Madencilik faaliyetlerinde yurt içinde yarı mamul veya mamul üretim amacıyla işleme teşviki, devlet hakkı indirimi, işletme raporlarının revizyonu ve fark devlet hakkı ödemesi talebine ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararı.
Özet: Bir madencilik şirketinin, ürettiği madeni kendi tesislerinde yarı mamul veya mamul hale getirenlere uygulanan devlet hakkı teşvikini düzenleyen yönetmelik hükümlerinde yer alan "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile" ibaresinin iptali ile geçmiş yıllara ait faaliyet raporlarının teşviksiz revize edilerek fark devlet hakkı ödenmesine yönelik idari işlemin iptali talepleri, teşvik hükümlerinin kanuna uygun olduğu ve idarenin emsal fiyat tespiti yetkisinin bulunduğu gerekçeleriyle reddedilmiştir.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2025/7 E.  ,  2025/1033 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2025/7
Karar No : 2025/1033
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Madencilik Metalurji İnşaat San. ve Tic. AŞ
VEKİLİ: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : 1- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av....
2- ... Müdürlüğü
VEKİLİ: Huk. Müş. Av. ...
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Sekizinci Dairesinin 04/09/2024 tarih ve E:2020/5672, K:2024/4299 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından verilen 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları işletme faaliyet raporlarının teşviksiz olarak revize edilmesi ve anılan yıllara ilişkin çıkan fark Devlet hakkının ödenmesinin istenilmesine ilişkin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 03/06/2020 tarih ve E.7628 sayılı işleminin ve 06/11/2010 tarih ve 27751 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 87. maddesinin 1. fıkrası ile 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliği’nin 88. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile" ibarelerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 04/09/2024 tarih ve E:2020/5672, K:2024/4299 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 124. maddesi, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 3. maddesinde yer alan Devlet hakkı tanımı ile 9. ve 14. maddelerinde yer alan kurallar aktarılarak,
06/11/2010 tarih ve 27751 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 87. maddesinin 1. fıkrası ile 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliği’nin 88. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile" ibareleri yönünden;
Dava konusu Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği'nin, 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırıldığı, 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliği'nin ise 11/11/2022 tarih ve 32040 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırıldığı görülmekte ise de, Yönetmeliklerle birlikte uygulama işlemleri de dava konusu edildiğinden işin esasının incelenmesi gerektiği,
Anayasa'nın 124. maddesi uyarınca davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yönetmelik çıkarma yetkisi hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte, çıkarılacak yönetmeliğin Bakanlığın görev alanı ile ilgili olması, kanunların uygulanmasını sağlama amacı gütmesi ve kanunlara aykırı olmaması gerektiği hususunun da aynı maddede yer alan Anayasa kuralı olduğu,
Davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından çıkarılan dava konusu Yönetmelik hükümlerinde; ürettiği tüvenan madeni yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere yurt içinde ve kendi tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının %50'sinin alınmayacağının düzenlendiği,
3213 sayılı Maden Kanunu'nun "Maden teşvik tedbirleri" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında ise ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının %50'sinin alınmayacağı hükmüne yer verildiği,
Maden teşvik tedbirlerinden yararlanabilmek için dayanak Kanun'da yer alan koşullara uygun olarak dava konusu Yönetmelik düzenlemeleri ile belirlenen "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı" ibaresi ile dayanak Kanun'da yer alan koşulların açıklandığı ve Kanun'a aykırı hükümler içermediği sonucuna varıldığı,
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 03/06/2020 tarih ve E.7628 sayılı işlemi yönünden;
3213 sayılı Kanun'un 14. maddesi gereği ruhsat sahibi tarafından beyan edilen ocak başı satış fiyatının Genel Müdürlük tarafından denetlenebileceği ve bunun sonucunda eksik beyanda bulunulduğunun tespiti halinde bunun tamamlattırılacağı açık olduğundan, Devlet hakkına ilişkin olarak ortaya çıkabilecek aksaklıkları ve tutarsızlıkları önlemek, beyanlar arasında birliği sağlayarak Devlet hakkı kayıplarının önüne geçmek amacıyla davalı idarenin dayanaklarını ortaya koymak suretiyle emsal fiyat tespiti yapma konusunda yetkili olduğunda kuşku bulunmadığı,
Yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca, ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının %50'sinin alınmayacağı,
Dosyanın incelenmesinden, Kayseri ilinde bulunan 13601 sayılı ruhsat sahasında demir madeni çıkarıp kendisine ait kırma ve eleme tesisinde işleyerek satış ve pazarlamasını yapan davacı şirket tarafından verilen 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları işletme faaliyet raporlarının teşviksiz olarak revize edilmesi ve anılan yıllara ilişkin çıkan fark Devlet hakkının ödenmesinin istenilmesine ilişkin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 03/06/2020 tarih ve E.7628 sayılı işleminin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı,
Davacı tarafından üretilen demir (tüvenan) madeninin yine davacı şirkete ait kırma ve eleme tesisinde kırılıp elenerek satışa sunulmasının, Yönetmelik'te belirtilen "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek" faaliyeti olup olmadığı ve davacı şirkete ait tesiste demir madeninin zenginleştirme işleminin yapılıp yapılmadığı hususlarının uyuşmazlığın esasını teşkil ettiği,
Kayseri 2. İdare Mahkemesinin E:2022/1865 sayılı dosyasında davacıya ait tesiste yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda, "kırma eleme işlemi sonrası cevherin miktarında ne azalış ne artış bulunmakta, demir cevheri yan kayaçlarından tamamen ayrılmamakta, kırma eleme işlemi sonucunda yeni bir ürün ve atık oluşmamakta, cevherin kimyasal özelliklerinde de bir değişiklik olmamakta, tüvenan cevher satış için istenilen ebatlara boyutlanmakta fakat yarı mamüle dönüşmemekte, davacı şirketin ürünlerini satabilmesi için sözleşme gereği kırma eleme işlemini mecburi olarak yapması gerektiği, ayrıca bu kırma eleme işleminin demir eritme tesislerine cevher satan tüm firmalar tarafından da mecburi olarak yapıldığı, dolayısıyla davacı şirketin ticari faaliyetleri doğrultusunda yapması zorunlu bir işlemi yapmakta olduğu, bu işlemin piyasanın talebi doğrultusunda yapıldığı, cevherin hangi koşullara geldiğinde zenginleştirilmiş olarak değerlendirilmesi koşullarından bağımsız olarak ticari faaliyetler doğrultusunda yapılan bir işlem olduğu, bu işlem sonucunda da herhangi bir atık oluşmamakta, cevherin kimyasal özellikleri değişmemekte, ortaya çıkan toz cevher bile tüvenan cevherden daha yüksek fiyatlara satıldığı, burada oluşan sözleşme gereği satış şartlarını oluşturan ve şirkete ekonomik karlılık oluşturan iktisadi faydayı, demir cevherinin kırma eleme işlemiyle yarı mamule dönüştüğü değerlendirmesi heyetimizce uygun bulunmadığı, aynı şekilde yapılan kırma ve eleme işlemini cevher zenginleştirme olarak tanımlayıp, demir cevherine getirilen ek katma değer olarak yorumlamanın uygun bir yaklaşım olmayacağı" hususlarına yer verildiği,
Bu tespitler dikkate alındığında, davacı şirket tarafından üretimi yapılan tüvenan cevherin yine davacı şirkete ait kırma ve eleme tesisinde kırılıp elenerek satışa sunulması işlemiyle demir cevherinin yarı mamule dönüşmediği sonucuna varıldığı,
Bu durumda, 3213 sayılı Kanun'un 9. maddesinde belirtilen "ek katma değer" sağlama koşulunun oluşmadığı sonucuna varıldığından tesis edilen bireysel işlemde de hukuka aykırılık görülmediği gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik maddelerinde yer alan "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile" ibarelerinin Maden Kanunu'na aykırı olduğu, Kanun'daki düzenlemeye göre teşvikten yararlanabilmek için aranılan şartların; tesisin yurt içinde olması, tesisin maden ruhsat sahibine ait olması ve tesisin ek katma değer sağlaması olduğu, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde ise, Kanun'daki bu şartlara ilave olarak madenin yarı mamul veya mamul hale getirilmesi şartına yer verildiği, ek katma değer, yarı mamul ve mamul kavramlarının birbirinden farklı olduğu, bu nedenle, dava konusu ibarelerin Kanun'a aykırı olduğu, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin Kanun'a aykırı olması nedeniyle bu düzenlemelere dayanılarak tesis edilen bireysel işlemin de hukuka aykırı olduğu, şirketlerinin çıkardığı demir madenini kendilerine ait kırma eleme tesisinde işlemden geçirerek ek katma değer sağlayıp satışını yaptıkları, dolayısıyla Kanun'da belirtilen şartları taşıdıkları, kaldı ki, tesislerinde yapılan işlemin demir madeninin yarı mamul hale getirilmesi işlemi olması nedeniyle Yönetmelik'te aranılan şartların da sağlandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı idareler tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 04/09/2024 tarih ve E:2020/5672, K:2024/4299 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kullanılmayan... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,
4. Kesin olarak, 14/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Anayasa'nın 124. maddesinde "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme, idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır.
İdarenin düzenleme yetkisinin aslında ikincil, türev nitelikte olduğu hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. Anayasa'ya göre, idarenin düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gerekmektedir. Kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin yine kanunda belirtildiği gibi kullanılması zorunludur.
Ayrıca, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk kuralından almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltarak kısıtlayamayacağı ya da üst normun sınırlarını aşar nitelikte yeni bir düzenleme getiremeyeceği; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler içeremeyeceği kabul edilmektedir.
3213 sayılı Maden Kanunu'nun "Maden teşvik tedbirleri" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında, "Ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının % 50'si ve IV. Grup (c) bendi madenlerden altın, gümüş ve platin için ise Devlet hakkının % 40’ı alınmaz." hükmü yer almaktadır.
Anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan 06/11/2010 tarih ve 27751 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği'nin 87. maddesinin 1. fıkrası ile 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Maden Yönetmeliği'nin 88. maddesinin 1. fıkrasında, "Ürettiği tüvenan madeni yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile yurt içinde kendine ait tesisinde işleyip ek katma değer sağlayanlardan, bu tesislerde üretimde değerlendirilen maden miktarı için Devlet hakkının %50'si alınmaz." hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, 3213 sayılı Kanun'da Devlet hakkı teşvikinden yararlanabilmek için üretilen madene ek katma değer sağlanması şartı aranırken, dava konusu Yönetmeliklerde ise madenin yarı mamul veya mamul hale getirilmesi suretiyle ek katma değer sağlanması şartına yer verilmiştir.
Katma değer, bir ürünün işlenerek satılması ile ortaya çıkan ek değeri ifade etmekte olup, bir ürüne ek katma değer sağlanabilmesi için ürünün yarı mamul veya mamul hale getirilmesine gerek bulunmamaktadır.
Bu durumda, Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 87. maddesinin 1. fıkrası ile Maden Yönetmeliği’nin 88. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "yarı mamul veya mamul hale getirmek üzere işlemek amacı ile" ibarelerinin dayanağı olan 3213 sayılı Kanun'u aşar nitelikte yeni bir düzenleme getirdiği sonucuna varılmıştır.
Somut olayda, davacı şirket tarafından üretimi yapılan tüvenan demir cevherinin yine davacı şirkete ait kırma ve eleme tesisinde işlenerek satışa sunulduğu ve ortaya çıkan toz cevherin tüvenan cevherden daha yüksek fiyatlara satıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Devlet hakkı teşvikinden yararlanabilmek için 3213 sayılı Kanun'da aranılan üretilen madenin işlenip ek katma değer sağlanması şartını taşıyan davacı şirket tarafından verilen 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları işletme faaliyet raporlarının teşviksiz olarak revize edilmesi ve anılan yıllara ilişkin çıkan fark Devlet hakkının ödenmesinin istenilmesine ilişkin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 03/06/2020 tarih ve E.7628 sayılı işleminde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.