Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde enerji içeceği sektöründe tanınmış boğa figürü markasına benzer marka başvurusuna kısmi itirazın reddi kararının iptali davası.
Özet: Bu hukuki dava, dünya genelinde tanınmış boğa figürlü markaları ve enerji içecekleriyle pazar lideri konumundaki davacının, benzer boğa figürü içeren bir marka başvurusunun tesciline yönelik itirazlarının davalı kurum tarafından reddedilmesi üzerine açılmıştır. Davacı, tescil edilmek istenen markanın, kendi yüksek tanınmışlığa sahip boğa figürlü markalarıyla görsel ve kavramsal olarak benzer olduğunu, özellikle 32. sınıf ürünler (enerji içecekleri) ve 35. sınıf hizmetler için karıştırılma ihtimali yarattığını ve markalarının itibarının zedeleneceğini savunarak, ilgili markanın bu sınıflar özelinde hükümsüzlüğünü talep etmektedir. Davalı kurum ise, tarafların markalarındaki boğa figürlerinin ticari hayatta yaygın kullanımı nedeniyle ayırt ediciliğinin düşük olduğunu ve genel izlenim itibarıyla karıştırılma ihtimali bulunmadığını iddia ederek davanın reddini savunmaktadır.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/70 Esas - 2025/251
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2025/70 KARAR NO : 2025/251...DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile HükümsüzlükDAVA TARİHİ : 13/02/2024KARAR TARİHİ : 03.07.2025GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : 03.07.2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka ....Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacının tescilli ve tanınmış “boğa figürü” markalarına dayalı olarak davalı şahıs tarafından tescil edilmek istenilen.... sayılı marka başvurusunun 32. Sınıfa giren emtialar ve bunların 35. Sınıf altında satışı hizmetleri yönünden tesciline karşı dosyaladığı kısmi itirazların diğer davalı...tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira Avusturya’da yerleşik olan davacının başta enerji içecekleri olmak üzere tüm ürünleri yüksek tanınmışlığa ulaşmış bir şirket olduğunu, davacının “....” ibareli ve boğa figürlü markalarının dünya çapında 186 ülkede tescille korunduğunu, davacının ürünleri ile tüm dünyada pazar lideri konumunda olup, 2021 yılı verilerine göre 9,6 milyar kutu enerji içeceği sattığını, dünya çapındaki enerji içeceği pazarının yarısından fazlasını elinde bulundurduğunu, 2020 yılı için Türkiye’deki %65,5 pazar payı ile de T.... ürünlerinin tanıtımı için 4.642.000 Euro, pazarlaması için ise 12.573.000 Euro harcama yaptığını, tescil, reklam ve yoğun kullanım neticesinde, yalnızca .... değil, boğa şeklini ihtiva eden davacı markalarının da tek başına davacı ile anılır duruma geldiğini, dava konusu edilen marka her ne kadar “....ibaresini de ihtiva ediyor ise de, bu markada kullanılmış olan boğa figürünün görsel açıdan ön planda olduğunu ve bu yüzden de dava konusu edilen markanın davacının markaları ile görsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduğunun kabulünün gerektiğini, ayrıca dava konusu edilen markanın, davacının markalarının tescilli ve tanınmış olduğu 32. Sınıfa giren emtialar ile bunların 35. Sınıf altında satışı hizmetlerinde de kullanılacağını, dolayısıyla taraf markaları arasında bu emtialar özelinde karıştırılma ihtimalinin olduğunun kabulünün gerektiğini, sıradan markalar arasında iltibasa neden olmayan bir benzerliğin, tanınmış markalar söz konusu olduğunda, markanın daha geniş tüketici kitlesi tarafından biliniyor olması nedeniyle tanınmış markayı çağrıştırmasının ve dolayısıyla iltibasa neden olmasının söz konusu olabileceğini, zira tanınmış markaların daha geniş bir korumadan yararlanmakta olduğunu, davacının markalarının tanınmışlığının .... sayılar tahtında ilgili sicile şerh edilmiş olduğunu, dolayısıyla dava konusu edilen markanın dava konusu edilen emtialar yönünden tescili halinde ortalama tüketicinin bu markanın da davacıya ait olduğuna zannedeceğini, davacının tanınmış markaları ile karıştırılacak derecede benzer olan dava konusu edilen markanın tescil edilmesi halinde davalının davacının markalarının tanınmışlığından haksız olarak faydalanacağını, davacının markasının tanınmışlığına ve ayırt ediciliğine zarar verileceğini ve markanın itibarını zedeleyeceğini iddia ederek, ....başvuru sayılı markanın 32. sınıftaki “biralar; bira yapımında kullanılan preparatlar. Maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar. Enerji içecekleri (alkolsüz); proteinle zenginleştirilmiş sporcu içecekleri” ve bunların 35. Sınıf altındaki satış hizmetleri yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; ; dava konusu edilen markanın tüm unsurları ile birlikte bir bütün olarak ele alındığında, davacı şirkete ait itiraz gerekçesi markalar ile görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle iltibasa yol açabilecek düzeyde benzer olmadığının görülebileceğini, taraf markalarında kullanılmış olan “boğa figürleri”nin gücü sembolize eden ve çeşitli stillerde tertip edilerek gündelik ve ticari hayatta yaygın olarak kullanımı bulunan bir unsur olduğunu ve markasal hüviyette ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, dava konusu edilen markanın tüketiciler tarafından farklı bir ticari kaynaktan gelen farklı bir marka olarak algılanacağını, yani taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının somut uyuşmazlıkta SMK m. 6/5 hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki iddialarını da somut delillerle ispat edemediğini ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesi davalı şahsa usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, ancak davalı şahıs yasal süresi içerisinde davanın esasına cevap vermediği gibi dava dosyasına bilahare herhangi bir savunma da sunmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,..... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde; davalının 05.10.2021 tarihinde .... 24.02.2023 tarihli ve .... sayılı karar ile, davacının itirazlarını mesnet alınan tüm markalar ve gerekçeler yönünden reddettiği, bunun üzerine davacının itirazını aynı markalara ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak tekrar ettiği, bu itirazın da T....’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun huzurda dava konusu edilen 12.12.2023 tarihli ve .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER: MARKALAR ARASINDA İLTİBAS TEHLİKESİNİN/KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Marka hukukunda karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanabilir. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının itirazlarına/davasına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyeceği, Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir10. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Bundan sonra; uyuşmazlık konusu olan markalar yan yana konularak görsel olarak karşılaştırıldığında; davacının markalarının bir kısmı şekil, bir kısmı kelime markasıdır, bir tanesi de hem şekil hem de kelime unsuru ihtiva eden karma bir markadır; bu işaretlerde başını/boynuzlarını aşağıya indirmiş, saldırmaya hazırlanan bir ya da başları birbirlerine dönük iki boğa figürü ve/veya “....dır ve bu anlamı haiz kelime öbeğinin her iki dildeki halinin de, birer sıfat tamlaması olmalarına rağmen, markasal hüviyette belli bir orijinallik taşıdığı, dolayısıyla zayıf bir marka olduğundan bahsedilemeyeceği; her ne kadar.... kelimeleri, “kırmızı rengi gören boğanın saldırıya geçtiği” yönündeki beynelmilel kanaat nedeniyle ilişkilendirilebilir kelimeler/kavramlar ise de, doğada kırmızı bir boğa bulunmadığından, “...” tamlamasının özgün ve orijinal bir kurgusu olduğu ve dolayısıyla markasal hüviyette ayırt ediciliği haiz olduğu, davacının markalarında kullanılmış olan boğa figürlerinin de özgün olmamakla birlikte belli bir kompozisyonu haiz olduğu, Dava konusu edilen markanın da; renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir marka olduğu; işarette turuncu renkli bir daireden müteşekkil bir zemin üzerine koyu gri renkli, başı/boynuzları havada bir boğa figürünün önden görünüşü konuşlandırılmış ve bu figürün altına da, beyaz renkli, siyah çerçeveli kalın ve büyük harflerle, büyük puntolarla “....” kelime unsurunun, işaretin genel görünümü itibariyle geri planda kaldığından bahsedilemeyeceği , bu işarette markasal hüviyette esas koruma altına alınmak istenilen unsurun, tek başına boğa şekli/figürü olduğunun söylenemeyeceği, Taraf markalarında, farklı çizimleri ve özellikleri haiz, farklı açılardan ele alınmış boğa figürlerinin ortaklığından hareketle, taraf markalarının görsel açıdan benzer olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, dava konusu edilen markada, bu figürün tek başına ön planda olmaması, “....” gibi, Türkçe’de veya İngilizce gibi yaygın olarak bilinen dillerde yerleşik bir anlamı olmayan, davalı tarafından yaratılmış orijinal ve dolayısıyla da markasal hüviyette ayırt ediciliği yüksek bir kelime unsuruyla birlikte kullanılmış olması ve dahi taraf markalarındaki boğa figürlerinin duruşları ve açıları itibariyle de bir hayli farklı olması, taraf markalarını görsel açıdan birbirlerinden uzaklaştırmaktadır. Somut uyuşmazlıktaki gibi, belli bir kurgu/kompozisyon içerisinde, ticari dürüstlük kuralları içerisinde kalabilen bir boğa figürü kullanımının, davacının boğa figürlü markalarıyla ilişkilendirilme ihtimalini bertaraf ettiği, bu nedenle de; dava konusu edilen markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve tümüne hakim olan görünüşü içerisinde, davacının markalarında da kullanılmış olan bir boğa figürünün mevcudiyetinden hareketle taraf markalarının görsel açıdan benzediğinin söylenemeyeceği, Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarının birbirlerinden farklı kelimeler ihtiva ediyor olması, markaların okunuşlarını, markaların kulakta bıraktıkları tınıları olabildiğince farklı kılmaktadır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları kavramsal algı ise, yukarıda da değinildiği üzere, ....” ibaresinin yarattığı, “anlamlı olmayan/yabancı bir sözcük” algısı itibariyle, birbirlerinden oldukça farklı olduğu, Bütün bunlara göre; karşılaştırılan markaların görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle bu mal veya hizmetlerin; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı13 niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı muhtelif markaları, davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen 32. Sınıftaki içeceklerin aynıları veya başka kelimelerle ifade edilmiş versiyonları yönünden tescillidir. Ayrıca davacının markalarının kapsamına, yine dava konusu edilmiş olan, 35. Sınıf altında, 32. Sınıfa giren emtiaların satışı hizmetleri de girmektedir. Bu yüzden de, somut uyuşmazlıkta; davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar açısından, davacının muhtelif markaları yönünden emtia ayniyeti/benzerliği şartının gerçekleştiği, Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir . Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Somut olay açısından; davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen içeceklerin hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların daha ziyade günlük tüketime konu/nispeten ucuz fiyata satılan emtialar olması nedeniyle de alıcılarının, bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/ dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı, Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici /müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; taraf markalarında “boğa figürü”nün kullanılmış olmasından hareketle, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunun söylenemeyeceği, dava konusu edilen markadaki gibi, “ticari dürüstlük kuralları” içerisinde kalan bir şekilde, yani belli bir kompozisyon içerisinde ve davacının markalarında kullanılan “boğa figürü”nden farklılaşmış bir kurguda kullanılan şeklin, bu markayı davacının markaları ile görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği, bu durum, davacının “boğa figür”lü markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen markayla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Markalardaki bu farklılıkların, seçicilik/algı/dikkat/özen seviyeleri düşük de olsa, alıcıların/tüketicilerin bu markalar altında sunulan içeceklerin, aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Sonuç olarak, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığından, somut olayda emtia ayniyeti/ benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunmadığı, Tanınmışlık İddiaları; 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir........” denilmektedir. 6769 sayılı SMK’nın 6/5. Maddesi kapsamında bir korumadan yararlanılabilmesi için; Tanınmış marka sahibinin bu markanın tescilinden zarar görme ihtimali, Haksız yarar sağlama, Tanınmış markanın itibarına zarar verme, Tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme, gibi şartlar aranmaktadır. Dolayısıyla, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir. Somut olayda ise; davacının markalarının SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, taraf markalarının benzer olması gerekir. Taraf markaları benzer bulunmamıştır. Ayrıca; SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleşme ihtimaline dair, davacı tarafından sunulan herhangi bir delile dosya içeriğinde rastlanılamadığı gözetildiğinde, somut olayda, SMK m. 6/5 hükmünün uygulanması şartlarının oluştuğu doğrudan söylenemeyecektir. Alkolsüz içecek ve bira emtialarında “boğa figürü”nün markasal hüviyette kullanılmasının, ortalama tüketici nezdinde doğrudan ve ilk anda davacının ürünlerini çağrıştıracağı ve bu çağrışım nedeniyle tüketicilerin bu markayı taşıyan ürüne yönelecekleri, bu nedenlerle; SMK m. 6/5 hükmünde aranan durumların somut olayda gerçekleştiğinin/gerçekleşme ihtimali olduğunun ispatlanamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Davalının markasının kapsamına giren ve dava konusu edilen tüm emtialar yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, Dava konusu edilen emtiaların hitap ettiği alıcı/tüketici kitlesinin bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyesinin yüksek olmadığı, Karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının dava konusu edilen emtialar açısından tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, Dava konusu edilen 12.12.2023 tarihli ve .... kararının yerinde olduğu, kanaatlerine varılarak davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekilince istinaf edildiği, ..... sayılı ilamıyla, "GEREKÇE : Dava, .... kararının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. "Dava Konusunun Devri" başlıklı HMK'nın 125/1. madesi "Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür." hükmünü havidir. Somut uyuşmazlıkta da dava dışı .... vekili tarafından sunulan 15.01.2025 tarihli dilekçe ile davalı .... sayılı markalarının müvekkiline devredildiği bildirilmiş ve davaya müdahale talebinde bulunulmuştur. Anılan dilekçenin ekinde sunulan noterden düzenlenen devir sözleşmelerinin incelenmesinden, davalının dava konusu .... sayılı başvuru markasının 05.09.2024 tarihinde .....'ne devredildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla HMK'nın yukarıda anılan 125. maddesi uyarınca işlem yapılması ve taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir (.....). Her ne kadar dava konusu .....sayılı başvuru markasının devredilmiş olduğu hususu, ilk kez istinaf aşamasında, yukarıda tarihi belirtilen dilekçeyle bildirilmiş, diğer bir deyişle ilk derece mahkemesine bu hususta bir bildirimde bulunulmamış ise de, yine yukarıda belirtildiği üzere, anılan markanın 05.09.2024 devir tarihi, ilk derece mahkemesinin 19.09.2024 karar tarihinden öncedir. Dolayısıyla bu devir nedeniyle gerekli işlemlerin yapılması ve taraf teşkilinin sağlanması da ilk derece mahkemesince yapılmalıdır. Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle 05.09.2024 tarihli devir sözleşmeleri dolayısıyla HMK'nın 125. maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılabilmesi ve taraf teşkilinin sağlanabilmesi amacıyla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. " biçimindeki gerekçeler ile mahkememiz kararını kaldırmıştır. Mahkememizce kaldırma kararı doğrultusunda davalı .... vekiline dosya kapsamında gerekli tebligatlar yapılmıştır. Dosya kapsamında yapılan ek inceleme ve değerlendirmeler sonucunda mahkememizce kaldırma öncesi ulaşılan kanaatlerinde bir değişiklik olmamış, aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.03.07.2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır