6769 sayılı yasanın sağlamadığını, hukuki olarak hakkı olmayan, ancak büyük bir holding iştiraki olarak sermayenin gücü ile kendisine hak gördüğü bir talep ile bu davayı açtığını, Tüm bu sebeplerle davacı şirket tarafından açılmış haksız ve mesnedsiz davanın bütünüyle davanın reddini talep etmiştir.
MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.
... ve DEĞERLENDİRME:
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı firmanın ... başvuru sayılı markasına yönelik davacı tarafın itiraz mesnedi markası dolayısıyla SMK 6/1 maddesine göre iltibas , SMK 6/3 maddesine göre eskiye dayalı kullanım , SMK 6/5 maddesine göre tanınmışlık, SMK 6/6 maddesine göre ünvan ve isim hakkı , SMK 6/9 maddesine göre davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddia ve itirazlarının nihai olarak reddi konusunda verilen ... sayılı ... Kararının iptalinin davalı markasının tescili halinde hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır.
... kararının 10/03/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde (süre bitimi hafta sonuna geldiğinden) 12/05/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır.
... ...'nun ... sayılı kararında;" ... başvuru numaralı "... ..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun ... sayılı "... a.ş." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali, eskiye dayalı kullanım, tanınmışlık, diğer fikri haklar ve kötü niyet gerekçelerine dayalı 6769 s. SMK'nın 6/1, 6/3, 6/5, 6/6 ve 6/9 maddeleri uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir.
Yapılan değerlendirme sonucunda, işbu başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markanın ihtiva ettiği unsurlar ve bütün olarak bıraktığı izlenim itibariyle, görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmadığından 6769 s. SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında yapılan itiraz haklı bulunmamıştır.
SMK. 6/3 bendi eskiye dayalı kullanım, 6/5 tanınmışlık bendi ve 6/6 bendi diğer fikri haklar gerekçeli itirazlar ise sunulan bilgi ve belgeler neticesinde ispatlanamadığı kanaatiyle haklı bulunmamıştır.
Başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönündeki iddia da somut delillerle ispatlanmadığı gibi, temelde markalar arasındaki benzerlik iddiasına dayandırıldığından ve Kurul'un kanaatine göre, markalar arasındaki benzerlik, diğer başkaca koşulların varlığı aranmaksızın, tek başına, kötü niyet iddiasının kabulü için bir kanıt teşkil etmediğinden (....) SMK. 6/9 bendi gerekçesine dayalı itiraz da haklı görülmemiştir..... davacı şirketin itirazlarının reddine " ifade edilmiştir.
6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük)
Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri)
"(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını,fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.
(9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.",
Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır.
SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ;
Her iki taraf markasının AYNI işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması,
Her iki taraf markasının benzer işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması,
Her iki taraf markasının BENZER işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır.
Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır.
SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur.
SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ;
Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin (aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın ) yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir.
Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir.
SMK 6/6 madde kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Örneğin bir ticaret unvanına dayanarak başkasına ait marka tescilinin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının ticaret sicilinde tescilli olması gerekmektedir.
Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır.
Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;
Davalı başvuru Markası Davacı Markaları
....
05/02/2026 tarihli Bilirkişi Raporundan ÖZETLE; "Dava konusu davalı şirkete ait ... numara ile tescilli marka ile davacı şirketin davasına mesned aldığı
.... numaralar ile tescilli markalarının 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası uyarınca benzerlik arz etmediği, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı;
Taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/3, 6/5, 6/6 ve 6/9 madde ve fıkraları koşullarının oluşmadığı,
Dava konusu davalı ...'in 07.03.2025 tarihli ... sayılı ... kararının yerinde olduğu; "şeklinde ifade edilmiştir.
Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.
GEREKÇE:
Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle;
Davalının ".... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait ".... " ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı;
İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının ".... " ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının".... " ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, diğer bir anlatımla ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davacının ".... " ibareli tescilli markalı mallarından/hizmetinden satın almak/yararlanmak isterken davalının ".... " ibareli başvuru markalı malı/hizmeti satın almak / yararlanmak şeklinde bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar / hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu;
Davacı tarafın "...." ibareli başvuru üzerinde SMK 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı,
Taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ;
Davacı tarafın ".... " ibareli başvuru üzerinde SMK 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı;
Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı;
Tüm bu gerekçelerle ... kararı doğru olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına,
3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalılara eşit verilmesine,
4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Dair verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 01/04/2026
Katip .... Hakim ....
E- imzalıdır E- imzalıdır