Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan, tanınmış markanın kötü niyetli taklidine dayalı YIDK kararı iptali, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davası.
Özet: Bu hukuki uyuşmazlık, davacının uluslararası alanda 1937den beri yoğun kullanım ve yatırımlarla tanınmış ve özgün "SPAM" markasının, davalı tarafından kötü niyetli şekilde görsel, işitsel ve kavramsal olarak çok benzer bir ibare ("SPAMY") ile taklit edildiği iddiasına dayanmaktadır. Davacı, kendi markasının maruf ve meşhur niteliğini vurgulayarak, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmektedir. Davalı taraf ise, davacının markasına yönelik önceki itiraz sürecinde kendi markasının kullanımını ispat edememesi nedeniyle itirazının reddedildiğini savunarak, davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/211 Esas - 2025/257

T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2024/211
Karar No : 2025/257
....
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin
Dava Tarihi : 06/05/2024
Karar Tarihi : 09/07/2025
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 09/07/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ..... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; müvekkili markası ile davalı markası aynı ve/ veya ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olup markaların aynı/benzer emtiaları kapsadığını, her iki marka da mavi zemin üzerine sarı renkte büyük harflerle yazılmış olup dava konusu marka ibaresinde "M" harfinin üzerindeki kırmızı figür dikkat çekmemekte, görsel açıdan markaya ayırt edicilik kazandırmadığını, taraf markaları işitsel açıdan da yüksek benzerlik içerdiğini, müvekkiline ait ...” ibaresi ile davalıya ait “....” ibaresinin sondaki “Y” harfi dışında bire bir aynı olduğunu, ibarenin sonundaki bu değişikliklerin işitsel olarak ayırt edicilik sağlamadığını, zira ortalama tüketicinin kelimenin başına sonundan daha çok dikkat ettiğini, ayrıca İngilizce'de davalı marka başvurusuna konu ibarenin okunuşu "...." olduğunu, bu haliyle davalı marka başvurusu okunuş olarak da müvekkili markasından ayırt edici olmadığını, davalı marka başvurusunun ana unsuru "...." gibi örneklerde de görüldüğü gibi sona eklenen "Y" harfi esas kelimeye ek bir anlam katmamakta, sadece pekiştirdiğini, diğer yandan müvekkili markası ile davalı markasının kavramsal yönden de benzerlik içerdiğini, "spam" kelimesi Türkçe'de “gereksiz posta” veya “istenmeyen elektronik posta” olarak kullanılmakta olup kelimenin kökeninin, müvekkili markasından geldiğini, davalıya ait "..." ibaresi de yine hiçbir anlam ifade etmemekte olup argoda "...." gibi bir anlama geldiğini, dolayısıyla davalının; müvekkili şirket tarafından ihdas edilen, özel bir anlamı olmayan, orijinal ve özgün bir ibare olan müvekkili markasını taklit ettiğini, müvekkili şirkete ait markanın, yurt dışında çeşitli ülkelerde 5, 8, 9, 12, 14, 16, 18, 20, 21, 24, 25, 28, 29, 30, 35, 41, 42 ve 43. sınıflarda da tescilli olup birçok gıda ürünü ihtiva ettiğini, dolayısıyla dava konusu marka kapsamında bulunan emtiaların müvekkilinin uzun yıllardır hizmet verdiği sektörler ve ürünler ile eşleştiğinin görüldüğünü, ekonomik değeri çok yüksek müvekkili markasının, Paris Sözleşmesi’ne taraf birçok ülkede koruma altına alınmış ve müvekkil şirket adına tescil edilmiş olduğunu, müvekkiline ait “....” markası Sınıf 29 kapsamında başta menşe ülke .... Devletleri olmak üzere .... nezdinde tescilli olduğunu, bir markanın birden çok ülkede masraflar yapılarak tescil ettirilmesi, ilan edilmesi, kullanılması ve reklam yapılmasının markanın ününü genişlettiğini, bu bakımdan birden çok ülkede tescilini, markanın tanınmışlığı için önemli bir gösterge olduğunu, müvekkilinin “....” markasını büyük uğraşlar ve yatırımlar sonucu oluşturmuş, markayı yoğun ve yaygın biçimde kullanarak maruf ve meşhur hale getirmiş olduğunu, orijinal ve özgün şekilde ihdas ettiği “...” markasını 1937 yılından bu yana yoğun ve yaygın şekilde dünya çapında kullanan .... bu kullanımlar neticesinde markasının dünya çapında bilinir hâle gelmesini sağlamış olduğunu, müvekkili markası tanınmış marka olduğundan davalı tarafından öne sürülen kullanım def'inin dikkate alınmasının hukuka uygun olmadığını, müvekkili ürünlerinin online satış mağazaları aracılığı ile Türkiye pazarında da yer aldığını, ...." adresinde müvekkili ürünlerini Türkiye'ye gönderen uluslararası e-ticaret sitelerinin paylaşılmış olduğunu, müvekkilinin, ...." ibaresi üzerinde gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, müvekkilinin SMK m. 6/6 uyarınca korunmaya değer hukuki yararının bulunduğunu, davalının basiretli bir tacirden beklenen özen yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğunu ve kötü niyetli olduğunu, davalının, yurt dışında tanınmış olan markaların ülkemizde kendi adına yedekleme çabası içerisinde olduğunun tespit edilmiş olduğunu ifade ederek, ....." ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı .... vekili cevaplarında özetle; diğer davalı (başvuru sahibi) itiraz gerekçesi 88473 sayılı, "spam" ibareli markanın kullanımının ispatını talep etmiş olduğunu, ancak davacı-itiraz sahibi, verilen süre içerisinde itiraz gerekçesi markanın kullanımını ispatlayamadığından, SMK m. 19(2) hükmü uyarınca, anılan markaya dayalı olarak SMK m. 6(1) maddesi kapsamında yapılan itirazın reddedilmiş olduğunu, dava konusu başvurunun eşya listesinde yer alan mallar yönünden davacı lehine tescil başvurusundan önce Türkiye'de, 6769 s. SMK'nın 6/3 maddesinde tanımlanan ve reddini gerektirecek düzeyde markasal olarak aktif ve yoğun kullanımının ispatlanamadığından, anılan iddiaya itibar etmenin mümkün olmadığını, davacının md. 6/6 gerekçeli itirazı, itiraz aşamasında bu yönden kanaate varmayı sağlayacak yeterlilikte bilgi ve belgeler sunulmadığından, anılan iddiaya da itibar edilmesinin mümkün olmadığını, tanınmışlık yönünden sunulan bilgi ve belgeler de bu yönden kanaate varmayı sağlayacak yeterlilikte olmadığından davacının tanınmışlık yönündeki iddiasına da itibar etmenin mümkün olmadığını, davacı taraf, kötüniyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğinden, bu husustaki iddiaya itibar edilmemiş olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; davacının iddia etiği markanın mutlak anlamda mavi zemin üzerinde olmadığını, nitekim davacıya ait marka incelendiğinde siyah zemin üzerine yazı ile yazıldığını, buna karşılık müvekkiline ait markanın mavi zemin üzerine yazı ile yazıldığını, bu haliyle markalar arasında benzerlik bulunmamakta olup bilakis açık ve net olarak tüketici tarafından fark edilecek düzeyde farklılık bulunduğunu, yine davacıya ait markanın son harfi olan M harfinin altında başka bir ibarenin daha bulunduğunu, oysa müvekkili şirkete ait markada ibare bulunmadığını, yine davacıya ait marka ile müvekkili şirkete ait markaların yazı stili ve tipinin farklılık arz ettiğini, yine müvekkili şirkete ait markada davalının da kabulünde olduğu üzere M harfinin üzerinde kırmızı figürün bulunduğunu, oysa davacı şirkete ait markada böyle bir figürün bulunmadığını, müvekkili şirkete ait marka ... olup davacı firmaya ait markanın ise .... olduğunu, bu durumda açık bir şekilde markalar arasında benzerlik olmadığını, iki markanın mutlak anlamda ayırt edilebilir olduğunu, müvekkili şirket iştigal alanı ile ilgili ürünlerin ihracatını gerçekleştirmekte olup bu meyanda da dava konusu ''...'' markası için Kurum'a başvuru yapmış ve başvurusunun tescil edilmiş olduğunu, kaldı ki iptali istenen kararda bu hususun açık ve detaylı bir şekilde açıklanmış olduğunu, bu nedenle davacının öncelik iddiasının müvekkili yönünden dinlenmesinin hukuka ve usule aykırı olup davanın reddini talep ettiklerini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı,.... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, 6769 sayılı kanunun 6/3, 6/6 ve 6/9 kapsamındaki itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının .... sayılı "..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ... sayılı "..." ibareli marka için davalı tarafından 10/12/2021 tarihinde 29.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacının 88473 sayılı "spam" ibareli markasına dayalı olarak itirazda bulunduğu, davacının itirazlarının reddine karar verdiği, davacının bu karara tekrardan aynı markaya ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak itirazda bulunduğu, bu itirazın da, ....sayılı kararı ile reddine nihai olarak karar verdiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi ek/kök raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Kullanım İspatı Talebi Bakımından Değerlendirme;
6769 Sayılı SMK’nın “Yayıma itirazın incelenmesi” başlıklı MADDE 19; “(1) Kurum, başvuru sahibinden itirazlara ilişkin görüşlerini süresi içinde bildirmesini ister. Kurum gerekli gördüğü takdirde taraflardan ek bilgi ve belge sunmalarını isteyebilir. Görüşlerin veya istenilen ek bilgi ve belgelerin süresinde Kuruma sunulmaması hâlinde itiraz, mevcut bilgi ve belgeler kapsamında değerlendirilir. (2) 6 ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlarda, itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İtiraz sahibi tarafından bu hususların ispatlanamaması durumunda itiraz reddedilir. İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması hâlinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir. (3) İnceleme neticesinde markanın, başvuru kapsamındaki mal veya hizmetlerin bir kısmı ya da tamamı için tescil edilemeyeceği sonucuna varılırsa, başvuru bu mal veya hizmetler bakımından reddedilir. Aksi hâlde itirazın reddine karar verilir.” hükmüne amirdir.
Bu hüküm kapsamında, idari aşamada ve dava aşamasında davalı tarafından davacıya ait 88473 sayılı marka hakkında kullanım ispatı talep edilmiştir.
Davacı tarafından sunulan belgeler neticesinde, bu belgelerin sosyal içerik platformu onedio ile ....’nin 2014 yılındaki ve mizemedia sitesindeki haberlere ait olduğu, ayrıca “.... markalı ürünlerin .... alan adlı internet sitesi üzerinden satışının yapıldığı görsellerin olduğu; söz konusu belgelerin davacının redde gerekçe markasının Türkiye’de ciddi biçimde kullanıldığını ispatlamaya yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır.
Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimalinin Bulunup Bulunmadığı Yönünden Değerlendirme;
6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir.
6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir.
Markalar arasındaki benzerlik incelenirken; Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları, Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır.
Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim ...... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir.
İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir.
İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır.
Somut olayda, davacının redde gerekçe markasının Türkiye’de ciddi biçimde kullanıldığını ispatlamaya yeterli olmadığı değerlendirildiğinden, davacının SMK 6/1 maddesi gerekçeli itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Eskiye Dayalı Kullanım Bakımından Değerlendirme;
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/3 bendinde “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Burada kastedilen marka tesciline konu edilmeksizin ve fakat markasal bir etki doğuracak mahiyette ve yeterlilikte, ticaret hayatında kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir.
Tescilsiz bir işaretin korunmasını sağlayan ve nisbi ret nedenine konu teşkil eden bu durum, işaretin, itiraz eden tarafından daha önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması ve bu kullanım neticesinde işarete ayırt edici nitelik kazandırılmış olmasıdır. Yani, bir markanın tescil başvurusundan önce, bu işaret bir başkası tarafından oluşturulmuş ve kullanma neticesinde belli oranda kullanan ile anılmaya başlamış ve ayırt edici nitelik kazandırılmışsa, bu hakka dayanarak sonraki tescilin engellenmesi mümkündür. Ancak tescilin engellenebilmesi için, markanın tescili için yapılan başvuru veya başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş olması ve hakkın sahibine, daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyor olması gerekmektedir.
Ancak tescilsiz kullanım ile kast edilen husus, öncelik hakkının işareti ilk defa alelade bir şekilde kullanan kişiye ait olması demek değildir. Başka bir ifadeyle 6/3 maddesi anlamında aranan ayırt edicilik, markasal etki doğurmayan veya oldukça sınırlı bir kitle için doğuran kullanımlar değil, tescilsiz işaretin ticari alanda kullanılması suretiyle, ilgili piyasada bilinir hale gelmesi ve o işareti ihdas edenle birlikte tanınır olması biçiminde anlaşılmalıdır. Ancak buradaki bilinir/maruf olma durumu ile 6769 s. SMK m.6/5 kapsamındaki tanınmışlık olgusu ile karıştırılmamalıdır. İlk kullanma suretiyle marka hakkının doğumunu sağlayan ve bu nedenle markasal etki doğuracak şekilde bir bilinirlik, markanın üzerine konulduğu emtianın hitap ettiği alıcı kitlesi tarafından tanınmaya başlamış olması, belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinmesi biçiminde anlaşılmalıdır. Bir diğer ifadeyle, 6769 sayılı SMK m.6/3 kapsamında, tescilsiz işaretin belirli bir çevre veya piyasa ile sınırlı bir bilinirlik düzeyine erişmesi, maddenin sağladığı korumadan istifade için yeterli görülmelidir.
ATAD huzurunda görülen bir uyuşmazlıkta, önceye dayalı hak istisnasını mesnet göstermek suretiyle 40/94 sayılı Marka Tüzüğü 8/4 m. uyarınca sonradan bir hak ileri sürebilmek için; Hak iddia edilen işaretin ticaret sırasında kullanılmış olması, Yerel coğrafi bölgeden daha geniş bir coğrafik alanda işaretin kullanılması, İşaret sahibinin, bu işaretin başkalarınca kullanılmasını önleyebilecek ölçüde (iç hukukların sağladığı boyutta mesela; işaretin bilinir hale getirilmesi / tanıtılması gibi) hak sahibi olması, İşaret üzerindeki hakkın, karşı çıkılan markanın başvuru tarihinden önceki bir zaman diliminde elde edilmiş olması şartların hep birlikte gerçekleşmiş olması aranmıştır. Tabi ki bu kriterler, somut olayın şartlarına göre ayrı ayrı ele alınarak yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.
Bunun yanı sıra bu kapsamda sağlanacak koruma sadece tanıtımın yapıldığı mal veya hizmetlerle sınırlı olacaktır. Aksi halde, yani başka mal ve hizmetler yönünden de üstün hak sağlanması halinde, marka tescilinin bir anlam ve önemi kalmayacak, bir nevi tescilsiz bir işarete çok tanınmış bir marka statüsü sağlanması söz konusu olacaktır.
Yasal düzenlemeler, doktrin ve yargı kararlarında kabul gören bu görüşler çerçevesinde somut uyuşmazlığa bakıldığında;
Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamından, davacı tarafından dava konusu ibare olan “...” ibaresini veya bu ibareyle karıştırılma ihtimaline yol açacak başka bir ibareyi Türkiye’de uzun süredir dava konusu mallar bakımından tescilsiz kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmış olup, netice itibariyle de, davacının dava konusu marka üzerinde dava konusu mallar bakımından eskiye dayalı kullanımının bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme;
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Dosya kapsamındaki belgeler neticesinde, davacıya ait markaların .... tanınmış marka sicilinde kayıtlı olmadığı anlaşılmış olup, ayrıca da tanınmış olduğuna dair bir kanaate de varılmamıştır.
Kabul edilmemekle birlikte, davacı markası tanınmış marka olduğu kabul edilse bile, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “spam” markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, dava konusu markanın haksız yarar sağlayabileceği, davacı markasının itibarına zarar verebileceği, ayırt ediciliğini zedeleyebileceği ihtimallerinden birinin davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır.
6769 Sayılı SMK’ nın 6/6 Bendi Kapsamında Değerlendirme;
6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu maddeden de anlaşılabileceği üzere başkasına ait ticaret unvanı, işletme adı, internet alan adı, endüstriyel tasarım tescili gibi sınaî hak sahiplerinin ve telif hakkı gibi fikri hak sahiplerinin bu hak konularının bir başkası tarafından izinsiz olarak tescili taleplerine itirazda bulunarak tescili engellemeleri veya tescil gerçekleşmiş ise hükümsüzlüğünü talep etmeleri mümkündür. Bu halde, dava konusu marka tescillerinin davacıya ait telif hakkını veya herhangi bir fikri/sınai mülkiyet hakkını içermesi halinde, başvurunun önceki hak kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.
Somut uyuşmazlık bakımından, davacıya ..... markalı ürünlerin özellikle..... satışının yapıldığına ilişkin bir bilginin bulunmadığı, dolayısıyla, söz konusu sitenin Türkiye’de markasal kullanımının bulunmadığı; netice itibariyle de, davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir. Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.
HÜKÜMSÜZLÜK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:
Dava konusu marka ile davacı markası marka işaretleri bakımından; dava konusu markanın esas unsurunun “....” ibaresi, davacının markasının esas unsurunun ise ...” ibaresi olduğu, markaların dava konusu markanın esas unsurunun davacı markasının esas unsurunu aynen içerdiği, bu durumun tüketici nezdinde işitsel, görsel ve kavramsal olarak karıştırılmaya yol açabileceği; zira, dava konusu markanın sonunda yer alan “Y” harfinin markaları farklılaştırmaya yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.
Markaların kapsadıkları mallar arasındaki benzerliğin değerlendirmesi neticesinde, dava konusu markanın kapsamındaki malların davacı markasının kapsamındaki mallar ile aynı tür/benzer olduğu; zira, söz konusu malların tamamının gıda sektörüne ait olduğu, benzer alıcı kitlesine sahip oldukları, aynı reyonlarda satışa sunuldukları değerlendirilmiş, netice itibariyle de, davalı tarafından dava aşamasında kullanım def’inin öne sürülmediği anlaşılmış olup, dava konusu marka bakımından hükümsüzlük şartlarının oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi ek/kök raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından;
Davacının redde gerekçe markasının Türkiye’de ciddi biçimde kullanıldığını ispatlamaya yeterli olmadığı kanaatine varıldığından, davacının SMK 6/1 maddesi gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının eskiye dayalı kullanım gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının SMK 6/6 maddesi kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı,... kararının yerinde olduğu ve iptali şartlarının oluşmadığı, ..., davalı tarafından dava aşamasında kullanım def’inin öne sürülmediği, dolayısıyla, davaya konu markanın hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
.....kararının iptali yönünden açılan davanın reddine,
Davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Hükümsüzlük yönünden açılan davanın kabulüne,
Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine,
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen .....’e gönderilmesine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalı şirketten alınarak hazineye irad kaydına,
Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 9.196,00.-TL yargılama giderinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.09/07/2025
Kâtip Hâkim.....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
MASRAF DÖKÜMÜ
İlk Masraf : 916,00.-TL
Bilirkişi Ücreti : 8.000,00.-TL
P.P : 280‬,00.-TL
TOPLAM : 9.196,00.-TL