Antalya Bölge Adliye Mahkemesi, Hollandaya ihracat navlun anlaşması kaynaklı hizmet bedeli itirazın iptali davasında dolandırıcılık iddialarını değerlendiren kararını açıkladı.
Özet: Bu dosya, davacının Hollandaya yapılan mal ihracatı için navlun hizmeti karşılığı 4.500 Euro alacağına ilişkin icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle açılan davayı konu almaktadır; davacı, hizmeti eksiksiz ifa ettiğini ve davalının faturaya yasal süresinde itiraz etmeyerek borcu kabul ettiğini savunurken, davalı ise davacıyı tanımadığını, farklı bir lojistik şirketiyle anlaşıp peşin ödeme yaptığını, sonradan ortaya çıkan davacının tırların sahibi olduğunu iddia etmesiyle dolandırıldığını düşündüğünü ve bu nedenle davacıya borcu olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesinin kararının istinafını talep etmektedir.

T.C.
ANTALYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİKARAR TARİHİ : 05/06/2026T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİKARAR TARİHİ: 16/03/2023DAVANIN KONUSU: İtirazın İptaliGEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ: 05/06/2026İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.Üye hakimin görüşü değerlendirildi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, Davacı ile davalı arasında, dilekçe ekinde ayrıntılı listesi yer alan malların Hollanda'ya ihracatı için navlun anlaşması yapıldığını, bu anlaşma uyarınca taşıyıcı davacı tarafından, hizmet bedeli olarak 28.08.2020 tarihli 4.500,00 Euro bedelli e-fatura düzenlendiğini, bu faturanın davalıya tebliğ edildiği ve davalı tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını, dilekçe ekinde sunulan evraklar incelendiğinde, davalıya ait malların yine davalı şirketin talebi gibi Hollanda'da bulunan adrese eksiksiz bir şekilde teslim edildiğini, dolayısı ile davacının anlaşılan sözleşme uyarınca ifayı gerçekleştirdiğinin görüleceğini, ne var ki, davacının üzerine düşen ifa yükümlülüğünü layıkı ile yerine getirilmesine rağmen hak edilen ödemesinin davalı tarafından yapılmadığını, davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, davalı şirketin böyle bir borcu olmadığını iddia edip, borca ve akabinde takibe itiraz etmiş olsa da davacı tarafından verilen hizmet karşılığı düzenlenen faturalar ile gümrük belgeleri incelendiğinde, davacının ifa yükümlülüğünü yerine getirdiğini ancak davalının hizmet bedeli karşılığını ödemediğinin anlaşıldığını, zaten davalı taraf kendisine gönderilen takibe dayanak faturaya da yasal süreleri içerisinde itiraz etmeyerek faturadaki alacağın kesinleşmesine yol açmış olup yukarıda izah edilen hukuki ilişki ve alacak-borç durumunun oluşmasında ikrar sahibi olduğunu, İddia ederek, yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline, takibin devamına, haksız ve kötü niyetle olarak zaman kazanmak için yapıldığı aşikar olan itiraz nedeniyle davalı aleyhine %20'den az olmayan icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili, Davalı şirketin Antalya merkezli olarak kağıt, karton ambalaj imalat ihracat ve satışı ile iştigal eden tanınmış bir şirket olduğunu, davalı şirketin davacıyı hiç tanınmadığını, kendisiyle de hiçbir ticari ilişkisi olmadığını, davalı şirketin Hollanda da bir şirket ile akdettiği yeni anlaşma üzerine ilk kez tır vasıtasıyla ihracat yapma planına giriştiğini, tam da o günlerde ... Lojistik isimli firmada müşteri temsilcisi olduğunu beyan eden ... isminde bir şahsın davalı şirket yetkilisi ...’u cep telefonundan arayarak görüşme talep ettiğini, ... Group bünyesindeki ... ’e ait lojistik şirketi üzerinden yurtdışına tır vasıtasıyla mal taşıma faaliyetinde bulunduklarını beyan eden şahsın davalı şirketin de böyle bir ihtiyacı olduğunu duyduklarını ve uygun fiyata sürekli çalışabileceklerini beyan ettiğini, davalıya gönderilen teklif maili, üzerinde tanıtımlar, referanslar ve detaylı görüşmeler sonrasında gönderilen indirimli teklif mailinin davalıca uygun bulunması üzerine anlaşma gereği karşı tarafça düzenlenen fatura bedeli olan 3.000Euro’nun davalıca peşin olarak ödendiğini, anlaşma sürecinde yine davalıya gönderilen sigorta poliçesi ile transferin 3 gün içerisinde ... ve ... plakalı tırlar ile gerçekleşeceğinin belirtildiğini, belirtildiği şekilde de iş bu tırların 24.08.2020 tarihinde davalı şirket adresine gelerek mal yüklemesini yaptığını ve yola çıktığını, fakat 31.08.2020 tarihinde yani tırların ilgili ülkeye ulaşması ve gümrükleme yapılması gereken günün sabahında davalı şirket adresine davacı tarafın geldiğini kendisini tanıttığını tırların kendisine ait olduğunu ve davalının anlaşma yaptığı şirkete ... ve ... plakalı tırları kiraladığını ancak anlaşma bedeli olan 4.500Euro’yu alamadığını iddia ettiğini ve söz konusu 4.500Euro’yu davalı şirketten talep ettiğini, mal yüklemesinin yapıldığı 24.08.2020 tarihinden 31.08.2020 tarihine kadar ortada olmayan ve bu şekilde beyanlarda bulunmayan davacının şüpheli iddiaları üzerine anlaşma yapılan şirket ile daha önce iletişim kurulan numaraların davalıca da arandığını ancak davalının iletişi kurma çabalarının da sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine davacı tarafın her iki tarafın da dolandırıldığını beyan ederek 4.500Euro zararının davalıca karşılanması gerektiğini belirttiğini, bu şüpheli ve usulsüz durum karşısında olması gerektiği gibi iş bu talebi kabul etmeyen davalının anlaşma yapıp ödeme yaptığı kişiler aleyhine suç duyurusunda bulunduğunu, haksız talebinde ısrarcı olan davacı tarafça e fatura düzenlenerek davalının mail adresine gönderildiğini faturanın aynı yolla iade edildiğini, bu kez aynı faturanın noter kanalı ile gönderildiğini ve davalı tarafça noter kanalı ile iade edildiğini, daha sonra davacı tarafça iş bu fatura dayanak yapılarak davalı aleyhine icra takibi yapıldığını, takibe itiraz edildiğini savunarak, basiretli tacir ilkelerinden yoksun ve kötü niyetli davacının hukuki mesnetten yoksun ve haksız davasının reddine, davacının %20 den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Davacı sözleşmenin varlığını miktar itibariyle yazılı delille ispatlamalıdır (HMK 200). Davalının davacının göndermiş olduğu faturayı kaydetmesi ve 8 günlük süre geçtikten sonra iade etmesi, ancak sözleşmenin varlığının ispatlanması halinde hizmetin gerçekleştirildiğine karinedir. Sözleşmenin varlığı yazılı delille ispatlanmalıdır. Böyle bir delil sunulmadığı gibi delil olarak dayanılan savcılık dosyasında davacının işletmesini fiilen yöneten oğlu Soner' in davalının şikayeti üzerine vermiş olduğu ifadesinde "Dava dışı ... ve ... isimli kişilerin büyük bağlantısı olan kişiler olup, muhtemelen kendilerini de dolandırdığını" ifade etmiş olup bu ifadeler davacı ile davalı arasında sözleşme bulunmadığı savunması ile de tutarlı görünmüştür. Davacının dava dışı 3. kişilerle hileli davranışlar sonucu yapmış olduğu sözleşme TBK 38 kapsamında değerlendirilmekle davacının bu sözleşme ile bağlı olmadığı, ancak hizmeti ifa etmesi dolayısıyla haksız fiil nedeniyle dava dışı 3. kişiden alacaklı olduğu, davalı yanın ise ... Lojistik ile sözleşme yapması ve kararlaştırdığı ücreti ödemesi dolayısıyla sebepsiz zenginleşmediği, takip konusu alacaktan borçlu bulunmadığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının takibi yapmakta verilen takipsizlik kararı da nazara alınarak kötü niyeti bulunmadığı anlaşılmakla kötü niyet tazminatı talebinin de reddi ..." şeklinde karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında Hollanda'ya mal ihracatı için navlun anlaşması yapıldığını, bu anlaşma uyarınca müvekkili tarafından 28.08.2020 tarihli 4.500,00 Euro bedelli e-fatura düzenlendiğini ve bu faturanın davalıya tebliğ edildiğini, davalının herhangi bir itirazda bulunmadığını, davalıya ait malların Hollanda'daki adrese eksiksiz bir şekilde teslim edildiğini ve müvekkilinin ifa yükümlülüğünü yerine getirdiğini, ancak davalı tarafından ödeme yapılmadığını, müvekkilinin Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığını, ancak davalı şirketin haksız olarak itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, davalının borcu olmadığını iddia etse de müvekkili tarafından verilen hizmet karşılığı düzenlenen faturalar ile gümrük belgeleri incelendiğinde ifa yükümlülüğünün yerine getirildiği ancak ödeme yapılmadığının anlaşıldığını, davalının faturaya yasal süresi içinde itiraz etmeyerek alacağın kesinleşmesine yol açtığını, bilirkişi raporunda da navlun anlaşmasının yapıldığının, faturanın düzenlendiğinin ve davalıya tebliğ edilerek itiraz edilmediğinin tespit edildiğini, davalıya ait malların eksiksiz teslim edildiğinin ve müvekkilinin ifayı gerçekleştirdiğinin görüldüğünü, bilirkişi raporunda ticari defterlerin incelenmesi sonucunda da iddialarının doğrulandığını, davalı tarafın ticari defterlerinde müvekkili şirkete ait araç plakasının yazdığını, müvekkili davacının kayıtlarında ise ... Lojistik'e ait bir kayıt olmadığını, müvekkili tarafından kesilen faturaya ilk anda itiraz edilmeyerek iş bitiminden sonra ödeme zamanı geldiğinde itiraz süresinin geçtiğinden iade faturası kesildiğini, süresi içinde itiraz etmeyen davalının fatura içeriğini kabul etmiş sayılacağını, aksini ispat yükünün davalının üzerinde olup mevcut durumda müvekkiline hizmetin karşılığının ödendiğinin ispat edilemediğini, Yargıtay içtihadına göre süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere işlenen faturadaki alacak miktarı kadar iade faturası düzenlenmesinin borçtan kurtulmayı sağlayan geçerli bir araç olmadığını, yerel mahkemenin bu şekilde karar vermesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, yerel mahkemenin sözleşmenin varlığının yazılı delille ispatlanması gerektiği yönündeki açıklamasının gerçeği yansıtmadığını, taşıma ve gümrük belgeleri ile fatura suretlerinin bir hizmet sözleşmesinin ifa edildiğini gösterir nitelikte olduğunu, ödeme zamanı geçtikten sonra kesilen iade faturasının ve süresi içinde içeriğine itiraz edilmeyen faturanın müvekkili ile davalı arasında bir hizmet ilişkisi bulunduğunu ve ödeme yapılmadığını gösterdiğini, karşı tarafın soruşturma dosyasındaki beyanlarında taraflar arasındaki ilişkiyi ikrar ettiğini, iki tarafça da inkar edilmeyen sözleşme için yerel mahkemece senetle ispat zorunluluğu aranmasının anlaşılamadığını, müvekkili şirket ile karşı taraf arasında organik bağ veya akrabalık bulunmadığından müvekkilinin karşılıksız iş yaptığının kabul edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hizmetin gerçekleştirildiği konusunda dosya kapsamında herhangi bir şüphe bulunmadığını, gümrük ve teslim evraklarından müvekkilinin davalının bildirdiği adrese fatura kestiğini, karşı tarafa ilettiğini ve malların teslim edildiğini, davalı ile müvekkili arasında taşıma sürecinde daimi iletişim mevcut olduğunu, davalının inkar etmediği bu durumun soruşturma dosyasından da görüldüğünü, davalının yargılama boyunca yalnızca kötü niyetle hareket ederek ödeme yapmaktan kaçındığını ve süreci uzatma amacı güttüğünü, davalı tarafın iyi niyetli olmadığını hukuki başvurularıyla kanıtladığını, müvekkilinin keşide ettiği faturayı defterlerine işleyerek borcu kabul ettiklerini, akabinde müvekkili edimi yerine getirdikten sonra iade faturası tanzim ettiklerini, iade faturası kabul edilmeyince bir kez daha iade faturası tanzim ederek müvekkiline gönderdiklerini, dolandırıcılık iddiası ortada yokken alacağın tahsili için hukuki prosedürler başlatılınca bir anda müvekkilleri hakkında dolandırıcılık iddiasında bulunduğunu, savcılık evraklarında görüleceği üzere müvekkilleri hakkında icra takibi ve davalardan sonra yeni bir suç duyurusunda bulunulduğunu, karşı tarafın müvekkili ile iletişime geçerek anlaşma sağladığını inkar etmediğini, burada tartışma konusu olan hususun sözleşmenin veya ilişkinin varlığı değil, ödemenin yapılıp yapılmadığı olduğunu, davalının ödemeyi başka bir şirkete yaptığını iddia etse de, bizzat davalı ...'un kolluk ifadesinde bu olaylardan sonra müvekkili şirket ile bir araya gelerek ortak noktada buluşup yeniden anlaştıklarını ve böylelikle teslimat sağlandığını' ifade ettiğini, taraflar yeniden anlaşmasa müvekkilinin malları gümrükten geçirerek teslim edilmesi gereken yere götürmeyeceğini, yanlış kişiye yapılan ödemenin davalıyı borçtan kurtaramayacağını, yerel mahkemenin defter kayıtları, bakanlık cevapları, gümrük belgelerine ek olarak karşı tarafın iyi niyetten uzak eylemlerine rağmen, haklı oldukları halde eksik ve hatalı inceleme sonucunda davanın reddine karar verdiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 50. ve 51. maddelerinde düzenlenen taraf ve dava ehliyeti aynı Kanun’un “Dava şartları” başlıklı 114/1-d maddesinde, dava şartı olarak kabul edilmiş, 115/1. maddesinde ise dava şartlarının kamu düzeninden olduğu, mahkemece davanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmesi gerektiği, tarafların da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 114/1 ve 115/2. maddelerinde ise başlangıçta ve dava açılırken bulunmayan dava şartlarının davanın devamı sırasında gerçekleşmesi halinde davanın esasına girilerek sonuçlandırılması gerekeceği hükme bağlanmıştır.Her gerçek kişi yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahiptir. Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Genel olarak miras bırakanın alacakları, hakları ve malları mirasçıya geçer. Bu nedenle dava sırasında taraflardan birisi ölür ise, istek şahsa bağlı bir hak değil ise dava mirasçılar tarafından yürütülür.Yargılama sırasında taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen tarafın ehliyeti sona ereceğinden, ölen kişinin veya kural olarak vekilinin davaya devam etmesi mümkün olmayıp, sadece bu kişinin mirasçıları tarafından davaya devam edilebilir. Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, TMK.’nun 28/1. maddesi uyarınca ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu durumda mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu halde, ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburî dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerekir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 55. maddesine göre “Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Mirasçılardan bazısı duruşmaya gelmez ise, gelen mirasçıya, gelmeyen mirasçıların olurlarının alınması ya da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması için süre verilir. Temsilci atanırsa davaya temsilci huzuru ile devam edilir. Somut olaya gelince, istinaf aşamasında yapılan inceleme sırasında UYAP’tan elde edilen nüfus kaydına göre davacının 14/05/2024 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçılarının kaldığı, eldeki davanın mirasçıların mal varlığını ilgilendirdiği, dolayısıyla davacının mirasçılarının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca davaya iştirakinin sağlanması gerektiği kuşkusuzdur. Mahkemece anılan usul hükümleri dikkate alınarak, mirası reddetmeyen mecburi dava arkadaşları olan davacının mirasçılarının davada yer almalarının sağlanması ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 77/1. maddesi uyarınca mirasçıların vekaletnamelerini sunması için vekile süre verilmesi, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.Davacının, vefat ettiğinin nüfus kaydından anlaşıldığı, bu durumda davacının mirasçılarının davaya dahil edilerek usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla re'sen sebeple istinaf talebinin kabulü ile, diğer istinaf sebepleri ve işin esası bu aşamada incelenmeksizin, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak belirtilen hususlara ilişkin olarak yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6 maddesi gereğince ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin16/03/2023 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE, 5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi. ...