Otobüs şoförünün işçilik alacakları davasında muvazaalı asıl-alt işverenlik tespiti ve bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinden doğan usuli kazanılmış hak üzerine temyiz itirazının reddi.
Özet: Bu hukuki uyuşmazlık, otobüs şoförü olarak çalıştığını iddia eden davacının, resmi olarak başka bir firma bünyesinde çalışmasına rağmen, davalı ana turizm şirketi ile acentesi arasında muvazaalı bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunu ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarını davalıdan talep etmesi üzerine ortaya çıkmıştır; ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, davalı şirket ile diğer firma arasında gerçek bir acentelik ilişkisi değil, muvazaalı bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu ve davalının davacının gerçek işvereni olduğu sonucuna vararak davanın kısmen kabulüne karar vermiş, davalının bilirkişi raporuna süresinde itiraz etmemesi nedeniyle davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu da belirtmiştir.

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1448 E., 2025/2518 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Kastamonu 1. İş MahkemesiSAYISI : 2021/467 E., 2024/28 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 04.04.2013-31.05.20 15... .08.2017-31.02.2020 tarihlerinde... Seyahat Organizasyon ve ... AŞ (...Turizm Şirketi) bünyesinde Kastamonu ilinde otobüs şoförü olarak çalıştığını, davalı tarafından yalnızca 04.04.2013-27.06.2013 tarihleri arasında sigorta bildirildiğini, bu nedenle hizmet tespiti davası açıldığını, en son net 4.000,00 TL ücretle çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı neden bildirilmeden feshedildiğini, müvekkilinin her ne kadar... Şirketinin Kastamonu şubesinde çalışmış olsa da işçilik alacaklarından gerçek işveren olan davalı Şirketin sorumlu olması nedeniyle davalıya yönelik dava açıldığını, müvekkili ile diğer çalışan işçilerin davalının armasını taşıyan kıyafetlerle çalıştıklarını, verilen biletlerde davalının bilgilerinin yazılı olduğunu belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ile asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, müvekkilinin dava dışı şirketlerle acentelik ilişkisi olduğunu, husumet itirazında bulunduklarını, haftanın 7 günü çalışma yapılmasının mümkün olmadığını, yıllık izin hususunda davacının isticvap edilmesi gerektiğini, asgari geçim indiriminin ödenmediği yönündeki iddianın gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... Kurumu (...) kayıtlarına göre ise davacının 04.04.2013-27.06.2013 tarihleri arasında dava dışı .... Şirketinde (... Şirketi) çalıştığı, davalı... Şirketinin dava dışı ... Şirketini bilet satış işlemleri konusunda yetkili kıldığı, davalı ve dava dışı şirket arasında gerçek anlamda acentelik ilişkisi bulunmadığı, aralarında muvazaalı bir asıl işveren alt işverenlik ilişkisi bulunduğu, iş sözleşmesinin haklı neden bildirilmeden feshedildiği, davacının 4 yıl 8 ay 27 gün çalışması olduğu, fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığı, hafta tatillerinde çalışmadığı, kullandırılmayan yıllık ücretli izinlerinin olduğu gerekçeleriyle hafta tatili ücreti talebinin reddine karar verilmek diğer talepler hüküm altına alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, diğer tarafın itirazı üzerine ya da Mahkemece kendiliğinden yeni bir bilirkişi raporu alınması ve sonuncu raporun önceki rapora itiraz edenin daha da aleyhine olması hâlinde, önceki rapor itirazda bulunmayan yönünden kesinleşeceği, itiraz eden taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gereği Mahkemece itiraz edenin lehine olan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi gerektiği, 19.10.2023 havale tarihli bilirkişi raporunun taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davalı tarafça bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmemesi karşısında davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve dosya kapsamındaki deliller nazara alındığında Mahkemece yapılan kabulde hata bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde;1. Dava dışı Şirketin müvekkili Şirketten bağımsız ayrı bir ticari işletme olduğunu, davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında acentelik ilişkisi olduğunu, ...markası altında acentelik sözleşmesine binaen karayolu yolcu taşımacılığı yapıldığını, davacının davalı yanında çalışmasının olmadığını,2. Davacının ücretinin hatalı tespit edildiğini,3. İşveren sıfatını kazanan acentenin işverene ait yetkileri kullanabildiği, bu itibarla acente tarafından istihdam edilen kimselerin işvereninin acente olduğu ve müvekkilinin acentenin işçilerine karşı işveren sıfatı bulunmadığını,4. Zamanaşımı def'inde bulunduklarını,5. Davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık beyanları esas alınarak hüküm kurulduğunu,6. Davacının çalışma süresi boyunca hiç yıllık izin kullanmamış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,7. Hükmedilen faiz türünün hatalı olduğunu ileri sürmüştür.B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davacının çalışma süresi, davalıya husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği ve davalının hüküm altına alınan alacaklardan sorumlu olup olmadığı ile kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram genel tatil ve yıllık ücretli izin, asgari geçim indirimi alacaklarının ispatı, hesaplanması, zamanaşımı ve hükmedilen faiz noktalarında toplanmaktadır.Bölge Adliye Mahkemesince "Mahkemece acentelik ilişkisinin muvazaalı olduğu tespiti ile (04.04.2013-31.05.20 15... .08.2017-29.02.2020 tarihleri arasında) davacının 4 yıl 8 ay 27 gün hizmeti bulunduğu ve bu hizmet süresinden davalının sorumlu olduğunun kabulüne göre 19.10.2023 tarihli bilirkişi raporunda yer alan hesaplamaların hükme esas alındığı görülmüştür. 19.10.2023 havale tarihli bilirkişi raporunun taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, (bu kapsamda tarafların erişim hakkının kısıtlanmadığı, taraflara hukuki dinlenilme hakkının verildiği) davalı tarafça bilirkişi raporuna süresinde (en geç 07.11.20 23... .00) itiraz edilmemesi karşısında davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu" gerekçesiyle davalının bu husustaki istinafının reddine karar verilerek İlk Derece Mahkemesi hükmü usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Dolayısıyla davalının bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olmasının hukuki etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.6100 sayılı Kanun'un 266/1 hükmünde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. Kanun’daki bu anlatımdan da hareketle bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir.6100 sayılı Kanun’un 281. maddesi ise şu şekildedir:“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.”24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinde de bilirkişi incelemesinin ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.Belirtilen düzenlemeler gereğince mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir.6100 sayılı Kanun'un 282. maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Madde düzenlemesinden hareketle bilirkişi incelemesi, 6100 sayılı Kanun'da yer alan “kesin delil” ve “takdiri delil” şeklindeki tasnifte, takdiri deliller içerisinde yer almaktadır. Bir vakıanın doğruluğunun belirlenmesi için ileri sürülen takdiri delilin ispat gücü, hâkimin bu konuda vicdani kanaatiyle yapacağı değerlendirme ile belirlenir. Bu çerçevede takdiri deliller içerisinde yer alan bilirkişi incelemesinin dosyaya sağlamış olduğu özel veya teknik bilgi ya da tespit vasıtasıyla, inceleme konusu olan vakıalara dayalı iddiaların ispatı hususunda hâkimde oluşan kanaat neticesinde bir karar verilir. Bu aşamada hâkim, uyuşmazlık konusuyla ilgili Kanun tarafından tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, olumlu ya da olumsuz bir karar vermek için gerekli olan kanaatin oluşumunda, bilirkişi raporunu dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirerek bir karar tesis edecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 05.07.2023 tarihli ve 2023/6-487 Esas, 2023/708 Karar sayılı kararı). Bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi ve hukuki değerlendirme hâkime aittir. Hâkimin de bilirkişi delilini takdirde serbestçe hareket edebilmesi asıl olduğuna göre hâkim, rapordaki teknik incelemenin dosya kapsamında sübut bulan vakıalara, hukuk kuralları ve emsal içtihatlara uygun olmadığı düşüncesindeyse yeni rapor alabilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.03.2023 tarihli ve 2022/3-508 Esas, 2023/226 Karar sayılı kararı). Yine bilirkişi incelemesi sonucu alınan görüş bir takdiri delil olduğundan hâkim gerekçelerini açıkça ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir (... vd., Medeni Usûl Hukuk Hukuku, Pekcanıtez Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul, On Altıncı Bası, 2025, s.3087; ..., .. ... ..., Medeni Usul Hukuku, ..., 2019, s.536). Hâkimin bu konudaki takdir hakkını rasyonel esaslara göre kullanması yeterlidir (İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 1975, s.655 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 05.07.2023 tarihli ve 2024/11-250 Esas, 2025/354 Karar sayılı kararı).Diğer yandan taraflardan biri bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olabileceği gibi her iki taraf da rapora itiraz etmeyebilir. Böyle bir durumda karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olmasının hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğuracağından söz etmek ve özellikle bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddi gerçeğe ulaşma amacıyla bağdaşmayacaktır (YHGK, 2022/3-508 E., 2023/226 K. ). Dolayısıyla bir takdiri delil olan bilirkişi raporunun herhangi bir şekilde hâkimi bağlayıcı etki doğurması, özellikle de bu etkinin taraflardan birinin itirazı ve diğer tarafın hareketsiz kalmasına bağlanması kabul edilebilir bir sonuç olmadığı gibi eksik ve hatalı olan bir raporun sadece tarafların itirazları doğrultusunda hâkimi bağlayıcı bir kesinlik kazanmasından söz edilmesi de doğru değildir (... vd., s.3081, 3083). Ayrıca kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle mahkemenin resen inceleme yapması gereken konularda tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin bir etkisi bulunduğundan söz edilemeyeceği de açıktır (YHGK, 2024/11-250 E., 2025/354 K.). 6100 sayılı Kanun’un 281. maddesinin gerekçesinde "Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz" ifadelerine yer verilmiş olup gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu hükümle bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmakta ise de bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan rapora itiraz etme hakkıdır. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281/3 hükmünün mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi Kanun’un kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması, kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi nedeniyle davalı lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle alacak talebinin reddedilmesinin kanuni bir dayanağı bulunmamaktadır (..., B. No: 2020/21347, 21.12.2023, § 53, 55... ). Nitekim içtihat yoluyla geliştirilen usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yoluyla bilirkişi raporuna itiraz edilmediğinden miktar yönünden karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle talebin esasına yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın reddedilmesi, Anayasa Mahkemesince mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale olarak kabul edilmiş ve sözü edilen müdahalenin ölçülü olmadığına karar verilmiştir (Ahmet Özgan ve Şule Özgan, § 40, 41, 49... ). Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda bilirkişi raporunun takdiri delil niteliğine uygun hareket edilmesi gerektiği açıktır. Bu noktada davalı tarafından bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmediği gerekçesiyle davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan söz edilemeyeceğinden, somut olay bakımından değerlendirme yapıldığında; davacı vekili, müvekkilinin 04.04.2013-31.05.20 15... .08.2017-31.02.2020 tarihlerinde... Şirketi bünyesinde Kastamonu ilinde otobüs şoförü olarak çalıştığını, ancak davalı tarafından yalnızca 04.04.2013-27.06.2013 tarihleri arasında sigortasının bildirildiğini, bu nedenle hizmet tespiti davası açıldığını, müvekkili ile diğer çalışan işçilerin davalının armasını taşıyan kıyafetlerle çalıştıklarını, verilen biletlerde davalının bilgilerinin yazılı olduğunu belirterek bir kısım işçilik alacağı talebinde bulunmuştur. Davalı, dava dışı Şirketle aralarında acentelik ilişkisi olduğunu, davacı ile aralarında iş ilişkisi olmadığını ve kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ... kayıtlarına göre davacının 04.04.2013-27.06.2013 tarihleri arasında dava dışı ...Şirketinde çalıştığı, davalı... Şirketinin dava dışı ...Şirketini bilet satış işlemleri konusunda yetkili kıldığı, davalı ve dava dışı Şirket arasında gerçek anlamda acentelik ilişkisi bulunmadığı, aralarında muvazaalı bir asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu ve davacının iddia ettiği tüm çalışma süresi boyunca davalı nezdinde çalıştığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki Mahkeme gerekçesi, davalı ile dava dışı Şirket arasındaki ilişkinin hukuki niteliği konusunda açık olmadığı gibi davacının hizmet süresi bakımından yapılan araştırma da hüküm kurmaya elverişli değildir.Dosya kapsamından davacının 27.06.2013-31.05.20 15... .08.2017-31.02.2020 tarihleri arasında davalı... Şirketinde çalıştığının tespitine yönelik bu Şirkete hizmet tespiti davası açtığı anlaşılmaktadır. Hizmet tespiti davasında hizmet süresi yönünden verilen karar alacak davası bakımından kesin delil teşkil eder. Dolayısıyla sözü edilen davada verilen karar, eldeki alacak davasını doğrudan etkileyeceğinden hizmet tespiti davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerekmektedir. Buna göre tespit davası bekletici mesele yapılmalı, kesinleşmesi beklenilmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.Diğer yandan davacının 04.04.2013-27.06.2013 tarihleri arasında dava dışı ...Şirketinde sigortalı çalışması bulunduğu görülmektedir. Bu dönem bakımından Mahkemece, davacının çalıştığı dava dışı Şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşme ve davacının iş sözleşmesi celbedilmemiş ve davalı ile dava dışı Şirket arasındaki hukuki ilişkiye yönelik yeterli araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle davacının çalıştığı dava dışı Şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşme getirtilerek davalı ile dava dışı Şirket arasındaki ilişkinin hukuki niteliği tespit edilmeli, bu kapsamda aralarında acentelik sözleşmesi bulunup bulunmadığı, bu sözleşmenin geçerli olarak kurulup kurulmadığı ve muvazaaya dayanıp dayanmadığı gerekirse tanıklar da yeniden dinlenilmek suretiyle tereddüte yer verilmeyecek şekilde belirlenmelidir.Mahkemece açıklanan hususlar gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.