Hırsızlık suçunda zorunlu müdafi eksikliğinin mutlak hukuka aykırılık sayılmasıyla bölge adliye mahkemesinin duruşmasız bozma yetkisini doğurduğuna ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı.
Özet: Nitelikli hırsızlık suçundan sanığa verilen mahkumiyet kararının istinaf mahkemesince esastan reddi sonrası temyiz incelemesinde, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin, bölge adliye mahkemesinin duruşma açmadan bozma yetkisini aştığı gerekçesiyle verdiği bozma kararı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenmiş; kurul, zorunlu müdafi atanması gereken bu tür davalarda müdafisiz yapılan yargılamanın kesin hukuka aykırılık oluşturduğunu ve bu nedenle bölge adliye mahkemesinin kararı bozmasında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığını belirterek, 2. Ceza Dairesinin önceki bozma kararını kaldırmıştır.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/2898 E., 2021/2768 K.SUÇ : HırsızlıkHÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:Sanık hakkında Söke 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.09.2021 tarihli ve 2021/220 Esas, 2021/447 Karar sayılı kararı ile hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvuruları üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin 09.11.2021 tarihli ve 2021/2898 Esas, 2021/2768 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiş olup, hükmün süresi içinde sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 15.04.2025 tarihli ve 2022/12502 Esas, 2025/6475 Karar sayılı ilamı ile "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-e-f maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 23.02.2021 tarihli bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’unun 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmediği" gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2025 tarihli ve 2-2021/151502 sayı ile; "...cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi nedeniyle istemi aranmadan müdafi görevlendirilmesi ve müdafinin de duruşmalarda hazır bulunması gerektiği konusunda kuşku olmamakla birlikte, ilk derece mahkemesinin müdafi atamadan yargılamaya devam etmesi ile atanan müdafinin duruşmada hazır bulunmaması arasında bir fark bulunmaması gerektiği, iddianamedeki nitelendirmeye veya ek savunma verilerek uygulanması gereken hükümlere göre zorunlu müdafi atanması gerektiği durumlarda, müdafi atanmaması veya atanan müdafinin duruşmada hazır bulundurulmaması durumunda, müdafinin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi hâlleri dışında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 188. maddesinin 1. fıkrasına aykırı davranılmış olunduğu ve bu hukuka aykırılığın da 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin atıfta bulunduğu anılan Kanun'un 289. maddesinin 1. fıkrasının (e) kapsamında bölge adliye mahkemelerine bozma yetkisi verdiğinin değerlendirildiği," gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünün onanması yönünde itiraz talebinde bulunulduğu, Dairemizin 21.10.2025 tarihli ve 2025/11671 Esas, 2025/18562 Karar sayılı kararı ile; kararda usûl ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmeyerek dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 11.03.2026 tarihli ve 2025/2-671 Esas, 2026/171 Karar sayılı kararı ile, "Sanığa isnat edilen gece vakti nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı itibarıyla müdafi tayin edilmesi zorunlu olup İlk Derece Mahkemesince sanığa müdafi atanmadan ve kanunen mutlaka duruşmada hazır bulunması gereken müdafii olmaksızın yargılamaya devamla hüküm kurulmasının, CMK’nın 188. maddesinin birinci fıkrası nazara alındığında, aynı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâlini meydana getirdiği anlaşılmakla, bu hukuka aykırılık sebebiyle Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki yetkiye dayanarak bozma kararı vermesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı" gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Dairemizin 15.04.2025 tarihli ve 2022/12502 Esas, 2025/6475 Karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılarak yapılan incelemede; 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır" ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir" şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin, "sanığın atılı suçun kanuni tanımına uyan hiçbir eylemi bulunmadığına, sanığın savunmasının aksini gösterir herhangi bir delilin de dosya kapsamında yer almadığına, sanık hakkında, atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığına, sanık hakkında beraat yerine cezalandırma yönünde hüküm kurulmuş olmasının ve istinaf başvurularının reddedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna, bununla birlikte sanık lehine bulunan kanun hükümlerinin tatbik edilmeyerek fazla ceza tayininin de usul ve yasaya aykırı olduğuna" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;Sanık hakkında kurulan hükümde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz nedenlerinin reddiyle, 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca, usûl ve yasaya uygun olan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararına yönelik TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKMÜN Tebliğname'ye uygun olarak ONANMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Söke 2. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.