Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, köklü bir şirketin tescilli ve bilinen markasıyla iltibasa neden olduğu iddia edilen markanın hükümsüzlük davası.
Özet: Davacı şirket, 1989dan beri sektörde faaliyet gösteren ve tescilli ... markalarıyla tanınan köklü bir firma olarak, ... ibaresini temel alan markalarının uzun yıllardır yoğun ve kesintisiz kullanımıyla tüketiciler nezdinde yüksek bilinirlik kazandığını, davalı şirketin tescil ettirdiği ... ibareli markanın kendi markalarıyla bariz benzerlik göstererek Sınai Mülkiyet Kanununun 6/1 maddesine aykırı biçimde iltibasa ve karıştırılma ihtimaline yol açtığını, bu durumun ticari bir bağ olduğu varsayımını yaratacağını ve Türk Patent ve Marka Kurumunun itirazlarını reddetmesi üzerine, davalı markanın hükümsüzlüğüne ve iptaline karar verilmesini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/160 Esas - 2026/184
T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A RESAS NO : 2025/160KARAR NO : 2026/184DAVA : Marka ... Kararı İptali - HükümsüzlükDAVA TARİHİ : 17/04/2025KARAR TARİHİ : 27/04/2026 Yazım Tarihi: 07/05/2026İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Müvekkili şirketin, 1989 yılından bu yana sektörde faaliyet göstermekte olan ve alanında bilinen firmaların başında geldiğini; müvekkiline ait tescilli markalardan birkaçının “...”, “... ” şeklinde olduğunu, “...” ibaresinin müvekkil firma ile özdeşleşmiş durumda olduğunu, gerek ulusal alanda gerekse uluslararası alanda bilinirlik kazanmış müvekkili firmanın birçok başarıya imza atmış olduğunu, bunu yıllar süren çalışmasına borçlu olduğunu, müvekkil firma tarafından yapılmış başvurular neticesinde ... nezdinde tescillenmiş olan markaları ve işbu markalara dair bilgileri gösterir belgenin dilekçesi ekinde sunulduğunu; Söz konusu başarısını uzun yıllar süren çalışmalarına dayandıran müvekkilinin yaratmış olduğu markalarının ve bu markaların ortaya çıkarmış olduğu katma değeri korumak amacıyla aktif biçimde gerek bültende gerekse de piyasada takibini yaptığını; bu doğrultuda, davalı şirketin ... başvuru numaralı ''...'' ibareli markası hakkında yayımlanan ilandan sonra itiraz ettiğini; başvurunun kötü niyetli biçimde yapıldığını, hali hazırda mevcut olan durumun Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 ila 5/1-ç maddelerine aykırılık teşkil ettiği belirtilmişse de davalı ... tarafından itirazın reddine karar verildiğini; söz konusu red kararına karşı 08.05.2024 tarihinde .... sayılı belge ile yeniden itiraz edilerek yeniden bir değerlendirme yapılmasının talep edildiğini; bu meyanda oluşturulan ....'nun, 18.02.2025 tarih ve ... sayılı kararı ile itirazlarının nihai olarak reddine karar verildiğini; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/1 maddesi gereğince tescil başvurusu yapılan markanın, daha önceki bir tarihte tescil edilmiş olan marka ile benzerliği bulunması sebebiyle iki marka arasında halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere bir karıştırılma ihtimali bulunmasının nispi ret nedeni olarak düzenlenmiş olduğunu; sonraki tarihte yapılmış olan marka başvurusunun itiraz üzerine reddedilmesi gerektiğini; Mezkûr davaya konu “... ...” markasına karşı yapılan itirazın, söz konusu markanın müvekkiline ait ... başvuru numaralı ''...'' , ... başvuru numaralı ''... '' ... başvuru numaralı ''... '' ibareli markalar ile benzerlik gösterdiğini ve iltibasa yol açacak olması sebeplerine dayandırıldığını; Müvekkiline ait fikri haklar irdelendiği vakit 2000'li yılların başından itibaren ''...'' ibareli marka/markaların müvekkili şirket tarafından kesintisiz ve yoğun biçimde kullanıldığını, söz konusu markaların içerdiği ibareler ile üretilen malların nihai tüketici ile buluşturulduğunu, tüketici nezdinde yaratılan algı çerçevesinde ilgili markaların tanınır hale geldiğinin açık biçimde ortaya çıktığını; müvekkilinin salt olarak ''...'' ibaresini marka olarak kullanmakla birlikte ilgili ibarenin birden fazla sözcük ile kombine edilmesi yoluna da başvurduğunu, bu meyanda ''... ...'' gibi markaların da piyasaya sürülerek tüketici ile buluşturulduğunun anlaşıldığını; Bu meyanda, müvekkili ile aynı ticari alanda faaliyet gösteren davalı şirketin ''...'' ibaresini marka olarak tescil ettirmesinin, nihai tüketici nezdinde iltibasa yol açacağını, her iki markanın sahibi olan işletmeler arasında ticari, ekonomik veyahut idari bir bağın bulunacağı varsayımına yol açacağının görüldüğü; gerçekten de hedeflenen müşterinin halkın tabanına yayılmış olduğu tekstil sektöründeki her bir tüketicinin, davalı şirketin ''...'' ibaresini Müvekkil şirketin muhtelif markalarının devamı olarak göreceğini, zihinlerinde bu şekilde bir imgelenimin oluşacağının tartışmasız olduğunu; gerek öğretide gerekse yüksek mahkemede iltibasın şartlarının oluşabilmesi için birden fazla kıstasın getirildiğini; bu noktada iki marka arasında SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca yapılacak olan benzerlik incelemesi kapsamında; (i) markaların tüketici nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim, (ii) önceki markanın ayırt edici gücü ve (iii) önceki markanın tanınmışlığı gibi unsurların tamamının dikkate alınması gerektiğini; Ulusal ve uluslararası yargı kararlarında ortak şekilde kabul gördüğü üzere, markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi yapılırken markanın bir bütün olarak uyandırdığı izlenimin ve bıraktığı etkinin esas alındığını; markanın tek başına ayrım gücü bulunmayan kısımları ise genel görünüme etki etmediği müddetçe dikkate alınmadığını; Müvekkilinin tescilli markalarının asli ve ayırt edici unsuru olan “...” kelimesi ile davacının “...” markasının asli ve ayırt edici unsuru aynı olup genel izlenim itibariyle karıştırılmaya sebebiyet verdiğinin görüldüğünü; zira davalı başvurucunun farklılaştığı iddiasıyla eklemiş olduğu “...” hecesinin herhangi bir ayırt edici özelliğinin bulunmadığını; türkçe anlamı moda olan ''...'' hecesinin markanın genel izlenim itibariyle esasına etki etmediğini ve tüketici nezdindeki algıyı değiştirmediğini, ayrıca, itiraza konu markanın görsel hali incelendiğinde ''...'' ibaresinin ön plana çıkarıldığını, büyük ve kalın puntolar ile kaleme alındığı, ''...'' ibaresinin ise görece küçük ve ince puntolarla yazıldığının anlaşıldığını; nihai tüketicinin ilgisini ''...'' ibaresine çeken, davalı şirketin müvekkili firmanın tanınır markaları ile iltibas durumu yaratmak suretiyle haksız kazanç elde etme amacında olduğunu, müvekkilinin seri marka niteliğini haiz markalarının arasına sızma gayesi ile hareket ettiğinin; Müvekkilinin “...” markasına yalnızca “...” harflerinin eklenmesi ile bir farklılık ve ayırt edicilik kazandırıldığından bahsedilmesinin mümkün olmadığını; dava konusu edilen kararın Fikri Mülkiyet Hukukunun temel esasları ile bağdaşmadığını; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda verilen kararlar ile paralel bir durumda seyrettiğini, davalı şirketin müvekkiline ait markanın sonuna bir takım harfler eklemek suretiyle kanun hükümlerini dolaşmaya çalıştığını, böylelikle hali hazırda tanınır bir vaziyette bulunan markanın hitap ettiği tüketici portföyünden haksız biçimde yararlanılma gayesinde olunduğunu; Ayırt ediciliği yüksek bir marka ile karıştırılma ihtimalinin önlenmesi için büyük ölçüde farklılık sağlanması gerektiğinin bilindiğini; ayırt ediciliğin ise yaygın olarak kullanılmayan, bir malın özelliklerini içermeyen, teknik olarak malın zorunlu şeklinden oluşmayan, çoğunlukla yaratıcı bir fikrin ürünü olan, özgün işaretler olarak tanımlandığını; “...” ve “...” markalarının konu olduğu ..... Hukuk Dairesi ..... sayılı 03.04.2019 tarihli ilamında “Davacı markası "..." ibaresinden oluşan özgün bir kelime olup, belirgin bir anlamı bulunmamaktadır. Bu nedenle ayırt ediciliği yüksek bir ibaredir. Karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markaların ayırt edici unsurlarının dikkate alınması gerekir.” yönünde tespitte bulunularak ... kelimesinin özgün olması ve belirgin bir anlamı olmaması sebepleriyle ayırt ediciliğinin yüksek olduğuna ve iki marka arasında karıştırılma ihtimali bulunduğuna kanaat getirdiğini; bu bakımdan, müvekkilinin “...” ve “... ...” gibi ibarelerini içeren markalarının da tamamen özgün nitelikte olduğu ve yaratıcı bir fikrin ürünü olduğuna şüphe bulunmadığını; itiraza konu gösterilen markaların hiçbir surette bir malın özelliklerini veya malın zorunlu şeklini içermediğini; işbu markalarının hem özgün nitelikte olmasının hem de belirgin bir anlamı olmamasının müvekkiline ait markaların ayırt edici gücünün yüksek olmasını sağladığını; davalı başvurucunun markasını oluştururken ayırt ediciliği yüksek olan ''...'' ibaresini içeren marka serisinden büyük ölçüde farklılaşması gerekirken yalnızca “...” kelimesini ekleyerek farklılaştığının kabulünün mümkün olmadığını; Önceki markanın tanınmış olması halinde tüketicinin yeni bir marka ile karşılaştığında ve bunun önceki markanın sadece bir unsurunu içermesi halinde iki marka arasında bağlantı kurabileceğini müvekkilinin 1989 yılından itibaren tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğini, gerek ulusal gerekse uluslararası arenada çeşitli başarılara imza attığını; gerçekten de ülkemizin her bir yanında müvekkiline ait mağazaların bulunduğunu takribi her 10 tekstil tüketicisinden birinin müvekkilinin markasını tercih ettiği bir bağlamın göz önüne alınması ile müvekkiline ait ''...'' ibaresini içeren marka/markaların tanınırlık seviyesinin doğru biçimde tespit edileceğini; bu noktada herhangi bir alışveriş merkezinde bulunan nihai tüketiciye ''...'' ibaresinin zihninde imgelediği olgunun ne olduğu sorulduğunda müvekkiline ait tekstil ürünleri cevabının verileceğinin ortada olduğunu, her bir tüketicinin halihazırda müvekkiline ait olan ''...'' ibareli marka/markaların devamı niteliğinde algılayacağını ''...' ibaresinin üçüncü kişiler tarafından aynı sektörde kullanımı hukuka ve hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına sebebiyet vereceğini; Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde iki marka arasında karıştırılmaya yol açacak derecede benzerlik olduğunun açık olduğunun Kurul kararının iptali ile “...” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini; SMK 5/1-ç hükmü uyarınca, aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretlerin tescil edilemeyeceğini; bu noktada Yargıtay'ın , markalar arasındaki benzerliğin iltibasa yol açıp açmayacağının ayrıca incelenmesine gereksiz kılacak derecede güçlü ve açık olduğu hallerde ilgili kanun maddesinin tatbik edileceğinin belirtildiğini; Yüksek mahkemenin ayniyet durumunun yanı sıra itiraza konu işaretlerin kapsamındaki mal veya hizmetlerin de aynı olması gerektiğini önemle belirttiğini; her iki tarafın da tekstil sektöründe çalıştığı ve üretilen malların nihai tüketicisinin ortak bir küme içerisinde bulunduğunun sarih olduğunu; ayrıca karşı yan '' ...'' ibareli markasının müvekkilinin markalarının da tescilli olduğu 25. nice sınıfına kaydettirme gayesinde olduğunun görüldüğünü; bunun yanı sıra davalı şirketin ''...'' ibareli markasında ''...'' ibaresini ön plana çıkardığını ''...'' ibaresinin ise ayırt edicilik vasfının bulunmadığını; müvekkiline ait ''...'' ibaresini içeren marka/markalar ile ayırt edici unsuru ''...'' olan karşı yan markasının ilk bakışta dahi birbirinden ayırt edilemez konumda olduğunu; davalı ... tarafından kaleme alınan ... kararının SMK m. 5/1-ç hükmü çerçevesinden de hukuka uygunluk taşımadığını; SMK'nın 159/1 madde ve fıkrası uyarınca ve ... Bölge Adliye Mahkemesi'nin .... Dairesi'nin 21.05.2018 tarihli ve .... sayılı “Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. Dairemiz önüne gelen uyuşmazlık ise ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına yöneliktir. Davacının 2014 yılından itibaren tescilsiz olarak kullandığı, daha sonra ise tescil ettirdiği .... olan markasının günlük anlamının tüketicilerin çoğunluğu tarafından bilinmemesi, marka kapsamında altın aramasına doğrudan atıf yapan ürün bulunmaması ve davalıların markayı kendi tescillerine aykırı olarak davacının tescil ettirdiği şekilde kullanması nedeniyle HMK'nun 389-390 ve SMK'nun 159.maddesi uyarınca somut olayda yaklaşık ispat koşullarının gerçekleştiği gözetilerek ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin reddi usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş..” şeklindeki kararına istinaden; davalıya ait markanın tescil edilmiş olduğunu; davalı tarafından kullanıldığını; ancak, bu kullanımın müvekkilinin marka haklarını ihlal ettiğini ve davalının müvekkilinin markasının bilinirlik ve tanınmışlığından faydalanmak suretiyle haksız kazanç elde ettiğini; söz konusu hukuka aykırı durumun devam etmemesi dava sonuçlanana kadar beklenmesinde menfaat bulunmaması sebebiyle davanın etkinliğinin sağlanabilmesi için davalının ... başvuru numaralı “...” ibareli markası hakkında ihtiyati tedbir kararı verilerek 25.'nci sınıfta markanın kullanımının tedbiren önlenmesini ve durdurulmasını; bu surette ilgili markanın her türlü mecrada kullanımının önlenmesi ve durdurulmasını; Tüm bunlara göre; davalı başvurucunun marka başvurusunun Müvekkil’in markaları ile benzer nitelikte olup karıştırılma ihtimalinin bulunması, Müvekkil’in markalarından haksız kazanç sağlanmasına sebebiyet verecek olması ve başvurunun kötüniyetli olması sebepleriyle Kurul kararının iptaline ve “...” markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesi talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı ... vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.Davalı firma vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Markalara dair kapsamlı bir benzerlik karşılaştırılması yapıldığında; müvekkili şirketin markası ile davacı tarafın; markaları arasında tüketici de bıraktığı izlenim açısından da herhangi bir benzerlik bulunmadığı hususu göz önüne alındığında söz konusu taklit ve kötü niyet iddiasının ne denli yersiz ve mesnetsiz olduğunun açık olduğunu; ayrıca markalar arasında tüketici nezdinde karışıklığa sebebiyet verebilmesi için hiçbir ayırt ediciliğin bulunmaması gerektiğini; markaların tescil edilebilirlik kriterleri değerlendirilirken her unsurun ayrı ayrı irdelenmesi gerektiğini; zira tek bir unsurun ya da tek bir harfin dahi farklı olmasının markalara ayırt edici nitelik kazandırabildiğini; müvekkili tarafından özgün bir şekilde oluşturulmuş olan marka adı, telaffuz, görsellik, marka örneği, kullanılan yazı stili, yazı rengi, şekil unsurları ve tüketicide bıraktığı izlenim açısından muhatap firmanın durdurulmasına gerekçe gösterdiği markaları ile herhangi bir benzerlik taşımadığını; Markaların benzerlik değerlendirmesi yapılırken; görsel, logo, şekil, yazılış biçimi, okunuşu, anlamı, yani markaların tescil edilebilirlik kriterleri değerlendirilirken her unsurun ayrı ayrı irdelenmesi gerekmekte olduğunu; bütünsel bir değerlendirme yapılması gerektiğini; Yargıtay tarafından da kabul edilen görüşe göre; benzer harf içeren kelime markaları arasında ayırt edilemeyecek derecede görsel benzerlik bulunmadığı durumda, anlamsal benzerlik olsa dahi, tek başına işitsel benzerliğin ayırt edilemeyecek derecede benzerlik için yeterli bir kriter olmadığının kabul edildiğini; bu nedenledir ki, müvekkili şirketin markası ile daha önce tescil edildiği iddia edilen markanın aynı olduğunu söyleyebilmek için; bu markaların birbirleri ile özdeş, farksız, tıpa tıp taklit, aynen veya bire bir kopya olmaları gerektiğini; Markalar bütün bir şekilde değerlendirildiğinde de, yazılışı ve telafuzu ile tüketici nezdinde bıraktığı izlenimin tamamen farklı olduğunu karşı tarafın markası ile müvekkilinin markası arasında herhangi bir ayniyet ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunmadığını; bunu, aşağıdaki Marka Karar Kriterlerinin de desteklediğini; Bileşke markaların ayırt ediciliğinin tespitinde, markayı oluşturan her bir kelime ya da bileşenin tek tek değerlendirilmesinin yeterli olmadığını, bu tür markalarda, bileşke markanın ihtiva ettiği kelimelerin tamamı itibariyle bir bütün olarak ilgili tüketici kesimi üzerinde bıraktığı izlenimin dikkate alındığını; (....u) Genel olarak ayırt edici niteliği bulunmayan iki farklı kelimenin bir araya getirilmesinden oluşan bir kelime kombinasyonunun da ayırt edici karakter taşımadığının söylenebileceğini; bununla birlikte, ayırt edici olmayan iki kelimenin de sıra dışı bir şekilde bir araya getirilmesi sonucu oluşan kelime kombinasyonunun (bileşke) ayırt edici nitelik kazanabileceğini; Tescili talep edilen kelime kombinasyonunun, bu temel ilke ışığında bir bütün olarak incelenmesi gerektiğini; tek tek ayırt edici nitelikte olmayan unsurlar birleştirildiğinde; ortaya çıkan yeni kelimenin bir bütün olarak ayırt edicilik vasfı kazanabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini; Bahse konu markalar arasında iltibas/karıştırılma ihtimali/tehlikesinin mevcut olmadığını, davacı şirketin bu hususlara ilişkin iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu; karıştırma ihtimalin tespitinde somut olayın tümünün dikkate alınması gerektiğini, markada yer alan unsurların ortalama alıcıların hafızasında bıraktığı etki, işaretin ayırt edici unsurları topluca değerlendirildiğinde ses, görünüş ve içerik olarak bıraktığı etki iki işaret arasında egemen unsurlar açısından benzerlik olduğunu ve aralarında ilişik bulunduğu şeklinde yanılgıya düşmesi ihtimali mevcut ise karıştırılma tehlikesinin mevcut kabul edildiğini; 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinde marka olarak tescil edilebilecek işaretlerin sınırlı olarak sayılmamış olduğunu ve bazı işaretlerin tescil edilebilir olduğunu özellikle vurgulandığını; kanun metninin ilgili bölümünün “Marka… kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar… her türlü işareti içerir.” hükmünü içerdiğini, KHK ’da açıkça sözcüklerin tescil edilebilir olduğunun zikredilmiş olmasının her kelimenin birbirinden farklı olduğu ve bu sebeple iltibasa yol açmayacağından tescilinin mümkün olduğu anlamına geldiğini; kanun hükmünde açıkça kelimelerin/harflerin tescil edilebilir olduğunun belirtilmiş olmasının, her harf ve kelimenin birbirinden farklı olduğunu, bu nedenle de tescile konu olabileceği anlamına geldiğinin belirtildiğini; yine Yargıtay'ın da kabul ettiği davalı ...’ in yerleşik uygulamasına göre, markanın, sadece tek bir kelimeden/ibareden/sayıdan oluşmakta ise de, markaya ayırt edicilik katan unsurun tek harfin özgün karakteri ve düzenleme stili olduğunun düşünüldüğünü; iki markanın aynı kelimeden ya da harften ya da ibareden oluşmasının tek başına ret nedeni olmayıp, markaların tertip tarzlarının da ayniyete varan derecede benzerlik içermesi gerektiğini; zira, markaların bütünü itibariyle bıraktıkları intiba esas olduğundan markaların parçalara bölerek inceleme yapılmasının doğru kabul edilemeyeceğini; burada işaretin bütünü ile bıraktığı intiba ve orta düzeydeki tüketici kriterlerine bağlı kalınarak değerlendirme yapılması gerektiğine içtihat getirildiğini; yani iki markanın aynı kelimeden ya da harften ya da ibareden oluşmasının tek başına ret nedeni olmayıp markaların tertip tarzlarının da ayniyete varan derecede benzerlik içermesi gerektiğini; Sonuç itibariyle; bir bütün olarak bıraktığı genel intiba açısından bakıldığında söz konusu markalar arasında 8/1-b madde ve fıkrası kapsamında reddi gerektirecek düzeyde bir benzerlik bulunmadığının açık olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.DELİLLER ve DEĞERLENDİRME:Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı firmanın ... başvuru sayılı markası ile davacı firmanın itiraz mesnedi markaları arasında SMK 6/1 maddesine göre iltibas koşulları oluşup oluşmadığı, davalı başvurusundaki marka ibaresi ile davacının mesnet itiraz markaları arasında SMK 5/1-ç maddesine göre aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik oluşup oluşmadığı, ...'in davacı itirazının reddi konusunda verilen ... sayılı ... kararının iptalinin gerekip gerekmediği; hükümsüzlük talebi açısından yukarıda belirtilen iltibas, aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerlik iddiası yanında davacı tarafın SMK 6/5 maddesine göre mesnet markalarının tanınmışlığı iddiasının davalı markasının tescili halinde hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 19/02/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 17/04/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır.... ...'nun ... sayılı kararında; "............. başvuru numaralı ve "...." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki ... kararına karşı, başvurunun .... sayılı ve "...." ibareli markalarla karıştırılma ihtimali ve 5/1-(ç) gerekçeleriyle 6769 s. SMK'nın ilgili maddeleri uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Kurul'da, ilgili tüketicilerin başvuruya konu "..." ibareli marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen .... sayılı ve "...." ibareli markaları farklı ticari kaynaklardan gelen birbirinden farklı markalar olarak algılayabileceği kanaatine varılmış ve başvuru ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markalar bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer bulunmamıştır. Bu itibarla, markalar arasında 6769 s. Kanun'un 6/1 maddesi hükmü anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı görüşüne ulaşılmıştır. Diğer taraftan somut olay açısından, 6769 s. SMK'nın 5/1-(ç) bendi bakımından başvurunun reddine yönelik koşulların oluşmadığı kanaatine varıldığından, bu yöndeki iddia da haklı bulunmamıştır......." şeklinde ifade edilmiştir.6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük tarihli)5.nci maddede " ç ) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler ( mutlak red sebebi ) marka olarak tesçil edilemez. Buna göre;SMK 5/1-ç yönünden ; Buradaki “ayniyet” olgusuyla, “bir markanın tamamen taklit edilmesi” kast edilmektedir. “Ayırt edilemeyecek derecede benzerlik” olgusuyla ise başvuru konusu markanın tescilli markanın birebir aynısı olmamakla birlikte, “ilk bakışta fark edilemeyecek derecede aynı” olan ve bu hususun ispatına dahi gerek duyulmayan, ancak çok dikkatli bir inceleme sonucu farkın anlaşılabileceği ibare ve şekilleri taşıyan işaretler kast edilmektedir (....).SMK Madde 6 (Marka tescilinde nisbi ret nedenleri)"(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.",Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ;Her iki taraf markasının AYNI işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, Her iki taraf markasının benzer işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması,Her iki taraf markasının BENZER işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır.Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır.SMK 6/3 maddesinin uygulanması için tescilsiz olarak kullanılan işaretin MARKASAL şekilde yani işlevine uygun , ayırt ediciliği sağlanmış olarak ticaret alanında kullanılması, bu kullanımın da Türkiye hudutları içinde olması gerekir. Üçüncü kişinin davaya konu tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce, bu işareti kullandığı , çevresinde belli bir oranda bu işaret üzerinde hak sahibi olarak bilinip tanındığının ispatı (tüm Türkiye genelinde değil) gerekir. Diğer bir anlatımla, öncelik hakkını ileri sürenin söz konusu ibarenin başkası tarafindan kullanımını veya tescilini engelleme hakkı verecek nitelik ve yoğunlukta bu işareti Türkiye hudutları içinde ticaret alanında kullandığını ispatlaması gerekir. Gerçekten, bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edilir ve bu halde gerçek hak sahipliği sözkonusudur.SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ; Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması amacıyla yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir. Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde başkasının başvuru markası dolayısıyla şayet taraf markaları aynı/benzer mal/hizmet içermiyorsa ve bu marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir.Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır. Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında;Davalı başvuru Markası Davacı Markaları... "...." 05.03.2026 Tarihli bilirkişi raporunda özetle: " iddia, savunma ve dosya içerisindeki belge ve bilgilerin incelenmesi sonucunda; Dava konusu davalı şirkete ait ... sayılı marka ile davacı şirkete ait markalarının 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası uyarınca benzerlik arz etmediği, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı; Taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 5/1-ç ve 6/5 madde ve fıkraları koşullarının oluşmadığı, Dava konusu davalı ...'in 18.02.2025 tarihli ... sayılı ... kararının yerinde olduğu;." şeklinde ifade edilmiştir.Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.GEREKÇE:Tarafların iddia ve savunması, marka başvuru kapsamı ve görseli, davacı markaları , bilirkişi heyet raporu, ... kararı ve dosyanın bütünü birlikte ele alındığında; MUTLAK RED SEBEBİ AÇISINDAN ;SMK 5/1-ç yönünden değerlendirme:Davalının başvuru markasının "... " şeklinde, davacı markasının ise "...." görselini içermesi karşısında markalar arasında aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olarak değerlendirilemeyeceği, başvurunun SMK 5-1-ç maddesine göre mutlak red sebebi oluşmadığı;NİSBİ RED SEBEPLERİ AÇISINDAN;Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle;Davalının "... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "...." ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı;İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının ".... " ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının "...." ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, diğer bir anlatımla ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davacının "...." ibareli tescilli markalı mallarından satın almak/yararlanmak isterken davalının ".... " ibareli başvuru markalı malı satın almak / yararlanmak şeklinde bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu; Taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ;Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı ve TTK anlamında haksız rekabet oluşturduğu iddiası da kanıtlanmadığı;Tüm bu gerekçelerle ... kararı doğru olduğundan ve hükümsüzlük koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1-Davanın REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına,3-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalılara eşit verilmesine,4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran taraflara iadesine, Dair verilen karar davacı vekili ile davalı ... vekilinin yüzüne karşı, davalı firma vekilinin yokluğunda 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 27/04/2026 Katip .... Hakim ....E imzalıdır E imzalıdır