5. Asliye Ticaret Mahkemesinde Sigorta Şirketinin Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Kapsamında Ödediği Hasar ve Değer Kaybı Tazminatlarının, Sigortalı Aracı Kiralayan Davalıdan Rücuen Tahsili Amacıyla Başlatılan İcra Takibine Yapılan İtirazın İptali Davası Kararı.
Özet: Sigorta şirketi davacı, uzun süreli kiralanmış ve sigortalı aracının tam kusurlu sürücüsü nedeniyle karıştığı trafik kazasında üçüncü kişiye ödediği hasar ve değer kaybı bedellerini rücuen tahsil etmek amacıyla başlattığı icra takibine, kiracı davalının haksız itiraz etmesi üzerine bu itirazın iptali ile icra inkar tazminatı talebinde bulunurken; davalı taraf, davanın arabuluculuk şartı ve hak düşürücü süre yönünden usulden reddini, esas yönünden ise davacının ödeme miktarı ve sürücü belgesi geçerliliği konularındaki ispat eksikliği nedeniyle haksız olduğunu ileri sürerek savunma yapmıştır.

T.C. ... 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/171 Esas - 2026/433

T.C.
...
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/171
KARAR NO : 2026/433
GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
DAVA : İtirazın iptali
DAVA TARİHİ : 25/02/2026
KARAR TARİHİ : 16/06/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 29/06/2026
Davacı tarafından davalı hakkında açılan itirazın iptali davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda ;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP ;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle davacıya karayolları zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesi ile sigortalı ...plakalı aracın davalıya uzun süreli kiralama sözleşmesi ile kiralandığını, ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/745 Esas nolu dosyasında verilen kararda talebin sigorta ettirene yöneltilmesi gerektiğinin belirtildiğini, maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağına göre ...plakalı aracın 24/07/2024 tarihinde ... yönetiminde seyir etmekte iken ön ilerisinde bulunan ...plakalı araca arkasından çarptığını, ...'un güvenli ve yeterli mesafeden izleme kuralını çiğnediğinden tam kusurlu olduğunu, ...'un Çin vatandaşı olup pasaport giriş çıkış ve sürücü belgesi bilgilerinin maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağında ve başka belgelerde yer almadığını, davalının talep edilmesine karşın bu belgeleri sunmadığını, ... Otomotiv Turizm İnşaat Limited Şirketine değer kaybı ve hasar tazminatı başvurusu üzerine davacının ödeme yaptığını, ... Otomotiv Turizm İnşaat Limited Şirketinin başvurusu üzerine ayrıca Sigorta Tahkim Komisyonunun 2023.E.390397 Esas ve K-2024/86753 Karar nolu kararı ile davacı aleyhine değer kaybı ve hasar tazminatına hükmedildiğini, bu kararın ... Batı İcra Dairesi Müdürlüğünün 2024/10080 Esas nolu dosyası ile icra takibine konu edildiğini, davacının dosya borcunu ödediğini, davacının bu ödemeleri tevkifat kapsamında yaptığını, davalının karayolları mali sorumluluk sigortası genel şartlarına göre ödemelerden sorumlu olduğunu, alacağın tahsili için ... 3. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün 2024/40609 Esas nolu dosyası ile başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP ;
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacının arabuluculuk son tutanağını sunmadığını, davacıya arabuluculuk son tutanağını sunması için 1 haftalık kesin süre verilmesini, aksi durumda dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının 30/08/2024 tarihli arabuluculuk anlaşamama tutanağı ile en azından o tarihte itirazdan haberdar olduğunu ikrar ettiğini, davanın bu tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacının 132.669,18 TL talep etmesine karşın 67.177,87 TL ödemeye ilişkin dekontun sunulmadığını, 29.698,24 TL ve 28.500,26 TL ödemeye ilişkin dekontlarda ise değer kaybına ilişkin ödeme yapıldığına dair bir ibare bulunmadığını, her iki ödemenin de hasar ödemesi olduğunun belirtildiğini, uyuşmazlık hakem heyeti kararında hasar tutarının iskontolu Kdv’li olarak 43.040,54 TL olduğunun belirtildiğini, davacı tarafından yapılan fazladan ödemeye davalının katlanmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, sürücü ...'ın sürücü belgesinin geçerli olmadığına ilişkin herhangi bir delil sunulmadığını savunarak davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ;
Davacı vekili dava dilekçesi ekinde ... .... .... plakalı davalı tarafından karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalandığını gösterir poliçeyi ve ödeme belgelerini sunmuştur.
... 3. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün getirilen 2024/40469 Esas nolu dosyasında davacı tarafından davalı hakkında 25/06/2024 tarihinde, 21/04/2022 tarihli trafik kazasından dolayı oluşan hasar ve değer kaybı ödemeleri 28.500,26 TL, 67.177,87 TL ve 29.698,24 TL ile 2.584,96 TL, 2.206,63 TL ve 2.501,22 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 132.669,18 TL alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, ödeme emri davalıya 02/07/2024 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili aracılığı ile 27/06/2024 tarihinde icra müdürlüğünün yetkisi ile borca ve tüm ferilerine itiraz etmiştir.
... Batı İcra Dairesi Müdürlüğünün getirilen 2024/10080 Esas nolu dosyasında alacaklı ... Otomotiv Turizm İnşaat Limited Şirketi tarafından... Sigorta Şirketi hakkında 29/02/2024 tarihinde, Sigorta Tahkim Komisyonun 26/02/2024 tarih ve 2024/86753 Karar nolu kararı ile hükmedilen 21.499,74 TL değer kaybı, 13.342,30 TL hasar bedeli, 2.990,30 TL yargılama gideri, 17.900,00 TL vekalet ücreti ve 1.383,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 57.115,34 TL alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte tahsili talebi ile ilamlı icra takibi başlatılmış, ödeme emri davalıya 09/03/2024 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı icra dosyasına 08/03/2024 tarihinde 47.647,11 TL ve 13.342,30 TL ödeme yapmıştır.
... 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin getirilen 2024/745 Esas 2025/106 Karar nolu dosyasında davacı... Sigorta Şirketi tarafından davalı Zoomlion Cıfa Makine Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkında 08/11/2024 tarihinde davalının ... 3. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün 2024/58593 Esas nolu dosyası ile başlatılan icra takibine itirazının iptali talebi ile itirazın iptali davası açılmış, yargılama sonunda 07/02/2025 tarih ve 2024/745 Esas 2025/106 Karar nolu karar ile davamıza konu trafik kazasından dolayı davacının sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan davalıya rücu etmesinin olanaklı olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, ... Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 29/01/2026 tarih ve 2025/318 Esas 2026/101 Karar nolu kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.
Sigorta Tahkim Komisyonu 23/03/2026 tarihli cevabi yazı ile 2023.E.390397 nolu dosyayı göndermiştir.
... Arabuluculuk Bürosunun 2024/8325 Büro Dosya 2024/86120 Arabuluculuk Dosya nolu dosyasında davacı 01/07/2024 tarihinde davalı hakkında ... 3. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün 2024/40609 Esas nolu dosyasına yapılan itirazın iptali talebi ile başvuruda bulunmuş, 30/08/2024 tarihinde görüşme sonucu anlaşamama şeklinde arabuluculuk son tutanağı düzenlenmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE ;
Mahkememizce yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacının davalı ile arasındaki karayolları zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesine göre rücuen alacağının tahsili talebi ile ... 3. Genel İcra Dairesi Müdürlüğünün 2024/40609 Esas nolu dosyası ile davalı hakkında ilamsız icra takibi başlattığı, davalının süresi içinde borca ve ferilerine itiraz etmesi üzerine icra takibinin durduğu, davacının davalı hakkında itirazın iptali için ... Arabuluculuk Bürosunun 2024/8325 Büro Dosya nolu dosyası ile 01/07/2024 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu, arabuluculuk sürecinin 30/08/2024 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığı sonucuna varılmıştır.
İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrası gereğince itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekir.
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 16. maddesinin 2. fıkrasına göre arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasının başka şekilde anlaşılması mümkün olmayacak derecede açık görünmesine karşın uygulamada karşılaşılan çeşitli durumlarda dava açma süresinin başlama tarihi tartışma konusu olmaktadır.
Kısmi davada, dava açılmasının sonuçları doğal olarak dava edilen kısım açısından doğar. Örneğin zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesilir. Hak düşürücü süre de aynı şekilde sadece dava edilen kısım için korunur.
Yargıtay da bu niteliğe uygun olarak itiraz kendisine tebliğe edilmeyen alacaklının itirazın iptali davasını kısmi dava olarak açması durumunda dava açma süresini kısmi davanın açıldığı tarihte başlatmaktadır.
Yargıtay kararlarında bu kabulünün gerekçeleri değişik şekillerde açıklanmıştır. Bir kararda kısmi itirazın iptali davası açan davacının dava tarihinde itirazı tebliğ aldığı kabul edileceği gerekçesine dayanılmış, ayrıntıya girilmemiştir:
“2-Davacı yan bankacılık hizmetleri sözleşmesine dayalı olarak 74.936,44 TL asıl alacak olmak üzere toplam 93.583,12 TL alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL alacağa yönelik itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında 01.07.2013 tarihinde talebini toplam 93.358,33 TL olarak ıslah etmiştir.
İİK'nın 67/1 maddesi uyarınca itirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmektedir. Somut olaya gelindiğinde; davalı borçlunun süresi içerisinde icra dairesine 21.04.2005 tarihinde yaptığı itiraz, davacı alacaklı vekiline tebliğ edilmediği için 07.02.2008 tarihinde 10.000 TL'lik kısım yönünden açılan itirazın iptali davası süresinde ise de, davacı alacaklının en geç dava tarihinde davalı borçlunun itirazını tebliğ aldığı kabul edileceğinden dava tarihinden itibaren 1 yıllık süre geçtikten sonra, 01.07.2013 tarihinde ıslah edilen miktar yönünden itirazın iptali davasına ilişkin 1 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden, mahkemece bu sürenin resen gözetilerek, ıslah edilen kısım yönünden davanın hak düşürücü süreden reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle ıslah edilen kısım yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 26/03/2015 tarih ve 2014/7124 Esas 2015/4358 Karar nolu kararı)
Başka bir kararda ise dava tarihi ile ıslah tarihi arasında hak düşürücü sürenin geçip geçmediğine bakılmış, başka bir değerlendirme yapılmamıştır:
“2-Dava İİK'nın 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davasının dava şartlarından biri, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıl içinde açılmasıdır. Davacı 04/02/2011 tarihinde 5385,43 TL dava değeri göstererek davasını açmıştır.
Yargılamanın devamında 05/06/2013 tarihli dilekçesi ile davasını 16.169,15 TL olarak ıslah ettiğini bildirmiş ise de, yapılan ıslahın tarihi dikkate alındığında 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece davaya konu edilen 5.385,43 TL dışındaki talep yönünden hak düşürücü süre dolduğundan istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23/01/2017 tarih ve 2016/8970 Esas 2017/314 Karar nolu kararı)
Başka bir Yargıtay kararında ise gerekçe olarak “ıslah edilen miktar için ıslah tarihi itibariyle 1 yıllık hak düşürücü süre geçmesi” gösterilmiştir:
“2) Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca, eksik iş bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı taraf, icra takibinde 20.000,00 TL asıl alacak ve 6.869,59 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 26.869,59 TL alacağın tahsilini istemiş, 02.04.2014 tarihli dava dilekçesinde dava değerini 2.000,00 TL olarak göstermiş ve bu miktar üzerinden harcı yatırmıştır. 14.07.2015 tarihli ıslah dilekçesinde ise davayı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000,00 TL üzerinden açtıklarını, taleplerini 7.800,00 TL arttırarak neticeten talebini 9.800,00 TL olarak ıslah ettiğini bildirmiş, aynı hususu son celsede de beyan etmiştir.
İİK'nın 67/1. maddesi uyarınca itirazın iptali davasının, borçlunun itirazının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmektedir. Somut olayda, ıslah tarihi itibariyle, ıslah edilen miktar yönünden itirazın iptali davasına ilişkin 1 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olup mahkemece bu husus re'sen gözetilerek, ıslah edilen kısım (7.800,00 TL) yönünden davanın hak düşürücü süreden reddi gerekirken, kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.“ (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13/12/2018 tarih ve 2016/4520 Esas 2018/5810 Karar nolu kararı)
İtirazın iptali davasının zorunlu arabuluculuğa tabi olması durumunda, hak düşürücü sürenin ne zaman başlayacağı hususunda bölge adliye mahkemelerinin kararları arasında farklılık oluşmuş ve bu farklılık Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar nolu bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararına konu olmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu kararında önce yerleşik içtihadına değinmiş, hak düşürücü sürenin özelliklerini açıklamış, ardından dava açma süresinin başlangıcının arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalandığı tarih olarak kabul edilmesinin alacaklı aleyhine genişletici yorum yapılması olduğu sonucuna varmış ve uyuşmazlığı “anlaşamama tutanağının imza tarihinden itibaren başlamayacağı, itirazın davacı-alacaklıya tebliğ edildiği tarihte başlayacağı” şeklinde gidermiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihadında belirtilen durumda itiraz kendisine tebliğ edilmeden icra hukuk mahkemesine itirazın kaldırılması için başvuran alacaklının icra hukuk mahkemesine başvuru tarihte itirazı tam olarak öğrendiği kabul edilmekte ve itirazın iptali davası açma süresi de bu tarihte başlatılmaktadır. Burada alacaklıya İcra ve İflas Kanununun 21. maddesinin 1. fıkrası gereğince Tebligat Kanununa uygun olarak yapılmış bir tebligat olmadığı, başka bir deyişle aynı Kanun’un 67. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere itirazın tebliğ edilmediği, dolayısı ile dava açma süresinin başlamayacağı tartışmasızdır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/02/2019 tarih ve 2018/602 Esas 2019/218 Karar nolu kararında itirazın kaldırılması için icra hukuk mahkemesine başvuran alacaklının o tarihte itirazın tebliğ ile aranan öğrenme ve belgelendirme unsurlarının aynı anda tümüyle gerçekleştiği kabul edilmiştir. Bu durumda bile itirazın Tebligat Kanununa uygun olarak tebliğ edilmediği görüşü de savunulabilir. Çünkü burada itirazın tebliğ edildiği sonucuna yorum yolu ile ulaşılmıştır. Kanun'un açık hükmüne göre ise bu durumda itiraz alacaklıya tebliğ edilmemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/06/2019 tarih ve 2017/1651 Esas 2019/707 Karar nolu kararında belirtildiği üzere itiraz kendisine tebliğ edilmeden önce alacaklı itirazın iptali davası açarsa, bu dava yalnızca itiraz alacaklıya tebliğ edilmediği için süresinden önce açılmış bir dava olarak görülemez. Başka bir deyişle alacaklı itirazın iptali davası açmak için itirazın kendisine tebliğ edilmesini beklemek zorunda değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararında belirtilen yerleşik içtihada konu durumda alacaklı itiraz ile oluşan hukuki sonuçları ortadan kaldırmak için önündeki iki yoldan birine, itirazın kaldırılması yoluna başvurmaktadır. İtiraz ortadan kaldırmak için öncelikle itirazı öğrenmek gerektiğinden bu durumda alacaklının itirazı öğrendiğini kabul etmek mantığa uygundur. Ancak burada Kanun’un aradığı anlamda bir tebliğ olmadığı da açıktır. Tebligatın unsurlarından biri olan öğrenme unsuru gerçekleşmekle birlikte diğer unsuru olan belgelendirme unsuru nasıl gerçekleşmiştir? Tebligatın nasıl belgelendirileceği Tebligat Kanununun 23. maddesinde ve diğer maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu durumda itirazın alacaklıya iletildiği belgelendirilmemiş, alacaklı itirazın kaldırılması dilekçesinde söz ettiği için böyle kabul edilmiştir.
Arabuluculuğa başvurmada ise alacaklı itiraz kendisine tebliğ edilmeden önce itirazı öğrenmekte ve itirazın iptali için dava açmadan önce zorunlu veya ihtiyari arabuluculuğa başvurmaktadır. Arabuluculuğa başvuran alacaklı ile itirazın kaldırılması yoluna başvuran alacaklının durumu arasında itirazı tebliğ açısından hiçbir fark bulunmamaktadır. Başka bir deyişle arabuluculuğa başvuran alacaklıya da itiraz Tebligat Kanununa uygun olarak tebliğ edilmemiş, alacaklı itirazın kaldırılması dilekçesinde itirazdan söz ettiği için itirazı öğrendiği kabul edilmiştir.
İtirazın kaldırılmasını talep eden alacaklı ile arabuluculuğa başvuran alacaklının durumları arasında fark olmadığına göre hukuki durumları arasında da fark olmaması gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararında ise farklı sonuca varılmış, bu farkın gerekçesi olarak “dava açma süresinin başlangıcının arabuluculuk anlaşamama tutanağının imzalandığı tarih olarak kabul edilmesinin alacaklı aleyhine genişletici yorum yapılması olduğu” görüşü ileri sürülmüştür. Bu görüş temel alınırsa aynı genişletici yorum itirazın kaldırılmasını talep eden alacaklı için de söz konusudur.
İçtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığına ilişkin Yargıtay Kanununun 45. maddesinin 5. fıkrasındaki gibi bir hüküm bölge adliye mahkemelerinin kesin nitelikteki kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesinin düzenlendiği Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanununun 35. maddesinde bulunmadığından yukarıda belirtilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar nolu kararının bağlayıcılığının bulunmamaktadır. Bu nedenler ile bağlayıcı niteliği de bulunmayan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16/09/2024 tarih ve 2024/3074 Esas 2024/6421 Karar nolu bölge adliye mahkemelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararı, karara esas alınmamıştır.
İtiraz kendisine tebliğ edilmeyen davacının davalının ...... .... .... nolu dosyasına yaptığı itirazının iptali talebi ile 01/07/2024 tarihinde ... Arabuluculuk Bürosuna başvurması, 30/08/2024 tarihinde görüşme sonucu anlaşamama şeklinde arabuluculuk son tutanağı düzenlenmesi, itirazın iptali davası açma süresinin 01/07/2024 ile 30/08/2024 tarihleri arasında Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 16. maddesinin 2. fıkrasına göre dikkate alınmadığından arabuculuk son tutanağının düzenlendiği 30/08/2024 tarihinde başlaması, davanın İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasındaki 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra 25/02/2026 tarihinde açılması, yukarıda açıklandığı üzere tıpkı itirazın kaldırılması yoluna başvuran alacaklının durumu ile zorunlu arabuluculuğa başvuran alacaklının durumu arasında fark bulunmaması, her iki davacının da Türk Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına göre itirazın kaldırılmasını talep ettiği tarihte ve zorunlu arabuluculuğa başvurma tarihinde İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrasında tebliğ ile amaçlanan bilgilendirme ve belgelendirme unsurlarına başvurusu ile sahip olduğunun kabulünün gerekmesi, aksine durumun mantık kurallarına aykırı olması, bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının başka mahkemeleri bağlayıcılığının olmaması dolayısı ile davanın İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrası, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 16. maddesinin 2. fıkrası, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinin 2. fıkrası ve 115. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi gereğince hak düşürücü süre dolduğundan dava şartı noksanlığı nedeni ile usulden reddine, davanın reddine karar verilmesi nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 2. fıkrası gereğince reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış, davalının kötü niyet tazminatı talebi olmadığından bu konuda bir karar verilmemiş, aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1-Davanın İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 1. fıkrası, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 16. maddesinin 2. fıkrası, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinin 2. fıkrası ve 115. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi gereğince hak düşürücü süre dolduğundan dava şartı noksanlığı nedeni ile USULDEN REDDİNE,
Davacının icra inkar tazminatı talebinin İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin 2. fıkrası gereğince REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu 2026 yılı Harçlar Tarifesinin 1 sayılı Yargı Harçları Tarifesinin A,III/2-a maddesi gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından yatırılan 1.602,31 TL peşin harçtan mahsubu ile fazla alınan 870,31 TL peşin harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde Harçlar Kanununun 31. maddesi gereğince davacıya GERİ VERİLMESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinin 1. fıkrası gereğince kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yapılan 1 adet vekalet harcı 104,00 TL ve 1 adet vekalet pulu 164,00 TL olmak üzere toplam 268,00 TL yargılama giderinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinin 1. fıkrası gereğince davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Davacı tarafından yatırılan avansın kullanılmayan kısmının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra İADESİNE,
6-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanununun 168. maddesinin son fıkrası gereğince hüküm verildiği tarihte geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesinin 2. fıkrasına göre hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
7-Arabuluculuk bürosu tarafından yapılıp Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan 3.800,00 TL arabuluculuk giderinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinin 1. fıkrası ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13. ve 14. fıkraları gereğince davacıdan alınarak Hazine'ye gelir KAYDINA,
Davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesinin 1. fıkrasının a bendi ve 345. maddesinin 1. fıkrası gereğince gerekçeli kararın tebliğinden başlayarak iki haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ... Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.16/06/2026