Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Korunan Alanlar Yönetmeliğindeki yapı yasağı ve faaliyetlere dair değişikliklerin iptali ile baro ve odaların dava ehliyetine ilişkin temyiz incelemesi sonucu.
Özet: Profesyonel örgütler ve barolar tarafından, korunan alanlara ilişkin yönetmelikte yapılan ve yapılaşma yasakları ile bölgede gerçekleştirilebilecek faaliyetleri düzenleyen belirli değişikliklerin iptali talep edilmiş; alt derece mahkeme ise İzmir Barosu ve İzmir Tabip Odasının menfaat bağı bulunmadığı gerekçesiyle davalarını reddetmiş, diğer davacılar açısından ise yönetmeliğin dava konusu edilen hükümlerinin büyük çoğunluğunun mevzuata aykırılık teşkil etmediğine, faaliyetlerin bölge komisyonları değerlendirmesine tabi olacağına hükmetmiştir.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2024/2650 E.  ,  2025/1130 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2650
Karar No : 2025/1130
TEMYİZ EDENLER: I-(DAVACILAR):
1- ... Barosu
2- ... Derneği
VEKİLİ : Av. ...
3-... Odası
VEKİLİ : Av. ...
4- ... Derneği
VEKİLİ : Av....
II-(DAVALI):... Bakanlığı
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/05/2024 tarih ve E:2023/11495, K:2024/2931 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 05/03/2022 tarih ve 31769 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin, asıl Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasındaki "edilerek yapı yasağı getirilen" ibaresinin "edilen" olarak değiştirilmesine ve bu maddeye eklenen üçüncü fıkrasına, 8. maddesinin ikinci fıkrası ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliklere ve 17. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (k), (l), (m) ve (n) bentlerine ilişkin kısımlarının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/05/2024 tarih ve E:2023/11495, K:2024/2931 sayılı kararıyla; Davacılardan İzmir Barosu yönünden;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 76. maddesinde; Baroların avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlandığı, yine aynı Kanun'un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin birinci fıkrasının 21. bendinde de, Yönetim Kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğunun belirlendiği,
Uyuşmazlıkta, 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesinde sayılan Baroların görevleri göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu değişikliklerin, doğrudan, davacılardan İzmir Barosu'nun hak ve menfaatlerini etkilemediği; anılan Kanun maddesinin de davacıya hukuken böyle bir hak tanımayacağı açık olduğundan, dava konusu değişiklikler ile İzmir Barosu arasında menfaat ilişkisinin bulunmadığı,
Davacılardan İzmir Tabip Odası yönünden;
6023 sayılı Türk Tabipler Birliği Kanunu'nun 1. maddesinde, Türkiye sınırları içerisinde meslek ve sanatlarını icraya yetkili olup da sanatını serbest olarak yapan veya meslek diplomasından istifade etmek suretiyle resmi veya özel görev yapan tabiplerin katıldığı Türk Tabipleri Birliğinin; tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluş olduğu; 3. maddesinde de, Türk Tabipler Birliği ve tabip odalarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları; 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ise Birliğin, halkın sağlığını korumaya çalışacağının hükme bağlandığı,
Dava dilekçesinde, davacılardan İzmir Tabip Odasının dava konusu işlemle menfaat bağı ile ilgili, halkın sağlık hakkını ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını doğrudan ilgilendiren uygulamaların İzmir Tabip Odasının görev ve yetki alanında olduğu, dava konusu işlemle birlikte halk sağlığını olumsuz etkileyecek çevre sorunları yaşanılması kaçınılmaz olduğundan dava açıldığı belirtilmişse de; 6023 sayılı Kanun düzenlemeleri göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu değişikliklerin, doğrudan, davacılardan İzmir Tabip Odası'nın hak ve menfaatlerini etkilemediği, anılan Kanun düzenlemelerinin de davacıya hukuken böyle bir hak tanımayacağı sonucuna ulaşıldığından, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile İzmir Tabip Odası arasında da menfaat ilişkisi bulunmadığı,
Diğer davacılar yönünden esasa ilişkin yapılan incelemede ise;
Dava konusu edilen hükümlerin, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin tamamı, aynı maddenin (f) bendinin ''Ulaşım hatları ile bunların zorunlu yapıları,'' ibaresi, yine aynı maddenin (h) bendinin tamamı ile 9. maddesinin birinci fıkrasındaki ''hidroelektrik," ibaresi dışında kalan kısımlarına yönelik olarak dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile iddia ve savunmaların birlikte incelenip değerlendirilmesi neticesinde; bahsi geçen düzenlemelerde konuya ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı, söz konusu koruma alanlarında yapılacak olan faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeden sonra faaliyetlerin yapılabileceğinin düzenlendiği görülmekte olup, belirtilen kurallarda üst normlara, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı,
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin tamamı yönünden;
Davaya konu edilen Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi incelendiğinde; geleneksel balıkçılık faaliyetleri ile sulama amaçlı göletlerde olmak ve üretim kapasitesi 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin EK-2 listesi ile belirlenen alt sınırı aşmamak kaydıyla kültür balıkçılığı faaliyetlerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı,
1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun "Tarifler" başlıklı 2. maddesinde, "Su ürünleri: Denizlerde ve içsularda bulunan bitkiler ile hayvanlar ve bunların yumurtalarıdır." tanımına; 29/06/2004 tarih ve 25507 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ise, "Su Ürünleri: Denizlerde ve iç sularda bulunan bitkiler ile hayvanlar ve bunların yumurtalarını (4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu'nun kapsamına giren hayvanlar hariç), Su Ürünleri Yetiştiriciliği: Yetiştiricilik tesislerinde, entansif, yarı entansif veya ekstansif şartlarda yapılan, su ürünlerini üretme ve/veya büyütme (besicilik) faaliyetini, Yetiştiricilik Tesisi: Su ürünleri yetiştiriciliğinin yapıldığı yerleri, İç Sular: Göller, suni göller, lagünler, baraj gölleri, bentler, regülatörler, kanallar, arklar, akarsular, mansaplar, üretme ve yetiştirme yerlerini, Kuluçkahane: Su ürünleri damızlık materyallerinden yumurta ve yavru materyaller elde etmek için kurulan tesisleri, Üretme Havuzları: Su ürünleri yetiştiriciliği yapmak amacıyla, toprak, beton ve ağ havuzlar ile plastik veya benzeri malzemeden yapılan tank ve benzer üniteleri, Ağ Havuz (Ağ Kafes): Denizlerde ve iç sularda su ürünleri yetiştiriciliği yapmak amacıyla ahşap, demir veya plastik malzemeler ile ağ kullanılarak yapılan üniteleri, Entansif Yetiştiricilik: Tamamen dıştan yemlemeye dayalı yoğun yetiştiriciliği, Yarı Entansif Yetiştiricilik: Gübreleme ve tamamlayıcı yemlemeye dayalı yetiştiriciliği, Ekstansif Yetiştiricilik: Suyun doğal verimliliğine dayanan, stok kontrolü yapılan düşük üretimli yetiştiriciliği," tanımlarına yer verildiği,
Bir tür su ürünü yetiştiriciliği olan kültür balıkçılığının, deniz içerisinde, göl, akarsu veya tatlı su kıyılarında tecrit edilmiş alanlar oluşturularak, balık çeşitleri, kabukluları, su canlıları ve su bitkilerinin doğal ortamlarının dışında yetiştirilerek, çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması olduğu, söz konusu faaliyet nedeniyle kullanılan besi maddeleri, hayvan dışkıları vb. unsurlardan oluşan atıkların çevreye zarar verdiğinin bilinen bir olgu olduğu,
Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının söz konusu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan düzenlemenin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na, genel koruma ilkelerine, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterlere uygun olmadığı,
Ayrıca, her ne kadar düzenlemede kültür balıkçılığı faaliyetleri açısından, geleneksel balıkçılık faaliyetleri ile sulama amaçlı göletlerde olmak ve ÇED Yönetmeliği EK-2 listesi ile belirlenen alt sınırı aşmamak kaydı getirilmiş ise de, gerek geleneksel balıkçılık faaliyeti denilerek çok geniş bir faaliyet alanı belirlenmiş olması, gerekse de kapasitesine göre üretim faaliyetinin gerektireceği diğer besleme, bakım, nakil, atık vb hususların bu alanlarda yaratabileceği tahribat dikkate alındığında, nitelikli doğal koruma alanlarının korunmasında, balık yetiştiriciliğinden daha fazla kamu menfaatinin bulunduğu değerlendirildiğinden, düzenleme ile geleneksel balıkçılık faaliyetleri ile sulama amaçlı göletlerde olmak ve ÇED Yönetmeliği EK-2 listesi ile belirlenen alt sınırı aşmamak kaydının getirilmiş olmasının, bu alanlarda kültür balıkçılığı faaliyetlerine izin verilmesi açısından yeterli görülmediği,
Aynı Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendinin ''Ulaşım hatları ile bunların zorunlu yapıları,'' ibaresi yönünden;
Davaya konu edilen Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi incelendiğinde; ulaşım hatları ile bunların zorunlu yapıları, elektrik iletim hattı/tesisi, içme ve kullanma suyu hattı, atıksu hattı, trafo, haberleşme servisleri, açık otopark ve alanın korunmasına katkı sağlayacak arıtma tesisleri ile faaliyetlerinin özelliği ve alanın coğrafi yapısı gereği başka güzergâhtan geçirilmesi kamu menfaatiyle bağdaşmayan enerji iletim hatlarının, nitelikli koruma alanlarında yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı,
Davaya konu Yönetmelik'te, bazı teknik alt yapı gereklilikleri olarak elektrik iletim hattı/tesisi, içme ve kullanma suyu hattı, atıksu hattı, trafo, haberleşme servisleri, açık otopark ve alanın korunmasına katkı sağlayacak arıtma tesisleri ile faaliyetlerinin özelliği ve alanın coğrafi yapısı gereği başka güzergâhtan geçirilmesi kamu menfaatiyle bağdaşmayan enerji iletim hatlarının yapılabileceği kurala bağlanmış ise de, nitelikli doğal koruma alanlarının yukarıda yer verilen tanımı ve özellikleri dikkate alındığında "ulaşım hatları ile bunların zorunlu yapıları" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, belirsizlik yarattığı ve açıklığa kavuşturulması gerektiği; düzenlemenin bu şekliyle hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığı,
Yine aynı maddenin (h) bendinin tamamı ile aynı Yönetmeliğin 9. maddesinin birinci fıkrasındaki ''hidroelektrik," ibaresi yönünden;
5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'un 8. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, Doğal Sit Alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabileceği,
Ancak, anılan hükmün koşulsuz olarak tüm doğal sit alanlarında yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceği anlamına gelmeyeceğinin de açık olduğu,
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 05/07/2012 tarih ve E:2011/27, K:2012/101 sayılı kararında; "İptali istenilen kural; milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında, yaban hayatı geliştirme sahalarında, özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğini öngörmektedir. Kuralda yer alan milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanları; Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Orman Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Kara Avcılığı Kanunu'nda getirilen hükümlerle özel olarak korunan alanlardır. Bu alanlarda yapılaşmaya gidilebilmesi, öncelikle söz konusu Kanunlarda böyle bir yapılaşmaya olanak tanınmasına ve bu doğrultuda yetkili makamlarca izin verilmiş olmasına bağlıdır. İptali istenilen kural, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulabilmesi bakımından yukarıda anılan Kanunlarda öngörülen düzenlemelerin uygulanma zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bir başka deyişle, 6094 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, özel çevre koruma bölgeleri ile doğal sit alanlarında ilgili mevzuat uyarınca kurulması mümkün olmayan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik üretim tesisinin, 6094 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle kurulabilmesi mümkün değildir. Dava konusu kuralda, belirtilen alanların niteliğine göre ilgili Bakanlık veya koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla bu alanlarda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verileceğinin belirtilmesi, yetkili makamların olumlu görüş ya da bu olumlu görüş üzerine tesis kurma izni verirken, çevre mevzuatı hükümlerinden bağımsız hareket edebilmelerine olanak tanımamaktadır. Bu bağlamda, iptali istenilen kuralda yer alan 'izin verilir' ibaresi, mevzuata ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın mutlak izin verme zorunluluğunu ifade etmemekte, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu mevzuata uygun talepler doğrultusunda izin verilebileceği anlamını taşımaktadır." belirlemelerine yer verildiği,
Davaya konu edilen Yönetmeliğin 8. maddenin ikinci fıkrasının (h) bendi incelendiğinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin EK-2 listesinde yer alan üretim kapasitesi ile sınırlı kalmak kaydıyla hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerji santrallerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, 9. maddenin birinci fıkrası kapsamında ise, herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında" hidroelektrik enerji santrallerinin yapılabileceği,
Oysa, doğal sit alanı niteliğindeki nitelikli doğal koruma alanları ile sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, hidroelektrik santral yapımı gibi, korunması gerekli doğal alana etki olasılığı yüksek olan bir tesise (kurulu gücü yönünden herhangi bir sınırlama olsun veya olmasın) izin verilmesi halinde, HES'lerin ana bölümleri olan baraj alanı, baraj seti, baraj seti arkasındaki rezervuar suyu alanları, su giriş kapıları, tüneller, cebri borular gibi yapılar/uygulamalar ile birlikte etrafta yer alan tali bölümler ve bu bölümler dışında kalan belirli bir alanda, geri dönüşü olmayan şekilde tahribata yol açılacağı,
Ayrıca, konu doğal sit alanı niteliğindeki nitelikli doğal koruma alanları içerisinde RES ve GES'ler yönünden de değerlendirildiğinde; yine rüzgar ve güneş enerji santral yapımı gibi, korunması gerekli doğal alana etki olasılığı, HES boyutunda olmamakla birlikte, yine de çevreye olumsuz etkileri yönünden kabul edilebilir sınırların üzerine çıkabilecek kadar yüksek olan bir tesise izin verilmesi halinde, RES'lerin türbinler arasındaki bağlantı yolları ile projeye entegre enerji iletim hatlarının yapılacağı alanlarda, yine GES'lerin projenin büyüklüğüne göre aynalarının geniş alana ihtiyaç duyması ve santrale ulaşım yolları ile enerji nakil hatları yapımı için gerekli olan alanlarda geri dönüşü olmayan şekilde tahribata yol açılacağı sonucuna ulaşıldığı,
Kaldı ki, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin, dava konusu değişikliklerin yapıldığı tarihte yürürlükte olan halinde, "Kurulu gücü 1-10 MWm olan hidroelektrik enerji santralleri"nin EK-2 listenin 41. maddesinde düzenlendiği; yine ''Türbin sayısı 5 adet ve üzerinde veya kurulu gücü 10MWm ve üzerinde 50MWm altında olan rüzgar enerji santralleri''nin EK-2 listesinin 42. maddesinde düzenlendiği görülmekte olup, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nde, HES'ler arasındaki ve RES'ler arasındaki bu ayrımların kaldırıldığı, anılan santrallerin çevreye etkileri gözetilerek bundan sonra, "mevcut baraj veya isale hatlarına kurulacak olan hidroelektrik enerji santralleri" haricinde tamamına, bahse konu Yönetmeliğin EK-1 listesinde yer verildiği,
Başka bir anlatımla, davalı Bakanlık tarafından ÇED Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik ile, rüzgar enerji santralleri ile mevcut baraj veya isale hatlarına kurulacak olan hidroelektrik enerji santralleri haricinde kalan hidroelektrik santrallerinin, herhangi bir kapasite sınırlamasına tabi olmadan, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak tanımlanan çevresel etki değerlendirmesi uygulanacak projeler arasına alınmasının da, nitelikleri gereği bu tesislerin, çevreye verecekleri muhtemel zararlardan kaynaklandığı,
Diğer yandan; nitelikli doğal koruma alanları içerisindeki GES'ler yönünden; Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin, dava konusu değişikliklerin yapıldığı tarihte yürürlükte olan halinde, "Proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWe ve üzerinde olan güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç)''nin EK-2 listenin 45. maddesinde düzenlendiği; EK-1 listenin 45. maddesinde ise ''Proje alanı 20 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 10MWe ve üzerinde olan güneş enerji santralleri'' şeklinde düzenlendiği; 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nde, EK-2 listenin 41. maddesinde "Proje alanı 2 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 1 MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç) şeklinde düzenlendiği, EK-1 listenin 43. maddesinde ise ''Proje alanı 20 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 10MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri'' şeklinde düzenlendiği görülmekle birlikte, bahsi geçen düzenlemeler birlikte incelendiğinde, EK-2 listede GES'ler yönünden bir üst limit belirlenmediği, konunun Ek-1 ile birlikte değerlendirilmesi halinde ancak EK-1'de belirlenen alt limitin EK-2'de belirlenen üst limit olabileceği sonucuna ulaşılabileceği, bu durumun GES'ler yönünden davaya konu düzenlemenin uygulanması noktasında belirsizliğe sebebiyet verdiği, nitekim bu belirsizliğin giderilmesi için Doğal Sit Alanlarında GES Projeleri hakkında ilke kararları alınmasına ihtiyaç duyulduğu, bu kapsamda 120 sayılı ilke kararının alındığı, 05/11/2022 tarih ve 32004 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 11/10/2022 tarih ve 120 sayılı ilke kararında "100 sayılı Doğal Sit Alanlarında Güneş Enerjisi Santralleri (GES) İlke Kararı"yla, anılan ilke kararının B Bölümü, 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'yle yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle bir kere daha değiştirilerek, "25/01/2017 tarih ve 29959 Resmi Gazete'de yayımlanan 05/01/2017 tarih ve "100 sayılı Doğal Sit Alanlarında Güneş Enerjisi Santralleri (GES) İlke Kararı"nın B Bölümünün birinci paragrafının "2. Derece Doğal Sit Alanları, 3. Derece Doğal Sit Alanları ve Sürdürülebilir Koruma ve Kullanım Alanları ile kurulu gücü 10 MWe'yi geçmemek kaydıyla Nitelikli Doğal Koruma Alanlarında;" şeklinde değiştirilmesine oy birliği ile karar verildi." şeklindeki düzenlemeye yer verildiğinin anlaşıldığı, GES'ler yönünden söz konusu belirsizliğin ortaya çıkmasına sebebiyet veren düzenlemede, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek proje üst limitlerinin net olarak ortaya konulmadığı,
Bu itibarla, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerji santrallerinin'' ibaresi ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresine ilişkin kısımda hukuka uygunluk bulunmadığı, bu kısımlar (h) fıkrasının bütünlüğü içerisinde değerlendirildiğinde, (h) fıkrasının diğer kısımlarının yürürlükte kalmasının hukuki anlamda bir sonuç doğurmayacağı da dikkate alındığında, söz konusu (h) fıkrasının tamamı ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle,
İzmir Barosu Başkanlığı ve İzmir Tabip Odası yönünden davanın ehliyet yönünden reddine; dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin tamamının, aynı maddenin (f) bendinin ''ulaşım hatları ile bunların zorunlu yapıları,'' ibaresinin, yine aynı maddenin (h) bendinin tamamının ve 9. maddesinin birinci fıkrasındaki ''hidroelektrik," ibaresinin iptaline, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, davacılardan İzmir Barosu Başkanlığı ve İzmir Tabip Odası'nın da dava konusu Yönetmelik'te yapılan değişikliklerin iptalini istemekte menfaatinin bulunduğu, daha önce ilke kararlarında olup da yargı kararı ile iptal edilen yapılaşma ve kullanımların bu kez Yönetmeliğe eklendiği, üst normlara göre idareye verilen görevin koruma alanlarının korunması, muhafazası, bakımı, kirliliğin ve tahribatın önlenmesi olduğu, yapılaşma hususunda düzenleyici işlem yapma yetkisinin kanunlarla idareye verilmediği, kesin korunacak hassas alanların mutlak korunması gereken alanlar olduğu, bu alanlarda yapılaşma yasağının kaldırılmasının hassas alanları tüm etkilere ve insan faaliyetlerine açık hale getireceği, bu alanların bozulma veya tahrip olmayla karşı karşıya kalacağı, dava konusu Yönetmeliğin kamu yararına açıkça aykırı olduğu, ulusal güvenlik tesislerinin niteliği ve içeriğinin ne olduğu hususunda belirsizlik olduğu, mevzuatta atıksu hattı diye bir kavram olmadığı, içme suyu, doğal gaz ve elektrik hatlarının, orman yollarının korunan alanlara zarar vereceği, mevzuatlarda tanımlanmamış nitelik ve içerikleri belirlenmemiş yapılaşmalar ve kullanımlar için Bölge Kurullarına bırakılan yetkinin kullanımında keyfiliğe ve subjektif değerlendirmelere yönelinebileceği ve hukuk devleti ilkesinin zarar göreceğinin açık olduğu, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerinin ihlal edildiği, tarımsal faaliyetlerin sınırlandırılması gerektiği, hayvancılık yönünden düzenlemenin objektif ve belirlenebilir ilke ve kurallar içermesi gerektiği, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği, rekreatif amaçlı iskele ile imar planı kararıyla yapılan ve yüzer sistem kullanılan iskelenin nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özelliklerine aykırı olduğu, doğal kaynak suyunun çıkarılmasına yönelik uygulamaların belirsiz olduğu, enerji iletim hattı, trafo, haberleşme servisleri, açık otopark, içme kullanma suyu hattı, arıtma tesisi, ulusal güvenlik tesisi, balıkçı barınaklarının, nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özelliklerine aykırı olduğu, tescil kararlarına karşı itiraz edilebileceği düzenlenmekle birlikte, düzenlemede idari itirazın yapılacağı merciin gösterilmemesi nedeniyle hukuka aykırı olduğu belirtilerek temyize konu Daire kararının redde ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu düzenleme ile sıkı değerlendirme koşulları ve standartlar belirlendiği ve bu yolla söz konusu alanların muhafazası için önlemler alındığı, Bölge Komisyonları aracılığıyla araziye müdahale biçimine karar verileceği, koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının amaçlandığı, Bölge Komisyonu izni olmadan hiç bir faaliyete izin verilemeyeceği, belirsiz yapılaşma ve faaliyetlerle bu alanların tahrip edilmesinin söz konusu olmadığı, dalyan ve lagün ekosistemlerinde doğal dengenin sağlanması amacıyla geleneksel balıkçılık faaliyetlerine yönelik düzenleme yapıldığı, her bir faaliyet özelinde sınırlayıcı ek düzenlemeler yapıldığı, kültür balıkçılığının sulama amaçlı göletlerle sınırlandırıldığı, zorunlu teknik altyapı olarak ele alınacak konuların türlerinin belirlendiği, enerji santrallerinin ÇED Yönetmeliği EK-2 listesinde belirlenen üretim kapasitesi ile sınırlandırıldığı, dava konusu Yönetmeliğin iptal edilen önceki haline ilişkin Danıştay kararları dikkate alınarak, yeniden düzenlenme yapıldığı, temyize konu kararın iptale ilişkin kısımlarının hukuka aykırı olduğu belirtilerek bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, temyize konu kararın redde ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, üye ... ve ...'in; davacılardan ... Derneği ile ... Derneği'nin dava konusu işlemin iptalini istemede hukuki menfaatinin ve dava açma ehliyetinin bulunmadığı yolundaki usule ilişkin oyuna karşılık, bakılan uyuşmazlıkta, anılan davacıların dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen ehliyet yönünden reddi, kısmen esastan reddi, kısmen iptal yolundaki Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 09/05/2024 tarih ve E:2023/11495, K:2024/2931 sayılı kararının, Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasındaki "edilerek yapı yasağı getirilen" ibaresinin "edilen" olarak değiştirilmesi, bu maddeye eklenen üçüncü fıkranın (a), (b) ve (ç) bentleri, 8. maddesinin ikinci fıkrasının (a), (ç), (e), (f) ve (h) bentleri, 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresi ile 17. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (k), (l), (m) ve (n) bentleri yönünden oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle, ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 22/05/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X-1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, baroların, avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken, 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmıştır.
1136 sayılı Kanun'un "Baro Yönetim Kurulunun" görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine, yine 4667 sayılı Kanun ile eklenen 21. bentte de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtildiğinden, yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğunun kabulü gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, hem Ülkemizin hem dünyanın ortak mirası niteliğindeki doğal sit alanlarında, daha önce alınan ilke kararları uyarınca belirlenen faaliyetlere yönelik açılan davalarda verilen yargı kararlarının uygulanması amacıyla, dava konusu edilen değişikliklerin yürürlüğe konulduğu ve yargı kararlarının uygulanıp uygulanmadığının takibi konusunda, davacılardan İzmir Barosunun dava açma ehliyetine sahip olduğu sonucuna varıldığından, Daire kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının İzmir Barosu yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Çevre Kanunu'nun "Çevrenin korunması" başlıklı 9. maddesinde, çevrenin korunması amacıyla, doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunmasının esas olduğu, doğal kaynakların ve varlıkların korunması, kirliliğinin ve tahribatının önlenmesi ve kalitesinin iyileştirilmesi için gerekli idari, hukuki ve teknik esasların Bakanlık tarafından belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 90. maddesi gereği usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden olan UNESCO “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” gereğince de; idarenin, kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesini sağlanma görevi bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Kesin Korunacak Hassas Alanların Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrası yönünden:
Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği ilk halinde, "Kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Cumhurbaşkanı kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır." şeklinde düzenlenen ve Cumhurbaşkanı kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen kesin korunacak hassas alanlar yönünden, 'edilerek yapı yasağı getirilen' ibaresi, “edilen” olarak değiştirilmiştir.
Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemlerin, türlerin, habitat ve jeolojik jeomorfolojik özelliklerin korunduğu, genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiş, insan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksek alanlar niteliğindeki bu alanların, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği ve sadece bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunması esas olup, başka herhangi bir amaçla yapılaşmaya açılması, bir diğer deyişle, madde metnindeki "yapı yasağı getirilen" ibaresinin kaldırılması, hem Yönetmelik'te bu alanlar için öngörülen düzenleme ve nitelendirmelere, hem de Çevre Kanunu'na uygun bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasındaki "edilen" ibaresi yönünden kabulü ile Daire kararının bu kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXX- Yönetmeliğin, "Kesin Korunacak Hassas Alanların Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın tamamı ile 8. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi yönünden:
Kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, (a) bendi ile "Kamu menfaati gereği zorunluluk arz eden hallerde mevcut yol güzergâhı kullanılması koşuluyla atıksu, içme suyu, doğal gaz ve elektrik hatları", (b) bendi ile kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, 'ulusal güvenlik için zaruret arz eden tesislerin', (ç) bendi ile de, "Dalyan ve lagün ekosistemlerinde doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum görüşleri doğrultusunda ve herhangi bir yapı yapılmamak şartıyla alanın özelliğinden kaynaklanan geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri" yapılabileceği öngörülmüş olup, maddenin birinci fıkrasında, bu alanların kaynak değerlerinin korunması için alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırılması ve yalnızca bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler çerçevesinde uygulamalar yapılması gerektiği hükme bağlandığından, 7. maddeye eklenen bu bentlerin, hem madde bütünlüğüne, hem 'kesin yapı yasağı' kavramına, hem de korunan alanların doğallığını muhafaza etme ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik esaslara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "Kıyının Korunması, Yapı Yasağı, Kıyı ve Denizde Yapılacak Yapılar" başlılı 6. maddesinin dördüncü ve beşinci, "Kıyının kumluk veya çakıllık olduğu alanlarda denize girme, güneşlenme, amatör su sporları gibi faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yönelik rekreatif amaçlı iskele yapılamaz. Ancak, kıyının kayalık karakter gösterdiği ya da kıyının kumluk veya çakıllık olmasına rağmen niteliği gereği su alanından başka türlü faydalanmanın mümkün olmadığı zorunlu hallerde genişliği üç metreyi geçmeyen ve platform niteliği taşımayan rekreatif amaçlı iskeleler yapılabilir." kuralı yer almıştır.
Anılan madde ile kıyılarda rekreaktif amaçlı iskele yapılması belli kurallara bağlanmışken nitelikli doğal koruma alanlarında, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş olup (ç) bendi ile, hiç bir kural getirilmeden "rekreaktif amaçlı iskele ve imar planı kararıyla yüzer sistem iskele yapılabileceği" kuralı getirilmesinde koruma ilkelerine uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/5181, K:2022/3155 sayılı kararı ve benzer nitelikteki diğer kararlarıyla, 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Yönetmelik değişikliği ile getirilen nitelikli koruma alanlarında iskele yapılabileceğine ilişkin düzenleme, "Dava konusu maddede geçen "iskele" ifadesinden, imar planlarında gösterilmeden yapılabilecek ahşap iskelelerin mi yoksa daha farklı materyal ve inşa tekniklerinin kullanıldığı, uygulama imar planına işlenmesi zorunlu türde iskelelerin mi kastedildiği anlaşılamamaktadır." gerekçesiyle iptal edilmiş olmasına rağmen yine rekreaktif amaçlı ve yüzer iskelenin ne amaçla ve hangi kıyılarda yapılabileceği, ebatları ve malzemesine ilişkin olarak bir düzenleme getirilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın tamamı ile 8. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi yönünden yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXX- Yönetmeliğin, "Kesin Korunacak Hassas Alanların Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 7. maddesine eklenen üçüncü fıkrasının (a) ve (ç) bendi yönünden;
Kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, (a) bendi ile "Kamu menfaati gereği zorunluluk arz eden hallerde mevcut yol güzergâhı kullanılması koşuluyla atıksu, içme suyu, doğal gaz ve elektrik hatları", (ç) bendi ile de, "Dalyan ve lagün ekosistemlerinde doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum görüşleri doğrultusunda ve herhangi bir yapı yapılmamak şartıyla alanın özelliğinden kaynaklanan geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri" yapılabileceği öngörülmüş olup, maddenin birinci fıkrasında, bu alanların kaynak değerlerinin korunması için alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırılması ve yalnızca bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler çerçevesinde uygulamalar yapılması gerektiği hükme bağlandığından, 7. maddeye eklenen bu bentlerin, hem madde bütünlüğüne, hem 'kesin yapı yasağı' kavramına, hem de korunan alanların doğallığını muhafaza etme ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik esaslara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (ç) bentleri yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXX- Dava konusu edilen Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (b) bendinde, kesin korunacak hassas alanlarda, kesin yapı yasağı olmakla birlikte faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre, 'ulusal güvenlik için zaruret arz eden tesislerin' yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemlerin, türlerin, habitat ve jeolojik jeomorfolojik özelliklerin korunduğu, genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiş, insan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksek alanlar niteliğindeki bu alanların, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği ve sadece bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunması esas olup, başka herhangi bir amaçla yapılaşmaya açılmasının, hem madde bütünlüğüne, hem 'kesin yapı yasağı' kavramına, hem de korunan alanların doğallığını muhafaza etme ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik esaslara aykırı olduğu açıktır.
Kaldı ki, yapılaşmaya yönelik herhangi bir uygulamaya izin verilmesinin, bu alanlara vereceği zarar ortada iken, uyuşmazlık konusu bentte düzenlenen 'ulusal güvenlik için zaruret arz eden tesislerin' ifadesinin de muğlak olduğu ve belirsizlik yarattığı gözetildiğinde, belirtilen nedenlerle, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXXX- Dava konusu edilen Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (ç) bendinde, kesin korunacak hassas alan niteliğinde olan dalyan ve lagün ekosistemlerinde, 'doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum görüşleri doğrultusunda ve herhangi bir yapı yapılmamak şartıyla, alanın özelliğinden kaynaklanan geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri' yapılabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Mevzuatta 'geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetlerine' ilişkin herhangi bir tanıma yer verilmemiş olup, uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin dayanaklarından olan Su Ürünleri Kanunu'nda, 'ticari amaçlı su ürünleri avcılık faaliyeti', 'amatör amaçlı avcılık faaliyeti' ile 'rekreasyonel amaçlı avcılık' kavramlarına yer verilmiş, Su Ürünleri Yönetmeliği'nde de Kanun'dan farklı olarak 'sportif avcılık' tanımına yer verilmiştir.
Ayrıca 'Geleneksel Kıyı Balıkçılığının Kayıt Altına Alınması ve Desteklenmesi Tebliği' adı altında, deniz ve içsularda geleneksel kıyı balıkçılığının av, avcılık ve sosyo-ekonomik verilerinin güncellenerek kayıt altına alınması ve sürdürülebilir yönetiminin sağlanması amacıyla, balıkçı gemisi sahiplerine ilgili yılda yapılacak desteklemeye ilişkin iş ve işlemlerle ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla, her yıl Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından çıkarılan tebliğler bulunmakta olup, bu Tebliğlerde de "geleneksel kıyı balıkçılığı" tanımına yer verilmemiş olduğu, Tebliğlerdeki 'desteklemeden' ise, geçerli bir ruhsata sahip olan, içsularda faaliyet gösteren balıkçı gemilerinin tamamı ile denizlerde faaliyet gösteren 12 (on iki) metreden küçük (12 metre hariç) boylardaki balıkçı gemilerinin sahiplerinin faydalanabileceği yönünde düzenleme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, uyuşmazlığa konu bentte ifade edilen 'geleneksel avcılık yöntemleriyle yapılan balıkçılık faaliyetleri' kavramı, muğlak bir ifade olup belirsizlik yarattığı ve mevzuatta öngörülen avcılık faaliyetlerinden hangisinin kastedildiği hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşıldığından, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 7. maddesinin üçüncü fıkrasının (ç) bendi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXX- Yönetmeliğin ilk halinde, "Nitelikli Doğal Koruma Alanlarının Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında bu alanlar, "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında, sadece örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin bu alanlarda yapılabileceği düzenlenmiştir.
Anılan fıkrada 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile, "entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bu değişikliğe karşı açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 07/04/2021 tarih ve E:2021/216 sayılı kararı ile bu karara karşı taraflarca yapılan itiraza ilişkin Kurulumuzun YD İtiraz No:2021/575 sayılı kararı uyarınca, 'hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları' ifadelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığa konu değişiklik ile de, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş olup (a) bendi ile, 'entegre tesis içermeyen tarım faaliyetlerinin' bu alanlarda yapılabileceği öngörülmüştür.
Oysa, alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esas olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında; bu alanların, modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzak alanlar olması gerektiği belirtilmiştir.
Bu alanlarda daha önce, örtü altı tarım uygulamalarının yapılamayacağı belirtilmiş iken, yapılan değişiklik ile, örtü altı tarım (sera) uygulamalarının yapılabilmesine imkan tanınmış ise de, bu uygulamaların ne kadar büyüklükte olabileceğine yönelik herhangi bir belirleme yapılmadığı, diğer bir anlatımla, bu faaliyetlerden hangilerine ne ölçüde izin verileceğine ilişkin madde metninde bir açıklık getirilmediğinden, geleneksel yaşam tarzını bozmayacak nitelikte sınırları belirlenerek anılan uygulamalara ilişkin düzenleme yapılması gerektiği sonucuna varıldığından, dava konusu bu ibarede hukuka uyarlık bulunmadığı ve davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendindeki anılan ibare yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXX-Davaya konu edilen Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi incelendiğinde; geleneksel balıkçılık faaliyetleri ile sulama amaçlı göletlerde olmak ve üretim kapasitesi 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin EK-2 listesi ile belirlenen alt sınırı aşmamak kaydıyla kültür balıkçılığı faaliyetlerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile iddia ve savunmaların birlikte incelenip değerlendirilmesi neticesinde; bahsi geçen düzenlemelerde konuya ilişkin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı, söz konusu koruma alanlarında yapılacak olan faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeden sonra faaliyetlerin yapılabileceğinin düzenlendiği görülmekte olup, belirtilen kurallarda üst normlara, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXXX- Yönetmeliğin ilk halinde, "Nitelikli Doğal Koruma Alanlarının Ayırt Edici Özellikleri" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında bu alanlar, "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında, sadece örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin bu alanlarda yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
Anılan fıkrada 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik ile, "entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bu değişikliğe karşı açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 07/04/2021 tarih ve E:2021/216 sayılı kararı ile bu karara karşı taraflarca yapılan itiraza ilişkin Kurulumuzun YD İtiraz No:2021/575 sayılı kararı uyarınca, 'hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları' ifadelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığa konu değişiklik ile de, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş olup (f) bendi ile, 'Ulaşım hatları ile bunların zorunlu yapılarının' bu alanlarda yapılabileceği hükme bağlanmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile iddia ve savunmaların birlikte incelenip değerlendirilmesi neticesinde; bahsi geçen düzenlemelerde konuya ilişkin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı, söz konusu koruma alanlarında yapılacak olan faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeden sonra faaliyetlerin yapılabileceğinin düzenlendiği görülmekte olup, belirtilen kurallarda üst normlara, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXXXX- Davaya konu edilen Yönetmelik değişikliği ile Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin EK-2 listesinde yer alan üretim kapasitesi ile sınırlı kalmak kaydıyla hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Ülkemizin enerji açığı değerlendirildiğinde, bu açığın en kısa sürede giderilmesini teminen enerji santrallerinin hayata geçirilmesinde kamu yararı bulunduğu ortadadır.
Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanları olan nitelikli doğal koruma alanları açısından, yukarıda belirtilen özelliklerinin davalı idarece dikkate alındığı ve bu alanlarda, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin büyüklüğü ve kapasitesi sınırlandırılmak suretiyle yapılmasına imkan tanındığı, kaldı ki bölgenin doğal yapısı, ekolojik değerleri, silueti, doğal peyzajı ve benzeri ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yapılabilecekleri hususları gözetildiğinde, bahse konu hükümdeki "rüzgar ve güneş" ibaresi yönünden korunan alanlara ilişkin mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, davalı idarenin temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "rüzgar ve güneş" ibaresi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXXXXX- Davaya konu edilen Yönetmelik değişikliği ile Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinde, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği'nin EK-2 listesinde yer alan üretim kapasitesi ile sınırlı kalmak kaydıyla hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin, "nitelikli doğal koruma alanlarında" yapılabileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, 9. maddesinin birinci fıkrası kapsamında ise, herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında" hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin yapılabileceği görülmektedir.
Ülkemizin enerji açığı değerlendirildiğinde, bu açığın en kısa sürede giderilmesini teminen enerji santrallerinin hayata geçirilmesinde kamu yararı bulunduğu ortadadır.
Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanları olan nitelikli doğal koruma alanları açısından, yukarıda belirtilen özelliklerinin davalı idarece dikkate alındığı ve bu alanlarda, hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin büyüklüğü ve kapasitesi sınırlandırılmak suretiyle yapılmasına imkan tanındığı, kaldı ki bölgenin doğal yapısı, ekolojik değerleri, silueti, doğal peyzajı ve benzeri ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak faaliyetlerin niteliğine, içeriğine ve zorunluluk haline ilişkin Bölge Komisyonları tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yapılabilecekleri hususları gözetildiğinde, bahse konu hükümde korunan alanlara ilişkin mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu bağlamda, "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının" belirlendiği 9. maddenin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik," ibaresinde de; bu alanların, uygulanabilir durumlarda yerel halkın sosyal ve ekonomik kazançlarına katkı sağladığı, ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve kalkınmaya destek olduğu ve ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alınarak doğal kaynakların, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli alanlar olduğu hususları gözetildiğinde, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendinin tamamı ile 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hidroelektrik" ibaresi yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXXXXXXXXX- Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (h) bendi yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın, "bu kısımlar (h) fıkrasının bütünlüğü içerisinde değerlendirildiğinde, (h) fıkrasının diğer kısımlarının yürürlükte kalmasının hukuki anlamda bir sonuç doğurmayacağı da dikkate alındığında" ibaresi çıkarılarak" onanması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXXXXXXXXXX- 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tescil ve ilanına ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 17. maddesinin başlığı, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile “Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tesciline, ilanına ve itirazlara ilişkin usul ve esaslar” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin birinci fıkrasına,
"k)Tescil işlemine ilan tarihinden itibaren 60 günlük süre içerisinde gerçek ve tüzel kişilerce itiraz edilebilir.
l)Yapılan itirazlar, Genel Müdürlükçe ön incelemeye tabi tutulur. Ön inceleme aşamasında itirazın süresi, başvuranın menfaati ve başvurunun somut gerekçeleri incelenir.
m)Ön inceleme şartlarının sağlanmadığı hallerde başvuru Genel Müdürlük tarafından reddedilir.
n)Ön inceleme şartlarını sağlayan başvuruların esasına ilişkin olarak Genel Müdürlük tarafından değerlendirme yapılır. Uygun bulunmayan itirazlar reddedilir. Maddi hatalar değerlendirilmek üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonuna, diğer itirazlar ise değerlendirilmek üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna intikal ettirilir” bentleri eklenmiştir.
Anılan Yönetmelik'te doğal sit alanları; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmış, yapı yasağı önerilen kesin korunacak hassas alanların Cumhurbaşkanı kararı, yapı yasağı önerilmeyen diğer iki alanın ise Çevre ve Şehircilik Bakanı onayı ile belirleneceği, bu alanların kadastral parsellere işleneceği ve tapu siciline şerh konulacağı hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı Kanun'un, "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan istenilebileceği, üst makam yoksa, işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde istenebileceği düzenlenmiştir.
Yetki ve usulde paralellik ilkesi ise; bir idari işlemi yapmaya yetkili olan makamın veya organın, söz konusu işlemi geri alma, kaldırma, değiştirme ve düzeltme konusunda da aynı usullere tabi olmak kaydıyla yetkili olacağını ifade etmektedir.
Yukarıda yer verilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, Bakan onayı veya Cumhurbaşkanı kararı ile tescil işlemi tamamlanmış olan doğal sit alanlarının tescil işlemine karşı, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca, işlemi tesis eden idari makama itiraz edilebileceği sonucuna ulaşıldığından, itirazların yapılabileceği mercii de belirtilmeden, itiraz üzerine Genel Müdürlükçe (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü) yapılacak ön değerlendirme sonucunda, ön inceleme şartlarını sağlamayan başvurular ile ön inceleme şartlarını sağlayan ancak başvuruların esasına ilişkin yapılacak değerlendirme neticesinde uygun bulunmayan itirazların anılan makam tarafından reddedileceği, maddi hataların değerlendirilmek üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonuna, diğer itirazların ise değerlendirilmek üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna intikal ettirileceği yönündeki düzenlemelerde hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Bu itibarla, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 17. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (k), (l), (m) ve (n) bentleri yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXXXXXXXX-Yönetmeliğin 17. maddesi yönünden:
"Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tescil ve ilanına ilişkin usul ve esaslar" şeklindeki Yönetmeliğin 17. maddesinin başlığı, “Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tesciline, ilanına ve itirazlara ilişkin usul ve esaslar” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin 1. fıkrasına, aşağıdaki bentler eklenmiştir.
“k)Tescil işlemine ilan tarihinden itibaren 60 günlük süre içerisinde gerçek ve tüzel kişilerce itiraz edilebilir.
l)Yapılan itirazlar, Genel Müdürlükçe ön incelemeye tabi tutulur. Ön inceleme aşamasında itirazın süresi, başvuranın menfaati ve başvurunun somut gerekçeleri incelenir.
m)Ön inceleme şartlarının sağlanmadığı hallerde başvuru Genel Müdürlük tarafından reddedilir.
n)Ön inceleme şartlarını sağlayan başvuruların esasına ilişkin olarak Genel Müdürlük tarafından değerlendirme yapılır. Uygun bulunmayan itirazlar reddedilir. Maddi hatalar değerlendirilmek üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonuna, diğer itirazlar ise değerlendirilmek üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna intikal ettirilir.”
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109. maddesinin 2. fıkrasında, yapı yasağı önerilen tabiat varlıkları ve doğal sit alanlarının Cumhurbaşkanı kararı, bunun dışında kalan alanların ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı onayı ile tescil ve ilan edileceği hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, idari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren dava açma süresinin başlayacağı, 11. maddesinde de ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı düzenlenmiştir.
Yetki ve usulde paralellik ilkesi ise bir idari işlemi yapmaya yetkili olan makamın veya organın, söz konusu işlemi geri alma, kaldırma, değiştirme ve düzeltme konusunda da aynı usullere tabi olmak kaydıyla yetkili olacağını ifade etmektedir.
Bu durumda idari işlemlerin tebliği ya da tebliğ edilmemiş ise öğrenme üzerine işlemi tesis eden idareye 60 gün içinde itiraz edilebileceğinden, Yönetmelik maddesi ile 2577 sayılı Kanuna aykırı olarak, sadece taşınmazların doğal sit ya da tabiat varlığı olarak belirlenmesi veya doğal sit ve tabiat varlığı statüsünden çıkarılması, doğal sit statüsünün değiştirilmesine ilişkin işlemlerin ilanı üzerine 60 gün içinde itiraz edilebileceği yolunda düzenleme getirilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle bu işlemlerin ilanı üzerine itiraz edilebileceği gibi ilan tebligat niteliğinde olmadığından, bu işlemlerin tebliği ya da öğrenilmesi üzerine de işlemi tesis eden makama itiraz edilebilir.
Bu itibarla, davacıların temyiz isteminin, Yönetmeliğin 17. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (k), (l), (m) ve (n) bentleri yönünden kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.