Ankara Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, tanınmış seri marka sahiplerinin davalı markasının tesciline karşı açtığı YIDK kararı iptali ve hükümsüzlük davasında kararını verdi.
Özet: Bu dava, davacının, "....." ibareli tanınmış ve ayırt edici markasının görsel, işitsel ve kavramsal olarak davalının "...." ibaresini esas unsur olarak içeren markasıyla aşırı benzerlik gösterdiğini, bu durumun gıda sektöründeki düşük algılama düzeyine sahip ortalama tüketicide karışıklığa yol açtığını, davalının kötü niyetle hareket ederek müvekkilinin markasının tanınmışlık statüsünden haksız yarar sağlayacağını ve ayırt edici karakterini zedeleyeceğini ileri sürerek, davalı marka başvurusunun tescil edilmesi halinde belirli mal ve hizmet sınıfları yönünden hükümsüz sayılması ve Türk Patent ve Marka Kurumunun ilgili kararının iptali talebiyle açılmıştır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/430 Esas - 2025/288

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/430
KARAR NO : 2025/288
....
DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük
DAVA TARİHİ : 10/10/2024
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 10/07/2025
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirkete ait “.....’ ibareli markası görsel, işitsel, kavramsal ve bütün marka algısı açısından birbirinin aynı olup ayırt edilemeyecek derecede benzerlik göstermekte ve bu haliyle tüketici nezdinde karışıklığa sebebiyet verdiğini, dava konusu marka, beyaz renk zemin üzerine tüm harfleri büyük, kalın punto, koyu kahverenginde yazılmış “....” ibaresi ile yine aynı koyu kahverenginde marka işaretinin altında yer alacak şekilde daha küçük puntoyla yazılmış..... esas unsurundan oluşan tanınmış seri marka ailesi olduğunu, böylece davalı yanın, müvekkili şirket markalarının esas unsuru olan ....” ibaresini markasında aynen içermesinin yanında esaslı unsur olarak kullandığını, müvekkili şirket markalarının ayırt ediciliğinin yüksek ve tanınırlığının bulunması sebebiyle “....” ibaresine dikkat kesilecek ve bu sebeple de davalı şahıs marka başvurusunu müvekkili şirket markalarından biri zannedebileceğini, markada yer alan İngilizce diline ait bir kelime olan “....kelimesini nitelendirdiğini, bu durumun marka kompozisyonunda vurguyu işaretin devamında yer alan ve müvekkili şirkete ait ..... olmasını sağladığını, dava konusu markanın müvekkili şirket markalarıyla aynı veya/ benzer sınıf ve emtialar yönünden tescilli olduğunu, taraf markalarının bulunduğu emtialar gıda sektörüne ait olup ortalama tüketici tarafından düşük algılama ve dikkat seviyesine sahip olduğunu, müvekkili şirkete ait “.....” ibaresinin düşük ayırt ediciliğe sahip olduğu kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirkete ait tanınmış marka hakları kanun hükmü gereği sadece kendi sınıfında değil, tüm mal ve hizmet sınıflarında koruma altına alınması gerekmekte olup müvekkili şirkete ait “.... markasının; 6769 Sayılı Sınai Mülkiye Kanunu’nun 6/4, 6/5 ve 7/2-c maddelerine göre tanınmış marka olduğunu, işbu husus, müvekkili şirkete ait “....” markasının kurum nezdinde .... tescil numarası ile tanınmış marka olarak tescil edilmesi ile de aleniyet kazanmış ve dolayısı ile de müvekkili markasının tüm sınıflarda korunmasının kurum nezdinde tescil altına alınmış olduğunu, müvekkili şirket tarafından kullanılan .... esas unsurlu tanınmış ve ayırt edici seri markalarına çok büyük yatırımlar yapılmış olup işbu yatırımlar neticesinde müvekkili şirketin “....” ibaresini içeren seri markalarının tüketici nezdinde tanınmış ve ayırt edici hale gelmiş olduğunu, müvekkili şirketin .... markası, ülkemizde dâhil olmak üzere dünya çapında çok yüksek bir bilinirliği haiz olup, müvekkili şirketin .... madde 6/4-5 kapsamında ulaşmış olduğu tanınmışlık seviyesi sebebiyle başvuru sahibinin markasının tescil edilmesi halinde müvekkilinin markasından haksız yarar elde edeceğini ve müvekkilinin markasının ayırt edici karakterinin zedelenmesine sebebiyet vereceğini, davalının, müvekkili şirketin maruf ve tanınmış hale getirdiği “.....” ibareli marka başvurusunda esaslı unsur olarak kullanmış ve bununla da kalmayıp aynı/benzer sınıf ve emtialar yönünden tescil ettirmek istemiş olduğunu, tüm bunların davalı yanın kötü niyetinin açık göstergesi olduğunu beyan ederek .....” ibareli marka başvurusunun tescil edilmesi halinde 30.sınıf ve 35. Sınıfta yer alan emtiaların tamamı yönünden hükümsüz sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; kurum kararının yerinde olduğu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalının yargılamaya katılımı olmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şahıs tarafından 31.03.2023 tarihinde... başvuru numarası ile ......” ibareli marka için 30 / 35 / sınıflarda marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu .... ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şirket tarafından itiraz edilmiş, işbu itiraz..... tarafından reddedilmiş, davacı şirket tarafından söz konusu ret kararına ..... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ ediliği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER
Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali;
6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir.
6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir.
Markalar arasındaki benzerlik incelenirken,
Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları
Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik,
Çağrıştırma,
Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat,
Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu,
Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman
kriterleri ele alınmalıdır.
İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır . Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir.
İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır.
Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı;
Dava konusu ..... sayılı markanın kapsamındaki 30. sınıftaki malların tamamının davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı,
Öte yandan, dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu 35. Sınıfta yer alan “alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.” hizmetlerinin davacının redde gerekçe markalarının kapsamındaki 30. sınıftaki mallar ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Zira bir malın üretilmesinin doğal sonucu o malın pazarlanması olup, satışa konu ürün söz konusu olmadıkça bu ürünün pazarlanması hizmetinden de söz edilemeyeceği, bu nedenle dava konusu 30.sınıf mallarının pazarlanması hizmetleri ile bu mallar arasında birbirini tamamlayıcı ilişkinin bulunduğu,
Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır.
Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken de çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır.
Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı;
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır.
.... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır” .
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davalı şirketlerin redde gerekçe gösterdiği markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır.
Dava konusu marka, beyaz zemin üzerine, kahverenginde, kalın, büyük harflerle “.... ibaresi ile bu ibarelerin altında, çok daha küçük punto ile .... (dünyanı renklendir.ısırdıkça ısır)” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir figüratif unsur içermeyen kelime markasıdır. Dava konusu markada yer alan “brownie” ibaresinin çikolatalı bir kek çeşidi olması nedeniyle dava konusu mallar/hizmetler bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmadığı, dolayısıyla dava konusu markanın esas unsurunun “..... ibaresi olduğu,
Davacıya ait markalar, münhasıran ..... ve/veya farklı kelime unsurlarını içeren bazılarının ambalaj olarak tasarlandığı kelime markaları veya karma markalardır.
Dava konusu marka ile davacıya ait markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “brownie” ibaresi ortak olarak yer alsa da, dava konusu markada yer alan “.... ibaresinin dava konusu markanın ayırt edici unsuru konumunda olduğu, zira markalarda yer alan “browni/brownie” ibaresinin ülkemizde de çok iyi bilinen bir kek çeşidinin ismi olduğu, bu nedenle dava konusu mallar/hizmetler bakımından ayırt edici niteliğe haiz olmadığı, davacının bir kısım markalarının münhasıran bu kelimeden oluştuğu, buna karşın dava konusu markanın esas unsurunun ....” ibaresi olduğu, ayırt edici niteliğinin daha yüksek olduğu, buna karşın taraf markalarında ortak unsur olan ....” ibaresinin “çikolatalı kek” anlamını taşıdığı, dava konusu markayı gören tüketicilerin ..... kelimesi nedeniyle davacı markalarından ziyade ürünün çeşidini akıllarına getireceği, taraf markalarındaki “.....” kelimesinin ortaklığının markaları benzer kılmaya yetmeyeceği, dava konusu markada “brownie” kelimesinin ön plana çıkarılmadığı, aksine marka algısı oluşturan başka unsurların varlığı nedeniyle, cins, çeşit bildiren kelime olarak markada yer aldığı, somut olayda tanımlayıcı bir ibarenin ortaklığının markaları benzer kılmaya yetmediği, taraf markalarının esas unsur bazında bir benzerlik taşımadığı, bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacının markalarından uzaklaştığı, markaların bütünsel olarak ilişkilendirilebilir olmadığı, “browni” ibaresi gibi orijinal olmayan bir ibareyi ortak olarak içeren taraf markalarının tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmadığı, tüketicinin taraf markalarını benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacıya ait redde gerekçe markalar arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı,
Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu “30: Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. 35: alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.” malları/hizmetleri davacı markalarının kapsamında aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer alsa da, dava konusu marka ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı,
Tanınmışlık İddiaları;
6769 sayılı SMK m. 6/5 düzenlemesi “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” biçimindedir.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır.
Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda, dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Yukarıdaki bölümlerde bahsedildiği gibi, somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6769 s. SMK' nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, bu tehlikelerden birisinin gerçekleşme ihtimalinin ve davalı başvurusunun davacıya ait “brownie” ibaresini içeren markalarının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığının davacı tarafından ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK' nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK' nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı,
Kötü Niyet İddiaları;
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir.
Somut olayda, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı önceki bölümlerde detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı,
Netice itibariyle,
Dava konusu mallar/hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında “30: Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. 35: alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.” aynı/aynı tür/ilişkili olarak yer aldığı ancak, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmadığı, dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davalının kötü niyetli olmadığı, .... Kararı’nın yerinde olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın reddine,
Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Davalı şahsın yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .....istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.10.07.2025
Kâtip Hâkim .....
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır