İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, denetim ve tasdik sözleşmesinden kaynaklanan alacak için başlatılan icra takibine pandemi gerekçesiyle yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Denetim ve danışmanlık hizmetleri karşılığı düzenlenen faturaların ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, davalı tarafın pandemi nedeniyle hizmet almadığı ve borcu olmadığı savunmasına karşın, ilk derece mahkemesi davacının e-faturalar, ticari defter kayıtları, bilirkişi raporu ve mail yazışmaları ile hizmetin verildiğini ispatladığını, alacağın likit olduğunu ve icra inkar tazminatı koşullarının oluştuğunu belirterek davanın kabulüne karar vermiş, davalı ise istinaf başvurusunda aynı gerekçelerle hükmün kaldırılmasını talep etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2022/952
KARAR NO: 2026/1121
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/02/2022
NUMARASI : 2021/371 Esas - 2022/134 Karar
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 16/09/2026
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 31.01.2020 tarihinde imzalanan denetim ve tasdik sözleşmesi uyarınca davacı şirket tarafından davalıya kurumlar vergisi beyannamesi ve eklerinin tasdiki ve sair danışmanlık hizmetleri verildiğini, iş bu hizmetlerin karşılığı olarak üç adet faturanın elektronik şekilde tanzim edilerek davalıya usulüne uygun şekilde gönderilmesine rağmen davalının ödeme yapmadığını, Beyoğlu 60. Noterliği'nin 12.02.2021 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 43.365,00 TL'lik bedelin davacı tarafından verilen süre içerisinde ödenmemesi üzerine İstanbul 32. İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafça haksız itiraz edildiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının hizmet vermediği dönemi esas alarak icra takibi yapmak sureti ile alacak talebinde bulunduğunu, davacı ile davalı arasında denetim hizmeti nedeni ile bir ticari ilişki söz konusu ise de pandemi (13 Mart 2020) başladığından bu yana davalının ticari faaliyetlerini durdurduğunu ve davacı alacaklı tarafından herhangi bir hizmet vermemiş olduğundan bir alacağın doğmadığını, davacının tek yanlı ve keyfi olarak fatura düzenlediğini, mücbir sebep nedeni ile davalının davacı alacaklıya bir borcu bulunmadığını, davacının pandemi ilanına kadar borçlarını ödediğini, ayrıca davacının alacak miktarını neye göre belirlendiğinin de belli olmadığını, talep edilen faizinde dayanaksız olduğunu savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, cari hesap ilişkisinden ve faturalardan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin davada, mahkememizce ön inceleme duruşmasında taraf defterlerinin incelenmesine karar verildiği, davalıya işbu duruşma tutanağının ihtaratlı olarak tebliğ edildiği, inceleme gün ve saatinde davalı hazır olmadığı gibi mazeret de bildirmediği, incelemenin sadece davacı defterleri üzerinden yapıldığı, davacının alacağına dayanak olan faturaların e fatura olduğu ve davalıya tebliğ edildiği, faturaya itiraz olmadığı, davacının ticari defterlerini usulüne uygun tutulduğu ve faturaların defterinde kayıtlı olduğu, ancak faturanın tek başına alacağın varlığını kanıtlamaya yeterli olmadığı, davacının faturaya konu malı teslim ettiği veya hizmeti verdiğini kanıtlaması gerektiği, davacı tarafından hizmetin verildiğine ilişkin belgelerin sunulduğu, mali bilirkişi tarafından yapılan inceleme de davacı tarafından mali hizmetin verildiğinin tespit edildiği, nitekim davacı tarafından sunulan mail yazışmalarında davacının vergisel konularda ve beyanname tanzimlerinde davalı şirkete danışmanlık ve denetleme/kontrol yetkisinin verildiği görüldüğü, davacının davasını tüm bu açıklamalarla ispatladığının kabulü gerektiği kanaatiyle davanın kabulüne karar verildiği, dava konusu fatura alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle "Davanın KABULÜ ile davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takip dosyasına davalı borçlu tarafından yöneltilen itirazın iptaline, takibin takip talebindeki kayıt ve şartlarla aynen devamına, Alacak niteliği itibari ile likit ve belirlenebilir olduğundan %20 oranında icra inkar tazminatı 8.673,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine" dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; Covid-19 pandemisi nedeniyle yaşanan kısıtlamalarda müvekkili firmanın da çalışmalarını durdurmak zorunda kalarak hizmet veremediğini, taraflar arasında denetim hizmeti nedeni ile bir ticari sözleşme söz konusu olsa da sözleşmede kararlaştırılan hizmet tarihi pandemiye denk geldiğinden faaliyetlerini durdurmuş olan davalının, davacı taraftan da herhangi bir hizmet almamış olduğunu, sözleşme edimlerinin karşılıklı olarak yerine getirilmediğini, dolayısıyla davalının davacıya borcu olmadığını, davacının dosyaya denetim hizmeti yapıp rapor yazdığına dair tek bir delil sunmadığını, davalının pandemi ilanına kadar tüm borçlarını ödediğini, pandemi ilan edildikten sonra ise ticari faaliyetleri duran davalının sözleşme edimlerini yerine getirme noktasında ifa imkansızlığı oluştuğunu, pandeminin dünya genelinde etki gösteren salgın hastalık olup mücbir sebep niteliğinde olduğunu, sözleşme edimlerinin ifa edilememesinin nedeninin de Covid-19 pandemisi olduğundan TBK'nın 136. maddesi gereğince ortada bir borç kalmadığını, yalnızca davacı tarafın ticari defterlerinin incelenerek faturanın usulüne uygun düzenlendiği kanaatine vararak ve faturanın dayanağı olan işlemin gerçekleşmiş olduğu sonucuna ulaşmanın hukuki bakımdan doğru olmadığını, davacı taraftan hiçbir hizmet alınmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı denetim ve tasdik hizmeti sunulması nedeniyle düzenlenen üç ayrı faturadan kaynaklı davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmiş, davalı tarafça pandemi nedeniyle müvekkilinin faaliyetinin olmaması nedeniyle davacının hizmet vermediğini savunmuş olup, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde mali müşavir bilirkişi raporuna itibar edilerek hizmetinin verildiğinin ispatlanması nedeniyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Taraflar arasındaki 31.01.2020 tarihli ... sıra nolu Denetim ve Tasdik Sözleşmesinin ilgili maddeleri:"2.1. Sözleşmenin Amaç:Sözleşmenin amacı, yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri ve bunlara ekli mali tablolar ve bildirimlerin denetim ve tasdik işleri ile ve/veya diğer işlerin 3568 sayılı Kanun ve ilgili diğer kanunlara ve mevzuata göre yapılmasıdır.
2.2. Sözleşmenin Kapsam:YMM 3568 sayılı Kanun’un belirlediği anlamda gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri ve bunlara ekli mali tablolar ile bildirimlerin doğruluğunun tasdik işlerini ve/veya diğer işleri yapar. Denetimsiz tasdik işi yapılamaz. Tasdik, ilgili bakanlığın veya ilgili mercilerin hukuki düzenlemelerine ve tebliğlerine göre yapılır.
4.1. Ücretin ödenmesi: 4.1.l. Meslek mensubu için sözleşmede belirlilen işlerden dolayı kararlaştırılan ücret 49.000,00 TL+ KDV olup, 4 taksit şeklinde ödenecektir. Şubat, Mayıs, Ağustos, Kasım.
4.1.6. Ücret sözleşmede belirtilen şekilde ödenmediği takdirde meslek mensubu işi bırakır. Alacağı için kanuni takibe geçer.
8.1. Süre: Bu sözleşme 01/01/2020 tarihinden itibaren en az bir yıl süre ile geçerli olmak üzere düzenlenmiştir Sözleşmenin sona erdiği tarihten en az bir ay önce yazılı ihbarda bulunulmaması halinde, sözleşme bir yıl daha kendiliğinden uzar.
8.3. Tarih: Bu sözleşme 31/01/2020 tarihinde düzenlenmiş ve imzalanmıştır." şeklindedir.
Davalı vekilinin hizmetin ifa edilmediğine yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede;
6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.
Somut uyuşmazlıkta, 04.05.2020 tarihli ... numaralı, 11.08.2020 tarih ... numaralı, ...numaralı her biri 14.455.00 TL bedelli ve "Tam tasdik hizmet bedeli" açıklamalı üç ayrı e-faturanın takip konusu yapıldığı, denetime elverişli mali müşavir bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere faturanın sistem üzerinden davalı tarafa iletildiği ve itiraz edilmediği, davacı tarafın davalı ile arasında akdedilen denetim ve tasdik sözleşmesi uyarınca hizmeti ifa ettiğine dair kayıtları ve elektronik posta yazışmalarını ibraz ettiği anlaşılmakla davacının sözleşme ile belirlenen hizmeti ifa ettiği, davacının üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getirdiği, davalının ise sözleşme ile belirlenen ücreti ödediğine dair belge ve delil bulunmadığı anlaşılmakla aksi yöndeki davalı istinaf sebebine itibar edilmemiştir.
Davalı şirketin pandemi kaynaklı ifa imkansızlığı nedeniyle borcun sona erdiğine yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan inceleme;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/(19)11-58 E. 2022/40 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere, sözleşmenin kuruluşundan sonra tarafların sözleşme ile düzenledikleri menfaatlerini etkileyen durumlarda değişiklik (“önemli değişiklik”) olabilir. Sözleşme içeriği (sözleşme muhtevası) ve önemli değişiklikler arasındaki uyumsuzluk sözleşme riski olarak adlandırılır (Antalya, Osman Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. III, İstanbul 2018, s. 359). Maddi imkânsızlık niteliğinde olan ve Türk Hukuk Lûgatı’ndaki tanıma göre öngörülemeyen ve bunun sonucu olarak önlenemeyen, giderilmesi olanağı bulunmayan ve bir dış etkiden ileri gelen mücbir sebep (zorlayıcı neden) bir yönüyle sözleşme riski sorunudur. Zira, mücbir sebep sürekli nitelikteyse borcun ifası imkânsızlaşır ve borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık (TBK m. 136) meydana gelir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop s. 1003). Bu hâlde taraflar arasında risk dağılımı yapılması gerekir. Bir başka deyişle, mücbir sebebin meydana getirdiği ifa imkânsızlığına kimin katlanacağı belirlenmelidir (Serozan, Rona: İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme (Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bolum C.3), İstanbul 2016, §15 N.4).
Mücbir sebebin en önemli unsuru kaçınılmazlık unsuruna değinmek gerekirse; mücbir sebep, mutlak ve kaçınılmaz olarak borcun ihlâline sebep olmalıdır. Kaçınılmazlık, objektif ve mutlak bir kavramdır. Sözleşmeye bağlılık ilkesine göre, sözleşmenin tarafları dürüstlük kuralı (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 2/1) gereği borçlarını ifa etmek için gerekli her tür çabayı göstermelidir. Mücbir sebepte, mevcut her türlü tedbirin alınmasına ve her türlü imkân ve araca rağmen mücbir sebebin doğurduğu sonuçlar önlenememektedir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 539).
İfa imkansızlığı ise, TBK'nın 136. maddesinde düzenlenmiş olup, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsız olmasını ifade etmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 136/1. Maddesinde; "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer." hükmüne yer verilmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.07.2024 tarih ve 2023/3338 E., 2024/2418 K. sayılı ilamı:"...Davacının iş eksilişine ilişkin hükme dayalı % 5 bedel farkı talebinin, COVID-19 Salgını nedeniyle ifa imkansızlığından söz edilerek reddedilmesi nedeniyle bu dava açıldığından öncelikle ifa imkansızlığı üzerinde durulmalıdır.
Borç ilişkisinden kaynaklanan bütün borçlar ifa edilince o borç ilişkisi sona erer. İfa bu hali ile borçlanılan edimin yerine getirilmesidir. İfanın konusu, borçlanılan edimdir.
Sözleşmedeki edim yerine getirilmemişse borçlu alacaklının uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Fakat bazen sözleşmedeki edimin yerine getirilmesi; edimin yok olması gibi maddi, sözleşme konusunu yapılamaz kılan hukuki bir nedenle ya da ekonomik, sosyal vs. bir olay niteliğindeki fiili bir nedenle mümkün olmayabilir. Bu durumda ifa imkansızlığı gündeme gelir. İfa imkansızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkansız hale gelmesi olarak açıklanabilir. Eğer ifa imkansızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için sözkonusu ise buna objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuşsa buna da subjektif imkansızlık denir. İfa imkansızlığı sözleşme yapılmadan önce var ve bu olgu herkes bakımından aynı sonucu meydana getirmekte ise 6100 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK'nın) 27. maddesi gereğince sözleşme geçersizdir. İfa imkansızlığı sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkmış ve eğer borçlunun kusuru olmaksızın edim imkansızlaşmışsa TBK'nın 136. maddesi, borçlunun kusuru sonunda imkansızlaşmış olursa TBK'nın 112. maddesinin uygulanması gerekir.
Yukarıda sözü edilen TBK'nın 136. maddesine göre; borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifası imkansızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
İfa imkansızlığı kısmen de doğmuş olabilir. Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer (TBK 137/1). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır (TBK 137/2).
4.İfa imkansızlığı ile aşırı ifa güçlüğü birbirinden farklıdır. Aşırı ifa güçlüğü TBK 138. maddede düzenlenmiş olup bu hükme göre; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. (TBK 138/1). Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır (TBK 138/2)..."şeklindedir.
Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında denetim ve tasdik sözleşmesine konu vergi beyannamelerindeki tasdik işlemlerine ilişkin vergisel işlemlerin sözleşmenin döneminin bir kısmında yer alan Covid-19 pandemi sürecinde de devam ettiği, sözleşme süresinin tamamında pandemi sebebiyle kapanmanın mevcut olmadığı, dava öncesi davalının ifa imkansızlığına dayalı davacı tarafa sözleşmenin feshi veya başka bir talepte bulunmadığı sabit olup davalı taraf ticari faaliyetlerinin durduğuna yönelik olarakta ispata elverişli belge ve delil sunmadığı gibi ticari defter ve kayıtları da sunulmadığından bu hususta inceleme yapılamamıştır. Tüm bu hususlar dikkate alındığında davalı taraf yönünden pandemiden kaynaklı ifa imkansızlığı nedeniyle borcun sona erdiğine dair istinaf sebebine itibar edilmemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan sebeplerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,
3-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan 740,56 TL harçtan, alınması gereken 732,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 8,56 TL'nin ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,
4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/09/2026