Yargıtay 1. Ceza Dairesi, kasten öldürme ve teşebbüs suçlarında sanıkların sorumluluklarını haksız tahrik bağlamında yeniden değerlendirerek kısmen bozdu.
Özet: Olayda, alkollü iki kişinin tartıştığı yaşlı bir erkeği darp etmesi üzerine, yaşlı erkeğin oğlu olaya müdahale ederek babasını darp edenlerden birini bıçakla öldürmüş, diğerini ise hayati tehlike arz edecek şekilde yaralamıştır; yerel mahkeme ve istinaf mahkemeleri hem babayı hem de oğlu kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüsten asli fail olarak cezalandırmasına rağmen, Yargıtay, babanın eylemlere asli fail olarak katıldığına dair şüpheye yer bırakmayacak delil bulunmadığını belirterek, maktulün öldürülmesi suçunda haksız tahrik altında yardım eden sıfatıyla cezalandırılması, mağdurun yaralanması suçundan ise beraat etmesi gerektiğine hükmederek kararı bozmuş, ancak oğul hakkındaki mahkumiyet hükümlerini onamıştır.

KARARI VERENYARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza DairesiMAHKEMESİ :Ağır Ceza MahkemesiSAYISI : 648-550I. HUKUKİ SÜREÇMaktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan; sanık ...'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 37/1, 81/1, 29, 53, 58... . maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; sanık ...'ın TCK'nın 37/1, 81/1, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan; sanık ...'ın TCK'nın 37/1, 81/1, 35, 29, 53, 58... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; sanık ...'ın aynı Kanun'un 37/1, 81/1, 35, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.11.2022 tarihli ve 242-407 sayılı kısmen ve resen istinafa tabi hükümlerin, sanıklar müdafii ve sanık ... tarafından da istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 22.12.2022 tarih ve 1755-1773 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Bu kararın da sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 31.10.2023 tarih ve 2179-6658 sayı ile;1- Sanık ... hakkında kurulan hükümlerin; "Sanığın mağdur ...'i ateşli silah ile hayati tehlikeye neden olacak şekilde yaraladığı olayda, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, teşebbüs nedeniyle makul oranda ceza tayin edilmesi yerine yazılı şekilde asgari düzeye yakın ceza tayin edilmesi suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisi ile oy çokluğuyla onanmasına,2- Sanık ... hakkında kurulan hükümlerin ise; "Oluşa ve dosya içeriğine göre; olay günü evinde bulunan sanık ...'ın, iş görüşmesi için yanına gelmekte olan tanık ... ile görüşmek için aşağı indiği, ...'in bu esnada adresi karıştırması nedeniyle geç kaldığı, sanık ...'ın da, alkollü olan maktul ve mağdurların aracını, tanık ...'in aracına benzetmesi nedeniyle, yanlarına doğru gelip aracın içine baktığı, sonrasında 'birine benzettim pardon' dediği, maktul ...'ın da 'hayırdır, kime benzettin' diyerek cevap vermesiyle, aralarında arbede yaşandığı, maktul ve mağdur ...'in iştirak halinde sanık ...'ı darp ettikleri, babası olan...'ın darp edildiğini gören sanık ...'ın koşarak aşağı indiği ve önce mağdur ...'i bıçaklayarak hayati tehlike geçirir şekilde yaralanmasına akabinde, babası ile boğuşmakta olan maktulü bıçaklayarak hayatını kaybetmesine sebebiyet verdiği anlaşılan olayda; sanık ...'ın oğlu ...'ın maktule yönelik eylemine asli fail olarak iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, ancak; sanık ...'ın eylemini gerçekleştirmesini kolaylaştırmak suretiyle yardım eden sıfatıyla katıldığı, ...'e yönelik ise; sanık ...'ın eylemine asli ya da dolaylı fail olarak iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği anlaşıldığından, sanık ...'ın maktule yönelik haksız tahrik altında kasten öldürmeye yardım etme suçundan cezalandırılmasına ve mağdur ...'e yönelik beraatine karar verilmesi yerine yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliğinden oy birliği ile bozulmasına,Karar verilmiştir.Daire Üyesi ...; "Sanık ... olay gecesi saat 00.05 sularında apartmandan inerek bir hususu görüşmek için bir arkadaşını beklemekte olup araçla geleceğini söylediği arkadaşı gelmekte gecikince aracın içerisinde alkol almakta olan maktul ... ve mağdur ...'in içinde oturduğu aracın kapısını arkadaşının aracı zannederek açmış sonra da yanlış oldu diye mazeretini bildirip kapıyı kapatmıştır ancak alkollü olan ... ve ... 'hayırdır kimi arıyordun' diyerek araçtan çıkıp...’la tartışmaya başlamaları üzerine tartışma kavgaya dönüşmüş, sanık ... ile aynı apartmanda oturan komşular iki kişinin sanık ...’ı darp ettiğini görünce apartman balkonundan ve penceresinden şişe atarak taraflara ayırmaya çalışmışlar. ...'ın torununun baba dedemi dövüyorlar demesi üzerine...'ın oğlu olan sanık ... evin penceresinden aşağıya bakıp babasının 2 kişi tarafından yere yatırılıp darp edildiğini görünce evden bıçak alarak aşağıya inmiş ve aşağıya indiğinde yerde bulunan babasını darbeden sanıklardan ...'ı bıçaklayarak ölümüne sebebiyet vermiş diğer sanık ...'i de nitelikli şekilde yaralamıştır. Sanık ...’ın her bir suçtan hakkında verilen cezalardan olayın oluş şekli olay gecesi alkollü iki şahsın 60 yaşındaki babasını yere yatırarak dövmeleri her ne kadar alınan adli raporda sanık ...’ın basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaralandığı belirtiliyor ise de olay sırasında...'ın yüzünde gözünde darp izleri bulunduğu dikkate alındığında babasını yere yatırıp döven iki şahsa karşı haksız tahrik altında bu suçu işleyen ...'ın her bir suç nedeniyle cezasından yapılacak indirimi olayın oluş şekli ve saati dikkate alındığında sanık ...'ın cezasından haksız tahrik indirimi yapılırken asgari seviye ile makul seviye arasında bir indirim yapılmasının hakkaniyete uygun olduğunu asgari seviyede yapılan indirim sonucu sanık ...'ın her bir eylemi nedeniyle daha fazla cezalandırılmasının adalet ve hakkaniyete uygun olmadığını düşündüğümden sanık ... hakkındaki her bir mahkûmiyet hükmü gereği cezasından asgari seviyede tahrik indirimi yapan BAM Ceza Dairesi kararlarını onaylayan Dairemizin çoğunluk görüşüne muhalifim." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.12.2023 tarih ve 13257 sayı ile; bir kısım maddi hataların düzeltilmesi talebiyle birlikte sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme ve mağdura yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından tayin edilen cezalardan haksız tahrik nedeniyle TCK'nın 29. maddesi uyarınca indirim yapılırken asgari seviye ile makul seviye arasında bir ceza tayini gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar veren Özel Dairece, 09.07.2024 tarih ve 9-5176 sayı ile; maddi hatanın düzeltilmesine, onama ilamının sanık ... yönünden kaldırılmasına, sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme ve mağdura yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından tayin edilen cezalardan haksız tahrik nedeniyle TCK'nın 29. maddesi uyarınca indirim yapılırken asgari seviye ile makul seviye arasında bir ceza tayini gerektiği gözetilmeksizin asgari oranda indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayini ile sanık ...'ın mağdura yönelik eylemine ilişkin olarak meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda teşebbüs nedeniyle makul oranda ceza tayin edilmesi yerine yazılı şekilde asgari düzeye yakın ceza tayin edilmesi suretiyle eksik ceza tayini nedenleriyle hükümlerin oy çokluğuyla bozulmasına, ilamın diğer yönlerinin aynen korunmasına ve sanık ... hakkında mağdura yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümde aleyhe temyiz bulunmadığından ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın saklı tutulmasına karar verilmiştir.Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi ise 21.10.2024 tarih ve 648-550 sayı ile; "...Mağdur sanık ...'in ilk ifadesinde...'ın maktulün boğazını sıkarken ...'ın bıçakla saldırdığına dair beyanı gözetildiğinde mağdur sanıkların iştirak halinde kasten öldürme suçunu işledikleri kanaatine varılmış ve 5237 sayılı TCK'nın 81/1 maddesi uyarınca cezalandırılmalarına, mağdur sanıkların eylemi haksız bir eylemin verdiği hiddet ve elem ile gerçekleştirdikleri anlaşıldığından olayın gelişimi gözetilerek TCK 29 maddesi uyarınca takdiren mağdur sanıkların cezalarında indirim yapılmasına dair karar verilmiştir.Mağdur sanık ... ...'in bıçakla yaralanması olayına ilişkin Adli Tıp Kurumu 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporuna göre, sanık ...'in sırt bölgesinde tanımlanan 2 adet kesici delici alet yarasının basit tıbbi müdahale ile giderilemeycek ve hayati tehlike oluşturacak nitelikte olduğu, batın solda tanımlanan 1 adet kesici delici alet yarasında kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğunun belirtildiği, mağdur sanıklar... ve ...'ın karşılıklı yaşanan kavga olayında birlikte hareket ettikleri, mağdur sanık ...'in yaralanmasına olayın gelişimine göre iştirak halinde neden oldukları hususunda tam vicdani kanaate varıldığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin birçok kararında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; Fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği ve kullanılış şekli, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği, failin fiilden önceki ve sonraki davranışları gibi ölçütler esas alınmalıdır. Somut olayda kullanılan bıçağın öldürmeye elverişli olması, mağdur sanık ...'in aldığı darbe sayısı, yaralandığı bölgelerin hayati bölgeler olması, mağdur sanık ...'in olay yerinden kaçarak uzaklaşması birlikte değerlendirildiğinde eylemlerinin öldürmeye teşebbüs suçu kapsamında kaldığı kanaatine varılmakla sanıkların TCK 81/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına, mağdur sanık ...'in olay yerinden kaçması ile eylemin tamamlanamadığı ve teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmakla TCK 35/2. maddesi gereğince teşebbüsün derecesine ve mağdurdaki yaraların seviyesi, eylemin işleniş şekli, darbe adedi gözetilerek asgari haddin üzerine çıkılarak hapis cezası ile cezalandırılmasına dair karar verilmiştir. Olayın gelişimi, tanık beyanları gözetildiğinde ilk haksız hareketin mağdur sanık ... ve maktul ... tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmakla mağdur sanıklar... ve ... hakkında haksız tahrik hükümleri uygulanarak TCK 29/1. maddesi uyarınca cezalarında takdiren 1/4 oranında indirim yapılmasına dair karar verilmiştir....Yargıtay'ın bozma kararı sonrasında yeni esas numarası verilmek suretiyle ele alınan dava dosyasının mahkememizce yapılan tetkikinde önceki yargılama aşamasında verilen kararın gerekçesinde belirtilen hususlar nazara alınarak hukuka aykırı olmadığı kanaatine varılmakla Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 31.10.2023 tarihli, 2023/2179 Esas - 2023/6658 Karar sayılı ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.07.2024 tarihli, 2024/9 Esas - 2024/5176 Karar sayılı ilamlarının usul ve esasa uygun bulunmadığı," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların mahkûmiyetlerine karar vermiştir.Bu hükümlerin de sanıklar müdafii ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.01.2025 tarihli ve 128020 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.05.2025 tarih ve 139-3844 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONULARIÖzel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;1- Sanık ...'ın, mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının,2- Sanık ...'ın, maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi uyarınca müşterek fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yardım eden olarak mı iştirak ettiğinin,3- Sanık ... hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranlarında isabet bulunup bulunmadığının, 4- Sanık ... hakkında teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın karar tarihinde yürürlükte bulunan 35/2. maddesi uyarınca takdir edilen ceza miktarının isabetli bir biçimde tayin edilip edilmediğinin, Belirlenmesine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık ...'ın maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçuna iştirakten sorumlu tutulup tutulamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Morg İhtisas Daire Başkanlığının 13.05.2020 tarihli otopsi raporuna göre; maktul ...'ın ölümünün, kesici delici alet yaralanmasına bağlı kot kesileri ile birlikte iç organ yaralanmalarından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği,Sanık ... hakkında düzenlenen adli rapora göre; kesici alet ile gerçekleştirilen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olmadığı ve vücutta kemik kırığına yol açmadığı,Sanık ... hakkında düzenlenen adli rapora göre; yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelik taşımadığı, Mağdur ... hakkında düzenlenen adli rapora göre; sırtta, batında ve sağ koltuk altında olmak üzere toplam üç bıçak darbesi sonucu gerçekleşen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olmadığı ve hayati tehlikeye sebebiyet verdiği,Anlaşılmaktadır.Mağdur ... soruşturma evresinde; olay tarihinde sanıkların ikamet ettikleri apartmanın önünde maktulün park hâlindeki aracının içinde alkol aldıkları sırada yanlarına sanık ...'ın geldiğini, birine benzettiğini söylediği maktulün "Kime benzettin?" diye sorması üzerine sanık ...'ın maktule saldırıp onu darp ettiğini, kendisinin de sanık ...'a yumrukla birkaç kez vurduğunu, sanık ...'ın da aynı şekilde karşılık verdiğini, daha sonra olay yerine sanık ...'ın oğlu olan sanık ...'ın geldiğini, elinde bıçak olduğunu, kendisini sağ omzunun altından ve sol karın kısmından bıçakladığını, kavga esnasında sanık ...'ın maktulü boğazlamaya çalıştığını, bu sırada sanık ...'ın üzerine doğru gittiği maktulün kalbine bıçak sapladığını, aldığı bıçak yaraları nedeniyle kendisinin de üç gün yoğun bakımda kaldığını,Kovuşturma evresinde; sanık ...'la birbirlerine vurmadıklarını, sanık ... ile maktul arasında arbede olduğunu, bu sırada sanık ...'ın binanın içinden koşarak geldiğini, maktulün arabaya gidip eline bir cisim aldığını, sanık ... ile maktulün boğuşmaya başladıklarını, kendisinin kavgayı ayırmaya çalıştığını, boğuştukları sırada sanık ...'ın maktulün elinden bıçağı aldığını, kendisini ve maktulü sanık ...'ın bıçakladığını, sanık ...'ın, babası sanık ...'ı maktulden korumak için bıçağı salladığını,İfadeleri arasındaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla sorulduğunda ise; ilk ifadesinde sanık ...'ın yüzüne yumrukla vurduğuna dair sözlerinin doğru olmadığını, sanık ... ile birbirlerine vurmadıklarını, kendisinin tarafları ayırmaya çalıştığını, maktulün arabaya yaklaştığı sırada elinde bir cisim gördüğünü, Tanık ...; sanıklarla komşu olduğunu, olay tarihinde saat 23.30 sıralarında gürültü duyduğunu, camdan baktığında sanık ...'ın "Gidin yavrum, gidin yavrum!" diye bağırdığını, o sırada park hâlindeki bir aracın içerisinden inen şahısların sanık ...'a vurup onu yere düşürdüklerini, daha sonra sanık ...'ın apartmandan çıkıp geldiğini, elinde bir şey görmediğini, sanık ...'la diğer iki şahsın boğuşmaya başladıklarını, bu şahıslardan birinin elinde bir cisim gördüğünü, daha sonra sanık ...'ın sanık ...'ı arkasına alarak bu iki şahsa elinde bulunan bir cismi salladığını,Tanık ...; olay günü sanık ...'ın oturduğu binada bulunan arkadaşını ziyarete gittiğini, gece saatlerinde dışarıdan kavga sesleri geldiğini duyduğunu, pencereden baktığında sanık ...'ın yerde olduğunu, karşısındaki iki şahsın ise sanık ...'ı darp ettiklerini, aşağı indiği sırada ise sanık ...'ı gördüğünü, sanık ...'ın kendisine "Babamı öldürüyorlar!" dediğini, elinde bir cisim olmadığını,Tanık ...; sanık ...'ın kardeşinin kayın pederi olduğunu, olay günü sanık ... ile buluşmak için sözleştiklerini, sanık ...'ın aşağı indiğini ancak kendisinin sokağı karıştırması nedeniyle geciktiğini, olay yerine ulaştığında kavgayı gördüğünü, birkaç kişinin sanık ...'a saldırdıklarını, şahıslardan birinin elinde bıçak olduğunu, korktuğu için tarafları ayıramadığını, daha sonra sanık ...'ın geldiğini, elinde herhangi bir şey olmadığını, diğer şahıslarla kavga etmeye başladığını, sanık ...'ın karşı taraftan bıçağı alıp şahıslara sallamaya başladığını, sanık ...'ın "Yapmayın gidin!" diye bağırdığını, bıçaklanma anını görmediğini,Tanık...; olay gecesi evde eşi sanık ... ile bulundukları sırada aynı apartmanda kayınvalidesinin evinde bulunan kızının ''Baba yetiş dedemi öldürüyorlar, üç kişi üzerine çıkmış yere yatırmışlar!'' diye bağırması üzerine sanık ...'ın koşarak aşağı indiğini, elinde herhangi bir şey olmadığını, İfade etmişlerdir.Sanık ...; olay günü akrabası olan tanık ... ile buluşmak amacıyla ikamet ettiği apartmanın kapısına indiğini, bir aracın evinin yakınlarında park hâlinde olduğunu görmesi üzerine o tarafa baktığını, araç içerisinden üç kişinin indiğini, birinin elinde bıçak olduğunu, şahısların kendisine saldırıp küfretmeye başladıklarını, yere düştüğünü, bir ara oğlu olan sanık ...'ın sesini duyduğunu, "Babamı bırakın!" diye bağırdığını, karşı taraftaki şahısların hiçbirine vurmadığını, sanık ...'ın kendisini kurtarmaya çalıştığını, Sanık ...; olay günü evde eşiyle birlikte bulunduğu sırada kızının ''Baba, dedemi dövüyorlar!'' diye bağırması üzerine panikle dışarı çıktığını, binanın giriş kapısından dışarı çıktığında babası olan sanık ...'ı yerde, başını kollarının arasına almış şekilde gördüğünü, etrafındaki üç kişinin babasını darp ettiklerini, karşı taraftaki kişilerin üzerlerine doğru atladığını, boğuştukları sırada maktulün elinde bulunan bıçağı aldığını, kendisini ve sanık ...'ı korumak amacıyla bıçak salladığını,Savunmuşlardır.IV. GEREKÇEA. Sanık ...'ın maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçuna iştirakten sorumlu tutulup tutulamayacağına dair ön sorun ile sanık ...'ın, mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığı yönünden: 1. Ön Sorun ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarAyrıntıları Yüksek Genel Kurulun 18.12.2024 tarihli ve 194-421; 08.01.2025 tarihli ve 400-1 sayılı; 03.12.2025 tarihli ve 333-545 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.Diğer taraftan ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 22.04.2025 tarih, 2022-196, 2025-181 sayılı kararında da açıklandığı üzere;Bir kişi tarafından işlenmesi mümkün olan bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi hâlinde sorumluluk statüleri suça iştirak hükümlerine göre belirlenecektir. 765 sayılı TCK'da suça asli ve fer'i iştirak ayrımı yapılmakta iken 5237 sayılı TCK'da suça iştirak şekilleri faillik ve şeriklik olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 64/1. maddesinde suça asli iştirak düzenlenirken "fiili irtikap etmek" ve "doğrudan doğruya beraber işlemek" ifadelerine yer verilmiştir. "Fiili irtikap etmek ancak suçun kanuni tarifine uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi, yani, icrai hareketlerin yapılması halinde söz konusudur." (Dönmezer/Erman 2. Cilt, s. 1287; Önder, Genel Hükümler 2 s. 503) "Fiili doğrudan doğruya beraber işleyen ifadesinden fiili icra eden kişi ile diğer şahsın bir işbirliği söz konusudur. Ve onun fiiliyle suçu meydana getiren icrai hareketlerinin aynı zamanda olması gerekmektedir." (Dönmezer/Erman, s. 1288; Önder, s. 504).Müşterek faillik, 5237 sayılı TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir.Madde gerekçesinde, '"...Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur..." şeklinde failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Bu yönüyle madde gerekçesinin, müşterek failliğin açıklanması için yeterli bilgi içerdiği söylenebilir (CGK'nın 26.04.1982 tarihli ve 114-171 sayılı kararı). İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (CGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir. Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519). 2. Hukuki DeğerlendirmeSanık ...'ın maktul ...'a yönelik kasten öldürme ve mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçlarını diğer sanık ... ile birlikte müşterek fail sıfatıyla işlediği iddia edilen olayda;a. Sanık ...'ın maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçuna iştirakten sorumlu tutulup tutulamayacağına dair ön sorun bakımından;Sanık ..., oğlu sanık ...’ın olay yerine gelerek maktulü ve mağduru kendisinden uzaklaştırmış olması nedeniyle maktulü darp etmediğini savunmuştur. Dinlenen tanıklar; sanık ...'ın maktul ve mağdur tarafından darp edildiğini, sanık ...'ın elinde bıçak olmadan kavgaya dahil olduğunu ve maktulün elindeki bıçağı alarak arbede esnasında maktulü bıçakladığını beyan etmişlerdir. Söz konusu ifadeler, mağdur ...'in, beyanları arasındaki çelişkilerin giderildiği yargılama evresindeki anlatımıyla da kısmen doğrulanmıştır. Tüm bu hususlara nazaran, sanık ...ın, babasının darp edildiğini görerek hızlı bir şekilde kavgaya dahil olduğu, babasını maktul ve mağdurdan uzaklaştırmaya çalıştığı ve arbede sırasında maktulden ele geçirdiği bıçakla vurmak suretiyle onu ani gelişen kastla öldürdüğü anlaşılmaktadır. Hâl böyle iken, kavga esnasında darp edildiği sabit olan sanık ...'ın, oğlu olan sanık ...'la aralarında birlikte suç işleme iradesi bulunduğundan ve adı geçenlerin suçun işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurduklarından söz edilmesi mümkün değildir. Sanık ...'ın maktule yönelik kasten öldürme eylemine müşterek fail sıfatıyla katılmadığı böylelikle sanık ...'ın, ani gelişen kavga esnasında TCK'nın 39/2. maddesi anlamında sanık ...'a cesaret verdiği ya da maktulün direncinin kırılması suretiyle işlenen öldürme fiilini kolaylaştırıcı herhangi bir davranışta bulunduğu da kanıtlanamamıştır. Açıklanan nedenlerle mağdur ...'in, soruşturma evresinde ileri sürdüğü kavganın hangi aşamasında gerçekleştiği belirlenemeyen sanık ...'ın maktulü boğazından tuttuğuna dair anlatımı haricinde, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanık ...'ın maktule yönelik kasten öldürme suçuna iştirak ettiği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince kasten öldürme suçuna iştirak ettiğinden söz edilemeyeceği, ancak mağdur ...'in ifadelerine nazaran sanık ...'ın eylemlerinden bağımsız olarak maktulün boğazından tutmak suretiyle gerçekleştirdiği kasten yaralama suçundan mahkûmiyetinin gerektiği kabul edilmelidir.Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince kurulan direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık ...'ın maktule yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ...'ın sanık ... tarafından maktule yönelik gerçekleştirilen kasten öldürmeye iştirak suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Ulaşılan sonuç karşısında sanık ...'ın, maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi uyarınca müşterek fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yardım eden olarak mı iştirak ettiğinin belirlenmesine ilişkin (2) nolu uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. b. Sanık ...'ın, mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığı bakımından;Sanık ..., mağdur ...'i darp etmediğini istikrarlı bir biçimde savunmuş ve bu savunması aynı yöndeki tanık anlatımlarıyla da doğrulanmıştır. Mağdur ..., sanık ...'la birbirlerine karşılıklı olarak vurduklarına dair soruşturma evresindeki beyanından sonradan dönmüştür. Mağdur ... hakkında düzenlenen adli raporda da mevcut yaralanmalarının tamamının bıçak darbeleri sonucu gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle mağdur ...'in yargılama evresinde döndüğü ve adli rapor bulgularıyla çeliştiği için itibar edilmesi mümkün olmayan çelişkili soruşturma beyanları haricinde mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararındaki gerekçenin isabetli olduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık ...'ın mağdura yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.B. Sanık ... hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranlarında isabet bulunup bulunmadığı sorunu: 1. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarYüksek Genel Kurulun 24.09.2025 tarihli ve 179-354; 25.06.2025 tarihli ve 576-328; 12.02.2025 tarihli ve 12-64 sayılı kararları ile diğer müstakar içtihatlarında açıklandığı ve doktrinde genel olarak kabul gördüğü üzere;TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan kaynaklanmalıdır.Ceza hukukunun konusunu tipe uygun, özgür/iradi insan davranışları oluşturur. İradeyi etkileyen sebepler doğrudan kusurluluğu da etkileyeceğinden yaptırımlar da buna bağlı olarak TCK'nın 3. maddesi doğrultusunda belirlenecektir. TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik kurumu da kusurluluğu etkileyen sebeplerden birisi olarak düzenlenmiş ancak 765 sayılı TCK'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilmiştir. Haksız tahrik nedeniyle yapılacak indirim oranı, doğrudan sanığın iradesi ve psikolojik durumu esas alınarak haksız davranışın failde meydana getirdiği öfke ya da şiddetli elemin tesirine göre belirlenmelidir. Bu tespitin her somut olay özelinde, hareketin işleniş şekli, amacı, yoğunluğu, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.2. Hukuki Değerlendirme Olay tarihinde saat 23.30 sıralarında maktul ... ve mağdur ...'in, maktul ...'a ait park hâlindeki araç içerisinde alkol aldıkları, bu sırada tanık ... ile buluşmak üzere ikametinden aşağı inen sanık ...'ın, tanık ...'in aracı zannederek maktul ve mağdurun bulundukları araca yaklaşıp camdan içeri baktığı, arkadaşının araçta olmadığını görünce de "Birine benzettim, pardon!" diyerek aracın yanından ayrıldığı, alkollü olan maktulün ise sanık ...'a hitaben "Hayırdır, kime benzettin?" diyerek tepki gösterdiği, ardından araçtan inen maktul ile mağdurun sanık ...'ı darp etmeye başladıkları, olayı gören sanık ...'ın oğlu sanık ...'ın evden koşarak çıkıp kavgaya dahil olduğu, maktulün elinde bulunan bıçağı alarak maktul ve mağdura doğru sallamaya başladığı, maktulün almış olduğu dört bıçak darbesi sonucu hayatını kaybettiği, mağdurun ise sırt, batın ve sağ koltuk altına aldığı üç bıçak darbesi nedeniyle hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı Derece Mahkemelerince kabul edilen olayda;Babasının iki kişi tarafından darp edildiğini gören sanık ..., boğuşma esnasında maktulün elinden aldığı bıçağı maktul ve mağdura sallamaya başlamış, isabet alan maktul ölürken mağdur ise hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Bu husus, sanık savunmaları ve tanık beyanlarıyla da teyit edilmiştir. Dolayısıyla babasına karşı gerçekleştirilen haksız davranışların etkisinde kalarak içinde bulunduğu hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında eylemlerini gerçekleştiren sanık ... hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine dair Derece Mahkemelerinin kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, TCK'nın 3. maddesinde karşılık bulan orantılılık ilkesi de nazara alınarak sanık hakkında aynı Kanun'un 29. maddesi uyarınca asgari oran ile makul oran arasında bir indirim uygulanması gerekirken, daha az vahamet arz eden olaylarda uygulama olanağı bulunan asgari oranda indirim uygulanmak suretiyle fazla ceza tayininin hukuka uygun olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin isabetli olmadığına, sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, asgari oran ile makul oran arasında haksız tahrik indirimi uygulanması lüzumunun gözetilmemesi isabetsizliğinden de bozulmasına karar verilmelidir.C. Sanık ... hakkında teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan TCK'nın karar tarihinde yürürlükte bulunan 35/2. maddesi uyarınca takdir edilen ceza miktarının isabetli bir biçimde belirlenip belirlenmediği sorunu:1. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarTCK'nın suça teşebbüs başlıklı 35. maddesi şöyledir:"(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir."Madde gerekçesinin ilgili bölümlerinde ise; "Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine rağmen, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememektedir. Bu durumda ise kişiye tamamlanmış suça oranla daha az bir ceza verilmektedir. Ancak teşebbüs hâlinde karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, cezanın belirlenmesinde 'eksik teşebbüs' – 'tam teşebbüs' ayrımının esas alınmasıdır. Çünkü, 'eksik teşebbüs' – 'tam teşebbüs' ayırımında her olaya uygulanabilen ve duraksamaya yer bırakmayan objektif bir ölçüt bulunamamaktadır.Bu nedenle suçun tamamlanamadığı durumlarda ceza miktarı belirlenirken, yapılan hareketin ulaştığı gerçekleşme aşamasından ziyade, fiilin doğurduğu zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınmalıdır. Çünkü bir olayda icra hareketleri bitmemesine rağmen ortaya çıkan zarar veya tehlike, icra hareketlerinin bitmesinden sonra meydana gelen zarar veya tehlikeden daha ağır olabilir. Özellikle silâhla yapılan ve tekrarlanan hareketlerle gerçekleştirilmek istenen adam öldürme suçunda bu durum söz konusu olmaktadır. Örneğin tabancasındaki mermilerden sadece birini atıp mağduru yaraladıktan sonra engellenen fail, icra hareketleri bitmediği için adam öldürmeye 'eksik teşebbüs'ten dolayı, buna karşılık silâhındaki tek kurşunu atıp mağdura isabet ettiremeyen fail, icra hareketleri bittiği için 'tam teşebbüs'ten dolayı cezalandırılmaktadır.Görüldüğü üzere 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Hükûmet Tasarısında yer alan 'eksik teşebbüs' – 'tam teşebbüs' ayırımı adil olmayan bir cezalandırmanın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu ayırım, sırf hareket suçlarında uygulanamamaktadır.Belirtilen bu sorunların giderilmesi için, yabancı bir çok ceza kanununda olduğu gibi suça teşebbüste cezanın tespit edilmesinde, 'eksik teşebbüs' – 'tam teşebbüs' ayırımına maddede yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından, teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür.Buna göre, suça teşebbüs durumunda hâkim, önce cezanın belirlenmesindeki ölçülere göre temel cezayı saptayacak; daha sonra, bu konuya ilişkin hükümdeki sırayı takip ederek teşebbüs hükmünü uygulayacaktır. Bu hüküm uygulanırken, somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak, teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında ceza belirlenecektir." açıklamalarına yer verilmiştir."Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası ise şu şekildedir: "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." 3. maddenin gerekçesi şöyledir;"Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir. Yine bireylerin hukuka olan güvenlerinin pekişmesi ve cezanın caydırıcılık etkisinin doğru biçimde gösterilebilmesi için de ceza hukukunun temel ilkelerinden olan oranlılık ilkesine uymak gerekir. Madde ile bu hususa ceza kanunda açıkça yer verilerek, ceza kanunun adaletçi bir karaktere sahip olduğu da vurgulanmak istenmiştir.Geçmişte ve günümüzde, insanın ırk, din, düşünce veya cinsiyeti nedeniyle uğradığı haksız muamelelerin önlenmesi, insanlık camiasının temel uğraşlarındandır. Ceza hukuku araçlarıyla yapılan ayrımcılık ise insana yönelik yapılan en zalimane uygulamalardan biridir. Özellikle totaliter rejimlerdeki ayırımcılığın ortaya çıkardığı felaketler insanlık tarihinde unutulamayacak acı izler bırakmıştır. İşte bu nedenlerledir ki insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelerde ve Anayasamızda ifade edilen eşitlik ilkesine yer verilerek, ceza kanununun insancıl niteliğe sahip olduğuna da işaret edilmektedir. Ceza kanunlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında bireyler arasında herhangi bir sebeple ayırım yapılmamasının ifade edilmesi, aynı zamanda hukuk devletinin özünü oluşturan insan onurunun korunmasının ceza kanununda da temel değer olarak benimsenmesi anlamına gelmektedir."Gerekçede de belirtildiği gibi, suça teşebbüs durumunda hâkim, önce cezanın belirlenmesindeki ölçülere göre temel cezayı saptayacak; daha sonra, bu konuya ilişkin hükümdeki sırayı takip ederek teşebbüs hükmünü uygulayacaktır. Bu hüküm uygulanırken, somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak, teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında ceza belirlenecektir. Cezanın teşdiden belirlenmesi sonucunu doğuracak tercih ve uygulamalarda TCK'nın 35/2 ve 61. maddelerinin tatbikinde mükerrer değerlendirme yasağına da dikkat edilmesi gerektiğinde şüphe duyulmamalıdır. Cezanın belirlenmesine ilişkin ilke ve kriterler TCK'nın 3. ve 61. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelerin sarahati, gerekçeleri ile kanunun tamamına hâkim üç temel ilkeden (kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi, hümanizm ilkesi) müteşekkil felsefesine uygun bir cezanın belirlenmesi, hiç şüphesiz yargılama ile ulaşılmak istenen amaç bakımından en önemli aşamayı oluşturmaktadır. Kurulacak ceza hükmünün; bozulan kamu düzeni ve mağdurun ihlal edilen hakkı ile sanığın işlediği haksızlığın karşılığını görmesi ve fakat yeniden topluma kazandırılması zarureti arasında, adil ve hakkaniyete uygun bir dengenin (yeniden) tesis edilmesinin en etkili argümanı olması çağdaş yaptırım teorisinin temel amacıdır. Bu yönüyle hüküm kurmak, ruhu/içeriği itibarıyla hukukçu bilgeliği, üslubu ve gerekçesi itibarıyla da sanatçı hassasiyeti gerektiren bir yargılama işlemidir. 2. Hukuki Nitelendirmeİkrarıyla sübut bulduğu üzere sanık ...'ın mağdur ...'i sırt, batın ve sağ koltuk altı bölgelerinden üç kez bıçaklamıştır. Dosya içerisindeki adli rapor bulgularına göre mağdur, aldığı bıçak darbeleri nedeniyle hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmış ve beyanından da anlaşılacağı gibi üç gün yoğun bakımda kalmıştır. Olayın özellikleri, suçun işlenişinde kullanılan bıçağın kullanılma sıklığı ile mağdurun adli raporuna yansıyan zarar ve tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçu nedeniyle 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören TCK’nın 81... . maddeleri uyarınca sanık hakkındaki cezanın makul düzeyde belirlenmesi gerekirken, asgari düzeye yakın şekilde 10 yıl hapis olarak tayin edilmesinin isabetli olmadığı kabul edilmelidir.Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına ve direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, karar tarihi itibarıyla teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçu nedeniyle 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören TCK’nın 81... . maddeleri uyarınca sanık ... hakkındaki cezanın makul düzeyde belirlenmesinde zorunluluk bulunduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden de bozulmasına karar verilmelidir.V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2024 tarihli ve 648-550 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gereklerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin;a) Sanık ...'ın maktule yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğunun,b) Sanık ...'ın mağdura yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğinin,c) Sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, asgari oran ile makul oran arasında haksız tahrik indirimi uygulanması lüzumunun,d) Teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçu nedeniyle karar tarihi itibarıyla 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören TCK’nın 81... . maddeleri uyarınca sanık ... hakkındaki cezanın makul düzeyde belirlenmesinde zorunluluk bulunduğunun, Gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 2- İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulması nedeniyle, sanık ... hakkında mağdur ...'e yönelik teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunun, maktul ...'a yönelik ise kasten öldürme suçuna iştirakinin sabit olmaması nedeniyle bahse konu suçlara ilişkin cezaların İNFAZININ DURDURULMASINA ve atılı suçlardan sanığın cezaevine alınmış olması hâlinde TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 3- Dosyanın CMK'nın 304. maddesi uyarınca gereği için kararı veren Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede, sanık ...'ın maktule yönelik kasten öldürme suçuna iştirakten sorumlu tutulup tutulamayacağına dair ön sorun bakımından oy çokluğuyla, diğer uyuşmazlıklar bakımından ise oy birliğiyle karar verildi..